Powell'in Ortadoğu Çıkartması

13 Mayıs 2003 Salı, Cuma dergisi

Bu ziyaret, Amerika'nın Irak'a yönelik askeri saldırısından sonra gerçekleştirilen bir siyasi saldırı niteliği taşımaktadır. Zaten Powell'in ziyaretlerinde yaptığı açıklamalar ve takındığı tavırlar da bu özelliğini ortaya koymaktadır.
Ne var ki kalpleri dağınık da olsa İslam aleminin, Müslümanların dağınık olmasından yararlanarak hepsi de sürekli Müslümanların tepesinde boza pişirebiliyorlar. Ayrıca kendi aralarında ihtilaflı ve kavgalı olsalar da İslam alemiyle ilgili planlarında ortak hareket ediyorlar ve belli bir hedefe yönelmişler, hepsi birlikte o hedefe vurmaya, o hedefe ulaşmaya çalışıyorlar.
Yol Haritası planı Filistin direnişine ve halkına karşı hazırlanmış bir komplodur ve İsrail işgal devletinin önünü açmaktan başka hiçbir amaç taşımamaktadır. Ne kadar ilginçtir ki bu planda güya Filistin tarafını temsil edeceği söylenen kişiler de ABD ve İsrail tarafından dayatma yoluyla bir yerlere yerleştirildiler.
İsrail, Filistin halkına hiçbir yönden maddi yardım ve destek yapılmamasını istiyor. Böylece o insanların ya zillet içinde kendisine boyun eğmek ya da Filistin topraklarını tamamen terk edip bir yerlere gitmek zorunda kalacaklarını umuyor. Bu konudaki isteğini de Arap ülkelerine Amerika vasıtasıyla iletiyor.

Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri bakanı Colin Powell İslam coğrafyasının "Ortadoğu" olarak isimlendirilen bölgesinde yer alan ülkelere bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, Amerika'nın Irak'a yönelik askeri saldırısından sonra gerçekleştirilen bir siyasi saldırı niteliği taşımaktadır. Zaten Powell'in ziyaretlerinde yaptığı açıklamalar ve takındığı tavırlar da bu özelliğini ortaya koymaktadır. Bu ziyaret bir yandan da son dönemde bölgeye yönelik yeniden yapılandırma planlarının bir alt yapısını oluşturma amacı taşımaktadır. Powell her ne kadar ziyaretine Türkiye'yi almadıysa da gerçekleştirdiği ziyaret Türkiye'yle de çok yakından ilgilidir. Bu vesileyle biz bu haftaki yazımızda onun ziyaretini ve bu ziyaretle doğrudan ya da dolaylı bağlantıları olan konuların genel bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

Irak'taki Başarının Verdiği Hava

Powell'in son ziyaretinde takındığı havada, daha doğrusu böyle bir ziyaret gerçekleştirmesinde Amerika'nın Irak'ta elde etmiş olduğu sonucun büyük bir etkisi var. Eğer ki böyle bir sonuç elde etmiş olmasaydı, bugün Ortadoğu ülkelerinde böyle endam etme imkanı olmayacaktı. Olsaydı bile böyle "istediğimi yaptırırım" havası estirme imkanı olmayacaktı. Ne yazık ki, Irak'ın bugününe ve geleceğine ihanet edenler ya da herhangi bir şekilde haksızlık edenler, İslam alemine de büyük ihanet veya haksızlık etmişlerdir. Bu gerçek yavaş yavaş olaylarla birlikte ortaya çıkıyor. Amerika'nın zaten bölgeyle ilgili planlarını devreye sokması da Irak'ta elde edeceği sonuca bağlıydı. Irak'ta sonuç itibariyle işgali gerçekleştirmiş olsaydı bile savaşın uzun sürmesi ve askeri yönden orada yıpranması, bu yıpranma sebebiyle ekonomik yönden önemli miktarda kayıplar vermesi kendisini zor durumda bırakacak, "istediğimi yaptırırım" havasını bayağı değiştirecekti. Ama ne yazık ki, güneyde gönüllülerin gösterdiği büyük fedakarlığı Saddam'ın fedailerinin gösterememesi sebebiyle bu sonuç elde edilemedi ve bugün Amerika bölgede tam anlamıyla bir siyasi eşkıya havası estirebilmektedir.

Rumsfeld'in Çıkartmasının Ardından

Powell'in ziyareti ABD Savunma (Saldırı) bakanı Donald Rumsfeld'in İslam coğrafyasına yaptığı çıkartmanın hemen ardından gerçekleşti. Medya organlarında bu ikisi birbirine rakip olarak gösterilmektedir. Bu doğru olabilir ve doğru olması da kuvvetle muhtemeldir. Yüce Allah da Kur'an-ı Kerim'de: "Sen onları birlikte zannedersin, ama kalpleri dağınıktır" buyuruyor. Ne var ki kalpleri dağınık da olsa İslam aleminin, Müslümanların dağınık olmasından yararlanarak hepsi de sürekli Müslümanların tepesinde boza pişirebiliyorlar. Ayrıca kendi aralarında ihtilaflı ve kavgalı olsalar da İslam alemiyle ilgili planlarında ortak hareket ediyorlar ve belli bir hedefe yönelmişler, hepsi birlikte o hedefe vurmaya, o hedefe ulaşmaya çalışıyorlar. Sadece kendi aralarında bu planlarda, bu hedeflere ulaşma konusunda hangilerinin daha etkili, hangilerinin adamlarının daha önde olacağının tartışmasını yapıyorlar.

Rumsfeld, yahudi kökenli biri ve Amerika'daki siyonist lobilerin en önemli adamlarından. Zaten bu ülkede Savunma (Saldırı) bakanlığı neredeyse yahudilerin işgali altında. Hatta hatırladığım kadarıyla bir yorumcu bu bakanlıkta yahudilerin etkinliğine dikkat çekmek amacıyla "Pentagon'da (yani ABD Savunma bakanlığı binasında) İbranice Konuşulur" başlığını taşıyan bir yazı yazmıştı. Fakat ne kadar ilginçtir ki onun rakibi veya muhalifi gibi görünen Colin Powell'in son Ortadoğu çıkartması da büyük ölçüde İsrail işgal devletinin çıkarlarıyla, geleceğiyle, bu devleti rahatsız eden unsurların ortadan kaldırılmasıyla ilgili. Bu durum gösteriyor ki Amerika'daki siyonist lobi oradaki gücünü çok iyi kullanıyor ve bu gücü sayesinde bütün siyasi çevreleri etkisi altına almış durumda. Öyle ki birbirlerine muhalif görünen kişiler veya unsurlar bile sollama yaparken siyonist lobilerin desteğini alma ve onların gözlerine girme ihtiyacı duyuyorlar. Zaten siyonistlerin lobicilik faaliyetleri de bu şekilde kendi güçlerini, etkinliklerini abartma metoduna dayanmaktadır.

Rumsfeld'in son ziyareti çok fazla dikkat çekmedi. Adeta Irak savaşı sonrasında bir durum değerlendirmesi ziyareti olarak görüldü. Ayrıca onun ziyaretinde Ortadoğu bölgesinden ziyade Afganistan hedef alındı. Çünkü Afganistan'da Amerika, kontrolü sağlamakta zorlanıyor. Amerikan askerleri sürekli öldürülüyor. Yani buradaki Amerikan askerleri Güney Lübnan'daki İsrail işgal güçlerinin maruz kaldığı durumun bir benzeriyle karşı karşıyalar. Bu yüzden Rumsfeld daha çok oraya ağırlık vererek Afganistan'daki ABD hakimiyetini güçlendirme atağı yapmaya çalıştı. Ancak hiç de başarılı olamadı. Onun ziyaretinden sonra da işgalci Amerikan askerleri bayağı kayıp verdiler.

Powell'in Ortadoğu çıkartması ise bayağı ilgi odağı oldu. Özellikle Filistin'le ilgili hesaplardan dolayı değişik medya organları tarafından yakın ilgiyle takip edildi. Ziyaret bittikten sonra da, ele alınan konular, yapılan görüşmeler üzerinde uzun uzun yorumlar yapılabilir.

Mahmud Abbas'a Destek Çıkartması

Powell'in son Ortadoğu çıkartmasının önemli bir boyutunu Filistin'in yeni kukla başbakanı Mahmud Abbas'a destek temini oluşturuyor. Biz bu adamın ve özellikle de bu adamın hükümetiyle birlikte odak noktalardan birine yerleştirilen Muhammed Dahlan'ın kim olduğu hakkında gerek Vakit gazetesinde yayınlanan yazılarımızda ve gerekse Cuma dergisinde ayrıntılı bilgiler verdik. Şimdi ABD Dışişleri bakanının ülke ülke dolaşıp ona destek talep etmesi bu adamın kimliğini biraz daha gün yüzüne çıkarıyor.

Yol Haritası Planı

Powell'in ziyaretinin önemli bir amacı da Yol Haritası planının Arap dünyasında kabul edilmesini ve Arap ülkelerinin bu plana yardımcı olmalarını sağlamak. Biz bu plan hakkında Vakit gazetesinde altı gün arka arkaya yayınlanan makaleler silsilesinde ayrıntılı bilgiler verdik. Dolayısıyla aynı bilgileri burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Sadece şu kadarını ifade edelim ki bu plan Filistin direnişine ve halkına karşı hazırlanmış bir komplodur ve İsrail işgal devletinin önünü açmaktan başka hiçbir amaç taşımamaktadır. Ne kadar ilginçtir ki bu planda güya Filistin tarafını temsil edeceği söylenen kişiler de ABD ve İsrail tarafından dayatma yoluyla bir yerlere yerleştirildiler. Şimdi ABD Dışişleri bakanı Powell, hem bu plana hem de bu planda görünüşte "Filistin tarafı (!)"nı temsil edecek olanlara destek talep ediyor. Aslında hadisenin bu yönü bile söz konusu planın bir komplo ve hile olduğunu gözler önüne sermeye yetiyor.

Arap Ülkeleri Telaşlı

Amerika'nın Irak'ta elde ettiği sonuç Arap ülkelerini bir yönüyle endişelendirdi. Çünkü Amerika, bu endişenin sebeplerini önceden hazırlamıştı. Powell, "Ortadoğu'ya Demokrasi İhracı" başlığı altında bir plan piyasaya sürerek Arap dünyasının duayen yönetimlerini zaten önceden telaşa sokmuştu. Böyle bir ortamda Irak'ta da bilinen sonuç elde edilince Arap ülkelerindeki yönetimlerin telaş ve endişeleri daha da arttı. Şimdi Amerika'nın dayatmalarına kafa tutabilecek, karşı çıkabilecek cesaret ve gücü kendilerinde bulamıyorlar. Aslında güçlerini birleştirerek bunu başarabilirler. Ama onlar kendi aralarında öylesine bir fitneye düşmüşler ki güçlerini birleştirme konusunda da bir şey yapamıyorlar. Emperyalizm aralarına fitne ateşini bir daha sönmeyecek şekilde sokmuş. Şimdi kendi aralarında işbirliği yapma yoluna gitmek yerine Amerika'ya karşı zilleti ve onun her istediğini yapmayı tercih ediyorlar. Amerika da bu durumu bildiğinden, onlara istediği gibi dayatma yapıyor ve özellikle Filistin konusuyla ilgili olarak tamamen İsrail işgal devletinin lehine olan bir plana destek vermeleri için onları zorlayabiliyor. Onlar da dediğimiz sebepten dolayı elleri bağlı bir şekilde boyun eğme ihtiyacı duyuyorlar.

Dayatmanın "Yardım" Boyutu

Amerika'nın Arap ülkelerinden istediği destek sadece siyasi destekten ibaret değil. Filistin halkına hiçbir şekilde yardım etmemelerini istiyor. Evet bu bir kurgu değil, gerçek. İsrail işgal devleti her taraftan kuşatmaya aldığı, sürekli toplu katliamlara maruz bıraktığı Filistin halkına hiçbir yönden maddi yardım ve destek yapılmamasını istiyor. Böylece o insanların ya zillet içinde kendisine boyun eğmek ya da Filistin topraklarını tamamen terk edip bir yerlere gitmek zorunda kalacaklarını umuyor. Bu konudaki isteğini de Arap ülkelerine Amerika vasıtasıyla iletiyor. Colin Powell'in son Ortadoğu çıkartmasının amaçlarından biri de bu. Aslında Arap ülkelerinin Filistin halkına söze gelir bir yardımları yok. Şimdiye kadar yaptıkları göstermelik yardımları da genellikle özerk yönetime teslim ettiler. Ne yazık ki özerk yönetime teslim edilen yardımlar da Filistin halkının yaralarının sarılmasında çok fazla işe yaramıyor. Ancak İsrail ve onun güdümündeki ABD, Arap ülkelerinin aynı zamanda sivil kuruluşların ve zengin vatandaşların yardımlarının da engellenmesini istiyor. Nitekim bundan önceki Körfez savaşında da böyle bir talepte bulunmuşlardı ve taleplerini Arap ülkelerine kabul ettirmişlerdi. Arap ülkeleri de Amerika ve İsrail'in bu yöndeki taleplerini gereği gibi uygulamak amacıyla oldukça sıkı bir denetim başlatmışlardı. Öyle ki bazı Arap ülkelerinde, insanların ülke dışına çıkarken yanlarına aldıkları paraları ibraz etmeleri ve dönerken eksilen paraları nerelerde harcadıklarını faturalarla belgelemeleri şart koşuluyordu. Amerika ve İsrail aynı uygulamanın yeniden başlatılmasını ve Filistin'deki halkın her türlü yardım ve destekten mahrum kalmasını istiyor.

Yeri gelmişken bu konunun Avrupa'yla ilgili boyutuna da temas etmekte yarar görüyorum. Ne yazık ki bu konuda bazı Avrupa ülkeleri de siyonist işgalcilerin isteklerini yerine getirme çabası içindeler. Bu amaçla sadece Filistin'deki mağdur ve mazlum insanların yardımına koşan insani kuruluşların faaliyetlerini engellemeye çalışıyorlar. Bunların başında da işgalci siyonistlere kendini mahkum gibi gören Almanya geliyor.

Bu realite, bu vakıa insanlık adına utanç verici bir durum değil midir? Siyonist işgalciler Filistin'de milyonlarca insanı ekonomik ablukaya alıyor, açlığa mahkum ediyor; dışarıda da güya insan haklarına saygılı olduklarını ileri süren devletler işgalci siyonistlerin isteklerini yerine getirebilmek için bu insanlara herhangi bir şekilde yardım ulaştırılmasını engelliyorlar. Sonra da bunu haklı göstermek amacıyla yine Amerika ve İsrail'in verdiği aklı kullanıyor ve yaptıklarını "teröre desteği önleme" olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar. Düşünün ki Filistin'de üç yaşındaki yetim çocuğa yardım ulaştırılmasının önlenmesi teröre desteğin önlenmesi olarak lanse ediliyor.

Suriye Hedefte

Biz bu yazıyı yazarken henüz Powell'in ziyaretinin Suriye ayağı gerçekleşmemişti. Ancak siz okurken gerçekleşmiş olacak. Fakat biz Suriye konusunu geçen haftaki yazımızda ayrıntılı olarak ele almıştık. Burada sadece bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Amerika'da bir gazete Suriye'nin Amerika'nın isteklerini yerine getireceğine dair söz verdiğini iddia etti. Hemen ardından da Powell, Filistin'de yaptığı açıklamada Suriye'nin sözünde durması gerektiğini aksi takdirde tarihin hata tarafında yer alacağını iddia etti. Bizim gördüğümüz kadarıyla bu iddialar ve açıklamalar Suriye'yi bir emri vakiye mahkum etme amacı taşımaktadır.

Türkiye'ye de Baskı

Powell'in Ortadoğu çıkartmasına Türkiye dahil edilmedi. Bu yüzden bazıları Türkiye'deki yönetimi bir yerlere yönlendirme çabası içine girerek Amerika'nın gönlünü razı etmesi talebinde bulunmaya başladılar. Aslında ziyarete Türkiye'nin dahil edilmemesi Amerika'nın yeniden Türkiye'yi bir şeylere zorlama amacı taşıyan baskı politikalarından bir parçaydı. Amerika, Türkiye'nin özellikle Suriye konusunda kendisinin yanında yer almasını ve kendisine adeta bir hizmetçi gibi hizmet etmesini istiyor.