15 Temmuz 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi
Yüce Allah şöyle buyurur: "Size bir yara dokunduysa karşı topluluğa da benzer bir yara dokundu. Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehidler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmrân, 3/140)
İşgalci siyonistin saldırganlıkta sınır tanımaması, hiçbir insanî ve ahlâkî ölçüye riayet etmemesi, üstelik başta ABD olmak üzere kendisiyle aynı anlayışa sahip çağdaş emperyalizmi arkasına alması gerçekleştirdiği saldırılardan doğan zararların büyük olmasına yol açmaktadır. İşgalci devletin önemli bir avantajı da hava saldırılarında kullandığı teknolojinin tahrip gücünün çok yüksek olması ve zikrettiğimiz sebeplerden dolayı bu alandaki imkânlarını sınırsızca kullanmaktan çekinmemesidir. İsrail'in avantajları onun saldırılarına maruz mazlum halklar açısından dezavantaj olduğu gibi bu halklar bir de dünyanın kendilerini yalnız bırakmasının ızdırabını yaşıyorlar. Ama bütün bunlara rağmen saldırganın aldığı yaralardan da söz etmek gerekir.
Her şeyden önce işgalci devlet Hizbullah'ın eylemiyle önemli bir yara almıştır. Bu eylemde ve devamında gerçekleşen çatışmalarda saldırgan devletin en az iki tankı tahrip edilmiş, 8 askeri öldürülmüş, 21 askeri yaralanmış, 2 askeri de esir alınmıştır. Normalde Gazze'ye yönelik geniş çaplı operasyon hazırlığı içine giren işgalci devlete karşı tam operasyon öncesinde Kerem Ebu Sâlim kapısında eylem gerçekleştirilmesi Filistinlilerin eline de küçümsenemeyecek bir avantaj geçmesini sağlamıştı. İşgal devleti kamuoyu bu hadise ve devamında yaşanan gelişmeler sebebiyle önemli tartışmalar yaşarken Güney Lübnan'daki darbe tartışmaların daha da ateşlenmesine yol açtı. Bu da Olmert hükümetinin siyasi yönden bayağı yıpranmasına sebep oldu.
Siyonistler Güney Lübnan'da iki askerlerinin esir alınması üzerine önce karadan bir hareket başlattılar. Ancak çıkan çatışmalarda beş askerlerinin öldürülmesi onları kara saldırısını durdurmaya zorladı. Ondan sonra tamamen hava saldırılarına ağırlık verdiler ki yukarıda zikrettiğimiz hususlar onların bu konudaki en önemli avantajlarıdır.
Bununla birlikte Hizbullah direnişçilerinin imkânları Filistin'deki direnişçilerin imkânlarına nispetle çok daha iyidir ve bu, işgalci siyonistleri korkutmaktadır. Ellerindeki kısa menzilli Katyuşa füzeleri bile 25 km'ye kadar ulaşmaktadır ve işgal devletinin saldırısının başlamasından sonraki 24 saat içinde en az 85 Katyuşa ve raad füzesi fırlattılar. Bu saldırılarda bizzat İsrail kaynaklarının verdiği bilgilere göre iki İsrail vatandaşı öldürüldü bazıları ağır en az yetmiş kişi de yaralandı. Böylece ilk eylemde ve ilk çatışmalarda vuku bulan zayiatla birlikte İsrail'in ölü sayısı 10'a yaralı sayısı da 91'e çıkmış oldu. Ayrıca Hizbullah mücahitleri, siyonistlerin Lübnan ve Suriye'yi gözetlemede kullandıkları Cermak (işgalcilerin Niron dedikleri) tepesindeki askeri mevzilerine birkaç raad füzesi fırlatarak önemli tahribata sebep oldular.
Gerçekleştirilen füze saldırıları sebebiyle yahudi göçmenlerin yoğun olduğu Neharya, Kiryat Şimone, Zer'it, Celil ve Safed başta olmak üzere kuzeydeki pek çok şehir gölge şehir haline geldi. İşgal devleti buralarda ikamet edenlerden sığınaklarda kalmalarını istiyor. Bu arada kuzeyden güneye doğru yoğun göç olduğu haber veriliyor.
Lübnan'da çatışmaların sürdüğü sırada FHKC eylemcileri Gazze'de bir işgalci askeri pusuya düşürerek öldürdüler. Askalân ve Sderot'a yönelik füze saldırıları da devam ediyor. Dün (14 Temmuz Cuma) sabah Sderot'a atılan bazı füzelerin sanayi sitesindeki binalara düştüğü ve bazı binaları tahrip ettiği bildirildi. Can kaybı hakkında ise herhangi bir bilgi verilmedi.
Güney Lübnan'da kara çarpışmasında askerleri öldürülünce çekilen işgal ordusu sözcüsü bunu: "Hizbullah'ı aslında kara çatışmalarında yenmek lâzım, ama yeni bir asker kaybı olursa bunu İsrail kamuoyuna izah edemez ve sokaklara taşacak tepkileri göze alamayız" sözleriyle izah etmeye çalıştı. Bu şekilde göğüs göğüse çarpışmaktan kaçan siyonist hava gücünü kullanarak, Gazze'de yaptığı gibi Lübnan'da da savunmasız insanları kitleler halinde öldürmeye ve altyapıyı tahrip etmeye çalışıyor. Yani siyonist mertçe savaşmaktan kaçıp korkakça ve haince saldırıyor. Onun bu haince saldırılarına karşı İslâm dünyası mertlik gösterip de Lübnanlı direnişçilere gelişmiş uçaksavar takviyesi yapabilse siyonist düşmanın gücünün nasıl kırıldığını göreceksiniz. Ne yazık ki korkak ve hain siyonisti cüretlendiren en önemli sebeplerden biri ABD'nin kumanda ettiği yönetimlerin korkaklığıdır.