16 Kasım 2006 Perşembe, Vakit gazetesi
Filistin'de bir yandan askeri hareketlilik sürerken bir yandan da özerk yönetimde yeni hükümet oluşturma görüşmelerinde ittifak sağlanmasından dolayı hareketlilik var. Kamuoyunun dikkati siyasi gelişmelere yönelse de siyonist devletin saldırgan tutumunda değişiklik yok. 14 Kasım Salı gecesi Batı Yaka'nın Cenin şehrine ve çevresindeki mülteci kamplarına işgalci askerler yine kapsamlı saldırı düzenlediler. Çok sayıda ev işgalcilerin baskınlarına maruz kaldı. Bilindiği üzere ABD, siyonist devletin Beyti Hanun'daki vahşi katliamını kınayan BM kararını bile veto etti. Bu, siyonist devletin zincire bağlanamaması demektir. Böylesine tehlikeli bir terör gücünün zincire bağlanamaması ise Filistin halkının sürekli tehlike ve tehditle karşı karşıya olması anlamına gelir. Daha önce yazdığımız "Vahşetin Önü Açık" başlıklı yazıda kastettiğimiz de buydu.
Zincire bağlanmayan ve emperyalizm tarafından sürekli beslenen, güçlendirilen siyonist tehdide karşı Filistin direnişinin de mücadelesi ister istemez devam ediyor. Yani Filistin direnişi işgalci tehdide teslim olmamakta ve zilleti kabul etmemekte ısrarlı. 15 Kasım Çarşamba günü sabah saatlerinde HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri mücahitleri tarafından işgal devletinin hedeflerine 12 Kassam füzesi fırlatıldı. İşgal güçleri Sderot yahudi yerleşim merkezine atılan füzeler sebebiyle bir yerleşimcinin öldüğünü, birinin de ağır yaralandığını kabul ettiler. Bu, işgalci saldırgan devleti zorlayan "güvenlik sorununun" devam ettiğini ve Beyti Hanun'a yönelik vahşi saldırının bu sorunu ortadan kaldıramadığını ortaya koyması sebebiyle siyonistler açısından düşündürücü bir gelişmeydi.
Bir yandan bu gelişmeler devam ederken bir yandan da özerk yönetimde bir ulusal birlik hükümetinin iş başına gelmesini sağlamak amacıyla yürütülen görüşmeler son noktasına gelmiş görünüyor. Bu konuda medya organlarına yansıyan birtakım iddialar ve yorumlar sebebiyle okuyucularımızın zihinlerinde bazı sorular olduğunu ve kendilerini bilgilendirmek gerektiğini düşünüyoruz.
Öncelikle şunu belirtelim ki ulusal birlik hükümeti Filistinlilerin kendi aralarında bir ittifaklarıdır. HAMAS'la işgal devleti veya Filistinlilerle dış güçler arasında bir ittifak değil. HAMAS, parlamentoda büyük çoğunluğu elde etmesine rağmen baştan beri ulusal birlik hükümeti oluşturmaya çalışıyor. Bu yüzden seçim sonrasında böyle bir hükümet kurabilmek için yoğun çaba harcadı. Fakat el-Fetih'in tavrı sebebiyle gerçekleşmedi. el-Fetih başlangıçta pazarlığa oturduysa da hükümete girmeye gönüllü değildi. Çünkü HAMAS'ın tek başına hükümet kurması durumunda dış güçlerin baskılarına maruz kalacağını, bu yüzden başarısız olacağını ve çekilmek zorunda kalacağını, muhtemelen vaktinden önce gerçekleştirilecek bir sonraki seçimde meydanın yine kendine kalacağını düşünüyordu. Tabii dış güçlerin tahrikçi tutumlarının da önemli etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Bazı sol gruplar hükümete girmeyi düşünüyorlardı. Ama el-Fetih dışta kalmayı tercih edince HAMAS hükümetinin baskıya maruz kalacağı ve başarısız olacağı beklentisi onların da gözlerini korkuttu. İslâmî Cihad Hareketi ise zaten seçimlere de girmemişti ve hükümete girmeyi ilkesel olarak reddediyordu. Ama HAMAS hükümetinin programında başarılı olması için destekçi olacağını söylüyordu.
el-Fetih'in seçim sonrasında ilk hükümetin oluşturulması esnasında sergilediği tavra rağmen yine de HAMAS diyaloga ve ulusal birlik hükümeti çabalarına kapıyı kapatmamıştır. Bu yüzden sonraki dönemlerde de farklı zamanlarda ittifak görüşmeleri yapıldı. Ama el-Fetih, kurulacak hükümetin dış güçlerin tutumlarından kaynaklanan engelleri aşabilmesi için üç dayatmayı kabul etmesinin zorunlu olduğunu söylediğinden ve bu konuda ısrarlı davrandığından herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı. Fakat HAMAS'ın dayatmalara boyun eğeceği yahut siyaset meydanından çekileceği ve arkasındaki halk desteğinin kaybolacağı beklentileri de gerçekleşmedi. Aksine halk uluslar arası emperyalizmin baskıcı tutumuna tepkisini İslâmî harekete desteğini artırarak gösterdi. Bu arada Mahmud Abbas'ın hükümeti dağıtma, referanduma gitme gibi siyasi tehditlerinin de ters tepeceği anlaşıldı. Neticede son görüşmelerde bir ulusal birlik hükümeti üzerinde anlaşma sağlandı.
Ulusal birliğin HAMAS açısından taviz anlamı taşıyıp taşımadığı, dış güçlerin tavırlarının ne olacağı ve hükümet formülü hakkında da inşallah müteakip yazımızda bilgi vereceğiz.
17 Kasım 2006 Cuma, Vakit gazetesi
Bir önceki yazımızda da dile getirdiğimiz üzere HAMAS başından itibaren ulusal birlik hükümetine açık olduğundan ve izlediği siyasette bunu arzuladığını ortaya koyduğundan başlangıçta durduğu nokta ile bugün durduğu nokta arasında ilkesel çizgi açısından bir fark yoktur. Yani bir geriye gidiş, taviz verme söz konusu değildir.
Bazıları HAMAS'ın bugün ulusal birlik hükümetini kabul etmesini geriye gidiş veya taviz verme olarak yansıtmaya çalışıyorlar. Oysa yanıldıkları bir nokta veya insanları yanıltmada kullandıkları bir çarpıtma var. Kabule yanaşan taraf HAMAS değil el-Fetih'tir. Çünkü HAMAS böyle bir hükümet kurulmasını zaten kabul etmişti ve herhangi bir itirazı yoktu. İtirazı aşağıda sözünü edeceğimiz dayatmalaraydı ki bu konuda da tutumu değişmemiştir.
Başta ABD ve AB olmak üzere çağdaş emperyalist güçler Filistin'e uyguladıkları ambargoyu kaldırmak için siyonist işgalci saldırganlarla işbirliği yaparak üç şeyi dayatıyorlardı. Birincisi: Hükümetin Siyonist işgali meşru bir devlet olarak kabul etmesi. İkincisi: 1993 Oslo İlkeler Anlaşması'yla başlayan süreç içinde imzalanan tüm anlaşmaları onaylaması. Üçüncüsü: Askeri kanadını dağıtması, silahları bırakması ve şiddete son vermesi.
HAMAS bunlardan ilk ikisini kesinlikle kabul etmeyeceğini, üçüncüsü için de bir ordu formülüne razı olabileceğini söylüyordu. Yani Filistin tarafının da düzenli ordusunun kurulması durumunda silahlı kanatların dağıtılmasını ve silahların bu orduya devredilmesini kabul edebileceğini söylüyordu ki en makul olan da budur. Ama ne kadar gariptir ki çağdaş emperyalizm siyonist devleti sürekli yeni silahlarla beslerken ve Filistinlilere sınırsızca saldırmasına göz yumarken Filistinlilerin kendilerini savunmalarına imkân sağlayacak bir silahlı güçlerinin olmasını istemiyor. Filistinliler "eğer gerilla savaşının olmasını istemiyorsanız, müsaade edin bizim de bir ordumuz olsun ve can güvenliğimizi sağlamada ondan yararlanalım" diyorlar. Emperyalist güçler siyonist devletin tutumuna destek vererek bunu kabullenmiyor ve sürekli "şiddeti bırakması" için Filistin tarafına yükleniyorlar. Sanki şiddete başvuran taraf Filistin tarafı da onların yurtlarını işgal eden, kundaktaki bebeklerini öldüren siyonistler masum! Bu, çağdaş emperyalizmin yüzsüzlüğünün, ikiyüzlülüğünün ve insanlık dışı tavrının bir yansımasıdır.
HAMAS'ın bu üç dayatma karşısındaki tutumunda hiçbir değişiklik olmamıştır. Siyonist işgali meşru kabul etmeyeceklerini ulusal birlik hükümeti oluşturulması konusunda anlaşma sağlanması sonrasında yaptıkları açıklamalarında da vurguladılar. Zaten bu üç dayatmayı kabul etmesi durumunda HAMAS'ın bir ulusal birlik hükümeti kurmasına ihtiyaç olmayacaktı. Dış güçler o durumda bu hareketin kurduğu hükümeti de muhatap alacaklarını ve ambargoyu kaldırma yönünde adımlar atacaklarını söylüyorlardı.
Arap Birliği'nin son olağanüstü toplantısında ambargoyu delme ve Filistin tarafına para aktarma kararı almasının müspet yansımaları olacaktır. Ama önemli olan bu kararın uygulamasıdır. Sadece dilenciye para verir gibi bozuk para göndermekle fazla bir şey yapılmış olmaz. Arap Birliği'nin aslında uluslar arası emperyalizmin dayatmalarını ve baskılarını etkisiz hale getirecek bir ittifak oluşturmasına ihtiyaç var.
ABD ve AB'nin tutumunda şimdilik fazla bir değişiklik olmayacağı anlaşılıyor. Çünkü yukarıda zikrettiğimiz üç dayatmaya dair nakaratlarını tekrar etmeye devam ediyorlar ve bunların kabul edilmemesi durumunda ambargoyu kaldırmayacaklarını ima ediyorlar. Özellikle ABD'nin işgalci siyonist devletin rızasını almadan Filistin hükümeti karşısında tutumunu değiştirmeyeceği kesindir. Siyonist devlet ise zikrettiğimiz üç dayatmada ısrarlıdır. Bu meseleler ise HAMAS açısından ilkesel meselelerdir ve bunlarla ilgili dayatmalar karşısındaki tutumunu değiştirmeyecektir.
Hükümetin nasıl şekilleneceği konusu önümüzdeki günlerde biraz daha açıklık kazanacaktır. Şimdilik başbakanın kim olacağı ve bakanlıkların paylaşımı netlik kazanmış görünüyor. Başbakanlık makamına oturtulacağı açıklanan Prof. Dr. Muhammed Iyd Şubeyr, Gazze İslâm Üniversitesi'nde uzun süre rektörlük yapmış ve daha çok HAMAS'a yakınlığıyla tanınan biri. İnşallah gelişmelere bağlı olarak ileride hakkında daha ayrıntılı bilgi vermeye çalışacağız.
Hükümette 25 bakanlık bulunacak ve en fazla bakanlık koltuğu yine HAMAS mensuplarına verilecek. Buna göre HAMAS'a on, el-Fetih'e altı, diğer gruplara dört, bağımsızlara da beş bakanlık koltuğu verilmesi kararlaştırıldı.