el-Halil Raporu

el-Halil şehrinin sembolü durumundaki Hz. İbrahim Camisi. Yahudilerin el-Halil'e büyük önem vermelerinin ve şehrin tam merkezine yahudi mahallesi kurmalarının asıl amacı Hz. İbrahim Camisi haremini istila etmek ve orayı tamamıyla bir yahudi sinagoguna çevirmekti.
el-Halil şehri Beytlaham şehrinin güneyinde yer almaktadır. el-Halil kelimesi "yakın dost" anlamına gelir. Şehir bu adını Hz. İbrahim (a.s.)'den almaktadır. Bilindiği üzere Hz. İbrâhim (a.s.) "Halilurrahman (Rahman'ın yakın dostu)" olarak anılırdı. Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Allah, İbrahim'i kendisine yakın dost edinmişti." (Nisâ, 4/125) Hz. İbrâhim (a.s.) bir süre bu şehirde kaldığından ve kendisi için burada bir ma'bed inşa ettiğinden dolayı şehir de ona nispetle Medinetu'l-Halil (el-Halil'in şehri) olarak adlandırıldı. Daha sonra baştaki "Medine" kelimesi unutuldu ve şehrin adı el-Halil olarak kaldı.
el-Halil'de işgal güçleri. Şehrin en büyük dramı Arap ülkelerinin 1967 Haziran savaşından yenilgiyle çıkmalarından sonra başladı. Bu yenilgiden sonra el-Halil de bütün Batı Yaka ve Doğu Kudüs'le birlikte siyonistlerin işgaline geçti.
el-Halil'de işgal güçleri. İşgalden sonra el-Halil siyonistlerin Kudüs'ten sonra ikinci hedefleri haline geldi. Burayı yahudileştirebilmek ve üzerinde kuvvetli hâkimiyet kurabilmek için birbirini izleyen ve sistemli birtakım faaliyetler yürütmeye başladılar. Bu sistemli çalışmalar üç kategoride toplanıyordu: Birincisi: Şehrin çevresinin yahudi yerleşim merkezleriyle sarılması ve böylece şehrin adeta bir yahudi kuşatmasına alınması. İkincisi: Şehrin ortasına bir yahudi mahallesi kurulması. Üçüncüsü: Şehrin ruhu ve atan kalbi durumundaki Hz. İbrahim Camisi hareminin yahudi sinagoguna dönüştürülmek üzere müsadere edilmesi.
Hz. İbrahim Camisi. H. 1414 yılının 15 Ramazan'ına denk gelen 25 Şubat 1994 tarihinde Barush Goldstien adındaki bir yahudi teröristin gerçekleştirdiği katliamdan sonra ise Hz. İbrahim Camisi tamamen ibadete kapatıldı. Aradan yedi ay geçtikten sonra caminin yeniden ibadete açıldığı kararı açıklandı. Ancak açılış kararı, içerisine yeni bir güvenlik sistemi yerleştirildikten, cami hareminin yahudilere ayrılan kısmı iyice artırıldıktan ve Müslümanlar neredeyse tamamen cami dışına atıldıktan sonra açıklanmıştı.
1967 işgalinden sonra göçe zorlanan Filistinliler. 1967 işgalinden sonra siyonistler el-Halil'deki Müslümanları göçe zorlamak amacıyla büyük baskılara başvurdular.
el-Halil Anlaşması'ndan sonra siyonist işgalcilerin bu şehirde yahudi yerleşimciler için yapılanma faaliyetleri hızlandı. Öncelikle şehir yakınında stratejik açıdan oldukça önemli bir noktaya ve şehrin Kudüs'le bağlantısını sağlayan anayolun yanı başına Kefâr Asyun yahudi yerleşim merkezi inşa edildi. Bu yerleşim merkezinin inşası 1967 yılı Eylül ayının 27'sinde başladı. Şehrin işgal edilmesinin üzerinden bir yıl geçmeden, Pesah yani Hamursuz bayramı diye bilinen yahudi bayramının hemen öncesinde terörist haham Moşe Lifencer'in önderliğinde ve otuz aileden oluşan bir yahudi yerleşimci grubu şehre gelerek en-Nehru'l-Hâlid otelini kendilerine mekân edindiler. Şehrin tamamen yahudileştirilmesini amaçlayan planların kademeli bir şekilde uygulamaya geçirilmesi işte bu yahudi yerleşim merkezinin kurulmasıyla başladı. Bunun ardından Kiryat Arba yahudi yerleşim merkezi inşa edildi. Kiryat Arba Yahudi Yerleşim Merkezi şehri kontrol altında tutan önemli ve stratejik bir noktaya kurulmuştur ve içinde oturanların büyük çoğunluğu da çeşitli siyonist terör örgütlerine mensup silahlı yahudilerdir. 25 Şubat 1994'te Hz. İbrahim Camisi katliamını gerçekleştiren Barush Goldstien adlı terörist de Kiryat Arba Yerleşim Merkezi'nde oturuyordu ve Kach adlı siyonist terör örgütüne mensuptu.
Müslümanların bir camilerini taşlayan yerleşimciler. el-Halil'de işgalci askerlerin yanı sıra yahudi yerleşimciler de Filistinliler açısından ciddi bir tehlikedir. Ne var ki el-Halil Anlaşması'nda yahudi yerleşimcilerin buradaki varlıkları garantiye alındı.
el-Halil Anlaşması'nda bu şehrin sembolü durumundaki Hz. İbrahim Camisi siyonist işgalcilerin kontrolünde bırakılmıştır. Anlaşma her şeyden önce el-Halil'in yüzde yirmilik kısmını tamamen siyonist işgal yönetiminin kontrolüne vermektedir ki bu kısım Hz. İbrahim Camisi'nin bulunduğu alanı da kapsamaktadır. Bu itibarla bu şehri sembolize eden ve Filistinlilerin gözünde Mescidi Aksa'dan sonra ikinci derecede gelen Hz. İbrahim Camisi'nin mevcut statüsünün devam ettirilmesini onaylamak anlamına gelmektedir. Bununla birlikte normalde BM kararları bile İsrail işgal kuvvetlerinin el-Halil'den tamamen çekilmesini gerektirirken Arafat yönetimi işgalcilerin bu şehrin yüzde yirmilik kısmı üzerindeki hâkimiyetini meşrulaştırmıştır.
el-Halil'de Hz. İbrahim Camisi katliamından sonra ölenlerin taşınması. 25 Şubat 1994 sabahı... Camii şerife toplanan pırıl pırıl insanlar tertemiz bedenleriyle Rablerine yönelmiş tam bir huzur ve huşu içinde O'na rüku ve secde ediyorlardı ki, arkalarından gelen bir kurşun yağmuruna tutuldular. Yahudi kininin saçtığı o kurşunlar huşu ile Rablerinin önünde eğilmiş olan o pırıl pırıl insanların temiz bedenlerine saplanmaya başladı.
el-Halil'de elinde otomatik silahıyla terör estiren bir yahudi yerleşimci. Yahudi yerleşimciler arasında Goldstien gibi saldırgan ruha sahip binlerce kişi bulunmaktadır. Goldstien böyle kin ve nefret duygularıyla beslendi hep. Sürekli o havayı teneffüs etti. Goldstien, şehrin köşe başlarına ve yollarının üzerine ölü gibi dikilen kişilerden sadece biriydi. O gitti, ama gerçekleştirmek istediği planlarını kendinden sonrakilere miras bıraktı. Onlar da bu planları tamamlamak üzere devraldılar.
el-Halil'de yahudi yerleşimciler tarafından feci şekilde dövülen bir Filistinli çocuk. Barush Goldstien ile aynı eğitimi alan yerleşimcilere öğretilen müzik parçalarından biri:
Bütün dünya Araplardan nefret eder
Dünyanın ilk gayesi onları teker teker öldürmektir
Şu ayaklarımla düşmanımı ezeceğim
Şu dişlerimle onun derisini kemireceğim
Şu dudaklarımla onun kanını emeceğim
Yine de ona olan kinimi çıkarmış olmayacağım
ABD'nin oyunlarına tepki. Filistin topraklarındaki siyonist işgalin sürdürülmesinde Amerikan emperyalizminin büyük rolü olduğu artık bütün dünya tarafından bilinmektedir.

Giriş

Bugünlerde el-Halil konusu ciddi şekillerde tartışılıyor. Olayın kamuoyuna yansıyan şekline göre sözde özerk yönetimin lideri Yasir Arafat, el-Halil'i siyonist askerlerden temizlemek için çalışırken İsrail başbakanı Netanyahu askerlerini bu şehirden çekmemekte direniyor. Böylece "barış (!)"ın gidişatını olumsuz yönde etkiliyor.

İşin gerçeğinde el-Halil'e oynanan oyunda Netanyahu yalnız değildir. Oyunun bir tarafında da bugün Netanyahu'yla anlaşamadığı sanılan Arafat vardır.

Aslında el-Halil meselesi normalde 25 Eylül 1995'te imzalanan Taba Anlaşması'nda görünüşte bir çözüme bağlanmıştı. Ancak işgal rejimi uygulamada, el-Halil'i söz konusu anlaşmanın kapsamının dışında tuttu. Bu sıralarda yürütülen görüşmelerle el-Halil'e yönelik siyonist oyunun bir anlaşmaya bağlanması suretiyle kayda alınması amaçlanmaktadır. Ayrıca şunu da belirtelim ki el-Halil üzerindeki oyunun bir amacı da Kudüs'le ilgili oyunlara zemin hazırlamaktır. Bu itibarla el-Halil meselesi oldukça büyük önem arz etmektedir ve bütün dünya Müslümanlarının bu meseleyi yakından takip etmeleri, bu şehrin İslâmi kimliğini tamamen yok etmeyi amaçlayan oyunların sahneye konmasına fırsat vermemeleri gerekir.

Biz bu raporumuzda, siyonist işgal rejiminin ve onlarla işbirliği içinde olanların el-Halil'le ilgili oyunlarının arka planı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Ancak ondan önce el-Halil hakkında bazı genel bilgiler vermek ve bu güzel şehri çeşitli yönleriyle tanıtmak istiyoruz.

el-Halil Neresidir?

el-Halil, Filistin'in Batı Şeria olarak da adlandırılan Batı Yaka bölgesinde yer alır. Kudüs'ün güneyinde, Ölü Deniz olarak da adlandırılan Lut Gölü'nün batısındadır. Her ikisine de çok yakındır. Batı Yaka'nın sekiz vilayet merkezinden biridir. Bu sekiz vilayet merkezinden sadece Beytlaham ve el-Halil, Kudüs'ün güneyinde diğerleri ise Kudüs'ün kuzeyinde veya kuzey doğusunda yer almaktadır. el-Halil nispeten dağlık bir alana, birbirine bakan ve araları küçük vadilerle yarılmış olan tepelerin üzerine kuruludur. Denizden yüksekliği yaklaşık 940 m. kadardır.

el-Halil'e ulaşım bu şehri Beytlaham ve Kudüs şehrine bağlayan ana yolla sağlanmaktadır. Ayrıca bölgedeki küçük yerleşim alanlarıyla da karayolu bağlantıları mevcuttur.

Peygamberler Şehri

el-Halil kelimesi "yakın dost" anlamına gelir. Şehir bu adını Hz. İbrahim (a.s.)'den almaktadır. Bilindiği üzere Hz. İbrâhim (a.s.) "Halilurrahman (Rahman'ın yakın dostu)" olarak anılırdı. Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Allah, İbrahim'i kendisine yakın dost edinmişti." (Nisâ, 4/125) Hz. İbrâhim (a.s.) bir süre bu şehirde kaldığından ve kendisi için burada bir ma'bed inşa ettiğinden dolayı şehir de ona nispetle Medinetu'l-Halil (el-Halil'in şehri) olarak adlandırıldı. Daha sonra baştaki "Medine" kelimesi unutuldu ve şehrin adı el-Halil olarak kaldı.

Bu şehirde Hz. İbrahim (a.s.)'in dışında da birçok peygamber hayat sürmüştür. Bu peygamberlerden bazılarının kabirleri oradadır.

el-Halil Hakkında Genel Bilgiler

el-Halil zengin bir manevi mirasa sahip olmasının yanı sıra tabii yönden de çeşitli zenginliklere sahip bir şehirdir. Bu şehrin etrafı tarıma elverişli arazilerle çevrilidir. Başta incir, üzüm ve zeytin olmak üzere birçok meyve çeşidinin yetiştirildiği geniş bahçelere sahiptir. el-Halil vilayeti sınırları içinde kalan bölgedeki tarıma elverişli arazilerin toplamı 232 bin dönümü bulmaktadır. Bunun 52 bin dönümlük kısmı üzüm bahçelerinden oluşmaktadır ve buralarda yılda ortalama 35 bin ton üzüm yetiştirilmektedir. Şehrin etrafını saran alanda hayvancılık da yaygındır.

Şehirde küçük sanayi ve el sanatları da gelişmiştir. Ayakkabı, sabun, tekstil ürünleri, madeni eşya, toprak eşya ve gıda maddeleri üretimi, dericilik, kuyumculuk gibi alanlarla ilgili birçok küçük sanayi kuruluşu mevcuttur.

Şehirde gerek özel gerekse resmi yönetime ait birçok okul bulunmaktadır. Bir Politeknik Enstitüsü bir de el-Arub Enstitüsü adında iki enstitüsü mevcuttur. el-Halil Üniversitesi adında bir de üniversitesi vardır. el-Halil Üniversitesi öğrencilerinin bağımsızlık mücadelesinde rol oynamaları dolayısıyla siyonist işgal yönetimi burayı bir yıl kadar bir süre öğretime kapattı.

Şehirde küçük sağlık merkezlerinin ve sağlık ocaklarının yanı sıra üç büyük hastane bulunmaktadır. Bunların en büyüğü ise 100 yataklı Emire Aliye Hastanesi'dir.

el-Halil'de birçok yardım kuruluşu, İslâmi amaçlarla kurulmuş sosyal tesisler ve eğitim kurumları bulunmaktadır. Bu şehir aynı zamanda Batı Yaka'da İslâmi hareketin en güçlü olduğu şehirlerden biridir.

Şehrin çevresinde birçok mülteci kampı bulunmaktadır. Bunlardan, yaklaşık beş bin mültecinin yaşadığı el-Fevâr mülteci kampı şehrin güneyindedir. Duheyşe, Aida, Arrub ve Beyt Cibrin mülteci kampları ise el-Halil ile Beytlaham arasında yer almaktadır. BM'in 1993 raporlarına göre bu kamplarda toplam olarak 25 bin mülteci yaşamaktaydı. Bugün bu rakamın 30 bini geçtiği sanılmaktadır. Bunlar siyonistlerin 1948'de işgal ettiği topraklardan zorla çıkarılan Filistinliler ve onların çocuklarıdır. el-Halil'in merkezinde ise 100 bin kadar Filistinli yaşamaktadır.

Şehrin içme suyu ihtiyacı el-Fevâr çevresinden çıkan kaynak sularıyla ve değişik yerlere kurulan barajlarda biriken yağmur sularıyla karşılanmaktadır.

el-Halil'in Tarihi

Filistin'in Kudüs'ten sonra ikinci önemli şehri olan el-Halil'in tarihi hayli eskilere uzanır. Elde mevcut tarihi kayıtlara göre bu şehir M. Ö. 3500 yıllarında, Filistinlilerin atalarından olan Kenâniler tarafından kurulmuştur. Kenâniler burayı Karyetu Erba' olarak adlandırıyorlardı. (Bugünkü işgalci siyonistler de el-Halil yakınına kurdukları bir yahudi yerleşim merkezini Kiryat Arba olarak adlandırmışlardır.) Şehir daha sonra Hebron ve Habri olarak adlandırılmaya başlandı. (İşgalci siyonistler de bugün şehri Hebron olarak adlandırırlar.)

Şehrin ilk şekli Cebelu Rumeyde (Rumeyde Tepesi) üzerine kurulmuştur. Yaklaşık olarak M. Ö. 1900'lü yıllarda Hz. İbrâhim (a.s.) bu şehre gelip yerleşti. Hz. İbrâhim (a.s.)'ın evini Cebelu Rumeyde'nin karşısında yer alan Cebelu'r-Re's (Re's Tepesi) üzerine kurduğu rivayet edilmektedir. Onun buraya yerleşmesinden sonra şehir Medinetu'l-Halil (el-Halil'in Şehri) olarak adlandırılmaya başlandı.

el-Halil'in bundan sonraki tarihi Kudüs'ün tarihiyle hemen hemen aynıdır. Buraları M. Ö. 11. yüzyıldan sonra Hz. Davud (a.s.)'ın ordusu ele geçirdi. Onun kurduğu krallığa kendisinden sonra oğlu Süleyman (a.s.) hükmetti. Hz. Süleyman (a.s.)'dan sonra krallığı İsrail ve Yehuda diye iki ayrı krallığa bölündü ve el-Halil Yehuda krallığının hâkimiyetine geçti. Bu krallık M. Ö. 586'da Babil kralı Buhtunnasr tarafından yıkıldı. Buralar M. Ö. 538'de Perslerin eline geçti. Bu yerler, M. Ö. 332 yılında Makedonya kralı İskender'in, M. Ö. 64 yılında da Roma imparatorluğunun hâkimiyetine geçti. M. S. 614'te bölgeyi, Persler (İranlılar) ele geçirdiler. 627 yılında Bizanslılar bölgeyi Perslerden geri aldılar.

el-Halil, 638 yılında Kudüs'le birlikte Hz. Ömer (r.a.) tarafından Bizanslıların elinden alınarak İslâm devletinin topraklarına dahil edildi. 1099 yılında kalabalık haçlı orduları tarafından işgal edildi ve bu işgal 1187'de Salahuddin Eyyubi'nin bu toprakları yeniden İslâm hâkimiyetine kazandırmasına kadar devam etti. Bütün Filistin toprakları gibi el-Halil de 1291'de Memlükler'in hâkimiyetine geçti ve bu hâkimiyet 1517'de Filistin toprakları Osmanlı devletinin eline geçinceye kadar devam etti. Osmanlı hâkimiyeti 1918'e kadar sürdü. Haçlı seferleri sonunda gerçekleştirilen işgalden sonra ikinci büyük işgal 1918'de İngilizlerin Filistin topraklarına girmesiyle başladı. İşte o andan itibaren şehirde bir sıkıntı başladı. Artık bu şehir de Filistin'in tamamı gibi, siyonistlerin peygamberler yurdunu gasp etmeleri için ilk şartları hazırlayan İngilizlerin işgali altına girmişti. O işgal döneminde siyonistler çekirge sürüleri gibi bu kutsal şehre doğru koşmaya başlamışlardı.

1967 İşgali ve Yahudileştirme

Şehrin en büyük dramı Arap ülkelerinin 1967 Haziran savaşından yenilgiyle çıkmalarından sonra başladı. Bu yenilgiden sonra el-Halil de bütün Batı Yaka ve Doğu Kudüs'le birlikte siyonistlerin işgaline geçti. Bundan sonra el-Halil siyonistlerin Kudüs'ten sonra ikinci hedefleri haline geldi. Burayı yahudileştirebilmek ve üzerinde kuvvetli hâkimiyet kurabilmek için birbirini izleyen ve sistemli birtakım faaliyetler yürütmeye başladılar. Bu sistemli çalışmalar üç kategoride toplanıyordu: Birincisi: Şehrin çevresinin yahudi yerleşim merkezleriyle sarılması ve böylece şehrin adeta bir yahudi kuşatmasına alınması. İkincisi: Şehrin ortasına bir yahudi mahallesi kurulması. Üçüncüsü: Şehrin ruhu ve atan kalbi durumundaki Hz. İbrahim Camisi hareminin yahudi sinagoguna dönüştürülmek üzere müsadere edilmesi.

Birinci kategoriye giren faaliyetler doğrultusunda şehrin etrafına yahudilerin yerleştirilmesi işlemi başladı. Öncelikle şehir yakınında stratejik açıdan oldukça önemli bir noktaya ve şehrin Kudüs'le bağlantısını sağlayan anayolun yanı başına Kefâr Asyun yahudi yerleşim merkezi inşa edildi. Bu yerleşim merkezinin inşası 1967 yılı Eylül ayının 27'sinde başladı. Şehrin işgal edilmesinin üzerinden bir yıl geçmeden, Pesah yani Hamursuz bayramı diye bilinen yahudi bayramının hemen öncesinde terörist haham Moşe Lifencer'in önderliğinde ve otuz aileden oluşan bir yahudi yerleşimci grubu şehre gelerek en-Nehru'l-Hâlid otelini kendilerine mekân edindiler. Şehrin tamamen yahudileştirilmesini amaçlayan planların kademeli bir şekilde uygulamaya geçirilmesi işte bu yahudi yerleşim merkezinin kurulmasıyla başladı. Bu planların uygulamaya geçirilmesiyle aynı zamanda her gün sabah akşam: "Şüphesiz insanların İbrahim'e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir" (Ali İmran, 3/68) diye haykıran şehrin gerçek kimliğinin de değiştirilmesi amaçlanıyordu.

el-Halil ve Çevresindeki Yahudi Yerleşim Merkezleri

el-Halil şehrinin merkezine ve çevresine kurulan yahudi yerleşim merkezlerinden yukarıda kısaca söz ettik. Bu yerleşim merkezleri hakkında yukarıda verdiklerimize ek olarak bazı özet bilgiler vermek istiyoruz: el-Halil civarına kurulan ilk yahudi yerleşim merkezi Kefâr Asyun sitesidir. Bunun ardından Kiryat Arba yahudi yerleşim merkezi inşa edildi. Kiryat Arba Yahudi Yerleşim Merkezi şehri kontrol altında tutan önemli ve stratejik bir noktaya kurulmuştur ve içinde oturanların büyük çoğunluğu da çeşitli siyonist terör örgütlerine mensup silahlı yahudilerdir. 25 Şubat 1994'te Hz. İbrahim Camisi katliamını gerçekleştiren Barush Goldstien adlı terörist de Kiryat Arba Yerleşim Merkezi'nde oturuyordu ve Kach adlı siyonist terör örgütüne mensuptu. el-Halil çevresindeki bir diğer yahudi yerleşim merkezi ise 1981'de kurulan Kermil Yerleşim Merkezi'dir. Burası dört bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuştur. Bu şehrin yakınına kurulan bir diğer yahudi yerleşim merkezi ise Maun adlı yerleşim merkezidir. Bütün bu yerleşim merkezleri şehrin dışına ancak şehri dört bir yandan kontrol edecek şekilde tesis edilmiştir. Buralara yerleştirilenlerin büyük bir çoğunluğu da siyonist düşüncelerle doldurulmuş ve terör örgütleriyle ilişkili radikal yahudilerdir.

Siyonist işgal yönetimi ayrıca el-Halil'in tam merkezine bir yahudi mahallesi kurdu. Batı Yaka'nın diğer şehirlerinde şehir merkezine yahudi mahallesi kurulmadığı halde el-Halil'in merkezine kuruldu. Bunun da amacı Hz. İbrahim Camisi'nin işgal edilerek yahudi sinagoguna çevrilmesi için şartları hazırlamaktı.

Bütün bu yerleşim merkezlerine inşa edilen binalara arsa olarak kullanılmak üzere veya buralara yerleştirilen yahudilerin yararlanmaları amacıyla Filistinlilerin elinden zorla gasp edilen arazilerin toplamı 80 bin dönümü bulmuştur.

el-Halil'in Kalbine Saplanan Yahudi Hançeri

Şehrin ortasına bir yahudi mahallesi kurulması çalışmaları terörist haham Moşe Lifencer'in karısının kendi cemaatlerinden bir gruba öncülük ederek Debuye diye bilinen Beyti Hedâsâ'yı işgal etmeleriyle başladı. Bu olay 1979'da gerçekleşti. Yahudi yerleşimciler burada toplandı ve buradan bulaşıcı hastalık gibi şehrin değişik alanlarına yayıldılar. Yahudi yerleşim merkezlerine yerleşenler işgalci askerlerin özel koruması altında tutuluyorlardı.

Hz. İbrâhim Camisinin Sinagoga Dönüştürülmesi

Yahudilerin el-Halil'e büyük önem vermelerinin ve şehrin tam merkezine yahudi mahallesi kurmalarının asıl amacı yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Hz. İbrahim Camisi haremini istila etmek ve orayı tamamıyla bir yahudi sinagoguna çevirmekti.

Yahudiler başlangıçta tek tek gelerek cami haremi dışında dini törenlerini yaptılar. Daha sonra yahudilerin de cami haremi içinde ibadetlerini yapmalarına izin veren bir karar çıkarıldı. Bu, o kutsal mabedin halis İslâmi kimliğine yönelik ilk saldırıydı. Bu izin, kalabalık bir tören ve toplu ibadetle kutlandı. 1972 yılının 27 Ağustos'unda gerçekleştirilen bu ibadet ve törenlere yahudi terör örgütlerinden Kach'ın lideri haham Meir Kahane önderlik etti.

Bu olayın üzerinden daha birkaç hafta geçmemişti ki işgal yönetimi yahudilerin, Müslümanların namaz kıldıkları vakitlerde de kendi ibadetlerini yapabileceklerine dair açıklama yaptı. Derken olaylar birbirini izlemeye başladı. Aynı yılın Kasım ayının on ikisinde bölgenin askeri kumandanı yahudilerin ibadet saatlerini artıran ve caminin içine ibadet esnasında oturulmak üzere sandalyeler sokulmasına imkân veren bir karar çıkardı. Bu karar, caminin içine Tevrat nüshalarının konulacağı birtakım dolaplar yerleştirilmesine de imkân veriyordu. Bu dolaplardan biri Hz. Ya'kub (a.s.) zaviyesine yerleştirildi. Bu kararın gölgesinde Hz. Yakub (a.s.) zaviyesi ve dolayısıyla Hz. İbrahim (a.s.)'ın makamının önü işgal edilmiş oldu. Yine aynı sıralarda Müslümanların namazları için tahsis edilen süre de kısaltıldı. Buna göre öğle ve ikindi namazları için toplam iki buçuk saat süre tanınıyordu. Buna ek olarak Müslümanların cenaze namazlarını Hz. İbrahim Camisi hareminde kılmaları da yasaklandı.

Daha sonra yahudiler Müslümanların namazlarını karıştırmak amacıyla garip birtakım dini parçalarını yüksek seslerle söylemeye ve yine cami haremi içinde boynuzdan yapılan çalgılarını çalmaya başladılar. Bu yolla camiye karşı saygısızlıklarını ve Müslümanları tahrik etmeyi amaçlayan hareketlerini daha da artırdılar.

H. 1414 yılının 15 Ramazan'ına denk gelen 25 Şubat 1994 tarihinde Barush Goldstien adındaki bir yahudi teröristin gerçekleştirdiği katliamdan sonra ise Hz. İbrahim Camisi tamamen ibadete kapatıldı. Aradan yedi ay geçtikten sonra caminin yeniden ibadete açıldığı kararı açıklandı. Ancak açılış kararı, içerisine yeni bir güvenlik sistemi yerleştirildikten, cami hareminin yahudilere ayrılan kısmı iyice artırıldıktan ve Müslümanlar neredeyse tamamen cami dışına atıldıktan sonra açıklanmıştı. Cami mihrabı gözetleme noktalarıyla, elektronik kapılarla ve ara bölmelerle bölünmüştü. Müslümanlar mihraba girmeden önce birkaç kapıdan geçmek zorunda bırakıldılar. Bu kapılardan geçen bir kişi, İsrail askerlerinin ve polislerinin önünde elektronik güvenlik araçlarınca aranıyordu. Üstelik otuz yaşın altındaki Müslümanlara da camiye girme konusunda kısıtlama getirildi.

Bütün bu gelişmeler açıkça gösteriyordu ki, Hz. İbrahim Camisi'nde gerçekleştirilen katliam caminin tamamını istila etme ve orayı tamamıyla bir yahudi sinagoguna dönüştürme amacına yönelik planlar zincirinin bir halkasından başka bir şey değildi. Bu planlar zincirinin uygulamaya geçirilmesi işlemlerine işgal devleti siyasi yönetimiyle, yargı kurumlarıyla, ordusuyla ve tüm yahudi yerleşimcileriyle katılmıştı.

Taba İhaneti

Taba, görünüşte Batı Yaka bölgesinde özerk yönetimin sorumluluğuna verilen alanın genişletilmesini amaçlayan bir anlaşmadır. Gerçekte ise Oslo ve Kahire anlaşmalarından sonra üçüncü bir ihanet anlaşmasıdır. Çünkü BM teşkilatının 1967 Haziran savaşından sonra çıkarmış olduğu 242 sayılı kararıyla 1973 savaşından sonra çıkardığı 338 sayılı kararı İsrail işgal kuvvetlerinin Batı Yaka ve Doğu Kudüs'ün tamamından çıkarılmasını gerektirirken Taba anlaşması Doğu Kudüs'ü hiç gündeme getirmedi, Batı Yaka topraklarının % 70'ini de işgal yönetimine bıraktı. Böylelikle Batı Yaka'nın % 70'lik bölümü üzerindeki işgalini meşrulaştırmış oldu. Kalan % 30'luk kesim de tam anlamıyla Filistinlilere verilmiyordu. Bütün bunların yanı sıra bölgedeki yahudi yerleşim merkezlerinin aynen yerlerinde kalması kararlaştırılmıştı. Üstelik Filistin yönetimi sadece şehir merkezlerinden sorumlu olacak şehrin çevresi ise yine işgal kuvvetlerinin kontrolünde olacaktı. Bundaki amaç ise intifada ateşini söndürme görevini Arafat'ın polislerine devretmekti. Çünkü intifada eylemleri çoğunlukla şehir merkezlerinde gerçekleştiriliyordu ve işgal kuvvetleri intifada karşısında iyice bitkin duruma düştüklerinden aralarında intihar, uyuşturucu kullanımı gibi birtakım salgınlar baş göstermişti. Bunun yanı sıra anlaşma sonucu Filistinliler şehir merkezlerinde bir tür gettolara sıkıştırılmış olacaklardı. Böylece içerden Arafat'ın polisleri dışardan da işgal kuvvetleri tarafından kıskaca alınmış ve bağımsızlık mücadelesini sürdürme imkânları iyice daraltılmış olacaktı.

el-Halil Sorunu Nereden Çıktı?

Batı Yaka bölgesinde toplam sekiz vilayet merkezi bulunmaktadır. Bunlardan Eriha, Gazze - Eriha Anlaşması olarak da bilinen 4 Aralık 1994 tarihli Kahire anlaşmasıyla özerk yönetimin sorumluluğuna verilmişti. Diğer yedi vilayet merkezinin devri ise 25 Eylül 1995 tarihli Taba anlaşmasıyla kararlaştırıldı. Bu yedi vilayet merkezi ise şunlardır: Cenin, Tulkerm, Nablus, Kalkiliya, Ramallah, Beytlaham ve el-Halil. İşgal yönetimi el-Halil dışındaki vilayet merkezlerinden askerlerini tedrici bir şekilde çekti. Çünkü buralarda şehir merkezinde yahudi yerleşim birimi bulunmuyordu. Ancak sıra el-Halil'e gelince sorun çıkardı. Sebebi ise bu şehrin tam merkezinde yaklaşık 400 yahudinin yaşadığı bir yahudi mahallesinin bulunması ve ayrıca işgal yönetiminin bu şehrin sembolü niteliği taşıyan Hz. İbrâhim Camisi üzerindeki sultasını devam ettirmek istemesiydi. Zaten şehrin merkezine yahudi mahallesinin kurulmasındaki amacın Hz. İbrahim Camisi'ne el koymak ve burayı bir yahudi sinagoguna dönüştürmek olduğundan yukarıda söz etmiştik.

İşgal yönetiminin, normalde Taba anlaşması gereğince el-Halil'den de askerlerini çekmesi gerekirken, bu şehrin merkezinde oturan 400 yahudiyi Filistin yönetiminin polislerine emanet edemeyeceğini ileri sürerek buradan çekilmeyi reddetti.

Aslında bu olay insanlığın içinde olduğu durumu da ortaya koyuyordu. Çünkü bu şehirde yaklaşık 100 bin civarında Müslüman siyonist zulmün işgal ve baskısı altında yaşamaya mahkum edilirken kimse bu Müslümanların o zalimlere nasıl emanet edilebildiğini sormuyor. Şimdiye kadar alınmış BM kararları siyonist işgalin buralardan çekilmesini öngörürken bu kararların uygulamaya geçirilmesi için hiçbir yaptırıma başvurulmuyor. Mukaddes şehrin etrafını saran yahudi yerleşim merkezlerindeki siyonist teröristlerin otomatik silahlarının gölgesinde yüz bin Müslümanın nasıl yaşayabildiğini kimse sorgulamıyor. Hz. İbrahim Camisi katliamı bu teröristlerin ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu bütün dünyanın gözlerinin önüne serdiği halde onların silahlarının ellerinden alınması yolunda hiçbir istekte bulunulmuyor. Ancak sıra dört yüz yahudiye gelince iş değişiyor. Onların uğrunda yüz bin Müslümanın hürriyet ve bağımsızlıklarının gasp edilmesi normal karşılanıyor. Dört yüz yahudinin güven içinde yaşayabilmesi için yüz bin Müslümanın tehdit altında yaşamasına alelade bir olay gibi bakılıyor. Yani insan hakları evrensel beyannamesinin kritiklerinin yapıldığı, bütün insanların kanun önünde eşitliğinden söz edildiği, bütün insanların hür doğdukları ilkesinin sık sık gündeme getirildiği günümüz dünyasında dört yüz yahudi yüz bin Müslümandan üstün tutulmakta, yüz bin Müslümanın hürriyeti dört yüz yahudinin güvenliği uğrunda kurban edilmektedir.

İşin gerçeğinde dört yüz yahudisini karşı tarafın polislerine emanet edemeyen, alır onları güven içinde yaşayabilecekleri bir yere yerleştirir. Ancak mesele sadece bu kadarla bitmiyor. el-Halil sorununun arkasında bu şehirde yaşayan Müslümanların gözbebeği ve bu mukaddes şehrin sembolü olan Hz. İbrahim Camisi üzerindeki siyonist işgalin devam ettirilmesi, bu mukaddes mabedin bir bütün olarak İslâmi kimliğine kavuşturulmasına fırsat verilmemesi amacı da var. Dolayısıyla söz konusu dört yüz yahudi bu mukaddes mabedin yahudi sinagoguna dönüştürülmüş olan üçte ikilik bölümünün bekçisi gibi görülmektedir. Onların varlığı aynı zamanda kutsal mabedin sinagoga dönüştürülmüş olan kısmının o şekilde kalması için de bir gerekçe olarak kullanılacak. Bunun yanı sıra şehir merkezindeki yahudi varlık açısından 400 rakamı yeterli bulunmuyor. Bu sayının artırılması ve yahudi mahallesinin genişletilebilmesi için işgal rejiminin kontrolüne verilecek alanın geniş tutulması isteniyor. (Not: 400 rakamına el-Halil'in etrafına kurulmuş olan ve daha önce sözünü ettiğimiz Kiryat Arba, Kefâr Asyun, Kermil, Maun gibi yerleşim merkezlerinde oturan yahudiler dahil değildir. Buralar şehir dışında olduğundan ve Taba anlaşmasına göre şehir dışının kontrolü zaten siyonist işgal yönetimine bırakıldığından buralar gündeme getirilmemektedir.)

Yapılmak İstenen Nedir?

Sözde özerk yönetimin işgalci askerlerin bu şehirden tahliye edilmesi işleminin bir an önce gerçekleştirilmesini istemesi samimiyetten çok uzaktır. Çünkü o, işin başında tahliye işleminin geciktirilmesini kabullenmekle siyonist işgalcilerin amaçlarına hizmet etmişti.

Öte yandan başta ABD olmak üzere bazı dış güçler İsrail'in el-Halil'deki askerlerini tahliye etmesi durumunda düğümün çözüleceğini ileri sürüyorlar. Oysa gerçekte değişen bir şey olmayacak. Çünkü şehrin çevresi yine işgal kuvvetleri tarafından kontrol altında tutulacak. Buna rağmen işgal yönetimi tahliye işlemini kabullenmeye yanaşmak istemiyor.

Sözde özerk yönetim Hz. İbrâhim Camisi'nin mevcut şekliyle kullanımının devamına, yahudi mahallesinin ise aynen kalmasına razı olduğunu açıkladı. Buna rağmen sorun yine çözüme kavuşturulamadı.

İşin gerçeğinde siyonist işgal yönetimi bir el-Halil düğümü ortaya çıkararak Kudüs ve Mescidi Aksa konularının gündeme getirilmesini engellemek istiyor. Sözde özerk yönetim ise sanki işgal yönetiminin el-Halil'le ilgili taleplerini reddediyormuş ve Filistin halkının arzularına uygun bir çözüme doğru ilerlemek istiyormuş imajı vererek sürekli yıpranan prestijini kurtarmaya çalışıyor.

"Uluslararası Güç" Neyin Nesi?

Bugün el-Halil sorununun çözümü için bölgeye bir "uluslararası askeri güç" gönderilmesinden söz ediliyor. Hatta bu askeri güç içinde Türkiye askerlerinin yer alması da isteniyor. Sorunun ekseninde şehir merkezine yerleştirilen 400 yahudinin buradaki varlıklarının korunması konusu olduğundan yukarıda söz etmiştik. Demek ki, uluslararası askeri gücün görevi de bu dört yüz yahudiyi ve üçte ikisi yahudi sinagoguna dönüştürülen Hz. İbrahim Camisi'nin mevcut şeklini korumak olacak.

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma hoca, Selâm gazetesinin düzenlediği Şehitler Gecesi'nde yaptığı konuşmada: "Bu devlet bizim çocuklarımızı Amerika istedi diye, bizimle hiç ilgisi olmayan bir yere, Kore'ye gönderdi. Binlerce evlâdımız Kore'de hiçbir gayeleri olmadan, sırf Amerikan siyasetine yardımcı olmak için savaştı ve hayatlarını kaybettiler. Gençler! Yarın bir gün bu devlet sizi, askerlik görevinizi yerine getirdiğiniz sırada İsrail askerlerinin yanına göndererek Filistinli kardeşlerinize karşı savaştırabilir. Onun için hesabınızı şimdiden iyi yapın" demişti. O zaman bu sözleri belki birçokları ciddiye almamıştı. Ancak bugün el-Halil'in kalbine bir hançer gibi saplanan yahudi mahallesini Filistinlilere karşı korumak ve Hz. İbrahim Camisi'nin sinagoga dönüştürülen kısmının yeniden camiye dönüştürülmesi girişimlerine engel olmak amacıyla uluslararası güç gönderilmesi ve Türkiye'nin de bu güce asker katması isteniyor. Türkiye ise buna dünden razı gibi görünüyor. Görünüşte gerekçe gayet masumane: el-Halil düğümünün çözülmesi ve "barış (!)" tekerleğinin önündeki takozun kaldırılması. Ama gerçek amaç çok farklı: el-Halil'deki yahudi varlığının korunması.

Evet, siz ne diyorsunuz? el-Halil'deki yahudi varlığının devam ettirilmesi, İslâm'ın mukaddes topraklarını işgal ederek oranın asıl sahipleri durumundaki Müslümanların elinden zorla alınan arazilere yerleştirilen siyonistlerin Filistinlilere karşı (!, ?) korunması için gönderilecek uluslararası güce asker katmaya hazır mısınız? Otomatik silahlarla donatılmış ve birçoğu Barush Goldstien'ın anlayışına sahip siyonist teröristlerin, yıllardan beridir zulüm ve baskı altında inleyen taşlı, sopalı Filistinlilere karşı korunması olayını da şöyle bir mantık süzgecinizden geçirin.

Aslında "uluslararası güç" hikâyesi işgalci siyonizmin kendisini dünya kamuoyuna kabul ettirebilmek ve el-Halil'e oynadığı oyunu uluslararası platformlarda meşru bir siyaset olarak gösterebilmek için başvurduğu hileden başka bir şey değil. İşte bu hilede Türkiye'ye de önemli bir pay biçiliyor.