17 Ağustos 2006 Perşembe, Vakit gazetesi
ABD Dışişleri bakanı Rice Lübnan ziyareti esnasında ateşkes için henüz erken olduğunu söylemişti. Çünkü yıkım ve katliam yapmaları için siyonistlere biraz daha mühlet verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bununla birlikte yıkım ve katliamlar siyonist devlete askeri yönden pek kazanım sağlamıyordu. Savaşın askeri ciheti, sınır bölgelerinde vuku bulan kara çarpışmalarında kendini gösteriyordu. İşgalcilerin karadaki başarısızlıkları füze tehdidi altında bulunan bölgelerdeki yahudi göçmenleri etkileyen tehlikenin de devam etmesi demekti. Bu tehlikeden kaynaklanan zorluklar yahudi göçmenlerin tahammül sınırlarını zorlamaya başlayınca uluslar arası emperyalizmin müdahalesiyle bir ateşkes kararı alındı. Dolayısıyla bu karar Lübnan halkı, bu halka yönelik siyonist vahşetin son bulması için değil siyonist devlet ve onun işgal altındaki Filistin topraklarında oluşturduğu yapay "İsrail toplumu" için çıkarılmıştır.
Kararın öncelikli amacı siyonist devleti kuzey sınırdan sağlama almak ve buradaki tehlikeyi uluslar arası güç vasıtasıyla ortadan kaldırmaktır. Uluslar arası güç Hizbullah milislerini dağıtmayı ve silahlarını ellerinden almayı başaramasa bile ateşkes kararının uygulanması gerekçesiyle hareket imkânlarını daraltacak. Buna karşılık siyonist devlet zaman zaman "kendini savunma" iddiasıyla hava saldırıları düzenlemeye devam edecek ama kara harekâtına girişmeyecek. Uluslar arası güç muhtemelen Hizbullah'ın füze saldırılarını gerçekleştirdiği noktaları tespit etmeye ve bu konuda gizli bağlantılarla siyonist işgal güçlerine lojistik destek vermeye çalışacak. Ateşkes kalıcı çözüm olmadığından lojistik faaliyetler siyonist devletin yeni bir operasyon planı için hazırlık olacaktır. Zaten siyonist devleti bu savaşta en çok sıkıntıya sokan hazırlıksız yakalanması oldu. Çünkü ABD ve İsrail'in güz ayları için bir Lübnan operasyonu planladığı artık şüphe götürmeyecek derecede ortaya çıktı. Hizbullah'ın iki işgalci askeri esir alması üzerine siyonist devlet bu planını öne çekmek zorunda kaldı. Ama bunu hazırlıksız, askeri gücüne biraz fazla güvenerek yaptı.
1701 nolu tuzağın en önemli tehlikelerinden biri de siyonist devleti Filistinle ilgili saldırı planlarında rahatlatmaktır. Siyonist devlet 28 Haziran 2006'da başlattığı operasyonda Filistin özerk yönetim bölgelerini her yönden kıskaca almak ve buralarda büyük bir yıkım ve katliam gerçekleştirmek istiyordu. Hizbullah'ın Güney Lübnan'dan bir cephe açması saldırgan işgalcilerin bu planlarını sürdürmelerini zorlaştırdı. Şimdi işgalci devlet Lübnan cephesi konusunda rahatlayıp, Filistin tarafına yüklenme planını kaldığı yerden sürdürmek istiyor. Özellikle Lübnan cephesindeki ağır darbelerin oluşturduğu psikolojik hava işgalci siyonist devletin Filistin'e yönelik tutumunda etkileyici olabilir. Ehud Olmert burada yıpranan imajını kurtarmak ve yeniden tehdit gücünün trendini yukarı çekmek amacıyla Filistinlilere yönelik saldırılarında şiddet derecesini yüksek tutmaya kalkışabilir. Lübnan tarafında ateşkesin uygulamaya geçirilmesinden hemen sonra Gazze'ye bir hava saldırısının düzenlenerek üç kişinin öldürülmesi, ardından Batı Yaka'daki Asker mülteci kampına girilerek evlerin yıkılması, insanların rasgele tutuklanması, 16 Ağustos Perşembe sabahı da Gazze'nin Han Yunus kasabasına hava saldırısı düzenlenerek iki Filistinlinin öldürülmesi siyonist devletin bu konudaki niyetlerini açığa vurmaktadır. Bu sebeple Lübnan'daki ateşkesin Filistin topraklarının yeniden ateşe verilmesi için fırsat olarak değerlendirilmesine göz yumulmaması, bu konuda Müslüman kamuoyunun duyarlı ve dikkatli olması gerekir. Emperyalizmin, özellikle de ABD'nin amacı İsrail'e bu fırsatı sağlamaktır.
Türkiye'nin 1701 nolu karar çerçevesinde Güney Lübnan'a asker göndermesi yanlış olur. Bazıları bu işin oyun tarafını gizleyip dıştan müspet görülen yönlerini öne çıkararak Türkiye'nin de asker göndermesini istiyorlar. Karar tamamen siyonist devletin çıkarlarına ayarlandığından Türkiye'nin asker katması Türkiye toplumunun ve bölgedeki mazlum halkların duyarlılıklarına ve menfaatlerine uygun bir sonuç doğurmayacaktır.
Dışişleri bakanı Abdullah Gül'ün, adeta geçmiş olsun ziyareti yapar gibi İsrail ziyareti gerçekleştirmesini de isabetli bulmuyoruz. Daha dün Lübnan'da on günlük bebekleri katleden elleri sıkmakta bu kadar aceleci davranmanın sebebini anlamak zor.
Okuyucularımızın işgalci devletin kayıplarını da merak ettiklerine inanıyoruz. İnşallah müteakip yazımızda bu konuda bilgi vermeye çalışacağız.