İsrail Hesabına Diplomasi

9 Ağustos 2006 Çarşamba, Vakit gazetesi

İsrail zamanla yarışıyor. Çünkü kuruluşundan buyana ilk kez bu derece gergin bir dönem geçiriyor ve bu kadar büyük bir şok yaşıyor. Arap ülkelerinin başındaki ihanet yönetimleriyle girdiği danışıklı dövüş tarzı savaşları düğün havasında geçirmişti. Siyonist devlete "yenilmez" imajı kazandıran da bu yönetimler olmadı mı?

Bazıları siyonist devletin "yenilmez" imajının yeni yırtıldığını söylüyorlar. Bu tespit doğru değildir. Onun yenilmez imajı 1968 Kerame Savaşı'nda da yırtılmıştı. 2000 yılında onu Güney Lübnan'dan çıkaran direniş de bu işi başarmıştı. 2003 Cibaliya savaşı işgalci siyonistlere 1967 savaşındakinden çok can kaybettirdiği halde siyonistler 19 gün süren çatışmadan sonra Cibaliya'nın içine girmeyi başaramadan çekilmek zorunda kalmışlardı. 2005'te işgalci devleti Gazze'den çıkaran irade de onun söz konusu imajını yırtmıştı. Ama bunların hepsini siyonist devlet dünya kamuoyuna "taktik" olarak yutturmaya çalıştı. Ne yazık ki siyonist sermayenin beslediği medyanın dünya kamuoyunu yanlış yönlendirmesi sebebiyle de bu "taktik" numaraları hep yutuldu. Şu an siyonist devletin "yenilmez" imajı yırtılmıyor; çöpe atılıyor. Emperyalizmin endişesi de bu yüzden.

Siyonist devlet büyük vaadlerle dünyanın dört bir yanından toplayıp Filistin topraklarına naklettiği yahudi göçmenlerden oluşan yapay "İsrail toplumu"nun tahammül gücü tükenmeden Lübnan'ı, Lübnan halkını ve bu halkı savunmak için bütün fedakârlıkları göze alan İslâmî Direniş'i tüketmek istiyor. Askeri başarı elde edemediğinden aşırı tahribata yol açan saldırılarla bütün halkı yıldırmaya çalışıyor. Ama bu halk ve onu savunan hareket biliyor ki teslimiyete giden yol kurtuluş yolu değildir. Teslimiyet mevcut durumdan daha iyisini getirmeyecektir. Karşısındaki düşman hiçbir insanî değere saygı duymayan, teslim olanları tuzağa düşmüş avlar gibi gören ve artık onlara her şeyi yapabileceğini düşünen, vahşeti hayat felsefesi sayan bir düşman. Dolayısıyla ona karşı direnmekten, vatanı ve onuru savunmak için bütün zorluklara katlanmaktan başka çıkış yolu yok. Bu sebeple bütün zorluklara rağmen direniş sürüyor ve sürecek.

Direnişin sürmesi ise zamanın İsrail aleyhine akması anlamına geliyor. Çünkü her ne kadar Lübnan ve Filistin halkı büyük zorluklarla karşı karşıya iseler de öte yandan işgalci siyonist devletin ve yapay İsrail toplumunun gazı da tükeniyor. İsrail toplumunda en az iki milyon kişi savaştan doğrudan etkilenmiş durumda. Yani ya evlerini tamamen terk edip güneye göç etmişler veya sığınaklarda yaşıyor, sadece zorunlu ihtiyaçları için dışarı çıkabiliyorlar. İki milyon kişi ise yahudi nüfusun yarısına yakın bir kısmını oluşturuyor. Ülkeyi terk için günde yirmi bin kişi müracaat ediyor. İşgal devleti bu müracaatları savsaklamak için bin bir hileye başvuruyor. Sanki Hitler döneminde Filistin topraklarına doğru gerçekleşen insan seli akışının tersi gerçekleşiyor. Avrupa ve ABD, Hitler terörüyle başlarından savıp İslâm âleminin kalbinde bir ateş topu haline getirdikleri kitlenin yeni neslini geri kabul etmek zorunda kalmanın sıkıntısını yaşıyor. İşgal devletinin geleceği garantiye alınamazsa bu akın aynen devam edebilir. Siyonist devletin yenilgiyi kabul etmek zorunda kalması, veren taraf olması ise geleceğinin garantiye alınamaması anlamına gelecek.

Savaşın maddi külfeti de işgal devletini zorluyor. Deniz yoluyla yapılan ticaretin ana merkezi Hayfa'da ticari hareketlilik tamamen durmuş vaziyette. Çünkü nasıl Beyrut havaalanı güvenli olmadığından uçaklar inemiyorsa aynı sebepten dolayı Hayfa limanına da gemiler yanaşamıyor. Kuzeydeki fabrikalar çalışmıyor. Hatta kuzeyde birçok kimyasal ürün fabrikası bulunduğundan buralardaki kimyasal hammaddeler füze tehdidi altında olmayan bölgelere taşındı. Turizmin en hareketli olması gereken dönemde kuzeydeki tüm turistik tesisler atıl vaziyette. Savaşın işgal devletine günlük doğrudan zararının 125 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Dolaylı zararın ne kadar olduğu hakkında ise bir şey söylenemiyor.

Bütün bu sebeplerden dolayı emperyalizm, şartlar işgalci siyonist devleti yenilgiyi kabule zorlamadan onu düzlüğe çıkarabilmek için uğraşıyor. Bunun adına da "diplomasi" deniyor. Kara yüzlere beyaz maske tarzındaki bu diplomasi de gerçekte İsrail'in safında savaşa katılmaktan başka bir şey değildir. Tıpkı Olmert'in sözcüsü medya mensuplarının onun hesabına savaş vermeleri gibi. Savaşın diplomasi boyutunun ayrıntısından inşallah müteakip yazımızda söz edeceğiz.

İrtibatlı Yazılar

  • "Dağıtan Hayalet" İsrail'i Dağıttı
  • HAMAS İsrail'i Tanımadı ve Pes Etmedi
  • İsrail'in Amacı
  • Direniş ve İhanet
  • İnsanlık Hedefte
  • İsrail Vahşet Pazarlıyor
  • Komplo Teorileriyle Başetmek
  • Hizbullah Cesareti
  • Onlar da Yara Aldı
  • Zalimler ve Mazlumlar Cephesi
  • Psikolojik Savaş
  • Bombalar ve Balonlar
  • Bizim Psikolojik Savaşımız
  • Aptal Bush'un Akıllı Bombaları
  • BOP, GOP, YOP ve Sonunda HOOOP!
  • İlmi Fitneye Alet Etmeyin
  • Yeni Bir Kara Eylül Planı: YOP
  • Filistin'de Durum
  • Canbulat'tan Yine Dürzilik
  • Siz Hâlâ Olmert'in Dostu musunuz?
  • İsrail'i Kurtarma Diplomasisi
  • Kiralık Ka(til/lem)ler
  • Dünyanın Merkezinde Sıcak Gelişmeler
  • Siyonizmin Yeniden Azgınlaşması
  • Ümitler Canlı
  • 1701 Nolu Tuzak
  • İsrail'in Kayıpları
  • İsrail'in İç Savaşı
  • Mahzun Mescidi Aksa
  • Gül'ün Ziyaretleri ve Türkiye'nin Yeri
  • Şimdi de Uluslar arası İşgal mi?
  • Siyonizmin Lübnan Hezimeti
  • onizmin Lübnan Hezimeti