Muhammed Dahlan Kimdir?

23 Nisan 2003 Çarşamba

Muhammed Dahlan, İsrail işgal devletinin Genelkurmay başkanı Şaul Mofaz'la birlikte. Dahlan, İsrail işgal devletiyle gizli ilişkileriyle ve direkt bağlantılarıyla tanındı. İşgal devleti de bu yüzden ona daha fazla güveniyor ve öne çıkmasını istiyor.
Ebu Mazin, Muhammed Dahlan'ı içişlerinden sorumlu devlet bakanı yapmak istiyordu. İçişleri bakanı makamına ise herhangi bir isim tayin etmeyerek bu makamı kendi uhdesine almayı düşünüyordu. Bu, aslında İçişleri bakanı olmasının kesinlikle kabul edilmeyeceğini tahmin ettiği Muhammed Dahlan'a bu makamın teslim edilmesi için bir ara formül olarak düşünülmüştü.
Dahlan, Gazze'de Koruyucu Güvenlik sorumlusu olduğu sırada en çok işkenceleriyle ün salmıştı. 25 Şubat 1996'da başlattığı tutuklama kampanyasının, İsrail'in 1967'de Gazze'yi işgal etmesinden buyana gerçekleştirilen en geniş çaplı tutuklama kampanyası olduğunu Dahlan bizzat kendisi ifade etmişti. Yani bunu kendisi için bir iftihar vesilesi sayıyordu. "Şecaat arz ederken merdi kıpti sirkatin söyler!" Bir yandan Filistinli direnişçilere bu zulümleri ve işkenceleri yapan Dahlan diğer yandan sık sık işgalcilerle gizli görüşmeler yapıyordu.
20 Aralık 2001 Perşembe günü özerk yönetim polisleri tarafından şehit edilen Filistinli gençlerden biri. Albay rütbesine sahip olan 41 yaşındaki Dahlan, özerk yönetimin oluşturulmasından sonra bir süre bu yönetime bağlı Koruyucu Güvenlik biriminin Gazze sorumluluğunu yaptı. Bu makamı işgal ettiği sıradaki taşkınlıkları ve arka planda İsrail'le gizli ilişkiler içine girerek işler çevirmesi üzerine Arafat onu yakın çevresine almayı tercih etti ve kendisinin ulusal güvenlik danışmanı yaptı.
Dahlan, Koruyucu Güvenlik'in Gazze sorumlusu olduğu sırada sık sık HAMAS'a çatıyordu. Sadece sözlü sataşmalarla da kalmıyor fiili saldırılarda da bulunuyordu. Özerk yönetim polisi, HAMAS mensuplarının bir protesto eylemi sebebiyle 22-12-2001 tarihinde Cibaliya mülteci kampını basarak dehşet saçmış ve genellikle çocuklardan oluşan altı kişinin şehit olmasına sebep olmuştu.
ABD, Arafat'ın yerine aslında Muhammed Dahlan'ı geçirmek istiyor. Onun bu iş için hazırlandığı şimdiye kadar birçok gelişmeden ve emareden anlaşılmıştı. Ama Arafat'ın hemen tasfiye edilmesinin ve yerine Dahlan'ın oturtulmasının problemlere sebep olacağını ve oyunu bozacağını biliyorlar. Bu yüzden bir ara geçiş formülüne ihtiyaç duyuyorlar. İşte Ebu Mazin bu ara geçiş formülünün adamıdır. Ebu Mazin, belki de başbakan olmanın heyecanıyla İslam aleminde yakın geçmişte oynanmış oyunlar üzerinde düşünemiyor ve bugün ısrarla savunduğu Muhammed Dahlan'ın Filistin'in Abdünnasır'ı veya Bumedyen'i olması için hazırlandığını anlayamıyor.

Bu sıralarda ABD, yönünü tamamen Filistin'e çevirmiş durumda. İsrail'in arzuladığı neticelere ulaşılması için şartları oluşturmaya çalışıyor. Bu amaçla hazırladığı bir "Yol Haritası" planı var. Ancak bu planın nasıl bir içeriğe sahip olduğu henüz net bir şekilde açıklanmadı. Onun öncesinde böyle bir planın kademeli şekilde ve İsrail'in işine yarayacak tarzda uygulanabilmesi için Filistin özerk yönetimi tarafında kadroyu oluşturmaya çalışıyor. İşte bu amaçla Arafat'tan başbakanlı hükümet modeline geçmesi istendi ve hatta bu konuda dayatma yapıldı. Onun ötesinde başbakanın ismini de kendileri belirlediler: Ebu Mazin diye bilinen Mahmud Abbas. Arafat da sonuçta dayatmalara boyun eğerek Ebu Mazin'i başbakan adayı tayin etti ve hükümeti oluşturmasını istedi. Ebu Mazin birkaç hafta süren çalışmalarının sonunda hükümet listesini oluşturdu ve Arafat'a takdim etti. Arafat'ın listeye bazı itirazları vardı. Ancak daha sonra bu itirazlar ve ihtilaflar özellikle bir isim üzerinde yoğunlaştı: Muhammed Dahlan.

Ebu Mazin, Muhammed Dahlan'ı içişlerinden sorumlu devlet bakanı yapmak istiyordu. İçişleri bakanı makamına ise herhangi bir isim tayin etmeyerek bu makamı kendi uhdesine almayı düşünüyordu. Bu, aslında İçişleri bakanı olmasının kesinlikle kabul edilmeyeceğini tahmin ettiği Muhammed Dahlan'a bu makamın teslim edilmesi için bir ara formül olarak düşünülmüştü. Belli ki Ebu Mazin göstermelik olarak onu devlet bakanı yapacak, ama İçişleri bakanlığına ayrıca bir isim tayin etmeyeceği için bu makamla ilgili tüm işleri ve yetkileri ona devredecekti. Arafat ise bu formüle itiraz etti ve İçişleri bakanlığına mutlaka bir isim tayin edilmesini istedi. Dahlan'ın da içişlerinden sorumlu devlet bakanı yapılmasına itiraz etti.

Dahlan etrafında meydana gelen tartışmalar ABD ve İsrail güdümündeki medya organları tarafından olduğundan çok farklı bir şekilde ve çarpıtılarak veriliyor. Bu konudaki haberlerde iddia edildiğine göre Arafat'ın ona itiraz etmesinin sebebi, onun kendisine açıktan muhalefet etmesi. Yani Arafat, Ebu Mazin'in hükümetinde kendisine muhalif bir isim istemiyor. Buna göre iş tamamen Arafat'ın şahsıyla ilgili. Oysa Arafat'ın mevcut hükümetinde İçişleri bakanı makamında bulunan Hani el-Hasan da onun muhaliflerindendir. Gerçi el-Hasan'ın muhalefeti Dahlan'ın muhalefetiyle tamamen ters istikamettedir, ama o da Oslo sürecine, bu süreç içinde imzalanan anlaşmalara karşı olanlardandır. Buna rağmen Arafat onu yakın çevresinde tutmuş ve İçişleri bakanlığı görevini kendisine vermiştir. Arafat'ın Dahlan'a itiraz etmesi kesinlikle şahsi değildir.

Dahlan'ın kimliğiyle ilgili bilgi vermeden önce onunla ilgili geleceğe dönük bazı planlar hakkında tahminlerde bulunmak için İslam aleminde yakın geçmişte oynanan bazı oyunlara bakmakta yarar vardır. Mısır'da İslami harekete özellikle de Müslüman Kardeşler cemaatine ağır darbeler vuran diktatör Cemal Abdünnasır'ın iktidara geçmesinde General Muhammed Necib bir ara geçiş elemanı olarak kullanıldı. Hür Subaylar hareketinin 26 Temmuz 1952'de Kral Faruk'a karşı gerçekleştirdiği darbenin lideri görünüşte Tümgeneral Muhammed Necib'di ve o da Müslüman Kardeşler cemaatiyle iyi geçinen biri olarak biliniyordu. Ama onun ülkede iktidarı ele almasının üzerinden iki yıl geçmeden 25 Şubat 1954'te gerçekleştirilen ikinci darbeyle diktatör Cemal Abdünnasır iş başına geldi ve ülkedeki İslami anlayış sahiplerinin tümüne kan kusturdu. Aynı zamanda Arap dünyasında Nasırcılık diye bir ulusçu sosyalist ideolojik hareket başlatan Abdünnasır, 1967 Haziran Savaşı'nda Gazze'yi ve Sina yarımadasını işgalci siyonistlere teslim ederek Filistin davasına en büyük ihaneti yapan biridir.

Benzer bir oyunun Cezayir'de de oynandığını görüyoruz. Bu ülkede Fransız işgaline karşı 8 yıl savaşan ve 1 milyondan fazla şehit veren Cezayirliler savaşı kazanmalarına rağmen, kendilerine karşı oynanan bir oyun sebebiyle barışı kaybettiler. İşte bu oyunda da Ahmed bin Bella bir ara geçiş formülü için kullanılmış, ama 19 Haziran 1965'te gerçekleştirilen askeri darbeyle o tasfiye edilmiş ve yerine Albay Huvari Bumedyen geçmişti. Ülkede sosyalist totaliter bir rejimi hakim kılan Bumedyen de aynen Abdünnasır gibi İslami anlayış sahiplerine kan kustururken, Fransa'yla ilişkilerini düzeltmiş, onun Cezayir'deki çıkarlarının bekçiliğini yapmıştı.

Şimdi Filistin'de de benzer bir oyun oynandığını görüyoruz. İsrail ve ABD, Arafat'ın yerine aslında Muhammed Dahlan'ı geçirmek istiyor. Onun bu iş için hazırlandığı şimdiye kadar birçok gelişmeden ve emareden anlaşılmıştı. Ama Arafat'ın hemen tasfiye edilmesinin ve yerine Dahlan'ın oturtulmasının problemlere sebep olacağını ve oyunu bozacağını biliyorlar. Bu yüzden bir ara geçiş formülüne ihtiyaç duyuyorlar. İşte Ebu Mazin bu ara geçiş formülünün adamıdır. Ebu Mazin, belki de başbakan olmanın heyecanıyla İslam aleminde yakın geçmişte oynanmış oyunlar üzerinde düşünemiyor ve bugün ısrarla savunduğu Muhammed Dahlan'ın Filistin'in Abdünnasır'ı veya Bumedyen'i olması için hazırlandığını anlayamıyor. Çünkü kendisinin bu makama getirtilmesi için Arafat'a dayatmada bulunan İsrail ve ABD'nin Dahlan'ın İçişleri bakanının sorumluluğunu üstlenmeyeceği bir hükümet formülüne razı olmayacaklarını biliyor.

Peki kimdir bu Muhammed Dahlan ve ABD ile İsrail onun üzerinde neden bu kadar ısrarla duruyorlar?

Özetle söylemek gerekirse emniyet teşkilatı içinde Albay rütbesine sahip olan 41 yaşındaki Dahlan, özerk yönetimin oluşturulmasından sonra bir süre bu yönetime bağlı Koruyucu Güvenlik biriminin Gazze sorumluluğunu yaptı. Bu makamı işgal ettiği sıradaki taşkınlıkları ve arka planda İsrail'le gizli ilişkiler içine girerek işler çevirmesi üzerine Arafat onu yakın çevresine almayı tercih etti ve kendisinin ulusal güvenlik danışmanı yaptı. Her şey bu kadardan ibaret değil tabii. Onu iyi tanıyabilmemiz için Koruyucu Güvenlik biriminin Gazze sorumlusu olduğu sıralarda neler çevirdiğine bir bakalım.

Dahlan, Gazze'de Koruyucu Güvenlik sorumlusu olduğu sırada en çok işkenceleriyle ün salmıştı. Onun ve yine Koruyucu Güvenlik'in Batı Yaka bölgesi sorumlusu Cibril er-Recub'un işkenceleri yüzünden onlarca Filistinli hayatını kaybederken, onlarcası da sakat kaldı. Dahlan, Filistinlilere yönelik tutuklama kampanyalarında bazen işgalcilerle yarışırdı. Örneğin 25 Şubat 1996'da başlattığı tutuklama kampanyasının, İsrail'in 1967'de Gazze'yi işgal etmesinden buyana gerçekleştirilen en geniş çaplı tutuklama kampanyası olduğunu Dahlan bizzat kendisi ifade etmişti. Yani bunu kendisi için bir iftihar vesilesi sayıyordu. "Şecaat arz ederken merdi kıpti sirkatin söyler!" Bir yandan Filistinli direnişçilere bu zulümleri ve işkenceleri yapan Dahlan diğer yandan sık sık işgalcilerle gizli görüşmeler yapıyordu.

Dahlan, Koruyucu Güvenlik'in Gazze sorumlusu olduğu sırada sık sık HAMAS'a çatıyordu. Yine bu çatmalarından birinde: "HAMAS kendini bir muhalefet olarak değil özerk yönetime bir alternatif olarak görüyor ve bu yüzden özerk yönetimin oturmasını engelliyor" demiş ve HAMAS'ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin'in o sıralarda gerçekleştirdiği ve Mısır, Sudan, Suudi Arabistan, İran, Yemen, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi birçok İslam ülkesini kapsayan ziyaretini de aynı bakış açısıyla tenkit etmişti. Dahlan bu sözlü saldırılarını ve tenkitlerini yine İsrail'le gizli ilişkileri olduğu bilinen Cibril er-Recub ile paralel olarak yapmış ve HAMAS da şu cevabı vermişti: "Özerk yönetimin Koruyucu Güvenlik biriminin iki üst düzey yetkilisinin ağzından, HAMAS, onun idaresi ve içinde bulunduğumuz zor ve hassas dönemde halkımızın haklarının geri alınması konusundaki rolü hakkında birtakım sorumsuzca sözler sarf edilmiştir. Bu açıklamalar halkımızın ve hareketimizin saflarında tahriklere ve geniş çaplı huzursuzluklara yol açmaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Dahlan ve er-Recub diye anılan kişilerin hareketimiz ve Şeyh Ahmed Yasin'in gezileri hakkındaki suçlamalarını ve ifadelerini bu insanların katı düşüncelerine, mutaassıplıklarına ve grupçuluklarına yeni bir delil olarak görüyoruz. Özerk yönetimden bu anlayışın, yönetimin bütün organları içinde yayılmasına fırsat vermeden bu anlayış sahiplerini kuşatmaya almasını ve tasfiye etmesini bekliyoruz. HAMAS'ın özerk yönetimi ele geçirme ve onun rolünü üstlenme gibi bir arzusu yoktur. Düşman karşısında daha fazla taviz vermesinin sağlanması için özerk yönetime baskı yapılması yönünde hiçbir zaman bir girişimi olmamıştır. Bilakis yediden yetmişe herkes bilir ki HAMAS düşman karşısında daha dirençli ve kararlı tavır takınılmasını savunmaktadır ve bu konudaki tutumunu hiçbir zaman değiştirmemiştir."

Muhammed Dahlan Temmuz 2002'in başlarında bir hafta kadar İngiltere'de bulunmuş ve bu ziyareti esnasında, Avrupa ülkelerinden, BM'den ve ABD'den birçok yetkiliyle bir araya gelmişti. Bu ziyareti esnasında sadece Batılı devlet yetkilileriyle ve BM temsilcileriyle değil aynı zamanda işgalci siyonist devletin başbakanı Ariel Şaron'un oğlu Umeri Şaron'la da bir araya gelmişti. Oldukça gizli şekilde gerçekleştirilen bütün bu görüşmeler onun bir yerlere hazırlandığının işaretlerini taşıyordu.

ABD Dışişleri bakanı Colin Powell, Filistin meselesiyle ilgili olarak yaptığı bir açıklamasında ABD'nin Filistin özerk yönetiminin lider kadrosunda değişiklik yapılmasından ve Filistin direnişine daha sert darbeler vuracak yeni yöneticiler getirilmesinden yana olduğunu ifade etti. Onun bu açıklaması bugün Dahlan üzerinde neden bu kadar ısrar edildiği konusunda fikir vermektedir.

ABD ve İsrail'in bu sıralarda Filistin meselesiyle ilgili olarak yürüttükleri çalışmaların temel amacı Filistin direnişine ve işgale karşı verilen mücadeleye bizzat Filistinliler vasıtasıyla darbe vurmaktır. Zaten Yol Haritası planı da bu amaca göre şekillendirilmiştir. Muhammed Dahlan da bu iş için tam biçilmiş kaftandır. Dahlan aynı zamanda Filistinlilerin arasına fitne sokulması için de son derece uygun bir isimdir. İsrail'in yıllardan beridir amaçlayıp başaramadığı bu işi eğer Dahlan başarabilirse Şaron ile Netanyahu'nun zil takıp oynadıklarını görebilirsiniz.

İşgal devleti Arafat'ın yerine Dahlan ile Koruyucu Güvenlik'in Batı Yaka sorumlusu Cibril er-Recub'u hazırlıyordu. İşgalci siyonistler ve onların arkasında duran ABD bu kişilerin dünyevi hırslarını, makam sevgilerini ve ulusal değerlerden uzak kişilik yapılarını bildiklerinden onların Filistin direnişine darbe vurmada iyi kullanılabileceklerini biliyordu. Bu yüzden bu iki isim üzerinde ağırlıklı şekilde duruyorlardı. er-Recub'un hıyaneti bundan önceki Ramallah kuşatması esnasında iyice gün yüzüne çıktığından onun kariyeri bayağı sarsıldı ve biraz kenara çekilmek zorunda kaldı. Arafat da bu durumu onu ve kendisi gibi gaddar biri olan Gazi el-Cubali'yi tasfiye etmek için fırsat olarak değerlendirdi ve her ikisini de görevden aldı. O çekilince ortada İsrail'in işine yarayacak isim olarak Dahlan kaldı. İşte bu yüzden ve yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden dolayı ABD ve İsrail onun üzerinde ısrar ediyor. Ama hadiseyi çok farklı bir şekilde yansıtarak, Arafat'ın tamamen şahsi sebeplerden dolayı ona itiraz ettiği havası oluşturmaya çalışıyorlar. Nasıl olsa top da ellerinde tüfek de. Yani kamuoyunu yönlendiren yalancı medya da uluslararası siyasi mekanizma da kontrollerinde. İstedikleri gibi işler çeviriyor, sonra da istedikleri gibi yalan söyleyerek insanlığı yanıltıyorlar.

Muhammed Dahlan, Cibril er-Recub, Gazi el-Cubali gibi isimlerin özerk yönetim emniyet teşkilatında kilit noktalara yerleştirilmelerinin, Oslo sürecinde imzalanan anlaşmaların kamuoyuna açıklanmayan gizli şartlarıyla gerçekleştiğini de burada bir not olarak düşelim.