Yol Haritası Barış Planı mı Komplo mu?

1 Haziran 2003 Pazar, Nida dergisi

Amerika ve İsrail, Irak'ta kendi açılarından elde ettikleri başarıyı sonuna kadar değerlendirmek ve "Ortadoğu'yu yeniden yapılandırma" adını verdikleri planlarını uygulamaya geçirebilmek için her yola başvuruyorlar. Bu "yeniden yapılandırma" planının İsrail merkezli olduğu ve bölgedeki tüm Arap ülkelerini İsrail'e adapte etmeyi amaçladığı apaçık ortadadır. Fakat bu konuda işlerin önceden planlandığı gibi yürüyebilmesi için İsrail işgal devletinin önünde duran engellerin kaldırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. İşte bu doğrultuda son dönemde medya organlarında sıkça zikredilen bir plan gündeme getirildi: Yol Haritası planı.
ABD, önce toplu imha silahlarını sonra Saddam zulmünü gerekçe göstererek Irak'a savaş açtı. Hemen ardından da Filistin'e yüklenmeye başladı. İşin içinde yine "barış" oyunu vardı ve bu kez "Yol Haritası" süreci başlatılmıştı. Maksat ise işgal devletini içine düştüğü handikaptan kurtarmak, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine de ağır bir darbe vurmaktı.
Yol Haritası planıyla ilgili tüm haberlerde, bu planın 2005 yılına kadar bir Filistin devleti kurulmasını öngördüğü vurgulanmaktadır. Oysa devlet tamamen bir yutturmacadan ibarettir. Çünkü her şeyden önce plan bir Filistin devletinin kuruluşunu garanti etmemektedir. İkinci olarak da devlet konusu üçüncü aşamaya bırakılmıştır. Bu aşamada da devletin kurulması kesin olarak vaad edilmiyor, ilk iki aşamanın tamamlanmasından sonra üçüncü aşamada Filistin devletinin kurulmasıyla ilgili görüşmelerin başlayacağı ifade ediliyor. Oysa bundan önceki Oslo sürecinde de benzer taktikler uygulandı ve son aşamaya bırakılan mevzularla ilgili görüşmelerin normalde 1999 sonuna kadar başlatılacağı vurgulandığı halde o aşama hiç başlamadı.
ABD'nin Yol Haritası planıyla ilgili taktiklerinin en önemli yanını da Arap ülkelerine yönelik baskılar oluşturuyor. Bu baskıların amacı ise Filistin halkına giden tüm sivil yardımların engellenmesidir. Bu konudaki çabalar şiddet yanlısı örgütlere yardımın engellenmesi olarak yutturuluyor. Oysa işin gerçeğinde mağdur durumda, evleri yıkılmış, iş yerleri tahrip edilmiş, işsizliğe ve açlığa mahkum edilmiş bütün Filistinlilere yardımın engellenmesi hedefleniyor. Böylece bu halkın kukla Ebu Mazin hükümetine ve İsrail işgal devletine mahkum edilmesi amaçlanıyor.

Amerika, Irak'ta önce birtakım zorluklar çektiyse de yine bazı kişilerin ihanetlerinden yararlanarak istediği sonucu elde etmeyi başardı. Aslında Irak'a yönelik vahşi saldırı Amerika'nın ve İsrail'in geleceğini çok yakından ilgilendiriyordu. Bu yüzden bu saldırıya var güçleriyle yüklendiler. Sonuçta istediklerini elde etmiş görünüyorlar. Gerçi işin geleceğinin nasıl olacağı konusunda henüz net bir durum yok. Ama Irak'ta kendi açılarından elde ettikleri başarıyı sonuna kadar değerlendirmek ve "Ortadoğu'yu yeniden yapılandırma" adını verdikleri planlarını uygulamaya geçirebilmek için her yola başvuruyorlar. Bu "yeniden yapılandırma" planının İsrail merkezli olduğu ve bölgedeki tüm Arap ülkelerini İsrail'e adapte etmeyi amaçladığı apaçık ortadadır. Fakat bu konuda işlerin önceden planlandığı gibi yürüyebilmesi için İsrail işgal devletinin önünde duran engellerin kaldırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. İşte bu doğrultuda son dönemde medya organlarında sıkça zikredilen bir plan gündeme getirildi: Yol Haritası planı. Biz bu plan hakkında daha önce değişik yazılarımızda ayrıntılı olarak bilgi vermeye çalıştık. Ancak planın önemine binaen ve önümüzdeki dönemde epey bir süre tartışılacağı anlaşıldığından, burada Nida okuyucuları için genel hatlarıyla tahlil etmeye, değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

ABD Şimdi Filistin'e Yükleniyor

ABD Irak'ta saldırgan yönünü, tehdit gücünü ortaya koymaya çalıştı. Ondan önce de Afganistan'a yönelik bir saldırı gerçekleştirmişti. Bush'un ve adamlarının yaptığı açıklamalar da İslam coğrafyasını işgal ve modern sömürgecilik sistemini hakim kılma amacına yönelik bu saldırıların süregideceği intibaı veriyordu. Bu yüzden her yerde: "Irak'tan sonra sıra kimde?" sorusu sorulmaya başlandı. Amerika da ilk etapta hedefe Suriye'yi yerleştirdiği imajını vermeye çalıştı. Aslında Suriye'ye yöneltilen tehdit bir taktik niteliği taşıyordu ve temel ekseninde de Filistin meselesi vardı.

Amerika, gerçekte Irak'tan sonra bütün gücüyle Filistin'e yüklenmeye başladı. Fakat ne kadar ilginçtir ki burada savaşçı ve saldırgan yönünü gizleyerek, "barıştan yana" tavır sergiliyormuş gibi bir taktik uygulamaya başladı. İşin gerçeğinde aşağıda vereceğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere yapılan, Irak savaşının bir devamıydı ve İsrail işgal devletinin önünün açılması için Filistin direnişine darbe vurmayı hedefliyordu.

Ebu Mazin Hükümeti: Komplo Öncesi Komplo

Amerika ve İsrail, işgalci siyonistlerin önünü kesen Filistin direnişine ağır bir darbe vurmayı hedefleyen, ama dünya kamuoyuna "barış" planı olarak kabul ettirilmeye çalışılan "Yol Haritası" planını gündeme getirmeden önce Filistin özerk yönetimi nezdinde köklü değişiklikler gerçekleştirmek istediler. Bu amaçla Arafat yönetimine dayatmalarda bulundular. Arafat'tan istedikleri "başbakan"lı sisteme geçmesiydi. Üstelik bununla yetinmeyerek "başbakan"ın ismini de kendileri belirlediler. Hatta işi biraz daha ileri götürerek, Filistin direnişine darbe vurma konusunda en aktif rol oynayacağını düşündükleri İç işleri bakanını veya İç işlerinden sorumlu devlet bakanını da kendileri belirlediler. Yaptıkları uzun pazarlıklardan ve zorlamalardan sonra bu konuda istediklerinin tümünü aldılar. Sonuçta Arafat, onların istediği Ebu Mazin'i yani Mahmud Abbas'ı başbakan tayin etti. Vahşi işkenceleriyle ün salmış ve siyonist işgal devletiyle gizli ilişkileri olduğu bilinen Muhammed Dahlan'ı da İç işlerinden sorumlu devlet bakanı yaptırdılar.

Böyle bir dayatmada bulunmalarının üç önemli amacı vardı: Birincisi Arafat'ı tasfiye etmek, ikincisi Yol Haritası planında Filistin tarafı sıfatıyla karşılarına oturacak kişileri bizzat kendi elleriyle tayin etmek, üçüncüsü de Filistin direnişine darbe vurması beklenen kadroyu iyi seçmek. Bu haliyle Ebu Mazin hükümetinin oluşturulmasının komplo öncesinde bir komplo niteliği taşıdığı apaçık ortadaydı.

"Yol Haritası" Nereden Çıktı?

1987'de başlayan intifada İsrail işgal devletini bayağı zorlamış ve çeşitli krizlerle karşı karşıya bırakmıştı. Çünkü intifada sebebiyle bir yandan ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalırken bir yandan da tersine göç sebebiyle önemli bir insan potansiyeli kaybetmişti. Bu tersine göç olayı İsrail işgal devletinin gözünü bayağı korkutmuştu. Çünkü İsrail, önünü alamadığı tersine göçten dolayı karşı karşıya kaldığı nüfus erimesinin kendini uçurumun kenarına doğru sürükleyeceğinden ve Filistin halkının haklarını iade etmeye zorlayacağından korkmaya başlamıştı. Ne kadar ilginçtir ki işgalci siyonistlerin bunları düşündüğü sırada Saddam, Kuveyt'e olan borçlarını ödeyememekten dolayı bu ülkeyle bir sınır problemi ortaya çıkardı. O zaman ABD bu sınır problemiyle ilgili herhangi bir görüş beyan etmekten kaçınmak suretiyle Irak'ı bir bakıma Kuveyt'e müdahaleye teşvik etti. Hatta ABD'nin Bağdat büyükelçisi Bayan Glaspie yaptığı açıklamalarla ülkesinin Irak-Kuveyt meselesine müdahale etmeyeceği garantisi anlamı taşıyan sözler sarf etti. Derken bu açıklamalardan cesaret alan Irak, Kuveyt'i işgal etti ve ardından ABD bütün dünyayı ayağa kaldırarak Körfez Savaşı'nı başlattı. O savaşın hemen ardından da Filistin meselesine yüklenmeye başladı. Kendisine mahkum ettiği Arap ülkelerine Filistinlilere yapılan tüm yardımların kesilmesi talimatı verdi. Kuveyt, ülkesindeki bütün Filistinlileri sürgün etti. Bazılarına son derece vahşice işkenceler yaptı. Bu gelişmelerin ardından da "Oslo Süreci" başlatıldı. Filistin davasını tarihin derinliklerine gömmeyi ve İsrail işgal devletini meşrulaştırmayı amaçlayan bu süreçte çeşitli anlaşmalar imzalandı. Ama gün geldi hesaplar bozuldu ve 29 Eylül 2000 tarihinde Aksa İntifadası başladı. Bu intifada da İsrail işgal devletini çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya getirdi. Tersine göç daha etkili bir şekilde kendini gösterdi. Ekonomik kayıplar biraz daha arttı. Üstelik Aksa İntifadası sürecinde işgalcilerin kayıpları daha önceki intifadaya nispetle biraz daha fazla oldu. İsrail askerleri sürekli moral kaybından dolayı muhtelif psikolojik krizler yaşamaya başladılar. Derken tarih tekerrür etmeye başladı. ABD, önce toplu imha silahlarını sonra Saddam zulmünü gerekçe göstererek Irak'a savaş açtı. Hemen ardından da Filistin'e yüklenmeye başladı. İşin içinde yine "barış" oyunu vardı ve bu kez "Yol Haritası" süreci başlatılmıştı. Maksat ise işgal devletini içine düştüğü handikaptan kurtarmak, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine de ağır bir darbe vurmaktı.

Plan Neler İçeriyor?

"Yol Haritası" planı üç aşamalı bir "çözüm (?!)" öneriyor. Fakat bu aşamalarda ilk ve en önemli adımı Filistin tarafının atması isteniyor. Ona göre birinci aşamada Filistinlilerin tüm eylemlerini durdurmaları ve Filistin özerk yönetimi bünyesinde çalışan güvenlik görevlileri dışında tüm Filistinlilerin silahlarının toplanması şart koşuluyor. İkinci aşamaya geçilebilmesi için de bu birinci aşamanın tamamlanmış olması isteniyor. İkinci aşamada ise İsrail işgal devleti özerk yönetim bölgelerindeki işgal kuvvetlerini çekecek. Yani birinci aşamada Filistinlilerin, direnişi durdurma ve silahları teslim şartını yerine getirmelerinden önce işgalci siyonistlerden herhangi bir şey yapmaları istenmiyor. Oysa işgalcilerin Filistin özerk yönetim bölgelerindeki askeri varlıkları zaten tüm BM kararlarına ve Oslo sürecinde imzalanmış anlaşmalara aykırı. Burada işgalciler, geçmişte imzalamış oldukları anlaşmaları ihlal etmelerinden doğan sonuçları bile Filistinlilere gayet ağıra satmaya çalışıyorlar. Ayrıca Filistinliler siyonistlerin tutumlarını 55 yıldan beridir görüyorlar ve onların hiçbir anlaşmaya bağlı kalmadıklarını çok iyi biliyorlar. Bu durumda neye güvenerek direnişlerini sona erdirecek ve silahlarını teslim edecekler?

"Devlet" Bir Yutturmaca

Dikkat ettiyseniz Yol Haritası planıyla ilgili tüm haberlerde, bu planın 2005 yılına kadar bir Filistin devleti kurulmasını öngördüğü vurgulanmaktadır. Oysa devlet tamamen bir yutturmacadan ibarettir. Çünkü her şeyden önce plan bir Filistin devletinin kuruluşunu garanti etmemektedir. İkinci olarak da devlet konusu üçüncü aşamaya bırakılmıştır. Bu aşamada da devletin kurulması kesin olarak vaad edilmiyor, ilk iki aşamanın tamamlanmasından sonra üçüncü aşamada Filistin devletinin kurulmasıyla ilgili görüşmelerin başlayacağı ifade ediliyor. Oysa bundan önceki Oslo sürecinde de benzer taktikler uygulandı ve son aşamaya bırakılan mevzularla ilgili görüşmelerin normalde 1999 sonuna kadar başlatılacağı vurgulandığı halde o aşama hiç başlamadı. Şimdi, Oslo sürecinde nihai anlaşma merhalesine bırakılan konular hiç gündeme getirilmezken bütün dikkatler devlet konusuna çekilerek dünya kamuoyunun manipüle edilmesine, yanıltılmasına çalışılmaktadır.

Nasıl Bir Devlet?

Aslında, mevcut şartlar devlet konusunun ele alınacağı üçüncü aşamaya gelinmesinin son derece şüpheli olduğunu gösteriyor. Ayrıca İsrail işgal devleti planı kabul etme konusunda kesinlikle samimi ve gerçekçi değildir. Onun tutumu Oslo sürecinde gayet iyi tecrübe edilmiştir. Onun için önemli olan kendisini zorlayan Filistin direnişi engelinin önünden kaldırılmasıdır. Bunun gerçekleşmesi durumunda yeni bahaneler bularak saldırgan politikasına geri döneceği ve Filistin halkını yıldırma amaçlı uygulamalara başvuracağı kesindir. Dolayısıyla planda yer alan "devlet" konusu tamamen göstermeliktir ve aldatma amacı taşımaktadır. Kaldı ki söz konusu aşamaya gelinse bile kurulması planlanan kesinlikle gerçek anlamda bir devlet değil, sembolik bir devlettir. Ordusu olmayan, işgal güçlerine mahkum, dış politikada bağımsız karar verme yetkilerine sahip olmayan, bunun da ötesinde, toprak bütünlüğünden yoksun bir devlet olacaktır. Çünkü işgalci siyonistler Filistin özerk yönetimine verilen bölgelerdeki yahudi yerleşim merkezlerinin yerlerinde kalmasını ve buraların her yönden İsrail'in kontrolünde olmasını şart koşuyorlar. Böyle bir şey ise her tarafı tehdit altında, sınırları belli olmayan, buna rağmen kendini savunacak bir askeri gücü olmayan bir devletin ortaya çıkmasına sebep olacaktır.

Asıl Hedef Filistin Direnişi

Yol Haritası planının asıl amacı yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Filistin direnişine ağır bir darbe vurulması veya Filistinliler arasında bir fitne çıkarılmasıdır. İsrail işgal devleti böyle bir fitnenin ateşini yakabilmek için şimdiye kadar değişik taktiklere başvurdu ama başarılı olamadı. Şimdi böyle bir plan çerçevesinde amacına ulaşmaya çalışıyor. Bu yolla ya Filistinlileri birbirine kırdırmayı, ya da direnişçilerin kukla özerk yönetime teslim olmalarını, silahlarını ona teslim etmelerini böylece kendisinin önünde duran direniş engelinin tamamen kalkmasını sağlamak istiyor. Bunu başarması ise siyonist tehdidin Filistinliler açısından daha büyük bir tehlike haline gelmesine sebep olacaktır.

Barış Değil Savaş

Yol Haritası planı dünya kamuoyuna sürekli "barış" planı olarak kabul ettirilmeye çalışılıyor. Oysa burada verdiğimiz bilgiler ve planın amaçları iyi tahlil edilirse gerçekte bir barış değil savaş planı olduğu anlaşılacaktır. Bu planla Filistin halkının bağımsızlık hakkına karşı savaş verilmek istenmektedir. Filistin halkının gasp edilmiş haklarının geri verilmesi için mücadele eden tüm direniş gruplarının tasfiye edilmesi ve İsrail işgal devletinin yayılmacı politikasının önünde duran tüm engellerin kaldırılması için savaş verilmesi amaçlanmaktadır. Ama bir kavram kargaşasıyla ve medyanın yanıltma gücünden yararlanılarak iş "barış" olarak lanse ediliyor.

Arap Ülkelerinin Acziyeti

ABD'nin Yol Haritası planıyla ilgili taktiklerinin en önemli yanını da Arap ülkelerine yönelik baskılar oluşturuyor. Bu baskıların amacı ise Filistin halkına giden tüm sivil yardımların engellenmesidir. Bu konudaki çabalar şiddet yanlısı örgütlere yardımın engellenmesi olarak yutturuluyor. Oysa işin gerçeğinde mağdur durumda, evleri yıkılmış, iş yerleri tahrip edilmiş, işsizliğe ve açlığa mahkum edilmiş bütün Filistinlilere yardımın engellenmesi hedefleniyor. Böylece bu halkın kukla Ebu Mazin hükümetine ve İsrail işgal devletine mahkum edilmesi amaçlanıyor.

Ne yazık ki Irak savaşının sonuçları Arap ülkelerini ciddi bir gelecek endişesinin ve ABD korkusunun içine soktu. Bu durum Arap ülkelerinin tam bir acziyet içine düşmelerine sebep oldu. İşte bu acziyet Amerika'nın dayatmalarına da boyun eğmelerine yol açıyor.

Müslüman Halklar Yanıltılıyor

Dediğimiz gibi plan "barış" planı olarak yutturulduğundan, İslam ülkelerindeki statükocu yönetimler de hemen bu plana destek verdiklerini açıkladılar. Bu tutumlarını güya "barış"tan, "Ortadoğu'ya barışın hakim kılınması"ndan yana olmak şeklinde izah ediyorlar. İşte bu statükocu yönetimler sebebiyle Müslüman halklar da yanıltılıyor. Bu sebeple işin bilincinde olanlara, etraflarındaki insanları bilinçlendirmeleri için çok görev düşmektedir.

Plan Başarılı Olacak mı?

Bugün her ne kadar, ABD'nin var gücüyle yüklenmesi ve Arap ülkelerine yapılan baskılar planın başarılı olabileceği intibaı veriyorsa da, biz bu planın başarılı olma şansının çok fazla olmadığına inanıyoruz. İsrail işgal devleti Oslo sürecinde daha fazla avantajlara sahip olduğu halde başarılı olamadı. Yol Haritası planında karşısına çıkacak engeller çok daha fazla olacaktır.

Filistin Meselesi Filistin'de Çözülür

Ne yazık ki Filistin halkının direnişine ve kazanımlarına sürekli Arap ülkelerindeki kukla yönetimler darbe vuruyorlar. Şimdi Yol Haritası planının uygulanması sürecinde de bunu görüyoruz. Ancak şunu kesin olarak ifade edelim ki Filistin meselesi bu kukla yönetimler vasıtasıyla değil ancak Filistin'de çözülür. Bu konuda belirleyici olacak olan kukla yönetimlerin tavırları değil Filistin halkının tavrıdır.