Hizbullah Cesareti

14 Temmuz 2006 Cuma, Vakit gazetesi

12 Temmuz Çarşamba akşamı Filistin'in yeni Ankara büyükelçisi Nebil Maruf'un davetindeydik. Filistin'in bugün karşı karşıya olduğu gerçeği ve işgalci siyonist devletin saldırganlığına yön veren zihniyeti gayet güzel ortaya koyan bir konuşma yaptı. Konuşmasında vurguladığı hususların birçoğunu biz daha önce yayınlanan yazılarımızda dile getirmiştik. Böyle olmasına rağmen yine de hadisenin doğrudan içinde ve saldırıya uğrayan halkı temsil sıfatına sahip bir büyükelçinin ağzından aktarmanın da faydalı olacağını düşünerek bugünkü yazımızda onun vurguladıklarının bir özetini sunmayı düşünüyorduk. Ancak Lübnan'da yaşanan gelişmeleri öne alma ihtiyacı hâsıl oldu.

Gayri meşru işgal yoluyla varlığını sürdüren siyonist devlet İslâm dünyasındaki pek çok huzursuzluğun ve sıkıntının da baş etkenleri arasındadır. Siyonist vahşetin büyük tehlike oluşturmasının en önemli sebebi de hiçbir insanî ve ahlâkî ölçü tanımamasıdır. Dolayısıyla birileri onun kollarını bağlamadığı sürece o ciddi tehdit oluşturmaya devam edecektir. Gazze sahilinde askerlerin denizden keyfi ateş etmeleriyle bir aileyi toptan yok eden siyonistler 11 Temmuz Salı gecesi de havadan düşürdükleri bir tonluk bombayla 9 kişilik bir aileyi tamamen yok ettiler. Yok edilen aile Gazze İslâm Üniversitesi öğretim görevlilerinden 46 yaşındaki Doç. Dr. Nebil Ebu Silmiyye, eşi ve yedi çocuklarından oluşuyordu. Ama dünyanın bu vahşeti hiç konuşma gereği bile duymadığını onun yerine Lübnan'da esir edilen iki işgalci askeri konuştuğunu, tüm dünyanın bu askerlerin serbest bırakılması için Lübnan, Suriye, İran ve Hizbullah'a baskı yaptığını görüyoruz.

Çağdaş emperyalizmin kumandası altına girmiş yönetimlerin izlediği bu tutum işgalci siyonistin daha da vahşileşmesine sebep olmaktadır. Bu saldırganlık karşısında siyonistten merhamet dilenmenin hiçbir yarar getirmediği ve getirmeyeceği artık şüphe götürmeyecek derecede sabit oldu. İşte bundan dolayıdır ki Filistin halkı ağır bir bedel ödeme karşılığında da olsa vatanını ve onurunu kurtarabilmek için mücadeleyi tercih etmektedir. Bu mücadelesinde de haklıdır.

İşte bu gerçeği anlayabilenler, işgalci siyonistin izlediği politikalardan doğan sonuçları görebilenler Filistin halkının neden kendisine ağır yük yükleyen mücadeleyi tercih ettiğini anlamakta da zorlanmayacaklardır. Ama ne yazık ki birçokları hâlâ bu gerçeği görmek yerine büyük fedakârlık gerektiren mücadeleyi hesaba çekme ve "şunu yapmaya ne gerek vardı?" türünden sorular sorma ihtiyacı duyuyorlar.

Sayın büyükelçi Nebil Maruf'un da vurguladığı bir husus vardı: "Filistinli gençler, İsrail askerini Filistin toprağına kurulmuş bir askeri mevziden esir aldılar. Herkes bu esir alma eylemini sorgularken kimse 'bu askerin Filistin toprağında ne işi vardı?' sorusunu sorma ihtiyacı duymuyor!"

Aynı hususu Hizbullah'ın askeri kanadı durumundaki İslâmî Direniş'in gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak HAMAS Siyasi Birim üyelerinden Muhammed Nezzal de dile getirerek: "Eylem, Lübnan topraklarındaki işgalci askerlere karşı gerçekleştirilmiştir ve meşrudur" dedi.

Sürekli aynı nakaratı tekrar eden ABD işgalci siyonistin Lübnan'a yönelik son vahşi saldırılarını savunmak için de "İsrail'in kendini müdafaa hakkı vardır!" dedi. Ama kimse kalkıp da İsrail'in neden kendini müdafaa hakkını Lübnan topraklarında kullandığını sorma cesareti gösteremiyor. Üstelik Lübnan'daki tüm işgal güçlerinin çekilmesini isteyen BM kararları olmasına rağmen hâlâ güneyde asker bulundurabilen İsrail sorgulanmazken bu toprakları savunma haklarını kullananlar: "Ne hakla İsrail askerlerini kaçırırsınız, derhal bırakın onları!" çağrısına muhatap oluyorlar. Uluslar arası güçlerin bu politikalarından cesaret alan siyonist devlet de Lübnan'ı BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarına uymayan taraf olarak gösterebiliyor. Muhterem Hasan Karakaya'nın dünkü yazısı siyonistin bu sahtekârlığını ne de güzel ortaya koymuştu.

Birçokları açıklama ve tavır yoluyla bile Filistin halkının haklı direnişinin yanında yer alma cesareti gösteremezken Hizbullah eylem yoluyla bilfiil bu direnişin içine girmek suretiyle büyük bir kahramanlık örneği sergilemiştir. Siyonist devlet Lübnan'a yönelik yoğun hava saldırıları başlatarak Gazze'de gerçekleştirdiği vahşeti buraya da taşımaktan çekinmeyeceği mesajları veriyor. Ama bir yandan kendisi de kararlı bir mücadeleyle karşı karşıya kalmanın zorluklarını yaşıyor.

İşgalcinin saldırılarından doğan sonuçları sürekli konuşuyoruz. Biraz onun aldığı yaralardan da söz etmek gerekmez mi? İnşallah müteakip yazımızda.

İrtibatlı Yazılar

  • "Dağıtan Hayalet" İsrail'i Dağıttı
  • HAMAS İsrail'i Tanımadı ve Pes Etmedi
  • İsrail'in Amacı
  • Direniş ve İhanet
  • İnsanlık Hedefte
  • İsrail Vahşet Pazarlıyor
  • Komplo Teorileriyle Başetmek
  • Onlar da Yara Aldı
  • Zalimler ve Mazlumlar Cephesi
  • Psikolojik Savaş
  • Bombalar ve Balonlar
  • Bizim Psikolojik Savaşımız
  • Aptal Bush'un Akıllı Bombaları
  • BOP, GOP, YOP ve Sonunda HOOOP!
  • İlmi Fitneye Alet Etmeyin
  • Yeni Bir Kara Eylül Planı: YOP
  • Filistin'de Durum
  • Canbulat'tan Yine Dürzilik
  • Siz Hâlâ Olmert'in Dostu musunuz?
  • İsrail Hesabına Diplomasi
  • İsrail'i Kurtarma Diplomasisi
  • Kiralık Ka(til/lem)ler
  • Dünyanın Merkezinde Sıcak Gelişmeler
  • Siyonizmin Yeniden Azgınlaşması
  • Ümitler Canlı
  • 1701 Nolu Tuzak
  • İsrail'in Kayıpları
  • İsrail'in İç Savaşı
  • Mahzun Mescidi Aksa
  • Gül'ün Ziyaretleri ve Türkiye'nin Yeri
  • Şimdi de Uluslar arası İşgal mi?
  • Siyonizmin Lübnan Hezimeti
  • Siyonizmin Lübnan Hezimeti