Temmuz 2007
Fitne bir ormana düşen yangın gibi tehlikelidir. Bundan dolayı Kur'an-ı Kerim'de fitne ateşine karşı değişik vesilelerle uyarılarda bulunulmuştur. Zaten tarihten bize aktarılan bilgiler ve tecrübeler de fitnenin ne derece tehlikeli bir ateş olduğunu ortaya koymaktadır. İslâm âleminin son dönemde en çok zarar görmesine sebep olan musibetlerin başında da fitne gelmektedir. Bu yüzden İslâm âleminin fitne tehlikesine karşı her zaman tedbirli ve dikkatli olması gerekmektedir.
Ancak fitneye teşhis koyarken de adaleti gözetmek, haksızlığa uğratılanla birilerinin hesabına fitne ateşini alevleyeni aynı kefeye koymamak gerekir. Olaya dışarıdan baktığınızda bunlar karşı karşıya ve çıkan fitnenin tarafları olarak göründüklerinden suça ortaklıkları da eşit gibi görünecektir. Hadiseye genel anlamda "kardeş kardeşi öldürüyor" teşhisi konacağından, kimse mağdur gibi görülmeyecek fitneye eli bulaşan herkes suç ortağı kabul edilecektir. Ama hadisenin biraz içini açıp da gelişmeleri tahlil ettiğiniz zaman durumun genel çerçeve içinde sunulan manzaradan farklı olduğunu müşahede edersiniz. Bu sebeple fitnenin tarafları hakkında doğru hükmü verebilmek için fitneye teşhis konulmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Biz de Filistin'de son dönemde yaşanan ve kamuoyuna yeterince doğru bir şekilde aksettirilmediğini düşündüğümüz fitne olayları hakkında bazı özet bilgiler vererek bizi okuyan değerli kardeşlerimizin teşhis koymalarına yardımcı olmak istiyoruz.
Fitne işgalci Siyonistlerin en sık kullanmaya çalıştıkları silahtır. Çünkü bu silahla kendileri yorulmadan onlara karşı savaşanları yıpratma ve zayıflatma imkânı bulmaktadırlar. Bu sebeple daha önce de fitne silahlarını devreye sokmak için birçok kez girişimde bulundular. Onların tüm çabalarının önünü kesen ise genellikle Filistin'deki İslâmî hareketin fitne ateşinden uzak durma konusunda gösterdiği hassasiyet ve gerektiğinde bu hassasiyeti korumak için büyük fedakârlıklarda bulunması, maruz kaldığı haksızlıklara katlanması olmuştur.
Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS), Filistin topraklarının paylaşılması konusunda işgal devletiyle masaya oturulmasına ve onun meşrulaştırılmasına her zaman karşı olduğu halde işgalcilerle masaya oturan ve anlaşmalar imzalayan el-Fetih hareketine karşı hiçbir zaman şiddete başvurmadı. Yani muhalefetini asla kuvvet dilini kullanarak ortaya koymadı. Oysa onların işgalcilerle masaya oturma ve Filistin halkının tümü adına karar verme, pazarlık etme hakları yoktu.
Anlaşmaların imzalanmasından sonra oluşturulan özerk yönetimde İslâmî Direniş Hareketi yer almayınca bu saha da büyük ölçüde el-Fetih'e kaldı. Ama bundan dolayı da İslâmî hareket şiddete başvurmadı. 2006'da iki temel sebepten dolayı HAMAS seçimlere katılma kararı aldı. Birincisi özerk yönetimdeki yolsuzluklar, ikincisi de yine özerk yönetimin yanlış politikalarının yol açtığı ahlâkî çözülme. Bunlara bir şekilde müdahale edilmesi ve bu iki olumsuzluğun önüne geçilmesi gerekiyordu. Yapılan istişarede de bu iki önemli kötü gidişatın önüne geçilebilmesi için parlamentoya girilmesinin zorunlu olduğu görüşü ağır bastı ve seçimlere girilmesi kararı alındı. Seçimlere girilmesinin amacı hükümetin ele geçirilmesi değil karar mekanizmasına katılmak ve olaylara müdahale imkânı elde etmekti. Ama halkın büyük teveccühü HAMAS'ın parlamentoda büyük çoğunluğu elde etmesini sağladı. Böyle olmasına rağmen yine de HAMAS tek başına hükümet kurmayıp tüm gruplarla işbirliği yapmak ve ulusal ittifak hükümeti oluşturmak için iki ay uğraştı.
O zaman, ABD ve Siyonist işgal devleti devreye girerek havuç - sopa politikasını kullanmak suretiyle ittifak hükümetinin oluşmasını engellemeye çalıştı. Emperyalist ABD ile onun himayesi altındaki Siyonist işgal devleti HAMAS'ın kuracağı hükümete ambargo uygulamakta kararlıydı. el-Fetih'in bu hükümete girmesi durumunda aynı baskı politikası onu da hedef alacaktı. Girmemesi durumunda ise daha önce özerk yönetime verilen maddî destek doğrudan el-Fetih'e aktarılacaktı. Havuç - sopa politikası etkisini gösterdi ve el-Fetih hükümetin dışında kalmayı tercih etti. Bunda örgüt içinde, yolsuzluklara elleri bulaşmış ve adeta mafya gibi çalışan grubun siyasî baskısının etkisi de vardı. Onlar yetkileri HAMAS ile paylaşmak istemiyor, onu meydanda emperyalist baskılar karşısında yalnız bırakmak istiyorlardı. Neticede bu baskılar onu yıpratacaktı ve meydanı terk etmek zorunda kalacaktı. Böylece meydan yine onlara kalacaktı ve eski çark yerine oturacaktı.
Ama beklenen olmadı. HAMAS hükümeti emperyalist güçlerin tüm baskılarına direnerek meydandan çekilmemeyi, onun yerine ambargoya karşı alternatif çözümler aramayı tercih etti. Ne kadar ilginçtir ki ifade ettiğimiz üzere, 1994'te oluşturulan özerk yönetim 2006 seçimlerine kadar 12 yıl süreyle el-Fetih'in kontrolü altında kaldığı halde, HAMAS hiçbir zaman ona karşı şiddete başvurmadı ve onu yetki alanının dışına itmeye çalışmadı. Ama HAMAS'ın baskılara direnerek çözüm formülleri üretmek suretiyle Filistin halkının desteğinin devamını sağlamaya çalışması el-Fetih içindeki sözünü ettiğimiz mafyacı çeteyi rahatsız etti. Uluslar arası ambargoya direnemeyeceğini tahmin ettikleri İslâmî hareketin kararlı davrandığını görünce bu kez ortalığı karıştırarak eski çarkı yerine oturtma çabası içine girdiler. Tabiî onların böyle yapmalarında kendilerini harekete geçirmeye çalışan karanlık ellerin de önemli payının olduğu tahmin edilmektedir.
Filistin'de fitne ateşinin alev almasına sebep olan en önemli olay özerk yönetim başbakanı İsmail Heniyye'nin uzun süren bir dış geziden sonra ülkesine dönmekte olduğu sırada Gazze girişindeki Rafah sınır kapısında silahlarla karşılanması oldu. Heniyye'nin o gezisinin amacı Filistin'e uygulanan ekonomik ambargonun etkisini ortadan kaldırmak amacıyla İslâm dünyasından maddî yardım ve destek temin etmekti. Geziden beklenenin üstünde bir sonuç ve destek elde edilmişti. Heniyye de yapılan yardımların bir kısmını beraberinde getirmek istiyordu. Çünkü uluslar arası ambargoyu uygulayan emperyalist güçler Arap bankalarının Filistin özerk yönetimine yapılan maddi yardımları havale etmesini de engelliyorlardı. Ama ne kadar ilginçtir ki Heniyye'nin yanında taşıdığı paranın naklini önce Mısır engellemeye çalıştı. Sonra da el-Fetih içindeki çetenin başını çeken Muhammed Dahlân'ın adamları Rafah sınır kapısında Heniyye'yi ve beraberindeki şahısları silahlarla karşıladılar. Çünkü gerçekleştirilen gezi vasıtasıyla elde edilen desteklerin fiilen devreye girmesi durumunda ambargo etkisini kademeli bir şekilde kaybedecek ve HAMAS'ın bu yüzden meydanı terk edeceği beklentisi tamamen yok olacaktı.
Gerçekleştirilen saldırıda Heniyye'nin koruma görevlilerinden biri hayatını kaybetti, kendi oğlu da yaralandı. Saldırıyı gerçekleştirenlerin kimler olduğu tespit edilmişti. el-Fetih'in içindeki fitne çetesinin başını çeken Muhammed Dahlân'la ilişki içinde oldukları bilinen ancak özerk yönetim başkanlığına bağlı güvenlik organlarının içinde çalışan silahlı elemanlardı.
Bu provokasyonun arkasında duran karanlık eller toplum psikolojisini ve taraf olma duyarlılığını iyi tahlil ettiklerinden böyle bir saldırının fitne ateşini körükleyeceğini de tahmin ediyorlardı. Nitekim öyle oldu ve birtakım şiddet olaylarını, çatışmaları beraberinde getirdi. Bu olayların üzerine gidilmesi, fitne ateşinin söndürülmesi için çağrı yapan, gayret sarf eden yine öncelikle HAMAS oldu.
HAMAS Siyasî Birim başkanı Halid Meş'al, özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'ın Suriye'nin başkenti Şam'ı ziyaret etmesini fitne ateşinin üzerine su dökmek için bir fırsat olarak değerlendirmek istedi ve onunla bir araya gelmek için büyük gayret sarf etti. Başlangıçta tereddütlü davranan Abbas, Suriye yönetiminin arabuluculuğu ile görüşmeyi kabul etti. Gerçekleştirilen buluşmada dört temel konuda ittifak sağlandı. Bunlardan biri fitneye son verilmesi, ihtilaflı mevzularda şiddetin değil diyalog dilinin kullanılmasıydı.
Ne var ki işgalci Siyonist devletle gizli ilişki içinde olduğu daha önce değişik vesilelerle tespit edilmiş olan Muhammed Dahlân çetesi ve onun arkasında duran Siyonist işgal devleti bu ittifaktan rahatsız olmuştu. Onu fiiliyatta geçersiz hale getirmek amacıyla daha ilan edilmesinin üzerinden 24 saat geçmeden yeni bir provokasyon daha gerçekleştirdiler. Gazze'de İçişleri Bakanlığı'na bağlı Tenfiz Kuvvetleri'ne ait bir jeepe suikast düzenleyerek bir komiserin ölmesine, araçta bulunan altı kişinin de yaralanmasına sebep oldular. Yaralananlardan birinin durumunun ağır olması sebebiyle o da hastanede hayatını kaybetti.
Bu ikinci provokasyon da doğal olarak toplumda tahrik edici ve fitneyi körükleyici bir olay oldu. Onun sebep olduğu çatışmalar ve ortaya çıkan şiddet olayları Şam ittifakını tamamen devre dışı bıraktı. Böylece fitne çetesi ve onun arkasında duran güç amacına ulaşmış oldu.
Akan kanın durdurulması için yapılan gayretler neticesinde bir ateşkes kabul edildi. Ama daha olaylar tam durulmadan özerk yönetim başkanlığına bağlı yeni ve kapsamlı bir silahlı güvenlik mekanizması oluşturulacağından onun da başına Muhammed Dahlân'ın getirileceğinden söz edilmeye başlandı. Bir tarafta bunlar konuşulurken diğer tarafta işgalci Siyonist devlet ve ABD, özerk yönetim başkanlığına bağlı güvenlik organlarını güçlendirmek amacıyla silah ve para yardımı yapacaklarına dair açıklamalarda bulundular. İşte bu söylentiler ve açıklamalar ortalıkta dolaşırken Gazze'nin batısındaki Kerem Salim kapısında garip bir şekilde tırların girmesi dikkat çekti. Giren on üç tırdan ikisi İçişleri Bakanlığı'na bağlı Tenfiz Kuvvetleri tarafından durdurulup arandı ve silah taşıdıkları tespit edildi. Bu araçların aranmasına ve gizlice nakledilen silahların ortaya çıkarılmasına tepki gösteren Muhammed Dahlân çetesi bu kez Gazze şehrinde ve çevresinde muhtelif yerlere saldırarak ortalığı ateşe vermeye çalıştılar. Saldırılarda hedef alınan yerlerin başında da Gazze İslâm Üniversitesi, İçişleri Bakanlığı binaları, Dışişleri bakanı Dr. Mahmud Zehhar'ın evi ve el-Hidaye Camisi geliyordu. Ne yazık ki bu olaylar medya tarafından kamuoyuna çok farklı bir şekilde yansıtıldı ve HAMAS elemanlarının tırlara saldırdığı iddia edildi. Oysa tırlar saldırıya uğramamış, sadece durdurulup aranmıştı. Olaylar da tırların arandığı noktada değil bir süre sonra Gazze şehri ve çevresinde, Dahlân çetesinin saldırıları sebebiyle vuku bulmuştu.
Bu olaylardan sonra yeniden alevlenen fitne ateşinin söndürülmesi için gayret sarf eden ve fedakârlıkta bulunan yine HAMAS olmuştur. Suudi Arabistan'ın devreye girerek aracılık etmesini teklif eden odur. Suud kralının aracılığı ile HAMAS ve el-Fetih ileri gelenlerinin Mekke'de gerçekleştirdikleri toplantı neticesinde Mekke Anlaşması adıyla tarihe geçen ittifak anlaşması kabul edildi.
Mekke Anlaşması ile fitne dondurulmuştur. Ama tamamen kökü kurutulmuş değildir. İşgal devleti tarafından beslenen fitne tohumları ne yazık ki varlığını sürdürmektedir. Bu yüzden yine Mekke Anlaşması'nda kabul edilen ulusal ittifak hükümeti oluşturulması çabasının son noktasına yaklaşıldığı günlerde aynı çetenin adamları Gazze'de ortalığı karıştırmak amacıyla HAMAS'ın askeri kanadının komutanlarından birini öldürdüler. Onları böyle bir cinayete yöneltecek herhangi bir gelişme vuku bulmadığı halde böyle bir cinayet gerçekleştirmeleri daha önce Heniyye'nin dönüşü esnasında ve Şam Anlaşması sonrasında gerçekleştirdikleri provokasyonların bir benzeriydi. HAMAS bu kez cinayetin yeni bir kargaşaya sebep olmasını önlemek için yoğun tedbirler aldı. Ama söz konusu fitne tohumlarının bir şekilde varlığını sürdürmesi ciddi bir risktir.
Mekke Anlaşması normalde Filistin halkını yaralayan ve tüm İslâm âlemini huzursuz eden fitne ateşinin söndürülmesi amacına yönelik olduğu halde el-Kaide'nin ikinci adamı durumundaki Eymen Zevahiri'nin bu anlaşmadan dolayı HAMAS'a haksız ithamlarda bulunan açıklamalar yaptığını öğrendik. Zevahiri HAMAS'ın söz konusu anlaşmada Filistin'in önemli bir kısmını sattığını ve İsrail işgal devletiyle imzalanan anlaşmaları kabul ettiğini ileri sürdü. Oysa söz konusu anlaşma işgalci Siyonistlerle değil Filistinlilerin kendi aralarında kabul ettikleri bir anlaşmadır. HAMAS, Filistin'in bütünlüğü, hiçbir parçasından taviz verilemeyeceği ilkesinden vazgeçmemiş, işgal devletiyle imzalanan anlaşmaları da onaylamamıştır. Biz bu konuda ayrıca yazı yazdığımız için burada sadece kısaca değinmekle yetiniyor ve konunun tafsilatı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere www.vahdet.com.tr adresinden "Zevahiri'nin Suçlamaları" başlıklı yazımızı okumalarını tavsiye ediyoruz.