Batı Yaka şehirlerinden Nablus'tan bir görüntü. Batı Yaka bölgesinin tamamı, 1948'de İsrail işgal rejiminin kuruluşundan sonra alınan 181 sayılı BM Genel Kurulu kararıyla Araplara verilecek topraklara dahil edilmişti.
Batı Yaka'da Eriha'dan Kudüs'e doğru uzanan vadiden bir görüntü. 4 Mayıs 1994 Kahire Anlaşması'nın imzalanmasından sonra Batı Yaka'nın sadece Eriha şehri özerk yönetimin sorumluluğuna verildi.
Batı Yaka bölgesinde bir zeytinlik. Zeytin Filistin'i sembolize eden ağaçtır. Ne var ki işgalci siyonistler de Filistin'i sembolize eden bu mübarek ağacın baş düşmanıdırlar ve girdikleri her yerde Filistinlilerin en önemli geçim kaynakları olan zeytinleri mahvediyorlar.
Batı Yaka şehirlerinden el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi. Ne yazık ki işgalci siyonistler Filistin'de Mescidi Aksa'dan sonra Müslümanların en önemli mabetleri olan bu caminin üçte ikisini havraya dönüştürmüşlerdir.
Hz. İbrahim Camisi etrafında işgal güçleri
Batı Yaka bölgesinde bir koyun merası. Filistin'in en verimli arazileri ve otlakları Batı Yaka bölgesindedir.

Batı Yaka Neresidir?

Batı Yaka bölgesi Türkiye'deki yayın organlarında genellikle "Batı Şeria" olarak adlandırılmaktadır. Aslında her iki isimlendirme de Şeria (veya Şaria) Nehri olarak da adlandırılan Ürdün Nehri'nden gelmektedir. Bu nehrin batısında kalan ve verimli tarım arazilerinden meydana gelen vadiye Batı Yaka ya da Batı Şeria, doğusunda kalan vadiye ise Doğu Yaka ya da Doğu Şeria adı verilir. Ancak buradaki "Şeria" adının bizim bildiğimiz "şeriat"la bir ilgisi yoktur. Ürdün Nehri'ne "Şeria Nehri" adı hıristiyanların bu nehri kutsal saymaları ve geçmişte, yeni doğan çocuklarını bu nehirde vaftiz etmeleri dolayısıyla verilmiştir. Ayrıca Batı Şeria - Doğu Şeria ismi Filistinliler arasında pek kullanılmaz. Genellikle Batı Yaka - Doğu Yaka anlamına gelen ed-Dıffe'l-Garbiyye - ed-Dıffe' ş-Şarkiyye adları kullanılır.

Batı Yaka bölgesinin tamamı, 1948'de İsrail işgal rejiminin kuruluşundan sonra alınan 181 sayılı BM Genel Kurulu kararıyla Araplara verilecek topraklara dahil edilmişti. Ancak bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına fırsat verilmediğinden bu bölge Ürdün yönetiminin himayesine bırakıldı. Ürdün yönetimi de bölgeyi 1967 Haziran Savaşı'nda siyonist işgalcilere teslim etti. Ancak BM Güvenlik Konseyi bu işgalden sonra aldığı 242 sayılı kararla işgalcilerin bölgeden tamamen çekilmesini istedi. Ne var ki, bu kararın uygulamaya geçirilmesi için hiçbir yaptırıma başvurulmadığından İsrail işgal rejimi burayı elinde tutmaya devam etti.

İsrail bu bölgeyi işgal ettikten sonra üzerinde geniş tarım çiftlikleri ve seralar kurdu. Kibbutz adı verilen bu çiftlikler Filistin topraklarına yerleştirilen yahudi nüfusun gıda maddesi ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamaktadır. Ayrıca Ürdün Nehri de büyük ölçüde işgalcilerin hâkimiyeti altında olduğundan ve Akabe Anlaşması olarak da adlandırılan 26 Ekim 1994 tarihli Ürdün - İsrail Barış Anlaşması'na göre bu nehrin sularının büyük bir kısmının kullanım hakkı İsrail'e verildiğinden işgalciler bölgede geniş bir alanı sulama imkânına sahipler.

4 Mayıs 1994 Kahire Anlaşması'nın imzalanmasından sonra Batı Yaka'nın sadece Eriha şehri özerk yönetimin sorumluluğuna verildi. Daha sonra 28 Eylül 1995'te imzalanan Taba Anlaşması'yla görünüşte özerk yönetimin sorumluluğuna verilen alan genişletildi. Yapılan işlem ise Eriha'ya ek olarak altı il merkezinin daha özerk yönetimin sorumluluğuna verilmesiydi. Bunlar da: Nablus, Ramallah, Cenin, Tulkerm, Kalkiliya ve Beytlaham'dı. Ancak bu anlaşmada bölgenin sekizinci il merkezi olan el-Halil üzerindeki işgalin sürdürülmesine karar verilmişti. Bunun sebebi ise el-Halil'in tam merkezinde 400 yahudinin yaşadığı bir yahudi yerleşim merkezinin ve üçte ikisi sinagoga dönüştürülen Hz. İbrahim Camisi'nin bulunmasıydı. Diğer şehir merkezlerinin özerk yönetime teslim edilmesindeki amaç ise buralardaki intifadayla uğraşma işini özerk yönetimin polislerine devretmekti. Çünkü intifadanın merkezleri şehir merkezleriydi. Kırsal alanda toplu eylemler düzenlenmesine imkan yoktu. Ayrıca el-Halil dışındaki yedi il merkezinde yahudi yerleşim birimi bulunmadığından buraların özerk yönetimin polislerine devredilmesi işgal rejimi açısından bir sorun oluşturmuyordu. Bilakis askerlerini iyice bunaltan, aralarında intihar ve uyuşturucu kullanımının yayılmasına yol açan intifadayla uğraşma gibi ağır bir görevi Arafat'ın polislerine devretmek suretiyle kendi rahata kavuşmayı umuyordu. Öte yandan kendisi işgalci askerlerini bölgeden çekmeyip sadece, askerlerini sadece sayılan il merkezlerinin dışına çıkardı. Böylece bu il merkezlerini dıştan tam bir askeri ablukaya almış oldu. Bu suretle oralarda yaşayan Filistinliler gettolara sıkıştırılmış oldular. Dolayısıyla hareket imkanları da iyice daraltılmış oldu.

Taba Anlaşması'nda sonuçlandırılmayan el-Halil meselesiyle ilgili olarak 15 Ocak 1996 tarihinde el-Halil Anlaşması adı verilen ayrı bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmada özerk yönetim, 400 yahudinin hatırına 100 bin kişinin ikamet ettiği el-Halil şehrinin yüzde yirmisini işgal rejiminin kontrolüne bırakmayı kabul etti. Ayrıca Hz. İbrahim Camisi de tamamıyla işgal rejimine teslim edildi.

Batı Yaka'da Filistin özerk yönetiminin sorumluluğuna verilen bölgenin genişletilmesine dair Taba anlaşmasında bu bölgedeki yahudi yerleşim merkezlerinin ve siyonist işgalciler tarafından tarım ürünü yetiştirilmesi amacıyla kurulmuş olan kibbutzların aynen yerinde kalması kararlaştırıldı.

Bölgede İsrail askerlerinden arındırılacak alanın genişletilmesi, su kaynaklarının paylaşımı, Filistinlilerin yaşadığı kırsal kesimin kimin insiyatifinde olacağı gibi meseleler "nihai anlaşma merhalesi"ne bırakıldı. "Nihai anlaşma merhalesi"nin normalde 1997 içinde başlaması gerekiyordu. Ancak Netanyahu hükümetinin tavrı dolayısıyla bugüne kadar başlatılamadı.

BM kararlarına göre işgalcilerin bu bölgenin tamamından çekilmeleri gerekirken bugün onlar en az yüzde 55'lik kesimini üstelik stratejik açıdan önemli, tarımsal açıdan da verimli kesimini ellerinde tutmakta ısrarlı davranıyorlar. Üstelik kalan kesimi devretmek için de özerk yönetime başta Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) olmak üzere bütün Filistinli direniş gruplarına karşı çok sert ve acımasız bir savaş sürdürmesini şart koşuyorlar. Özerk yönetim ise izlediği politikayla bu şartı kabullenmeye hazır olduğunu hissettiriyor. Çünkü daha şimdiden Filistin'deki direniş gruplarına karşı son derece insafsız bir savaş sürdürmekte. İşte siyonist işgalciler haksız bir şekilde ve arkalarına aldıkları sömürgeci güçlerin desteğini kullanarak zorla gasp ettikleri toprakları bile geriye çok pahalıya satmaktadırlar. Bu gerçek aslında işgalci siyonistlerin gasp ettikleri hakları geri almak için yine siyonistlerin insaflarına sığınmanın hiçbir yarar sağlamayacağını gözler önüne sermektedir.

Batı Yaka Hakkında Bazı Özet Bilgiler

zeyinde bulunmaktadır.