Psikolojik Savaş

20 Temmuz 2006 Perşembe, Vakit gazetesi

Çağdaş emperyalizmin ve onun himayesindeki siyonist işgalcilerin İslâm âlemine yönelik savaşlarının önemli bir boyutunu da psikolojik savaş oluşturmaktadır. Kavramlar ve isimler konusunda oyuna getirildiğimiz gibi psikolojik savaş konusunda da oyuna getirildiğimizi burada hatırlatmak istiyoruz.

Biz bu konuyu daha önce ABD'nin Irak savaşında yürüttüğü stratejiyle ilgili olarak da gündeme getirmiştik. Aynı stratejinin son dönemde işgalci saldırgan siyonistlerin Filistin ve Lübnan'da yürüttükleri savaşta da karşımıza çıktığını görüyoruz.

Öncelikli olarak Lübnan'a yönelik saldırıyı vasfetmede "orantısız güç kullanımı" isimlendirmesi öne çıktı. Bu isimlendirmeyle siyonistlerin askeri güçleriyle, onların hedef aldıklarının askeri güçleri arasında kıyaslanamayacak fark olduğuna dikkat çekilmek isteniyordu. Bir diğer amaç ise işgalci saldırganların karşı tarafın askeri gücünün zayıflığını dikkate almadan elindeki askeri gücü sınırsızca kullanmaktan çekinmediği vurgulamasının yapılmasıydı.

Güç farkı bir gerçektir. Ama ortada bir de orantısız inanç ve sabır farkı olduğu ve bu farkın karşı tarafın güç farkını kapatabildiği gözden uzak tutulmamalıdır. Ayrıca ortada her ne kadar teknolojik yönden güç farkı olsa da savunma konumundakilerin sahip olduğu askeri güç de karşı tarafa büyük zararlar verebilecek miktardadır ve vermektedir.

Ne var ki saldırgan taraf psikolojik savaş taktiklerine önem verdiğinden kendi kayıplarını ve zararlarını gizlemeye büyük özen gösteriyor. Örneğin biz bu yazıyı yazmadan önce yayınlanan son haberde Lübnan'a yönelik saldırının başlatılmasından sonra işgalciler tarafındaki can kaybının 13 olduğu söyleniyordu. Oysa sadece Hayfa tren istasyonuna yönelik füze saldırısındaki can kaybının 9 olduğu resmi açıklamalarda bildirildi. Gerçek sayının ise 15 olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca Lübnan kıyısına yanaşan savaş gemisine yönelik saldırıda da işgal devleti dört askerinin kaybolduğunu açıkladı. Sonra bunlardan üçünün parçalanmış cesetlerinin bulunduğunu bildirdi. Bu iki olayda ölenlerin resmi açıklamalara göre sayısı 13'ü buluyor. Buna ek olarak sadece Neharya (haber kaynaklarında siyonistlerin tercih ettiği Nahariye ismi kullanılıyor) şehrine yönelik füze saldırılarında birçok ölüm olayından söz eden haberler okuduk. Yine Safed, Celil ve Tabariye (haber kaynaklarındaki Tiberias adı siyonistlerin kullandığı addır) şehirleri başta olmak üzere kuzeydeki birçok şehirde ölüm olaylarından söz eden saldırılara dair haberler yayınlandı. Hayfa'da üç katlı bir binanın bir füzeyle yerle bir edildiği haberlerde geçti. Bu binanın içinin boş olduğunu tahmin etmiyoruz. Ayrıca Hayfa limanına birçok füze düştüğü biliniyor.

İşgalci siyonistler, medya organlarına kendilerine yönelik saldırıların tafsilatına dair bilgileri yayınlamamaları üzere talimat gönderdi. Bunu bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden bütün basın mensupları biliyor. el-Cezire'nin Hayfa'daki ekibi işgalci saldırganların zayiatını ortaya çıkaran görüntüler çektiklerinden dolayı tutuklandı ve iki gün gözetim altında tutuldular. Onların gözetim altında tutuldukları dönem Hizbullah'ın yoğun füze atışlarının devam ettiği günlerdi. Yani siyonistler doğruları aktarabileceklerinden korktukları medya mensuplarının bırakın tahribata dair çekimler yapmalarını havadaki füze akışlarının görüntülerini çekmelerine bile fırsat vermediler.

Batı Yaka'nın Nablus şehrinde mücahitlerin döşediği mayına basan işgalci askerlerden biri öldü, beşi yaralandı. Fakat işgalciler bu askerlerin kendilerinin döşedikleri mayına kazayla bastıklarını ileri sürdüler. Ne kadar gülünç! Irak ve Afganistan'da düşürülen helikopterlerin kazayla düşmesi gibi. Oysa o mayını döşeyen mücahitler pusuya yatmışlardı ve olaydan sonra işgalci saldırganları mermi yağmuruna tuttular. İşgalci askerler de ölen arkadaşlarının cesedini bırakıp kaçtılar. Sonra büyük bir askeri birlik o cesedi alabilmek için baskın düzenledi. Buna rağmen cesedi ancak Nablus valisinin devreye girmesinden sonra alabildiler.

Olmert'in yardımcısı Şimon Peres, İngiliz Sky News televizyonuna yaptığı açıklamada Hizbullah'ın 1500 füze attığını ileri sürdü. Ama bu füzelerin yol açtığı zayiata dair bilgi vermedi. Biz bu sayının da doğruyu yansıtmadığını düşünüyoruz. Eğer gerçekten 1500 füze atılmış olsaydı bu füzelerin menziline giren bölge deprem bölgesine dönerdi. Böyle abartılı sayı verilmesinin amacı bu füzelerin fazla bir zararının olmadığı ve Hizbullah'ın elindeki gücü tükettiği intibaı vermek olabilir.

Siyonist devletin psikolojik savaş stratejileriyle ilgili hesapları ve amaçları hakkında müteakip yazımızda bilgi vereceğiz inşallah.

İrtibatlı Yazılar

  • "Dağıtan Hayalet" İsrail'i Dağıttı
  • HAMAS İsrail'i Tanımadı ve Pes Etmedi
  • İsrail'in Amacı
  • Direniş ve İhanet
  • İnsanlık Hedefte
  • İsrail Vahşet Pazarlıyor
  • Komplo Teorileriyle Başetmek
  • Hizbullah Cesareti
  • Onlar da Yara Aldı
  • Zalimler ve Mazlumlar Cephesi
  • Bombalar ve Balonlar
  • Bizim Psikolojik Savaşımız
  • Aptal Bush'un Akıllı Bombaları
  • BOP, GOP, YOP ve Sonunda HOOOP!
  • İlmi Fitneye Alet Etmeyin
  • Yeni Bir Kara Eylül Planı: YOP
  • Filistin'de Durum
  • Canbulat'tan Yine Dürzilik
  • Siz Hâlâ Olmert'in Dostu musunuz?
  • İsrail Hesabına Diplomasi
  • İsrail'i Kurtarma Diplomasisi
  • Kiralık Ka(til/lem)ler
  • Dünyanın Merkezinde Sıcak Gelişmeler
  • Siyonizmin Yeniden Azgınlaşması
  • Ümitler Canlı
  • 1701 Nolu Tuzak
  • İsrail'in Kayıpları
  • İsrail'in İç Savaşı
  • Mahzun Mescidi Aksa
  • Gül'ün Ziyaretleri ve Türkiye'nin Yeri
  • Şimdi de Uluslar arası İşgal mi?
  • Siyonizmin Lübnan Hezimeti
  • Siyonizmin Lübnan Hezimeti