14 Mart 2007 Çarşamba, Vakit gazetesi
el-Kaide mensuplarının daha önce de HAMAS'a, Filistin'deki özerk yönetim seçimlerine girmesinden ve bu yönetimin hükümetini kurma görevini üstlenmesinden dolayı eleştirileri olmuştu. Bu eleştirileri bir sorun oluşturmamış ve herhangi bir tepkiyle de karşılanmamıştı. Çünkü konu hakkında el-Kaide'nin tavır ve yaklaşımlarını yansıtan nitelikteydi. Yani "biz böyle olmaması gerektiğine inanıyoruz" tarzında eleştirilerdi. Keşke el-Kaide'nin ikinci adamı Eymen Zevahirî'nin açıklamaları da eleştiri düzleminde kalsaydı ve haksız ithamları içermeseydi.
Zevahirî son açıklamalarında HAMAS'ı Mekke Anlaşması'nda Filistin'in önemli bir kısmını satmakla ve işgal devletiyle imzalanan anlaşmaları kabullenmekle suçluyor. Oysa HAMAS, Filistin'i satmadığı ve söz konusu anlaşmaları onaylamadığı için tüm emperyalist güçlerin hedefi durumundadır.
Her şeyden önce Mekke'deki muhatapları, işgalci Siyonistler değil Filistin sahasında yer alan bir siyasî hareketin ileri gelenleridir. Onlarla masaya oturmasının amacı da işgalci Siyonistlerle arasındaki meseleleri görüşmek değil; sadece Filistin'i değil bütün İslâm âlemini huzursuz eden fitne ateşinin üzerine su dökmekti. Bu ateş alevlendirildiğinde söndürülmesi için en önce harekete geçen ve yeri geldiğinde fedakârlık eden her zaman HAMAS olmuştur. Mekke'de de öyle oldu. Çünkü fitnenin en tehlikeli ateş olduğu, bu ateşe düşenlerin hiçbirinin kazanamadığı, hepsinin kaybettiği bilinmektedir. Zaten gerek Filistin'de ve gerekse Irak'ta işgalcilerin bu ateşi karşılarındaki direnişi yıpratmak amacıyla kullanabilmek için bütün araçlardan yararlanmaya çalışmaları da bu yüzdendir.
"Ulusal ittifak" hükümeti oluşturma konusunda HAMAS'ın tutumu özerk yönetim seçimleri sonrasında sergilenen tutumun aynısıdır. Mekke Anlaşması ile temel çerçevede bir değişiklik söz konusu olmamış, sadece ayrıntıda bazı pazarlıklar veya esneklikler olmuştur ki bu da fitne ateşinin söndürülmesi amacına yönelik fedakârlıktan ibarettir. Ama bu, işgalci Siyonistlere karşı değil Filistinlilerin kendi içlerinde kalan fedakârlıktır ve fitnenin söndürülmesi amacı açısından normal karşılanması gerekir.
İspat edilemeyen iddia sahibine döner. Bu kural Resûlullah (s.a.s.)'ın sünnetinde yer aldığı gibi, fıkhın müfterâ aleyhin zarar gördüğü iftiralar yüzünden müfterileri cezalandırma hükmü de bu kurala dayanır. HAMAS'ın Mekke Anlaşması'nda Filistin davasıyla ilgili ilkelerinden bir adım geri attığını veya 1993 Oslo İlkeler Anlaşması'yla başlayan süreçte imzalanmış anlaşmalardan herhangi birini onayladığını kimse ispat edemez. Çünkü böyle bir şey olmamıştır.
Siyonist işgal devletinin arkasında duran uluslar arası güçlerin HAMAS'tan istediği üç şey var: İsrail'in meşru bir devlet olarak tanınması, Oslo sürecinde imzalanan tüm anlaşmaların onaylanması ve askerî kanadın dağıtılıp silahlı mücadeleye son verilmesi. Ama HAMAS bunların hiçbirini kabul etmemiştir. Kabul ettiğine dair en ufak bir işaret dahi gösterilemez. İşgali meşru kabul etmemesi, Filistin topraklarının İslâmî kimliği konusundaki ilkesinde kararlı olduğunu gösterir. Bu kararlılığı gösteren hareketi Filistin'i satmakla suçlamak ise haksız bir itham ve ağır bir iftiradır.
"Allah'a andolsun ki, bu uydurup durduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz." (Nahl, 16/56)
Bugün Filistin direnişi çeşitli zorluklara, uluslar arası emperyalizmin baskılarına ve Siyonist zulme rağmen ümmetin ortak davasını temsilen kararlılıkla mücadele etmektedir. Bu mücadelede yanlış yapılması ve bu yanlışların düzeltilmesi amacına yönelik eleştiride bulunulması mümkündür. Ama haksız ithamlara dayalı ağır suçlamalar, uluslar arası güçlerle aynı hedefi vurma sonucu doğurur ve İslâmî mücadeleye hiçbir yarar sağlamaz.
İşgal devleti başbakanı Ehud Olmert'in, özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'tan esir işgalci asker Gilad Şalit serbest bırakılmadan yeni hükümet kurulmayacağına dair söz aldığı yolunda iddiada bulunması tahminimize göre bir taktiktir. Abbas'la yaptığı görüşmede herhangi bir ilerleme sağlanamadığı haberlerde dile getirilmişti. HAMAS sözcüsü Dr. İsmail Rıdvan da konuyla ilgili açıklamasında, Filistinli esirlerin serbest bırakılması taleplerinden vazgeçmediklerini ve işgalci asker Şalit'in serbest bırakılmasının bu taleplerinin kabul edilmesine bağlı olduğunu dile getirdi. Dr. Rıdvan bu meselenin çözümünü erteleyen tarafın işgal devleti olduğunu, çünkü onun haksız bir şekilde zindanda tutulan Filistinli tutsakları serbest bırakmak istemediğini vurguladı.