İşgalin 55. Yılı ve Filistinli Mülteciler Gerçeği

17 Mayıs 2003 Cumartesi

İsrail'in kurucularından Ben Gurion (ortada göğsünde çarpı işareti olan) Polonya'da siyonist ideolojiyi benimsemiş arkadaşlarıyla birlikte. 55 yıl önce bu devletin kurulmasıyla birlikte bir savaş patlak verdi. Çünkü bu devlet, dünyanın değişik yörelerinden çeşitli entrikalarla göç eden veya ettirilen insanların kendilerine ait olmayan bir toprak parçası üzerinde kurdukları bir işgal devletiydi. Bu devletin kurulduğu toprak parçası Filistin'di.
Filistinlilerin göçe zorlanması sebebiyle 531 köy tamamen boşaltılmış bunların da % 90'ı işgal devletinin askeri güçleri tarafından tamamen yıkılmıştır. Göçe zorlanan Filistinliler gittikleri yerlerde de rahat edememişlerdir. 1948'de henüz işgal edilmiş olmayan Batı Yaka ve Gazze bölgesine yerleşen mülteciler 1967 Haziran Savaşı'ndan sonra sık sık saldırılara uğramış, katliamlara maruz kalmışlardır.
Bugün Filistin topraklarına yerleştirilen yahudilerin kullandığı araziler kesinlikle satın alma yoluyla değil, sahiplerinin tehcire zorlanması sebebiyle işgalcilerin eline geçmiştir. İşgal güçleri 1948 savaşında birtakım hainlerle de işbirliği yaparak Filistinlileri göçe zorladılar. Sonra sahipsiz arazilerle ilgili bir kanun çıkardı, göçe zorlananların arazilerini bu kanun vasıtasıyla göçmen yahudilere dağıttılar. Netice itibariyle bugün mülteci kamplarında yaşayan 5 milyon Filistinliye ait arazi 154 bin yahudiye dağıtıldı.

Filistin toprakları üzerinde "İsrail" adıyla bir işgal devletinin kuruluşunun ve bu devletin BM tarafından resmen kabul edilişinin üzerinden 55 yıl geçti. 55 yıl önce bu devletin kurulmasıyla birlikte bir savaş patlak verdi. Çünkü bu devlet, dünyanın değişik yörelerinden çeşitli entrikalarla göç eden veya ettirilen insanların kendilerine ait olmayan bir toprak parçası üzerinde kurdukları bir işgal devletiydi. Bu devletin kurulduğu toprak parçası Filistin'di. Ancak o zaman emperyalizmin politikalarını meşrulaştırma amacıyla kurdurulmuş ve daha önce aynı fonksiyonu icra eden Milletler Cemiyeti'nin yerine geçmiş BM tarafından resmen tanındı. Kurulan devletin adı "İsrail" olduğundan, BM tarafından hakimiyetine verilen topraklara da "İsrail" denildi. Oysa o zaman "İsrail" olarak gösterilen topraklar da Filistin'di. O topraklar bugün hala Filistin'dir ve Filistin olarak kalacaktır.

İşte emperyalist güçlerin çeşitli entrikaları sonucu Filistin toprakları üzerinde "İsrail" adı verilerek kurdurulan bu devletin üzerinden 55 yıl geçti. Bu devlet bir işgal ve gasp devleti olduğundan kuruluşunda olduğu gibi ayakta kalma çabalarında da sürekli entrikalara, şiddete ve savaşlara başvurdu. İnsanlık tarihini araştırdığınız zaman hiçbir devletin 55 yıllık süre içine bu kadar çok savaşı, bu kadar çok cinayeti, bu kadar çok tehciri, bu kadar çok şiddeti sığdırdığını göremezsiniz. Biz de sizlere İsrail işgalinin üzerinden 55 yıl geçmesi münasebetiyle bu işgalin en önemli dışa yansımalarından biri olan, bugün sözde "barış (!)" görüşmelerinin de en çetrefil konuları arasında yer alan tehcir olayı ve Filistinli mülteciler hakkında bazı önemli bilgileri aktarmak istiyoruz:

  • Bugün dünya üzerinde Filistinlilerin sayısı 9 milyonu bulmuştur. Bu nüfusun sadece 4 milyonu Filistin toprakları içinde yaşamaktadır. 5 milyonu ise Filistin toprakları dışında onların da çoğu mülteci kamplarında yaşıyorlar. Filistin içinde yaşayanların yarıdan fazlasının da asıl mekanları değiştirilmiş, mülteci kamplarına yerleşmek zorunda bırakılmışlardır. Yani Filistin halkının % 75'ine yakın bir kısmı ikamet ettikleri yerlerden silah zoruyla ve şiddet yoluyla çıkarılmışlardır. Bu vakıa siyonist işgalin sebep olduğu tehcir gerçeğini gözler önüne sermektedir. Oysa uluslararası anlaşmalar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve savaş suçlarıyla ilgili sözleşmeler şiddet yoluyla tehciri yasak etmekte, savaş suçlarından saymaktadır. Filistinli mültecilerin yaşadığı kampları gezenler o insanların ne gibi kötü şartlarda hayatlarını sürdürmek zorunda olduklarını göreceklerdir. Bu insanların kendi istekleriyle yurtlarını terk edip buralara geldiklerini düşünmek akıl nimetinden mahrum olmayı gerektirir. Bu insanların kendi topraklarını satarak böylesine kötü şartlarda yaşamayı kabul ettiklerini iddia etmek de çok farklı olmasa gerek. Ne var ki BM başta olmak üzere söz konusu anlaşmaları, beyannameleri uygulamakla yükümlü kılınan uluslararası kuruluşların hiçbiri siyonist işgalcileri söz konusu tehcir uygulamasından dolayı herhangi bir şekilde cezalandırmıyor; yurtlarından çıkarılan Filistinlilerin geri dönebilmeleri için hiçbir yaptırıma başvurmuyor. Hatta bunun da ötesinde sözde "Ortadoğu barışı (!)"nın temin edilebilmesi için Filistinlilerin yurda dönüş haklarından vazgeçmelerini istemek suretiyle işgalci siyonistleri gözetmekte, Filistinlilere baskı uygulamaktadırlar.
    Tehcir hadisesinin bir başka yönü de siyonistlerin tarihi ve gerçekleri saptırmasıyla ilgilidir: Ne kadar ilginçtir ki siyonistler Amerikan halkına yönelik propaganda faaliyetlerinde bugün "İsrail" olarak gösterilen toprakların aslında boş bir araziden ve çölden ibaret olduğunu, kendilerinin girip buraları ihya ve imar ettiklerini ileri sürüyorlar. İslam alemine yönelik propagandalarında ise Filistinlilerin arazilerini kendi elleriyle sattıklarını ve kendilerinin buraları parayla satın aldıklarını iddia ediyorlar. Oysa tarihi gerçekler ve bugün Filistinlilerin karşı karşıya oldukları durum her iki iddianın da yalan ve tutarsız olduğunu gözler önüne seriyor.
  • Filistin topraklarına yerleştirilen yahudilerin % 78'i, bu topraklar üzerine işgalcilerin kurduğu şehirlerde ikamet ediyor. Bu şehirlerin yerleşim alanları ise Filistin topraklarının tümünün % 15'ine tekabül etmektedir. Kalan % 22'lik nüfus ise Filistin topraklarının % 85'ine tekabül eden bölgelerine yayılmışlardır. Bunların yayıldıkları arazilerin toplamı ise 17 milyon 325 bin dönümdür. Onların kullandıkları araziler kesinlikle satın alma yoluyla değil, sahiplerinin tehcire zorlanması sebebiyle işgalcilerin eline geçmiştir. İşgal güçleri 1948 savaşında birtakım hainlerle de işbirliği yaparak Filistinlileri göçe zorladılar. Sonra sahipsiz arazilerle ilgili bir kanun çıkardı, göçe zorlananların arazilerini bu kanun vasıtasıyla göçmen yahudilere dağıttılar. Netice itibariyle bugün mülteci kamplarında yaşayan 5 milyon Filistinliye ait arazi 154 bin yahudiye dağıtıldı. İşgal devleti bu mültecilerin yurtlarına dönmelerini engellemek için var gücüyle çalışıyor ve herhangi bir "barış (!)" anlaşması imzalanabilmesi için göçe zorlanan bu beş milyon Filistinlinin yurtlarına dönüş haklarından kesinlikle vazgeçmelerini şart koşuyor. Bu şartını her fırsatta gündeme getiriyor. Son "Yol Haritası" planını da ancak bu şartla kabul edebileceğini vurguladı.
  • Filistinlilerin göçe zorlanması sebebiyle 531 köy tamamen boşaltılmış bunların da % 90'ı işgal devletinin askeri güçleri tarafından tamamen yıkılmıştır.
  • Göçe zorlanan Filistinliler gittikleri yerlerde de rahat edememişlerdir. 1948'de henüz işgal edilmiş olmayan Batı Yaka ve Gazze bölgesine yerleşen mülteciler 1967 Haziran Savaşı'ndan sonra sık sık saldırılara uğramış, katliamlara maruz kalmışlardır. Özellikle son Aksa İntifadası döneminde bu kampların birçoğuna havadan ve karadan saldırılar düzenlenerek katliamlar gerçekleştirilmiştir. Bunların en büyüğü ise Cenin mülteci kamplarına yönelik saldırı sonucu gerçekleştirilen ve yaklaşık 1000 kişinin şehit edildiği tahmin edilen katliamdır. Bu katliam BM tarafından da örtbas edilmiştir. Yine Gazze'deki Cibaliya, Han Yunus, Rafah mülteci kampları başta olmak üzere pek çok mülteci kampına şiddetli saldırılar düzenlenmiş, büyük katliamlar gerçekleştirilmiştir.
  • Filistin dışına çıkarak Arap ülkelerine yerleşen mülteciler de gittikleri yerlerde muhtelif saldırılara ve katliamlara maruz kalmışlardır. Bunların başında siyonistlerle çok yakın irtibatının olduğu ve onların hesabına çalıştığı bilinen Ürdün kralı Hüseyin'in gerçekleştirdiği Kara Eylül harekatının sebep olduğu katliam gelmektedir. Siyonistlerin 1982'de Lübnan'ı işgal etmelerinin hemen ardından gerçekleştirilen Sabra, Şatilla ve Burc el-Beracine katliamları da Filistin dışına çıkan mültecilerin maruz kaldıkları katliamlardan biridir. Yine Filistin dışına çıkan mültecilerin maruz kaldıkları katliamlardan biri Kana katliamıdır.

    Ne yazık ki Filistin dışına çıkan mülteciler zaman zaman gittikleri ülkelerin yönetimleri tarafından çok ağır ve çirkin muamelelere maruz bırakılmışlardır. Örneğin II. Körfez Savaşı sırasında FKÖ'nün ve onun lideri Arafat'ın Irak devlet başkanı Saddam'ın yanında yer alması sebebiyle Kuveyt yönetimi ülkesindeki tüm Filistinlileri göçe zorlamış, bunların birçoğuna da korkunç işkenceler uygulamıştır. O zaman Kuveyt polisleri karakolların yetmemesi sebebiyle okulları bile işkence amacıyla kullanmış, bu okulların civarında ikamet edenler işkenceye maruz kalanların bağırışlarından dolayı günlerce kendilerine gelemediklerini itiraf etmişlerdir.

  • Filistinli mülteciler maruz kaldıkları bütün zorluklara rağmen vatana dönüş haklarından vazgeçmemekte ısrarlıdırlar. Mülteci kampları belki onlar için adeta birer bekleme salonları olmuştur. Onlar belki isteselerdi biraz daha iyi ortamlarda yaşamanın yollarını araştırıp yurtlarına dönüş haklarının peşine düşmeyebilirlerdi. Ancak sırf bu haklarından vazgeçmemek için oralarda beklemeyi ve onca zorluğa katlanmayı tercih ediyorlar. İsrail işgal devletinin ve onun arkasında duran emperyalist güçlerin bütün entrikalarına rağmen vatana dönüş haklarından vazgeçmeyeceklerdir. Onlar adına hiç kimsenin de vatana dönüş haklarından vazgeçme veya taviz verme yetkileri yoktur.