BM, Çağdaş Dünya ve Siyonist Vahşet

4 Mayıs 2002 Cumartesi, Vakit

 
 
 

Siyonist vahşet hız kesmeden devam etmektedir. Ancak hadisenin biraz geniş zamana yayılması sebebiyle dünya kamuoyunun artık bu konuya ilgisinin azaldığını görüyoruz. Türkiye'deki ilgi de günden güne zayıflamaktadır. Oysa işgalci siyonistler her geçen gün yeni baskınlar, işgaller ve zaman zaman da katliamlar gerçekleştiriliyorlar. Öldürdükleri bebeklerin listelerini uzatıyorlar. Geçtiğimiz hafta içinde biri Gazze'de, diğeri el-Halil'de iki büyük katliam gerçekleştirdiler. Her gün muhtelif yerlerde adeta rutin hale gelmiş hissi verilen cinayetler ise bunların dışında. Gazze'deki katliamda öldürülenlerden biri yatağında uyuyan iki yaşındaki bir bebekti. Bebek ve çocukları katletmenin Ariel Şaron'un temel stratejisi olduğu bizzat kendi itiraflarıyla ortaya çıkmıştır. Ama dünya devletleri ve başta BM olmak üzere birtakım uluslararası kuruluşlar hala onunla masaya oturup bir "barış (!)" gerçekleştirmenin mümkün olabileceğini ileri sürüyorlar.

BM, İsrail işgal devletinin uzlaşmaz ve saldırgan tutumu karşısında yine alttan almayı ve onun önünde boyun eğmeyi tercih etti. Bu yüzden Güvenlik Konseyi'nin Cenin'deki katliamı soruşturma kararını uygulamadı. Gerekçe ise İsrail işgal devletinin söz konusu heyetinin Cenin'de çalışma yapmasına izin vermemesi. Oysa BM yaptırım yolunu deneseydi, İsrail işgal devletinin yapabileceği bir şey yoktu ve kesinlikle izin vermek zorunda kalacaktı. ABD ile uzlaşma içinde olmayan bir ülke aleyhine karar alınması durumunda o kararın uygulanması için her yola başvuruluyor. Örneğin Lockerbie olayında suçlu oldukları iddia edilen iki Libyalının Amerika veya İngiltere'ye teslim edilmesi yönünde karar alınınca Libya'nın buna itiraz etmesi üzerine hemen bu ülkeye ambargo uygulanmaya başlandı ve Libya'ya yıllarca kan kusturuldu. Libya itham edilen iki kişiyi ABD ve İngiltere'ye değil de bağımsız bir yargı mekanizmasına teslim etmeyi kabul ettiği halde ambargo zerre kadar yumuşatılmadı. Irak'la ilgili BM kararlarının uygulanması için ne gibi yollara başvurulduğunu hep birlikte görüyoruz. Bunun örneklerini daha da çoğaltabiliriz. Ama İsrail'in aleyhine veya kısmen de olsa Filistin halkının lehine olabilecek BM kararlarının uygulanması için işgalci siyonistlere hiçbir zaman sopanın ucu gösterilmemiştir. Eğer öyle olsaydı bugün zaten Arafat yönetiminin üzerinde durduğu konuların sonuçlandırılması için işgalci siyonistlerle masaya oturulup pazarlık yapılmasına gerek olmayacaktı. Filistin halkı bunun ötesinde, BM kararlarına konu olmayan gasp edilmiş haklarını almak için işgalcilerle uğraşıyor olacaktı. Son Cenin katliamıyla ilgili olarak alınan BM kararının uygulamaya geçirilmesi konusunda da, işgalci vahşetin uzlaşmaz bir tutum sergilemesi üzerine bu teşkilatın uluslararası gücünün kullanılması yerine işgalci vahşet önünde boyun eğilmesi yolu tercih edilmiş ve soruşturma heyeti genel sekreter Kofi Annan'ın kararıyla tamamen dağıtılmıştır. İşte saldırgan siyonistlere en çok güç ve cüret kazandıran da bu tutumdur. Bu itibarla Filistin topraklarında sergilenen vahşete çağdaş emperyalizm ve onun karar mekanizması veya "meşrulaştırma" organizasyonları niteliği taşıyan uluslararası kurumlar da ortaktır.

Son günlerde Filistin meselesiyle ilgili bir yanılgı da Ramallah'ta Arafat etrafındaki kuşatmanın kaldırılmasıyla işgalci siyonistlerin başlattığı son vahşi işgalin de son bulmaya başladığı kanaatidir. Oysa her şeyden önce Arafat'ın bu konuda ABD teklifini kabul ederek Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin 6 önemli elemanının ABD ve İngiltere'nin adamlarının gözetiminde hapse atılmalarına razı olması önemli ve tehlikeli bir tavizdir. İkinci olarak bütün dikkatlerin Ramallah'ta Arafat etrafındaki kuşatmaya çekilerek diğer taraflarda olan bitenlerin gölgede bırakılması da yanlıştır. Biz bu konuyu Allah izin verirse bir başka yazıda daha geniş olarak ele almaya çalışacağız. Şimdilik bu kadarına temas etmekle yetinelim. Ayrıca Filistin meselesine ilginin ve olan bitenler karşısındaki duyarlılığın devam ettirilmesini tavsiye ediyoruz.