Ümitler Canlı

16 Ağustos 2006 Çarşamba, Vakit gazetesi

Dün (15 Ağustos Salı) sabah IHH'nın öncülüğünde hazırlanan yeni bir yardım konvoyunun Lübnan'a gönderilmesi münasebetiyle düzenlenen kahvaltılı program için Feshane'deydik. Tarihle tabiatın güzelliğinin birleştiği Feshane'nin bahçesinde kır gezisi gibi bir kahvaltı programı aynı zamanda Türkiye'nin dört bir yanından gelen ve IHH'nın öncülüğünde başlatılan yardım programına destek veren sivil toplum kuruluşlarını temsil eden farklı yüzlerle görüşmemize, yeni dostlar edinmemize vesile oldu.

Bu insanları orada bir araya getiren, iman kardeşliğinin kazandırdığı dayanışma ve yardımlaşma bilinciydi. Bu bilinç ve duyarlılıkla yürütülen çalışmalarla 13 tıra gıda ve ilaç başta olmak üzere acil ihtiyaç maddeleri doldurulmuştu. Düzenlenen programın ardından hepsi Lübnan'a doğru yola çıkarıldı. Yüce Allah, gayret edenlerin amellerini ve niyetlerini kabul etsin.

Biz, Amerikan emperyalizminin güdümündeki BM'nin, işgalci siyonistleri içine düştükleri girdaptan kurtarmayı ana hedef sayan 1701 sayılı ateşkes kararından dolayı değil ama Müslüman toplumlar ve halklar arasındaki kardeşlik ve dayanışma bilincinin güçlenmesinden dolayı ümitliyiz. Bu, Lübnan ve Filistin'de siyonist saldırganlığa karşı varlık mücadelesini sürdürmekte kararlı halklar için de ümit vesilesidir.

"Filistin için ne yapabiliriz?" sorusu sıkça karşılaştığımız soruydu. İşgalci saldırganların Lübnan'a bombalar yağdırması üzerine buna "ve Lübnan için" ibaresi de eklendi. Bugün gelinen nokta bir şeyler yapabildiğimizi gösterdi. Önemli olan bir kolektif bilinç geliştirebilmek ve kendini basite almaktan, "benimle ne artar ne eksilir" diye düşünmekten kurtulmak. Biz bunu sürekli vurguluyoruz. Bir şeyler yapabilmenin de en önce "sahiplenme" ile başladığı sıkça ve özellikle vurguladığımız bir diğer önemli husustur.

Türkiye toplumuna Filistin davası şimdiye kadar hep siyonistlerin hizmetindeki medya organlarının saptırmacı yayın politikalarının penceresinden gösterildi. Mesele sürekli bir "Arap - İsrail sorunu" veya "Ortadoğu sorunu" olarak lanse edildi. Bugün ortaya çıkan manzara artık bu dışlayıcı yaklaşımın aşıldığını ve bir sahiplenme bilincinin geliştiğini gösteriyor.

Sahiplenme bilincinin daha da yaygınlaştırılması ve pratiğe yansıtılması gerekir. IHH başkanı Bülent Yıldırım'ın Feshane'deki törende yaptığı konuşmada da ifade ettiği gibi emperyalist ve siyonist zihniyetin gökyüzüne yaydığı uydular Türkiye'yi gözlerken her tarafta Türkiye bayrağının yanı sıra Filistin bayrağının da asıldığını görmeli. Araçlara bu sahiplenme anlayışını yansıtan çıkartmalar ve flamalar yapıştırılmalı. Dükkânların, muhtelif işyerlerinin kapılarına çok rahat bir şekilde bu tür bayraklar asılmalı, bantlar yapıştırılmalı. Bugün Suriye ve Lübnan'da Hasan Nasrullah'ın fotoğraflarının basıldığı tişörtler piyasaya sürüldüğü gün bittiği gibi Türkiye'de de üzerine, Filistin ve Lübnan halkının davasına sahiplenmeyi ifade eden desenlerin, rumuzların basıldığı tişörtler gençlerin büyük ilgisine mazhar olmalı. Yani sahiplenme duyarlılığı pratiğe çok aktif ve yaygın bir şekilde yansımalı. Birilerinin bunu sektör haline getirmelerine de fırsat verilmeden.

İman kardeşliğinin kazandırdığı bilinçle buradan Filistin ve Lübnan halkına gönderilen insanî yardımlar işgalci siyonistlere, cephede atılan kurşunlar kadar dokunmaktadır. Öte yandan, siyonist vahşetin saldırganlıkta sınır tanımamasına rağmen varlık mücadelelerinde azimli olan halklara moral ve güç kazandırmaktadır. Evi yıkılan bir Lübnanlı kendine Türkiye'den el uzatıldığında kendini adeta evine kavuşmuş gibi hisseder. Çünkü yalnız olmadığını, arkasında kendine sahip çıkan kardeşlerinin bulunduğunu görecektir. Böylece sadece bir paket pirinç, iki torba un almış olmuyor. Geleceğe ümitle bakmasını sağlayacak bir moral ve manevi güç de kazanıyor.

IHH ve beraberindeki sivil toplum kuruluşları yardım faaliyetlerini sürdürüyorlar ve önümüzdeki günlerde gemilerle yardımlar göndermeyi planlıyorlar. Bu çalışmalara herkesin gücü ve imkânı ölçüsünde katkıda bulunması gerekir.

İşgalci siyonist cephede askeri yönden hiçbir kazanım elde edemedi. Bu yüzden kendi içinde bir deprem yaşıyor ve yaşayacak. Ama BM, ABD ve AB'den aldığı destekle yine masabaşı oyunları çevirerek sonucu lehine çevirmeye çalışıyor. Buna fırsat verilmemeli. Onun için bu konunun da tahlil edilmesi ve Türkiye'nin bu konuda alması gereken tavır hakkında kanaatlerin ortaya konması gerekiyor. İnşallah müteakip yazımızda bu konuyla ilgili tespitlerimizi ilginize sunacağız.

İrtibatlı Yazılar

  • "Dağıtan Hayalet" İsrail'i Dağıttı
  • HAMAS İsrail'i Tanımadı ve Pes Etmedi
  • İsrail'in Amacı
  • Direniş ve İhanet
  • İnsanlık Hedefte
  • İsrail Vahşet Pazarlıyor
  • Komplo Teorileriyle Başetmek
  • Hizbullah Cesareti
  • Onlar da Yara Aldı
  • Zalimler ve Mazlumlar Cephesi
  • Psikolojik Savaş
  • Bombalar ve Balonlar
  • Bizim Psikolojik Savaşımız
  • Aptal Bush'un Akıllı Bombaları
  • BOP, GOP, YOP ve Sonunda HOOOP!
  • İlmi Fitneye Alet Etmeyin
  • Yeni Bir Kara Eylül Planı: YOP
  • Filistin'de Durum
  • Canbulat'tan Yine Dürzilik
  • Siz Hâlâ Olmert'in Dostu musunuz?
  • İsrail Hesabına Diplomasi
  • İsrail'i Kurtarma Diplomasisi
  • Kiralık Ka(til/lem)ler
  • Dünyanın Merkezinde Sıcak Gelişmeler
  • Siyonizmin Yeniden Azgınlaşması
  • 1701 Nolu Tuzak
  • İsrail'in Kayıpları
  • İsrail'in İç Savaşı
  • Mahzun Mescidi Aksa
  • Gül'ün Ziyaretleri ve Türkiye'nin Yeri
  • Şimdi de Uluslar arası İşgal mi?
  • Siyonizmin Lübnan Hezimeti