Filistin'deki İslâmi Hareketin Gelişme Süreci ve Bugün Geldiği Nokta

Filistin halkındaki genel şuurun ve Filistin'de ortaya çıkan İslâmi akımın özel şuurunun, ilk temelleri seksenli yılların başından itibaren atılmaya başlanan Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin programının şekillenmesine katkısı olmuştur. Bu katkının sayesinde direniş kollarının oluşturulması imkânı doğduğu gibi, 1986'dan itibaren siyonist işgale karşı toplu direniş hareketine başlamak için pratik hazırlıkların yapılmasıyla birlikte İslâmi akımın halk tabanı da oluşmaya başlamıştır.
İslâmi hareket çalışmalarını, hayır kurumları, öğrenci dernekleri, sağlık kuruluşları, yardım kurumları, zekât komiteleri vs. gibi çeşitli sosyal kurumlar vasıtasıyla da sürdürdü. Bu sosyal kurumlar verdikleri sosyal hizmetlerin yanı sıra aynı zamanda halkı İslâmi yönden şuurlandırmaya çalışıyorlardı. Bunun yanı sıra bu hareketin hareket ve eğitim merkezleri genellikle camiler ve mescitler olmuştur. Bu yolla camiler ve mescitler aynı zamanda asıl fonksiyonuna kavuşturulmuş oluyordu.
Bunun yanı sıra üniversitelerde de özellikle seksenli yıllarda İslâmi hareket gittikçe güçlenmeye ve etkisini göstermeye başladı. Gazze'deki Gazze İslâm Üniversitesi, bu hareketin bir kalesi haline geldi. Batı Yaka üniversitelerinden el-Halil Üniversitesi'nde en güçlü hareket İslâmi hareketti. Beir Zeit, Necâh ve Beytlaham üniversitelerinde ise tedrici bir şekilde güçlenmiştir. İslâmi hareket söz konusu üniversitelerdeki faaliyetlerinin yanı sıra çeşitli özel okullar açarak da eğitim alanında ağırlığını hissettirmeye çalışmıştır.
HAMAS'ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin işgalci askerler tarafından siyonist devletin mahkemesine çıkarılıyor. Filistin toprakları içinde yaşayan Filistin halkı arasındaki direniş hamurunun da olgunlaşmasıyla birlikte Filistin için cihad anlayışına dayalı İslâmi bir programın ortaya konması zorunluydu. Bunun ilk tohumları da 1981'de oluşturulan Cihad Ailesi, 1983'te Şeyh Ahmed Yasin'in oluşturduğu cemaat ve daha başka oluşumlarla atılmış oldu.
HAMAS'ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin FKÖ lideri Arafat'la birlikte. HAMAS, ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren sürekli Filistin'deki tüm gruplarla diyalog içinde olmaya çalışmış ve böylece işgalci siyonistlerin Filistinlileri birbirine düşürmeyi hedefleyen fitne oyunlarının önüne geçmeyi başarmıştır.
HAMAS'ın siyasi kanadının dört lideri Halid Meşal, Musa Ebu Merzuk, İbrahim Goşe ve Muhammed Nezzal. Bu dört siyasi lider işgalci Siyonistlerle sürekli gizli işbirliği içinde olan Ürdün yönetimi tarafından, yine İsrail'in talebi gereğince Ürdün dışına sürgün edilmişlerdir. Ürdün, kuruluşundan itibaren sürekli işgalci Siyonist devlet için bir tampon ülke vazifesi görmüştür. Bu görevinin bir gereği olarak da 1970'li yıllarda İsrail'i rahatsız eden Filistinli gerillaları Ürdün topraklarından çıkmaya zorlamak için "Kara Eylül Harekatı" adı verilen ve Ürdün tarihine bir kara leke olarak geçen vahşi katliam geçekleştirmiştir. Aynı Ürdün , daha sonra İsrail'i zorlayan HAMAS'ın siyasi kanadına baskı amacıyla dört liderini sürgün etmiştir.
Aksa İntifadası'nın başlatılmasında ve yürütülmesinde HAMAS'ın büyük rolü olmuştur. HAMAS Filistin'deki Müslümanlarla ve genelde Araplarla siyonistler arasındaki mücadelenin bir uygarlık ve varlık mücadelesi olduğuna inanmaktadır. Ona göre bu mücadeleyi hazırlayan sebepler ortadan kalkmadan bu mücadelenin son bulması mümkün değildir. Sebeplerin başta geleni ise siyonistlerin Filistin topraklarına yerleştirilmesidir. HAMAS siyonistlerin bölgeyi vatan edinme çabalarının önüne geçmenin ancak geniş çaplı bir cihadla mümkün olabileceğine ve silahlı mücadelenin de bu cihadın temel unsuru olduğuna inanmaktadır.
HAMAS lehine bir gösteri. HAMAS siyonist düşman karşısında verilecek mücadeleyi yönetmenin en güzel yolunun kalabalık halk kitlelerini cihad bayrağını taşımaya, mümkün olan her yolla siyonist varlığa karşı savaşmaya yöneltmek, özelde Arap toplumlarını ve genelde bütün İslâm ümmetini ayağa kaldırmak suretiyle düşmana karşı topluca mücadele edilmesi için gereken şartları oluşturmak, mücadele ateşini her zaman alevli tutmak, mevcut enerjileri harekete geçirmek ve devreye sokmak suretiyle kuvvet üstünlüğü için gereken sebeplere başvurmak, hareket ve siyâsi karar birliği sağlamak olduğu görüşündedir.
İşgalcilerin saldırısına maruz kalarak şehit olan bir HAMAS mensubu. HAMAS işgale karşı mücadelede pek çok şehit vermesine rağmen direniş konusundaki kararlılığından hiçbir taviz vermedi.
HAMAS, 1991 sonunda İzzettin Kassam Birlikleri adıyla askeri kanadını kurduğunu açıklamasıyla birlikte yeni bir tutum içine girdi. Bu gelişmenin ardından düşmana ağır kayıplar verdiren çeşitli askeri eylemler gerçekleştirmeye başladı.
HAMAS'ın genel stratejisine göre Filistin'de düşmana karşı verilecek mücadelenin ve direnişin zafere ve o toprakların kurtarılmasına kadar sürmesi gerekir. Düşman karşısındaki direnişte yapılabilecek en üstün şey ise Allah yolunda cihaddır.
HAMAS, değişik görüş ve düşüncelerle, siyonist işgal karşısındaki ulusal Filistin direnişinin faaliyet alanının genişlediğine inanmaktadır. Aynı şekilde buradaki ulusal faaliyetlerde birliği sağlamanın bütün grupların, güçlerin ve çalışanların gerçekleştirmesi gereken bir amaç olduğuna, bu amaca ulaşmak için çalışmak gerektiğine inanmaktadır.
HAMAS Filistin'deki Müslümanlarla ve genelde Araplarla siyonistler arasındaki mücadelenin bir uygarlık ve varlık mücadelesi olduğuna inanmaktadır. Ona göre bu mücadeleyi hazırlayan sebepler ortadan kalkmadan bu mücadelenin son bulması mümkün değildir. Sebeplerin başta geleni ise siyonistlerin Filistin topraklarına yerleştirilmesidir.
HAMAS, oldukça geniş bir kitlesel desteğe sahiptir. Bundan dolayı Filistin şehirlerinin bütün sokaklarında bu desteğin yansımalarını, ifadelerini görmek mümkündür.
HAMAS, Siyonistlerin "barış" başlığı altında yürüttükleri çalışmaların bir oyun ve komplo olduğuna inanmaktadır. HAMAS destekçilerinin bu görüşlerini ifade için bir sokak kenarına çizdikleri temsili resim. Gelişmeler de HAMAS'ın bu tespitinde haklı olduğunu ispat etti.
HAMAS siyonistlerin bölgeyi vatan edinme çabalarının önüne geçmenin ancak geniş çaplı bir cihadla mümkün olabileceğine ve silahlı mücadelenin de bu cihadın temel unsuru olduğuna inanmaktadır.
İslami Cihad'ın Gazze'de bir gösterisinden görüntü. Filistin'deki İslâmi mücadelenin bir diğer kanadı durumundaki İslâmi Cihad Hareketi veya bir diğer adıyla Filistin'in Kurtuluşu İçin İslâmi Cephe Dr. Fethi Şikâki'nin öncülüğünde 1986 yılında kurulmuştur.
İslami Cihad'ın Gazze'de bir gösterisinden görüntü. İslâmi Cihad Hareketi'nin kurucuları ideolojik yapılanmalarında en çok İmam Hasan el-Bennâ, Seyyid Kutub ve İzzettin Kassam'ın fikirlerinden etkilenmişlerdir. İmam Hasan el-Bennâ'nın İslâm dünyasında yeniden diriliş hareketini başlatmış önemli bir lider olduğunu, Seyyid Kutub'un da fikirleriyle ümmeti karşı karşıya olduğu sapmalara karşı uyardığını ve inanç konusunda aydınlattığını söylüyorlardı. Ancak Müslüman Kardeşler'de İmam Hasan el-Bennâ ve Seyyid Kutub'dan sonra fikri bir değişim sürecinin başladığını ileri sürüyorlardı.
Filistin halkı arasında İslâmi uyanışın hızlanması ve gençliğin daha çok İslâm'a yönelmesiyle İslâmi hareket halk tabanında önemli bir güç elde etmiştir. Buna paralel olarak İslâmi hareketin işgal karşısında etkinlik göstermesiyle birlikte bağımsızlık yanlısı gençlerin bu harekete ilgi ve yakınlıkları arttı.
İntifadayla birlikte Filistin halkının tamamı kendisini işgalci Siyonistlerle bir çatışmanın içinde buldu. Bu çatışma Filistinlileri oldukça büyük sıkıntıların içine soktu. Ama buna rağmen direniş ve mücadele konusunda kararlılıklarından bir şey kaybetmediler.
1987 itifadasının başlamasından buyana Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) siyonist işgale karşı verilen mücadelenin her zaman başını çekmiştir. Bu konuda sergilediği tavır bellidir. Şimdiye kadar ilkelerinden zerre kadar taviz vermediğini ve Filistin topraklarının bir bütün olduğu, buraların bir karışının bile terk edilemeyeceği, siyonist işgal sona erinceye kadar da mücadelenin devam edeceği ilkelerinden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğini sürekli vurgulamaktadır.
Mercu'z-Zuhr sürgünleri dua ediyorlar. Bu sürgünlerin içinde HAMAS mensuplarının yanı sıra İslami Cihad Hareketi'nin mensupları da vardı
Sözde barış görüşmelerini protesto amacıyla düzenlenen bir gösteride mizahi yolla barış yutturmacası insanlara anlatılıyor
Amman'da HAMAS yanlısı bir eylem. HAMAS sadece Filistin'in içinde değil dışında da kendini ispat etmiştir. Bu yüzden İslam aleminin birçok ileri geleni bu hareketin mücadelesine destek verdiğini sözlü ve yazılı olarak dile getirmiştir.
Eski Kudüs'ten bir görüntü. Kudüs'ün batı kesimi 1948'de doğu kesimi 1967'de işgal edildi. Ancak İsrail işgal rejimi BM'in bu şehirle ilgili kararlarını tanımayarak Doğu Kudüs'ü de güya "kendi toprakları (!)" olarak gösterdiği kesime ilhak etti. Böylece Kudüs'ün tamamı "yeşil hat" içine alınmış oldu. Doğu Kudüs normalde İsrail işgal rejimi tarafından "yeşil hat" içinde gösterildiği halde burada yaşayan Filistinlilere farklı muamele yapılmaktadır. Bundaki amaç Doğu Kudüs'teki Müslümanları göçe zorlamak ve Kudüs'ün tamamında "yahudileştirme" programını gerçekleştirmektir.
HAMAS bayrağını kuşanmış bir genç. HAMAS sadece bir eylem örgütü değil bir kitle örgütüdür. Bugün Filistin'de en geniş kitle tabanına sahip örgüt olduğu ve gittikçe de arkasındaki kitlesel desteğin arttığı biliniyor.

Giriş

Filistin'deki İslâmi hareketin kökleri oldukça derinlere dayanır. Bu, Hz. Ömer (r.a.) tarafından fethedildikten sonra, haçlı işgali dönemi dışında, İngilizlerin o toprakları ele geçirmesine kadar Filistin topraklarına sürekli İslâmi havanın hâkim olmasının doğal bir sonucudur. İngiliz işgaline ve onun gölgesinde güç kazanan siyonist teröre karşı mücadele edenler de hep İslâmi anlayış sahipleri olmuşlardır. İsrail işgal devletinin kurulmasından sonra İslâmi hareket idare noktalarını ve mücadele karargâhlarını siyonistlerin ele geçirdiği toprakların dışına taşımak zorunda bırakıldı. Bunda Arap ordularının siyonist işgalcilerin hareket imkânlarını artırıp mücâhitlerin harekât alanlarını daraltmalarının önemli rolü oldu.

Filistin'de 1948 sonrasında yeniden filizlenen İslâmi hareketin tohumları Mısır'da Hasan el-Bennâ'nın kurmuş olduğu Müslüman Kardeşler hareketi tarafından atılmıştır. İmam Hasan el-Bennâ, 1948'de siyonist işgalcilerin çıkardığı savaşta Filistinli Müslümanların yanında çarpışmaları üzere bazı gençlerini cepheye gönderdi. Müslüman Kardeşler'e mensup gençler bu savaşta birkaç cephede cihad ettiler. İmam el-Bennâ bunun dışında Filistin'e tebliğ yapmaları üzere de bazı gençleri gönderdi. Hasan el-Bennâ'nın gönderdiği gençler, Filistinli gençleri çeşitli askeri kamplarda eğittiler ve bu gençler daha sonra Filistin'deki İslâmi hareketin çekirdeğini oluşturdular.

Bunun yanı sıra Filistin'de daha önce İngiliz işgali döneminde yürütülen cihadın ve İslâmi eğitim çalışmalarının da 1948 sonrası İslâmi hareketinin oluşmasında önemli rolü olmuştur.

Filistin halkı arasında İslâmi uyanışın hızlanması ve gençliğin daha çok İslâm'a yönelmesiyle İslâmi hareket halk tabanında önemli bir güç elde etmiştir. Buna paralel olarak İslâmi hareketin işgal karşısında etkinlik göstermesiyle birlikte bağımsızlık yanlısı gençlerin bu harekete ilgi ve yakınlıkları arttı.

İşgal altındaki topraklarda 1981'de ortaya çıkarılan "Cihad Ailesi" İslâmi harekete mensuptu. Yine 1984'te Gazze bölgesinde ele geçirilen ve Şeyh Ahmed Yasin'le bazı arkadaşlarının hapse atılmalarına yol açan silahlar bu hareket mensuplarına aitti. Bütün bunlar İslâmi hareketin gittikçe güçlendiğine ve yayıldığına işaret ediyordu. İslâmi hareketle ilgili olarak, İsrail istihbaratının hazırladığı raporlarda bu hareket mensuplarının eylemlerini süratle, dikkatlice ve başarıyla gerçekleştirdikleri, İsrail istihbarat elemanlarının harekete ait hücreleri kolay kolay tespit edemediği ifade ediliyordu.

İslâmi hareket çalışmalarını, hayır kurumları, öğrenci dernekleri, sağlık kuruluşları, yardım kurumları, zekât komiteleri vs. gibi çeşitli sosyal kurumlar vasıtasıyla da sürdürdü. Bu sosyal kurumlar verdikleri sosyal hizmetlerin yanı sıra aynı zamanda halkı İslâmi yönden şuurlandırmaya çalışıyorlardı. Bunun yanı sıra bu hareketin hareket ve eğitim merkezleri genellikle camiler ve mescitler olmuştur. Bu yolla camiler ve mescitler aynı zamanda asıl fonksiyonuna kavuşturulmuş oluyordu.

Bunun yanı sıra üniversitelerde de özellikle seksenli yıllarda İslâmi hareket gittikçe güçlenmeye ve etkisini göstermeye başladı. Gazze'deki Gazze İslâm Üniversitesi, bu hareketin bir kalesi haline geldi. Batı Yaka üniversitelerinden el-Halil Üniversitesi'nde en güçlü hareket İslâmi hareketti. Beir Zeit, Necâh ve Beyt Laham üniversitelerinde ise tedrici bir şekilde güçlenmiştir.

İslâmi hareket söz konusu üniversitelerdeki faaliyetlerinin yanı sıra çeşitli özel okullar açarak da eğitim alanında ağırlığını hissettirmeye çalışmıştır.

İntifadayla Yıldızı Parlayan İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)

Kuruluşunu Hazırlayan Etkenler

Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS), genelde 1948'deki ilk felaketin ve özelde Haziran 1967 yenilgisinin ardından Filistin halkının içine düştüğü durumun ve şartların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu hareketin ortaya çıkmasına vesile olan etkenleri iki eksende değerlendirmek mümkündür: a) 1987 yılına kadarki Filistin meselesiyle bağlantılı siyasi gelişmeler b) Filistin'deki İslâmi uyanışın gelişmesi ve bunun seksenli yılların ortasından buyana geldiği nokta.

a.Filistin Meselesiyle Bağlantılı Siyâsi Gelişmeler Ekseni: Filistin halkı, kendisine göre bir ölüm kalım meselesi veya Müslümanlarla siyonistler arasında süre giden bir uygarlık mücadelesi anlamı taşıyan davasının 1948 felâketinden sonra sadece bir mültecilerler meselesine, 1967 yenilgisinden sonra da düşman saldırılarının geride bıraktığı izleri silme, karşılığında da Filistin topraklarının üçte ikisinden taviz verme oyununa dönüştüğünü görmeye başladı. Bu durum Filistin halkını davasına dört elle sarılmaya yöneltti. Bunun sonucunda da Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve çeşitli halk direniş grupları ortaya çıktı.

Ancak Filistin Kurtuluş Örgütü'nde kendini gösteren ve şekillenen Filistin devrimi programı seksenli yıllarda içten ve dıştan birtakım yıpranmalara ve bozulmalara maruz kaldı. Bu durum söz konusu programın zayıf ve etkisiz hâle gelmesine sebep oldu. Yetmişli yıllarda Filistin Milli Misakı'nın üzerinde durduğu çözümlerin dışında da birtakım orta çözümlerin kabul edilmesini mümkün gören çeşitli değerlendirmeler ortaya konmuştu. Bu değerlendirmeler özellikle Camp David anlaşmasının imzalanmasından, ardından siyonist yönetimin Güney Lübnan'ı ve 1982'de de Beyrut'u işgal etmesinden sonra Filistin tarafının açık önerileri şeklini aldı. 1982 işgali 1967 yenilgisinden sonra Arap kavmi için en yüz karası olay olmuştu. Filistin'in içindeki tarihi direnişe rağmen, söz konusu olayda bir Arap başkenti (Beyrut), Araplar tarafından gelen hiçbir gerçek fiili tepkiyle karşılaşılmadan üç ay süreyle işgal altında tutulmuştu. Bu olayın sonucu Filistin Kurtuluş Örgütü'nün zayıf düşürülmesi ve Lübnan'dan çıkarılması oldu. Bu sonuç örgüt içindeki siyâsi çözüm yanlılarının daha da güçlenmelerine yol açtı.

Ödün vererek siyâsi çözüm bulma önerileri iki tehlikeli şart içeriyordu. Filistin halkı bu şartları, Hz. Ömer (r.a.) döneminde gerçekleştirilen fethin verdiği ruhla başlattığı cihadının başlangıcından bugüne kadar sürekli reddetmişti. Bu iki şart da şunlardı:

-Siyonist hâkimiyeti ve onun Filistin toprakları üzerindeki varlık hakkını resmen tanımak,

-Filistin topraklarının bir kısmından hatta büyük bir kısmından ödün vermek.

Bu şartlar ve onlara dayalı öneriler FKÖ'nün ileri gelenlerince kabul görünce silahlı mücadele stratejisi de gerilemeye başladı. Buna paralel olarak Arap dünyasının Filistin davasına verdiği önem de azaldı. Artık bu dava da diğer rutin meseleler gibi sadece uluslararası toplantıların ve sempozyumların gündem dosyalarına konan bir mesele haline geldi.

İran-Irak Savaşı'nın patlak vermesinden sonra gerek uluslararası platformda ve gerekse Arap dünyasında Filistin meselesi ikinci derecedeki meseleler durumuna düştü. Buna paralel olarak siyonist yönetimin politikası daha güçlü ve etkili bir hale gelmeye başladı. Siyonist yönetim artık kendini biraz daha yüksekte görmeye başladı. 1981'de ABD ile İsrail arasında imzalanan stratejik yardımlaşma anlaşmasının ardından ABD'nin bu ülkeye yardım ve desteğinin artmasıyla birlikte İsrail daha da ileri gitti. Söz konusu anlaşmada Golan tepelerinin ilhak edildiğinin açıklanması ve Irak'ın nükleer santrallerinin bombalanması da karara bağlanmıştı.

Uluslararası alanda ABD etki alanını genişletme ve yaptırım gücünü artırma konusunda hayli ilerleme kaydetmiş ve Sovyetler Birliği'ni epey geride bırakmıştı.

b.İslâmi Uyanış Ekseni: Diğer Arap topraklarında olduğu gibi Filistin'de de İslâmi uyanışın hızlı bir şekilde geliştiği ve yayıldığı gözlendi. Bu durum İslâmi hareketin hem fikri hem de örgütsel açıdan güçlenmesine ve gelişmesine imkân sağladı. Bu gelişme hem 1948'de işgal edilmiş olan topraklarda hem de Gazze ve Batı Yaka bölgelerinde gerçekleşti.

Filistin'deki İslâmi akım iki sebebe dayanan ciddi bir olumsuzlukla karşı karşıya olduğunu anlamaya başladı. Bu olumsuzluğun kaynağını oluşturan iki sebep de şunlardı:

Birincisi: Filistin meselesinin Arap ülkelerinin öncelikli konular listesinin en altına düşmesi.

İkincisi: Filistin devriminin programında işgal son buluncaya kadar silahlı mücadelenin yerini, Filistin halkına zorla kabul ettirilecek siyâsi bir çözüm arayışının alması.

İşte bu iki geri adımın ve siyonist işgalin Filistin halkına lâyık gördüğü baskıcı, gaddar uygulamaların etkisiyle, dışarıda değil de Filistin toprakları içinde yaşayan Filistin halkı arasındaki direniş hamurunun da olgunlaşmasıyla birlikte Filistin için cihad anlayışına dayalı İslâmi bir programın ortaya konması zorunluydu. Bunun ilk tohumları da 1981'de oluşturulan Cihad Ailesi, 1983'te Şeyh Ahmed Yasin'in oluşturduğu cemaat ve daha başka oluşumlarla atılmış oldu.

1987'de Filistin'in kurtuluşu için yeni ilkeler üzerine yeni bir program ortaya koymak için şartlar oluşmuştu. Böylece kuruluşunda, Filistin'deki Müslüman Kardeşler cemaatinin özel bir rolü olan Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) ortaya çıktı.

HAMAS'ın Oluşumu

Filistin halkındaki genel şuurun ve Filistin'de ortaya çıkan İslâmi akımın özel şuurunun, ilk temelleri seksenli yılların başından itibaren atılmaya başlanan Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin programının şekillenmesine katkısı olmuştur. Bu katkının sayesinde direniş kollarının oluşturulması imkânı doğduğu gibi, 1986'dan itibaren siyonist işgale karşı toplu direniş hareketine başlamak için pratik hazırlıkların yapılmasıyla birlikte İslâmi akımın halk tabanı da oluşmaya başlamıştır. Necâh, Beir Zeit üniversitelerinde ve Gazze İslâm Üniversitesi'nde siyonist işgale karşı gerçekleştirilen öğrenci hareketlerinin, işgale karşı geniş çaplı bir halk direnişinin ortaya çıkması için şartların oluşmasında katkısı olmuştur. Özellikle işgal yönetiminin zâlim tutumları, baskıcı uygulamaları, halkı ezmeyi amaçlayan metotları kitlelerdeki tepkinin, işgale karşı durma yönündeki cesaretin artmasına ve direniş ruhunun güçlenmesine yol açmıştır.

Cibâliyâ'da bir siyonistin kamyonetiyle Filistinli işçilerin arasına girerek dört kişinin şehid edilmesine yol açmasıyla patlak veren olaylar Filistin halkının yeni bir cihad dönemine girdiğinin ilanı anlamı taşıyordu. Bu olaydan sonra halkın direnişine öncülük eden ilk hareket Filistin İslâmi Direniş Hareketi olmuştur. 14 Aralık 1987 tarihinde, Filistin halkının baskıcı siyonist işgalciler karşısındaki cihadında yeni bir dönemin başladığı duyuruldu. Bu da intifada olarak adlandırılan kutsal halk hareketi dönemiydi.

İntifadanın ikinci ayından itibaren Hareket periyodik bir şekilde halk kitlelerine hitab eden ve halk direnişini yönlendiren, direnişi sürdürenler için belirli programlar ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı. Hareket bir yandan da siyonist düşman karşısında sürdürülmesi gereken mücadelenin mahiyetiyle ilgili görüşlerini ve Filistin'in çeşitli ulusal meseleleriyle ilgili siyâsetlerini ve tutumlarını ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı.

İşgal Yönetiminin HAMAS Karşısındaki Tutumu

HAMAS'ın etkili bir şekilde ortaya çıkması siyonist düşmanı son derece rahatsız etti. Dolayısıyla siyonist istihbarat örgütleri HAMAS'ın faaliyetlerini ve liderlerini gözetlemek amacıyla bütün organlarını harekete geçirdiler. İşgal yönetimi Ağustos 1988'den itibaren kalabalık halk kitlelerinin HAMAS hareketinin boykot çağrılarına uyduğunu ve Hareketin bir misakının yayınlandığını görünce birbirini izleyen tutuklama kampanyaları başlattı. Bu tutuklamalar o tarihten itibaren Hareketin mensuplarını ve destekçilerini hedef alıyordu.

Bu harekete karşı ilk geniş çaplı tutuklama kampanyası Mayıs 1989'da başlatıldı. Bu kampanyada Hareketin kurucu önderi ve sembolü durumundaki Şeyh Ahmed Yâsin de tutuklandı. Ancak bu baskı uygulamaları HAMAS'ın başlattığı mücadeleyi durduramadı. Aksine zaman içerisinde hareketin direniş metotları gelişti. 1989 kışından itibaren siyonist askerlerin rehin alınması ve işgal kuvvetlerinin askerlerine bıçakla saldırılar düzenlenmesi de direniş eylemleri arasına girdi. Aralık 1990'dan itibaren büyük bir tutuklama kampanyası daha başlatıldı. İşgal kuvvetleri bu tarihte hareketin ileri gelenlerinden ve liderlerinden dört kişiyi sınır dışı etti. Ayrıca sadece bu harekete mensup olmayı bile ağır cezalarla cezalandırılmayı gerektiren suç saymaya başladı.

Silahlı Mücadelenin Başlatılması

HAMAS, 1991 sonunda İzzettin Kassam Birlikleri adıyla askeri kanadını kurduğunu açıklamasıyla birlikte yeni bir tutum içine girdi. Bu gelişmenin ardından düşmana ağır kayıplar verdiren çeşitli askeri eylemler gerçekleştirmeye başladı. Üstelik düşman, eylemleri gerçekleştiren mücahitlerin üslendiği yerleri belirleyemiyordu.

Tolidano operasyonundan sonra siyonist yönetim HAMAS'a karşı son derece insafsız bir tutuklama kampanyası başlattı. Rabin, bu hareketi cezalandırmak amacıyla HAMAS'ın ileri gelenlerinden 415 kişiyi sürgün etme kararı aldı. Bu, ilk toplu sürgün kararı oluyordu.

HAMAS'ın Siyâsi Kimliği

Filistin İslâmi Direniş Hareketi, Filistin topraklarının tamamının kurtuluşu için mücadele eden ve kurtuluşun gerçekleşmesi için tek yol olarak cihadı gören bir halk hareketidir. Temel dayanak olarak İslâm'ın ilkelerine ve fıkhi esaslarına dayandığını bildirmiştir. Bir parti örgütü veya dar tabanlı bir grup çalışması değil, geniş tabanlı bir halk hareketidir.

Mücadeleye Bakışı

HAMAS Filistin'deki Müslümanlarla ve genelde Araplarla siyonistler arasındaki mücadelenin bir uygarlık ve varlık mücadelesi olduğuna inanmaktadır. Ona göre bu mücadeleyi hazırlayan sebepler ortadan kalkmadan bu mücadelenin son bulması mümkün değildir. Sebeplerin başta geleni ise siyonistlerin Filistin topraklarına yerleştirilmesidir. HAMAS siyonistlerin bölgeyi vatan edinme çabalarının önüne geçmenin ancak geniş çaplı bir cihadla mümkün olabileceğine ve silahlı mücadelenin de bu cihadın temel unsuru olduğuna inanmaktadır.

HAMAS siyonist düşman karşısında verilecek mücadeleyi yönetmenin en güzel yolunun kalabalık halk kitlelerini cihad bayrağını taşımaya, mümkün olan her yolla siyonist varlığa karşı savaşmaya yöneltmek, özelde Arap toplumlarını ve genelde bütün İslâm ümmetini ayağa kaldırmak suretiyle düşmana karşı topluca mücadele edilmesi için gereken şartları oluşturmak, mücadele ateşini her zaman alevli tutmak, mevcut enerjileri harekete geçirmek ve devreye sokmak suretiyle kuvvet üstünlüğü için gereken sebeplere başvurmak, hareket ve siyâsi karar birliği sağlamak olduğu görüşündedir. Ona göre, Filistin'in kutsallığına ve onun İslâm'daki yerine inanarak, siyonistlerin Filistin'le ilgili projelerinin tehlikesini kavrayarak bu belirtilenler gerçekleşinceye kadar çaba harcamak gerekir. HAMAS Filistin toprağının en ufak bir parçasından bile taviz verilmesinin veya onun üzerindeki siyonist işgali meşru görmenin caiz olmadığına, Filistin halkının ve onların dışındaki tüm Müslümanların, siyonistleri geldikleri gibi Filistin'den çıkmaya zorlamak için savaşmak üzere gerekli hazırlıkları yapmalarının gerektiğine inanmaktadır.

Genel Stratejisi

HAMAS, siyonist işgalciler karşısında vereceği mücadelesinde izleyeceği stratejinin genel özelliklerini şu şekilde belirlemiştir:

1.Siyonistlerin Filistin'e yerleşme çabalarında ilk hedef Filistin halkıdır. Dolayısıyla işgalciler karşısında verilecek mücadelede en ağır yük de bu halkın üzerindedir. Bu itibarla gasbedici düşman karşısındaki direniş ve mücadele için bu halkın sahip olduğu gücü öncelikle devreye sokmak gerekir.

2.Düşmana karşı direniş alanı Filistin'dir. Diğer İslâm toprakları ise Filistin'deki halka yardım ve destek alanlarıdır. Özellikle bu alanlardan verilecek yardım ve desteklerin siyasi alanda, iletişim alanında ve mali alanda yoğunlaşması gerekir. Siyonist düşmana karşı verilecek fiili mücadelenin ise çağlar boyunca şehitlerin temiz kanlarıyla sulanmış olan kutsal Filistin topraklarında yürütülmesi gerekir.

3.Filistin'de düşmana karşı verilecek mücadelenin ve direnişin zafere ve o toprakların kurtarılmasına kadar sürmesi gerekir. Düşman karşısındaki direnişte yapılabilecek en üstün şey ise Allah yolunda cihaddır.

4.Siyasi çalışma siyonist düşman karşısında yürütülecek mücadele tarzlarından biridir. Bu çalışmanın amacı da Filistin halkının siyonist düşman karşısındaki cihad ve direnişine destek sağlamak, onun ve bütün Müslüman halkların güçlerini Filistin davasına destek için devreye sokmak, Müslümanları Filistin halkının haklarını savunmaları ve haklı davasını dünya kamuoyunun önüne koymaları için harekete geçirmektir.

Genel Görüş ve Tavırları

1.HAMAS, değişik görüş ve düşüncelerle, siyonist işgal karşısındaki ulusal Filistin direnişinin faaliyet alanının genişlediğine inanmaktadır. Aynı şekilde buradaki ulusal faaliyetlerde birliği sağlamanın bütün grupların, güçlerin ve çalışanların gerçekleştirmesi gereken bir amaç olduğuna, bu amaca ulaşmak için çalışmak gerektiğine inanmaktadır.

2.Filistin alanında faaliyet yürüten bütün güçlerle, gruplarla ve çalışanlarla işbirliği ve organizasyon içine girmek için çaba harcamaktadır. Bu konuda: "Üzerinde görüş birliğine vardığımız konularda yardımlaşır, görüş ayrılığına düştüğümüz konularda ise birbirimizi mazur görürüz" ilkesini esas almaktadır.

3.Filistin'de ortak bir ulusal faaliyetin güçlendirilmesi için çaba harcamakta ve yürütülecek ortak faaliyetin uslubunun Filistin'in kurtarılması için çalışma ve siyonist düşmanın hâkimiyetini tanımama yahut ona Filistin'in hiçbir parçası üzerinde varlık hakkı vermeme ilkesine dayanmasının gerektiğini düşünmektedir.

4.Ulusal faaliyet alanındaki değerlendirmelerde ne kadar büyük görüş ayrılıkları ortaya çıksa da, kişisel görüşler ne kadar birbirinden farklı olsa da, hangi şartlarda ve hangi gerekçeyle olursa olsun, tartışmaları önlemenin veya görüş ayrılıklarını çözmenin zorunluluğuna yahut kendi görüş ve değerlendirmelerini kabul ettirmek için güç ve silah kullanma yoluna gidilmemesi gerektiğine inanmaktadır.

5.İslâmi cemaatleri ve faaliyet gruplarını birleştirmeye öncelik vermekte ve bu gruplar arasındaki ortak değerlerin ayrılmaya sebep olan etkenlerden çok daha fazla olduğuna inanmaktadır.

6.Filistin halkının haklarını, herhangi bir din, soy ve grup ayrımına gitmeden savunmaktadır. Filistin halkının toprağını ve vatanının kurtuluşunu savunurken değişik grup ve kollarıyla bu halkın tümünün hakkını kabul etmekte ve Müslümanlarıyla hıristiyanlarıyla Filistin halkının tek bir halk olduğuna inanmaktadır.

7.Siyasi meselelerdeki farklı tutumların ancak, Filistin halkının baskıcı siyonist işgalciler karşısındaki direniş ve mücadelesine destek vermeğe hazır olan taraflardan biriyle bağlantı kurulması ve yardımlaşılması yoluyla giderileceğine inanmaktadır.

8.İslâm ümmetinin birliğine inanmakta, bu birliğin sağlanması yolunda sarf edilen bütün çabaları desteklemektedir.

9.Dini inancına, ulusal kimliğine ve siyâsi yapısına bakmaksızın bütün yönetimlerle, siyasi partilerle ve uluslararası güçlerle diyalogun önemine inanmaktadır. Ona göre, bunlardan biriyle, Filistin halkının haklı davasına ve onun meşru haklarını elde etme çabasına destek olmak, yahut siyonist işgalcilerin tutumları, Filistin halkına reva gördüğü insanlık dışı baskı uygulamaları hakkında dünya kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yardımlaşmaya girmek için herhangi bir engel söz konusu değildir.

10.Filistin halkının vatanıyla ve toprağıyla ilgili haklarını, vatanını işgalden kurtarıncaya kadar cihad ve kendi geleceğini belirleme gibi meşru haklarını elinden almadığı veya bu haklarına ters düşmediği sürece uluslararası örgütlerin ve heyetlerin Filistin davasıyla ilgili kararlarına saygı duyacağını bildirmektedir.

11.Siyonist işgale karşı mücadele alanını Filistin'den buranın dışında bir başka alana taşıma niyetinde olmadığını bildirmektedir.

12.Ülkeleri, uluslararası örgütleri ve heyetleri, uluslararası bağımsızlık hareketlerini Filistin halkının haklı davasının yanında yer almaya, siyonist işgalcilerin izlediği, her türlü uluslararası kanunlara, kurallara, insan haklarına aykırı baskı politikalarını kınamaya, Filistin toprakları ve Filistinlilerin kutsal değerleri üzerindeki haksız işgale son vermesi için siyonist yönetime baskı yapmaya çağırmaktadır.

Filistinlilere Yönelik Stratejisi

HAMAS, işgal kuvvetlerine karşı direnişe ve işgalci askerleri zor durumda bırakmaya önem verirken Filistinlilerin cephesinde de birliğin korunması için büyük çaba harcadı. Bu çabalarıyla, Filistinliler arasında fitne çıkarmayı, onları kendi aralarında bir kavgaya sürüklemeyi amaçlayan pek çok uğraşıyı boşa çıkardı.

Barış Görüşmeleri Karşısındaki Tavrı

FKÖ liderleri, 1991 Ekim'inde gerçekleştirilen Madrid Konferansı'yla birlikte, Filistin davası aleyhine bir temel üzere kurulan uzlaşmacılık yoluna girince HAMAS da bütün halk kitlelerini bu uzlaşmacı tutuma karşı tavır sergilemeye çağırdı. Bunun sonucunda on Filistinli grup arasında söz konusu tavıra karşı bir işbirliği anlaşması yapıldı. Arkasından Filistinli Güçler Birliği anlaşması sağlandı.

Siyâsi Çözüm Konusundaki Tutumu

HAMAS siyasi çözüm konusundaki tutumunu belirlerken iki etkene dayanmaktadır:

Birincisi: Siyonizmin kimliği, onun, kaynağını Tevrat, Telmud ve siyonist hareketin kurucularının yazılarından alan fikri arka planı hakkındaki bilgilere dayanan değerlendirmesi. Bu değerlendirmeye göre siyonistler vaadedilmiş topraklar hurafesine, kendilerinin Allah'ın seçilmiş halkı oldukları inancına, topraksız halk - halksız toprak ilkesine ve Büyük İsrail düşüncesine sıkıca sarılmaktadırlar. Bunun yanı sıra 1949 anlaşmasında, 1978'de imzalanan Camp David anlaşmasında, 1993'te FKÖ ile siyonist düşman arasında gerçekleştirilen ilkeler beyânında ve daha başka anlaşmalarda hileye başvurulduğuna ve siyonizmin gerçek yüzünün gizlendiğine inanmaktadır. Siyonist düşmanın siyâsi çözümler yoluyla, işgal ettiği toprakları genişletme ve oralara yerleşme planını gerçekleştirme yolunda yeni bir merhaleye giriş projesini devreye sokmak istediği inancındadır.

İkincisi: Kaynağı ne olursa ve ne gibi maddeler içerirse içersin siyâsi çözümün siyonist düşmana Filistin topraklarının çoğu üzerinde varlık hakkı tanıyacağı inancı. Böyle bir şeyse milyonlarca Filistinlinin yurtlarına geri dönmeleri imkânının tamamen ortadan kaldırılması; aynı zamanda Filistin topraklarının tamamı üzerinde Filistinlilerin kendi yaşayış tarzlarını belirleme, bağımsız devletlerini ve ulusal kurumlarını kurma haklarının bütünüyle ellerinden alınması anlamı taşıyacaktır. Buna yol açmak ise bütün uluslararası ve insani değerlere, ilkelere ve geleneklere aykırı olduğu gibi İslâm fıkhı açısından da yasak edilmiş fiiller arasına girer. Dolayısıyla böyle bir şeyi kabul etmek caiz değildir. Filistin toprağı kutsal bir İslâm toprağıdır. Siyonistler burayı baskı yoluyla gasbetmişlerdir. Müslümanların burayı geri almak ve işgalcileri oradan çıkarmak için cihad etmeleri farzdır.

İşte bu sebeplerden dolayı HAMAS, siyâsi çözüm planlarını, Filistin meselesinin barış görüşmeleri yoluyla çözüme kavuşturulabileceği görüşünü ve bu görüş doğrultusunda ortaya atılan tüm planları reddetmiştir. HAMAS bugüne kadar ortaya atılmış olan siyâsi çözüm planlarının en tehlikelisinin de, 13 Eylül 1993'te FKÖ ile siyonist yönetim arasında Vaşington'da imzalanmış olan Gazze-Eriha anlaşması ve tarafların karşılıklı olarak birbirlerini tanımalarını öngören vesika (Oslo İlkeler beyannamesi) olduğuna inanmaktadır. Ona göre bunun tehlikesi sadece, siyonist düşmana Filistin topraklarının tamamı üzerinde hâkimiyet hakkı tanıyan içeriğinden ve siyonist yönetimle Arap ülkeleri arasında uzlaşmaya kapı açması dolayısıyla siyonistlerin bölgeye hâkimiyet elini uzatmasına imkân sağlamasından kaynaklanmıyor. Aynı zamanda, Filistin halkını gerçek anlamda temsil hakkına sahip olmamasına rağmen Filistin tarafı diye ortaya çıkan bir grubun buna muvafakat etmesi ve razı olması açısından da tehlike arz etmektedir. Çünkü bu, Filistin dosyasının kapatılması ve Filistin halkının kendi meşru haklarını isteme yahut bu haklarını elde etmek için meşru yollara başvurma imkânından mahrum edilmesi anlamı taşımaktadır. Buna ek olarak Filistinlilerin çoğunun kendi vatanlarında ve topraklarında yaşama imkânlarının ellerinden alınması anlamı da taşımaktadır. Bütün bunların doğuracağı sonuçlar sadece Filistin halkını etkilemekle kalmayacaktır. Aksine bütün Arap toplumlarını ve diğer İslâm toplumlarını da etkileyecektir.

İslâmi Hareketin Bir Diğer Kanadı: İslâmi Cihad Hareketi

Filistin'deki İslâmi mücadelenin bir diğer kanadı durumundaki İslâmi Cihad Hareketi veya bir diğer adıyla Filistin'in Kurtuluşu İçin İslâmi Cephe Dr. Fethi Şikâki'nin öncülüğünde 1986 yılında kurulmuştur. Daha önce İslâmi anlayışları dolayısıyla el-Fetih'ten ayrılan bazı gruplar, İslâmi Cihad Hareketi'ne katılmışlardır. Ayrıca 1970'li yıllarda Müslüman Kardeşler'in Filistin kanadı niteliği taşıyan ve "İslâmi Hareket" adıyla faaliyet yürüten kitleyle ayrılığa düşerek bu hareketten ayrılmış olan Abdulaziz Udeh de İslâmi Cihad Hareketi'ne katılmıştır. Hareketin kurucusu Dr. Fethi Şikâki kendisi de İslâmi Hareket'le bazı konularda ihtilafa düşerek ayrılanlardandı. Şikaki ve Udeh hareketin kuruluş merhalesinde iki lider konumunda olmuşlardır.

İslâmi Cihad Hareketi, en çok Gazze bölgesinde teşkilatlanmıştır. Bununla birlikte Batı Yaka bölgesinde de az sayıda da olsa taraftar edinebilmiştir.

İslâmi Cihad Hareketi'nin kurucuları ideolojik yapılanmalarında en çok İmam Hasan el-Bennâ, Seyyid Kutub ve İzzettin Kassam'ın fikirlerinden etkilenmişlerdir. İmam Hasan el-Bennâ'nın İslâm dünyasında yeniden diriliş hareketini başlatmış önemli bir lider olduğunu, Seyyid Kutub'un da fikirleriyle ümmeti karşı karşıya olduğu sapmalara karşı uyardığını ve inanç konusunda aydınlattığını söylüyorlardı. Ancak Müslüman Kardeşler'de İmam Hasan el-Bennâ ve Seyyid Kutub'dan sonra fikri bir değişim sürecinin başladığını ileri sürüyorlardı.

İslâmi Cihad hareketi kuruluş merhalesinde İran devriminden de etkilenmiştir. Hatta hareketin kurucularının başında gelen ve şehid edildiği tarihe kadar da liderliğini yürüten Dr. Fethi Şikâki, İran'da İmam Humeyni'nin öncülüğünde geniş tabanlı bir halk hareketinin başladığı dönemde: "Humeyni, İslâmi Çözüm ve Alternatif" adlı bir kitap yazmıştır. Şikaki kendisinin bu kitabı İran devriminden önce yazdığını ifade etmiştir. Ancak kitap İran'da Müslümanların yönetimi ele geçirmelerinden sonra piyasaya çıkmıştır.

İslâmi Cihad Hareketi ve Filistin Davası

İslâmi Cihad Hareketi, Filistin davasını ümmetin temel davası olarak görmekte ve Filistin sorununun öncelikle çözülmesi gerektiğine inanmaktadır. Ancak çözüm konusunda başvurulması gereken yolun barış görüşmeleri metodu değil işgale karşı doğrudan mücadele metodu olduğu görüşünü savunmaktadır. Bunun yanı sıra Filistin topraklarının bir bütün olduğu ve hiçbir parçasından taviz verilemeyeceği, İsrail'in bu topraklar üzerindeki varlığının tamamen gayri meşru olduğu inancındadır. Bütün bu temel konularda HAMAS'la aynı düşüncelere sahiptir.

İslâmi Cihad'ın kurucularından Abdulaziz Udeh şöyle diyordu: "Ben Filistinli bir Müslümanım ve Filistin'i İslâm dünyasının en önemli yurt parçası olarak görüyorum. Bu topraklar üzerinde bir İslâm devletinin kurulmasını ümit ediyorum." İslâmi Cihad'ın diğer ileri gelenleri de Filistin yarasının İslâm dünyasının kalbinde ortaya çıkmış bir yara olduğunu dile getirmişlerdir.

HAMAS gibi İslâmi Cihad Hareketi de Filistin sorununun ulusal bir sorun değil temel İslâmi bir sorun olduğu dolayısıyla sadece Filistinlileri değil bütün İslâm ümmetini ilgilendirdiği görüşünü savunmaktadır. Dolayısıyla bu sorunun çözümü ümmet şuuruyla verilecek bir mücadeleyle ve İsrail işgalinin tamamen ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilecektir.

İslâmi Cihad Hareketi de İsrail işgal rejiminin meşrulaştırılmasını sağlama amacına yönelik görüşmelere başından itibaren karşı çıkmıştır.

İslâmi Cihad'ın İntifada Öncesindeki Eylemleri

İslâmi Cihad Hareketi'nin kuruluş merhalesinde bu hareketle Müslüman Kardeşler'in Filistin kolunu oluşturan "İslâmi Hareket" arasındaki ayrılığın temel noktasını askeri eylemlere geçiş konusu oluşturuyordu. İslâmi Cihad mensupları askeri eylemlere derhal geçilmesi gerektiğini, İslâmi Hareket ileri gelenleri ise bunun için henüz erken olduğu dolayısıyla eğitim çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiğini savunuyorlardı. İslâmi Cihad Hareketi'ni kuranların böyle ayrı bir oluşum oluşturmalarında birtakım fikri ayrılıkların yanı sıra bu konunun da önemli etkisi olmuştu. Bundan dolayı İslâmi Cihad mensubu gençler hareketin ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra fiili eylemleri başlattılar. Bu dönemde gerçekleştirilen askeri eylemlerden bazıları şunlardır:

  • 15 Ekim 1986'da Kudüs'te Mağribliler kapısı yakınında İsrail askerlerinin üzerine üç el bombası atılması eylemi. Askerlerin Ağlama Duvarı etrafında bir tören düzenledikleri sırada gerçekleştirilen bu eylemde yetmiş asker yaralandı, ayrıca askerlerden birinin babası hayatını kaybetti.
  • 25 Mayıs 1987'de Galil Celusi adında bir siyonist Gazze'nin Şuca'iyye mahallesinde İslâmi Cihad mensubu mücâhidlerin kurşunlarıyla öldürüldü.
  • 2 Ağustos 1987'de Gazze Merkezi Cezaevi'nden kaçan İslâmi Cihad Hareketi mensubu altı mücâhid İsrail askeri polisinin komutanlarından Kaptan Ron Tal'ı öldürdüler.
  • 16 Ağustos 1987'de mücâhidler tarafından bir İsrail aracının taranması sonucu iki yolcu yaralandı.
  • 6 Ekim 1987'de Gazze'nin Şuca'iyye mahallesinde İslâmi Cihad mensubu dört mücâhidle İsrail askerleri arasında çıkan çatışmada bir İsrail subayı öldürüldü. Çatışmada söz konusu dört mücâhid de şehid oldu.
  • Hareketin o dönemde bunların dışında da bazı eylemleri oldu.

    İntifada ve İslâmi Cihad Hareketi

    İslâmi Cihad Hareketi, intifada öncesinde de birtakım eylemler gerçekleştirdiğinden mensuplarını bu halk hareketine hazırlamış durumdaydı. Bu hareketin gerçekleştirdiği eylemler aynı zamanda Filistinli halkın da takdirini kazanmış, dolayısıyla halkla İslâmi Cihad arasında bir sevgi ve yakınlık bağı oluşmuştu. Hatta İslâmi Cihad mensubu altı mücâhidin İsrail hapishanelerinden kaçması ve hiçbirinin İsrail kuvvetleri tarafından yakalanamaması halk nezdinde olumlu yankılara vesile olmuştu. Halk bu hareketin intifada öncesinde gerçekleştirmiş olduğu eylemlere desteğini çeşitli vesilelerle gündeme getirmişti.

    İntifadanın başlamasından sonra İslâmi Cihad Hareketi de kendisini bu geniş çaplı halk hareketinin içinde buldu. Çünkü onun gayeleriyle intifadanın gayeleri arasında bir fark yoktu. Bundan dolayı İslâmi Cihad Hareketi mensupları intifadaya ilk katılanlar arasında yer aldılar. Başlangıcında intifadaya ilk katılanlar arasında yer aldıkları gibi sonrasında da bu halk hareketinin devamı için en çok çaba harcayanlardan olmuşlardır. Ancak bu hareketin mücâhidlerinin intifada da etkin rol oynamaya çalıştıklarını gören İsrail işgal rejimi harekete büyük darbeler vurabilmek için yoğun bir seferberlik başlattı. Bu, Hareket'in mücadeledeki etkinliğini olumsuz yönde etkiledi. Özellikle fiili eğitimden geçmiş elemanının azlığının da bunda rolü oldu.

    İntifada süresince İslâmi Cihad Hareketi de HAMAS gibi bildiriler dağıtarak halkı bilinçlendirmeye ve işgal karşısındaki mücadelelerini sürdürmeleri için çağrılarda bulunmaya çalıştı.

    İntifadanın başlamasından yaklaşık kırk gün sonra ortaya çıkan ve FKÖ'nün öncülüğünde oluşturulan Birleşik Yönetim'e HAMAS gibi İslâmi Cihad da girmedi. Ancak bu yönetimin programlarına ters ve sürtüşmeye yol açabilecek herhangi bir hareket içine de girmedi.

    Son yıllarda gerçekleştirilen istişhadi eylemlerin bazılarını İslâmi Cihad mensubu mücâhidler gerçekleştirmişlerdir. Bunun yanı sıra İsrail askerlerine yönelik bıçaklı ve bombalı saldırıların bazıları da bu hareketin mensuplarınca gerçekleştirilmiştir.

    İşgal yönetiminin intifada karşısında baskı uygulamalarında İslâmi Cihad Hareketi'nin mensupları da hedef alındı. Ayrıca hareketin bazı ileri gelenleri İsrail ajanları tarafından faili meçhul cinayetlerde şehid edildiler. Hareketin Gazze'deki lideri Hâni el-Abid 2 Kasım 1994 tarihinde MOSSAD ajanlarının düzenlediği bir faili meçhul cinayette şehid edildi. Yine Gazze'deki ileri gelenlerinden olan Mahmud Arafat İbrahim Havaca da 22 Haziran 1995 sabahı bir başka suikastla şehid edildi.

    HAMAS - İslâmi Cihad İlişkileri

    HAMAS'la İslâmi Cihad arasındaki ayrılık inançla veya ideolojik ilkelerle ilgili bir temele dayanmaz. Ayrılıklar birtakım temel ilkelerin yorumlanması ve yapılacak faaliyetlerde nelere öncelik verileceği konusundadır. İslâmi Cihad'ın kurucuları, Müslüman Kardeşler'in kurucusu İmam Hasan el-Bennâ'yı örnek bir önder, yeniden İslâm'a dönüş hareketinin temel ilkelerini belirleyen bir sembol olarak kabul ediyor, ancak Müslüman Kardeşler'de daha sonra onun fikirlerini yorumlama konusunda yanlışlıklar yapıldığını ileri sürüyorlardı. Ayrıca İslâmi Cihad'ın kurucuları fiili mücadeleye öncelik verilmesi fikrini savunuyorlardı. Bunun yanı sıra Müslüman Kardeşler'in İslâmi kavramları ve değerleri topluma tedrici bir şekilde kabul ettirerek geniş bir kitle tabanı hazırlama metodunu benimsemediklerini, bunun yerine devrimci metoda ağırlık verilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Ancak bu ve benzeri görüş ayrılıkları bu iki hareket arasında herhangi bir fiili sürtüşmeye ve kavgaya yol açmamıştır.

    HAMAS'la İslâmi Cihad arasındaki ilişki hakkında, HAMAS resmi sözcüsü İbrahim Goşe'nin yaptığı şu açıklamayı vermekte yarar görüyoruz: "İslâmi davet ve cihad yolunun bir olduğunda şüphe yoktur. Çünkü İslâm hem bir inanç sistemidir hem de cihaddır. Gerçekte İslâmi hareket de bu iki temele göre hareket etmektedir. Bölgesel veya dış güçlerin baskılarını artırmalarından kaynaklanan zor şartlarda bile bu iki temele göre hareket eder. İslâmi Cihad Örgütü'nün de HAMAS'ın da ana İslâmi hareketten doğduğu bir gerçektir. Sahneye çıkmalarının değişik zamanlarda olması ise mücadeleyi başlatma konusundaki değerlendirmelerinin farklılığından ileri gelmektedir. İslâmi Cihad Örgütü yapılması gereken işler sıralamasında fiili cihadı birinci sıraya koyuyordu. HAMAS ise eğitim, hazırlık ve uygun şartları gözetmenin fiili cihaddan önce geldiği kanaatini taşıyordu. Bu konuda farklılık söz konusu olsa da bugün her iki hareket de aynı merhalenin içerisindedir. Bu iki hareketin birleştirilmesi için uzun süreden beri ciddi çalışmalar yürütülmektedir. Birkaç merhaleden sonra organizeli çalışma başlatılacak sonra ortak cephe hareketine geçilecek sonra Allah'ın izniyle tam bir birleşme sağlanacaktır."

    2 Nisan 1995'te Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde bir suikast sonucu HAMAS mensubu 6 kişinin şehid edilmesi üzerine hem HAMAS'ın İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup mücâhidlerin, hem de İslâmi Cihad Hareketi mücahidlerinin intikam eylemleri düzenlemeleri de bu iki hareket arasında sıkı münâsebetlerin ve dayanışmanın olduğunu gösteriyordu. Bu iki hareket zaman zaman çeşitli sosyal kurumlarda ve üniversitelerdeki öğrenci meclislerinin belirlenmesinde ortak listeler göstermektedirler. Örneğin Arap Muhasebeciler ve Hukuk Danışmanları Derneği'nin seçimlerinde İslâmi Hareket listesi adıyla ortak bir liste gösterildi. Bunun örnekleri çoğaltılabilir. İslâmi Cihad lideri Dr. Fethi Şikâki'nin şehid edilmesi üzerine HAMAS tarafından yayınlanan bildiride şu ifadelere yer verilmişti: "Biz Filistin İslâmi Direniş Hareketi olarak her bakımdan İslâmi Cihad Hareketi'ndeki kardeşlerimizin yanında olduğumuzu vurgularken, Fethi Şikâki (rh. a.)'nin şehid edilmesinin, Prof. Dr. Musa Ebu Merzuk'un ABD zindanlarında tutulmasının ve siyonist düşmanın binlerce insanımızı, halkımızın ileri gelenlerini tutuklamasının aynı planın birer parçaları olduğuna dikkat çekiyoruz. HAMAS, bu çirkin cinayete karşı da, cihad ve şehadet yolunu izlemeye devam edeceğini, alternatifi olmayan direniş ve mücadele yolunda ilerleyeceğini bir kez daha vurgulamaktadır."

    Gerçekten bir kuşun iki kanadı gibi Filistin cihadının iki kanadını oluşturan bu iki hareket arasında gıpta edilecek bir dayanışmanın olduğu göze çarpmaktadır. Bundan dolayıdır ki, siyonist işgal yönetiminin ve onun güdümündeki birtakım ihanet çevrelerinin bütün fitne çabaları daha ilk adımından itibaren dumura uğramıştır.

    İslâmi Cihad'ın FKÖ İle İlişkileri

    İslâmi Cihad, intifada öncesinde el-Fetih dışındaki FKÖ gruplarıyla doğrudan bir işbirliği veya sıkı ilişki içine girmemiştir. İslâmi Cihad mensupları FKÖ içindeki laik ve özellikle marksist gruplardan uzak durmaya çalışıyorlardı. İslâmi Cihad, FKÖ'nün Filistin toprakları üzerinde laik ve demokratik bir devlet kurma hedefini Filistin'in tarih boyunca taşıdığı İslâmi kimliğe ters bir hedef olarak gördüğünü dile getiriyordu. Bununla birlikte FKÖ'yle veya bu örgüte bağlı gruplardan herhangi biriyle fiili sürtüşmeye girmekten de kaçınıyordu.

    el-Fetih'in kuruluşunda bazı İslâmi anlayış sahipleri de bulunmuşlardı. Bu kişilerin birçoğu uzun süre bu hareketin içinde kalmışlardır. Bu yüzden İslâmi Cihad'la FKÖ gruplarının başta gelenlerinden olan el-Fetih arasında daha özel bir ilişki vardı. Bunda el-Fetih'in, özellikle Madrid görüşmeleri süreci öncesinde, Filistin davasıyla ilgili fikirlerinin ve önerilerinin İslâmi Cihad'la HAMAS'ın fikir ve önerilerine yakın olmasının da etkisi vardı. Ancak yine de ideolojik platformda bir ayrılık vardı ve İslâmi Cihad bu açıdan zaman zaman el-Fetih'i tenkid ediyordu. İslâmi Cihad, el-Fetih'in kuruluşunda İslâmi etkenlerin önemli rol oynadığını söylüyor ve bu örgütü vakit kaybetmeden yeniden İslâmi kimliğine dönmeye çağırıyordu. Öte yandan el-Fetih tarafından da İslâmi Cihad'a yakınlık gösterenler ve bu hareketin fiili eylemlerine destek verilmesini isteyenler olmuştur. Bunlar arasında Tunus'ta MOSSAD ajanları tarafından düzenlenen bir suikastta öldürülen Ebu Cihad (Halil el-Vezir)'in adını anabiliriz.

    İslâmi Cihad ve Barış Görüşmeleri

    İslâmi Cihad esas itibariyle Filistin davasıyla ilgili olarak bir uluslararası kongrenin toplanmasına karşı değildi. Ancak siyonist işgal rejiminin resmen tanınmasına ve bu rejimle anlaşmaya gidilmesine karşı çıkmıştır. Bundan dolayı FKÖ'nün BM'in 242 sayılı kararını tanıdığını açıklaması üzerine yayınladığı bildirisinde FKÖ'yü bu hareketinden dolayı şiddetle tenkit etmiştir. İslâmi Cihad'ın bu konudaki tutumu HAMAS'ın tutumuyla aynıdır.

    İslâmi Cihad'ın İlk Lideri Dr. Fethi Şikaki

    Filistin İslâmi Cihad Hareketi'nin kurucularından olan ve şehid edilmesine kadar liderliğini yapan Dr. Fethi Şikâki 1952'de Filistin'in Gazze bölgesinde bulunan Rafah mülteci kampında, Remle'den buraya iltica etmiş olan bir Filistinli ailede dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimi doğum yeri olan Rafah'ta tamamladıktan sonra 1968'den itibaren Batı Yaka bölgesinde bulunan Beir Zeit Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başladı. Buradan mezun olduktan sonra Kudüs'te dört yıl süreyle öğretmenlik yaptı. 1974'te tıp öğrenimi görmek üzere Mısır'a gitti ve burada Zekâzik Üniversitesi'nde tıp öğrenimi gördü. Buradaki öğrenimi sırasında, Fethi Abdulaziz müstear adıyla yazdığı "Humeyni, İslâmi Çözüm ve Alternatif" adlı kitabı yüzünden bir süre hapiste yattı. 1980'de buradan mezun olarak Kudüs'e döndü ve doktor olarak çalışmaya başladı. 1983'te işgal yönetimi tarafından tutuklandı ve bir yıl hapiste kaldı. 1986'da yeniden tutuklandı ve dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak 1988'de Lübnan'a sürgün edildi. Orada bir yıl kaldıktan sonra Suriye'nin başkenti Şam'a yerleşti.

    Dr. Fethi Şikaki, Filistinlilerin sınır dışı edilmesi işleminin durdurulması için Kaddafi'yle görüşmede bulunmak üzere gittiği Libya'dan dönerken uğradığı Malta adasında, 26 Ekim 1995 tarihinde, İsrail rejiminin cinayet şebekesi MOSSAD'ın paralı katilleri tarafından şehid edildi. Şikaki, Kudüslü bir hanımla evliydi ve dört çocuk sahibiydi.

    Dr. Fethi Şikâki'nin şehid edilmesinden sonra Filistin İslâmi Cihad Hareketi'nin liderliğine Ramazan Abdullah Şallah getirildi.

    1948 Topraklarındaki İslâmi Hareket

    Toprak Hakkında

    Siyonistler Filistin topraklarının bir bölümünü 1948'de bir bölümünü de 1967 Haziranı'nda işgal ettiler. BM teşkilatı daha sonra 1948'de işgal edilen kısmı "İsrail" olarak kabul etti. İsrail işgal yönetimi de 1948'de işgal edilen topraklarla 1967'de işgal edilen topraklar arasına "yeşil hat" adını verdiği bir sınır koydu.

    İnsanların Statüsü

    1948'de işgal edilen topraklarda yaşayan Filistinlilere işgal rejimi tarafından İsrail kimliği ve pasaportu verilmekte, bu itibarla onlar "İsrail vatandaşı" olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla bu kesimdeki Filistinlilere İsrail seçimlerinde de seçme ve seçilme hakkı tanınmaktadır. 1967 topraklarında yaşayan Filistinlilere "özerk yönetim vesikası" adıyla bir kimlik ve pasaport verilmektedir.

    Kudüs'ün Durumu

    Kudüs'ün batı kesimi 1948'de doğu kesimi 1967'de işgal edildi. Ancak İsrail işgal rejimi BM'in bu şehirle ilgili kararlarını tanımayarak Doğu Kudüs'ü de güya "kendi toprakları (!)" olarak gösterdiği kesime ilhak etti. Böylece Kudüs'ün tamamı "yeşil hat" içine alınmış oldu. Doğu Kudüs normalde İsrail işgal rejimi tarafından "yeşil hat" içinde gösterildiği halde burada yaşayan Filistinlilere farklı muamele yapılmaktadır. Bundaki amaç Doğu Kudüs'teki Müslümanları göçe zorlamak ve Kudüs'ün tamamında "yahudileştirme" programını gerçekleştirmektir.

    İslâmi Hareket

    HAMAS ve İslâmi Cihad Hareketi, daha çok 1967'de işgal edilmiş topraklarda faaliyet göstermektedir. 1948'de işgal edilmiş topraklarda faal olan İslâmi oluşum ise "İslâmi Hareket" adıyla faaliyette bulunan oluşumdur. Aslında bu kesimde faaliyette bulunan "İslâmi Hareket" de HAMAS gibi Müslüman Kardeşler cemaatinin bir koludur ve bu hareketin temeli de İmam Hasan el-Bennâ'nın 1948'de cihad etmek üzere Filistin'e gönderdiği mücâhidler ve davetçiler tarafından atılmıştır. Fakat "yeşil hat" içinde gösterilen topraklarla bu hattın dışında kalan topraklar arasındaki statü farklılığından dolayı böyle iki farklı isimle faaliyet yürütülmektedir. "Yeşil hat" içinde kalan kesimde faaliyette bulunan "İslâmi Hareket" daha çok eğitim, sosyal hizmet, yardım, hukuki hizmet vs. gibi legal faaliyetlere ağırlık verirken, HAMAS bütün bu faaliyetlerinin yanı sıra fiili eylemleri yani fiili cihadı da sürdürmektedir. "Yeşil hat" içinde kalan bölgede "İslâmi Hareket" dışında etkin bir İslâmi oluşum yoktur. Bunun dışında kalan İslâmi faaliyetler cemaat faaliyetleri değil genellikle küçük çaplı dernek faaliyetleri veya herhangi bir oluşuma bağlı görünmeyenler tarafından yürütülen kişisel faaliyetlerdir.

    İslâmi Hareket - HAMAS İlişkisi

    Dediğimiz gibi bu iki hareketin her ikisi de aynı ana bünyenin; BM, ABD ve diğer sömürgeci güçlerce gerçekleştirilen oyunlar sonucunda farklı statüye sokulan iki ayrı bölgedeki parçalarıdır. Dolayısıyla birbirinden ayrı iki cemaat şeklinde algılanmaması gerekir. Bu durum ne yazık ki, son yüzyılda İslâm coğrafyasının parçalanarak küçük devletçiklere bölünmesinin doğurduğu durumdur. 1948'de işgal edilmiş topraklarda faaliyet yürüten "İslâmi Hareket"le, 1967'de işgal edilmiş topraklarda faaliyet yürüten HAMAS arasında sıkı bir bağlantı ve yardımlaşma olduğu ise bir gerçektir. Bu konuda İsrail iç istihbarat örgütü ŞABAK tarafından hazırlanan bir raporda yer alan bazı bilgilere işaret etmek istiyoruz: Söz konusu raporda İsrail açısından oldukça tehlikeli görülen bir gelişmeye dikkat çekilmiş ve bu gelişmenin "yeşil hat" içinde kalan Filistinlilerle bu hattın dışındaki Filistinliler arasında işbirliği olduğu dile getirilmişti. Raporda "yeşil hat" içinde kalan Filistinlilerin HAMAS gibi İsrail'in varlığına karşı hareketlerle işbirliği içine girmelerinin İsrail'in geleceği açısından büyük tehlike arz ettiği vurgulanmıştı. Konuyla ilgili olarak Maarif gazetesinde yer alan bir habere göre, Şâbâk yetkilileri, özerk yönetimin oluşturulmasından sonra kendilerinin koruyucu istihbarat için her tarafa ulaşmakta zorluk çektiklerini vurguladılar ve "yeşil hat" içindeki Filistinlilerle diğerleri arasındaki işbirliğinin gelecekte daha da artacağından endişe duyduklarını ifade ettiler.

    Öte yandan Filistinli kaynaklarda, "yeşil hat" içinde kalan Filistinlilerden "İslâmi Hareket"i destekleyenlerin üzerindeki baskının son zamanlarda iyice arttığı bildirildi. İstihbarat elemanları, camiye devam ettikleri bilinen Filistinlileri de zaman zaman sorguya çekiyorlar. Yapılan açıklamaya göre sorgulama esnasında bu Filistinlilere caminin içinde neler yapıldığı, dini derslerde nelerin öğretildiği ve namaz kıldıran kişilerin nelerden söz ettikleri soruluyor. Bütün bu soruşturmaların ve baskının sebebi ise "yeşil hat" içinde kalan "İslâmi Hareket"le bu hattın dışında kalanlar arasındaki işbirliği ve yardımlaşmadan kaynaklanan endişedir.

    "İslâmi Hareket"in "İsrail" Seçimleri Karşısındaki Tutumu

    "İslâmi Hareket" normalde Filistin topraklarının İslâmi kimliğinin tartışılamayacağı ve İsrail'in bu topraklar üzerindeki hâkimiyetinin meşru olmadığı görüşündedir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi 1948'de işgal edilmiş bölgedeki faaliyetlerle 1967'de işgal edilmiş bölgedeki faaliyetler birbirinden farklıdır. Bu da bu iki kesimin statüsü arasındaki farklılıktan kaynaklanmaktadır.

    "İslâmi Hareket" İsrail'in meşruiyyetini reddettiğinden dolayı Knesset (İsrail parlamentosu) seçimlerine katılmayı da reddetmiştir. Ancak belediye seçimleri konusundaki tutumu farklıdır. Bu seçimlerde aday olmanın ve oy kullanmanın İsrail'in meşruiyyetini kabullenme anlamı taşımayacağı, belediyelerde doğrudan halkı temsil ve halkla muhatap olmanın söz konusu olacağı görüşünü taşıdığından bu seçimlere katılmaktadır. Hatta Ummu'l-Fahm adlı şehrin belediyesi "İslâmi Hareket"in elindedir. Ummu'l-Fahm belediye başkanı Râid Salah, "İslâmi Hareket"in etkili ve faal elemanlarından biridir.

    Ancak işgal yönetimi Kudüs konusunda farklı bir uygulamaya başvurduğundan ve Kudüs'teki Filistinli halkı yukarıda da ifade ettiğimiz gibi "yabancılar" muamelesine tabi tuttuğundan bu şehirde belediye seçimlerine katılmayı ve seçimlerde oy kullanmayı reddetmektedir. Kudüs'teki Filistinli halk arasında "İslâmi Hareket" oldukça güçlü olduğundan bu şehirdeki belediye seçimlerine Filistinlilerden katılan pek olmamaktadır.

    Knesset'te "İslâmi Hareket" Üyesi Var mı?

    İsrail parlamentosu (Knesset) seçimlerinde daha önce "İslâmi Hareket"le ilişkisi olan üç kişi seçimi kazandığından Türkiye'deki bazı İslâmi gazetelerde bile "İslâmi Hareket Knesset'te" gibi başlıklarla haberler verildiğini, İsrail hükümetinin kurulduğu günlerde de Knesset'teki "İslâmi Hareket" üyesi parlamenterlerle bazı yahudi partileri arasında işbirliği olduğu yolunda haberlere yer verildiğini gördük. Bu işin gerçek yönünü açıklığa kavuşturmakta yarar görüyoruz.

    Son İsrail seçimlerinde: "Knesset seçimlerine katılmanın hükmü nedir? Katılmanın ve katılmamanın Filistinliler açısından olumlu ve olumsuz sonuçları neler olacaktır?" gibi sorular gündeme getirildi. Bu sorular "İslâmi Hareket"in ileri gelenlerinin önlerine de sürüldü. Hatta bazı kişiler hileye başvurarak, Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi'nin Knesset seçimlerine katılmanın caiz olduğuna dair fetva verdiğini ileri sürdüler. Ancak Kardavi daha sonra yaptığı açıklamalarla Knesset seçimlerine katılmanın caiz olmadığını dile getirerek hakkında uydurulan yalan haberleri tekzip etti.

    Bazı "İslâmcı"ların Knesset'e girmeleri olayına gelince: Yukarıda sözünü ettiğimiz soruların tartışıldığı günlerde 1948'de işgal edilmiş topraklardaki muhafazakâr ve milliyetçi kitlenin ileri gelenleri İsrail parlamento seçimlerine katılma kararı aldı ve bu amaçla "Arap-İslâm Listesi" adında bir seçim grubu oluşturdular. Grubun başkanlığına Atıf el-Hatib, başkan yardımcılığına da Ahmed el-Havaca seçildi. Bu liste tıpkı bir siyâsi parti gibi faaliyette bulunacaktı. Ancak bu listenin oluşturulması "İslâmi Hareket"in ileri gelenlerinin seçime katılmama kararlarını açıklamalarından sonra gerçekleşti. Arap-İslâm Listesi'nin başkanlığına seçilen Atıf el-Hatib'in "İslâmi Hareket"e üyeliği de iki yıl önce dondurulmuştu. Arap-İslâm Listesi başkanlığına seçilen Atıf el-Hatib, "İslâmi Hareket"in seçimlere katılmama kararı almasının Arap çevrelerde bir ümit kırıklığına yol açtığını ileri sürdü ve: "Arapların geneli "İslâmi Hareket"in İsrail parlamentosu (Knesset) seçimlerine katılma yönünde bir karar almasını ve kendi ekseni etrafında bütün Arap kitleler arasında bir uzlaşma sağlamak için çaba harcamasını arzuluyordu" dedi. el-Hatib "İslâmi Hareket"in seçimlere katılmama kararı almasının 1948'de işgal edilmiş topraklardaki Arap kitle arasında büyük bir siyâsi boşluğa yol açtığını ileri sürerek kendilerinin bu boşluğu doldurmayı amaçladıklarını ifade etti. el-Hatib kendi listelerinin yapacağı çalışmanın "İslâmi Hareket"e herhangi bir zararının olmayacağına dikkat çekerek: "Çünkü biz kendimizi İslâmi Hareket'le aynı meydanda görüyoruz. Kur'an ve sünnet bizi birleştiriyor. Knesset'te (İsrail parlamentosunda) alacağımız sandalyenin ürününün İslâmi güçlere ve İslâmi Hareket mensuplarına yansıyacağını düşünüyoruz" dedi.

    Ancak "İslâmi Hareket" bu konuda prensip kararı aldığından söz konusu liste adına çalışma yapanların ve bu listeden Knesset'e girmek için aday olanların bu hareketi temsil etme hakları yoktu. Zaten "İslâmi Hareket" daha sonra adı geçen listeden aday olanları cemaatten ihraç etti. Ancak bu listeden üç kişi Knesset'e girmeyi başardı. (Abdulvehhab Deravişe ve Abdullah Nemir Derviş bunlardan ikisi) Şimdi İsrail işgal rejimi bu kişileri "İslâmi Hareket"in temsilcileri gibi göstermeye çalışıyor. O kişiler de kendilerini öyle göstermek istiyorlar. Ancak işin gerçeğinde bu kişilerin "İslâmi Hareket"i temsil yetkileri yoktur. Çünkü hareketin temel bir prensibine muhalefet ettiklerinden ihraç edilmişlerdir. Dolayısıyla bu kişilerin bazı İsrail partileriyle işbirliği yapmaları İslâmi Hareket'le söz konusu partiler arasında ittifak sağlandığı anlamına gelmez.

    Aynı şey daha önce HAMAS'a yakınlıklarıyla bilinen ancak daha sonra HAMAS'ın boykot kararına rağmen özerk yönetim seçimlerine katılarak bu yönetimin parlamentosuna giren Imad el-Faluci gibi kişiler için de geçerlidir. Bu kişiler HAMAS'tan ihraç edildiklerinden özerk yönetim parlamentosunda ve hükümetinde bu hareketi temsil etme yetkileri yoktur.

    n Imad el-Faluci gibi kişiler için de geçerlidir. Bu kişiler HAMAS'tan ihraç edildiklerinden özerk yönetim parlamentosunda ve hükümetinde bu hareketi temsil etme yetkileri yoktur.