5 Ağustos 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi
Türkiye toplumunun Filistin davasına mesafeli durmasını sağlamak amacıyla, sürekli gündemde tutulan iki önemli iddia var: Filistinlilerin toprak sattıkları ve Osmanlı'ya ihanet ettikleri iddiaları. Temeli siyonistlerin propaganda faaliyetlerine dayanan ve tarihin çarpıtılması suretiyle ortaya atılan bu iddiaların pek çok tutarsız yanı olduğunu, muhtelif çelişkiler içerdiğini daha önce yayınlanan dosyalarımızda ortaya koyduk. Bu dosyalarımızı "Filistin Hakkında Yanılgılar" adlı kitabımızda da neşrettik. Ne var ki bilgilendirme çabalarımızda halkın tümüne ulaşamadığımızdan zihinlerdeki yanlış kanaatleri tümüyle düzeltme imkânı elde edemedik. Bu yanlış kanaatlerin zihinlerde saklanmasından dolayı Filistin toplumunun sadece, iddia edilen hadiselerin gerçekleştiği düşünülen döneme ait neslinin değil buna ilaveten üç nesil geriye üç nesil ileriye olmak üzere en az yedi neslinin mahkûm edildiğini görüyoruz. Oysa iddia edilenler gerçekleşmiş olsa bile sadece suça ortak olanlar mahkûm edilir. Çünkü Yüce Allah: "Hiçbir günahkâr başkasının günâhını yüklenmez" diye buyurur. Bu hüküm Kur'an-ı Kerim'de beş yerde tekrar edilir. Bkz. En'am, 6/164; İsra, 17/15; Fatır, 35/18; Zümer, 39/7; Necm, 53/38
Söz konusu iddialara dayanan kanaatler pek çok çelişki içerir. Biri de toprak satanların Filistin'i terk ettiklerinin ve kazandıkları paralarla zevk u safa geçirdiklerinin söylenmesine rağmen bugün Filistin'de yaşayanların hak ettikleri bir musibete maruz kaldıklarının ileri sürülmesidir. Nasıl oluyor ki toprak satanlar Filistin'i terk edip dünyanın tadını çıkarırken, onların bu suçlarının gerektirdiği cezayı vatanlarına sahip çıkmada kararlılık gösteren ve bunun için bütün zorluklara katlanan insanlar hak ediyorlar. Kaldı ki söz konusu iddialar da gerçeklere aykırıdır. Konunun ayrıntısını Web sitemizde (www.vahdet.com.tr) de yer alan ilgili dosyalarımızdan veya zikrettiğimiz kitaptan okuyabilirsiniz.
Filistin halkı Osmanlıya ihanet etmemiştir. Tam aksine Osmanlıya ihanet edenler Filistin halkına da ihanet etmişlerdir. Bunların başında da İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Şerif Hüseyin ailesi gelir. Bunların hiçbiri Filistinlilerin arasından çıkmadı. Bir toplumun içinden ihanetçilerin çıkmasından dolayı o toplumu toptan mahkûm etmek mümkün oluyorsa önce İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden dolayı kimleri mahkûm etmemiz gerektiği üzerinde düşünelim.
Bizi bu konular üzerinde düşünmeye yönelten sebep, Filistin halkını tarihin çarpıtılmasından kaynaklanan iddialara binaen yedi nesil mahkûm eden anlayışın, siyonistlerin Filistin ve Lübnan topraklarında vahşi katliamlar gerçekleştirdiği günlerde bile onlarla "dostluk" sürülmesine itiraz etmemesidir.
İsimlendirme doğrudan "dostluk" üzerine. Yani ortak çalışma, ekonomik işbirliği, diplomatik bağlantı vs. değil. Gerçi Filistin ve Lübnan topraklarına ateş yağdıran zihniyetle bu tür bir işbirliğini de asla tasvip etmeyiz. Ama isimlendirme böyle bir işbirliğini aşıyor. Doğrudan "dostluk" üzerine. Peki, kimlerle dostluk? Sabra ve Şatilla katliamını gerçekleştirdiği için Beyrut kasabı adıyla anılan Ariel Şaron'la, Filistinli çocukların kol ve bacak kemiklerinin kırılmasını istediğinden dolayı Kemikkıran Rabin adıyla tarihe geçen İzak Rabin'le, çoğu çocuk ve kadın 108 kişinin katledildiği birinci Kana katliamının sorumluluğunu resmen üstlenen Şimon Peres'le ve kadınlarla çocukların sığındığı binayı hedef alıp 35'i çocuk 65 kişiyi katlederek ikinci Kana katliamını gerçekleştiren Ehud Olmert'le. Listeyi uzatabiliriz. Ama bu listeye dâhil edeceğimiz siyonist yetkililerin hiçbiri diğerlerinden farklı değildir.
Dostluk sevgi üzere inşa edilir. Biri senin dostun ise onu seviyorsun demektir. Bazı fiillerine itiraz etsen bile yine sevmek zorundasın, çünkü senin dostundur. Resûlullah (s.a.s.): "Kişi sevdiğiyle beraberdir" diye buyurur. (Bkz. Buhari, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizi, Zuhd, 50, Da'avât, 98; Darimî, Rikâk, 71; İbnu Hanbel, el-Musned, 1/263) Burada kastedilen beraberlik dünya hayatına münhasır değildir. Asıl işaret edilen ahiretteki beraberliktir. Kur'an-ı Kerim'de de: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez." (Maide, 5/51) buyrulur. Mahşerde hesap verirken meleklerin "senin sevdiklerin, dost edindiklerin şu tarafta, onların arasına katılman gerekiyor" sözlerine itiraz etmek mümkün olmayacak.