2 Mart 2007 Cuma, Vakit gazetesi
Mekke buluşmasının öncelikli amacı Siyonist devletin uzaktan kumanda ettiği provokasyonlardan ve tahriklerden kaynaklanan fitneye son vermekti. Ancak bunun dışında da amaçları vardı. Başta geleni de Filistin'deki bağımsızlık mücadelesini temsil eden tüm oluşumlar arasında bir siyasi işbirliğine gidilmesi ve ulusal ittifak hükümeti kurulmasıydı. Böyle bir hükümetin kurulması durumunda ekonomik ambargonun kaldırılması için de zemin oluşturulabileceği bekleniyordu.
Mekke ittifakı ve fitne ateşinin üzerine su dökülmesi Siyonist devletin ve onun arkasında duran ABD'nin hoşuna gitmedi. Bu sebeple söz konusu ittifaktan çıkan ulusal ittifak hükümeti kurulması çabasının sabote edilmesi için girişimler başlatıldı. ABD'deki Siyonist lobinin hükümetteki en önemli temsilcilerinden sayılan Dışişleri bakanı Condoleza Rice, Filistinlilerin Mekke bulaşmalarının hemen ardından bir Ortadoğu seyahati gerçekleştirdi. Önce işgalci devletin başbakanı Ehud Olmert'le bir araya geldi. Ardından Filistin özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'ı da aralarına alarak üçlü toplantı gerçekleştirdiler. Bu üçlü toplantıda Abbas'a dayattıkları, kurulacak ittifak hükümetinin programına İsrail'in tanınması şartının da konması talebiydi. Ancak Abbas, HAMAS'ın böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmeyeceğini, böyle bir talebi kabul etmesi durumunda kendisinin bir kez daha ABD ve İsrail hesabına ulusal ittifak hükümeti planını sabote eden kişi durumuna düşeceğini ve popülaritesinin iyice yıpranacağını biliyordu. Dolayısıyla söz konusu üçlü toplantıda, belirlenen hedef doğrultusunda herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. Ama saldırgan devletin başbakanı Olmert ile ABD Dışişleri bakanı Rice yaptıkları açıklamalarda İsrail'i tanımaması durumunda kurulacak ulusal ittifak hükümetine karşı tutumlarının değişmeyeceğini, ambargonun aynen devam edeceğini dile getirdiler.
İşgalci saldırgan devlet sürekli alan taraf olmaya çalışıyor. Filistinliler ise Siyonist saldırganlar tarafından gasp edilmiş haklarını ve topraklarını geri almaktan başka bir şey istemiyorlar. Ama dünyadaki etkin güçler bunu göremiyor. Daha doğrusu çağdaş emperyalist politikaların uluslar arası ilişkilerde yön verici birinci unsur olması sebebiyle görmek istemiyorlar. Siyonist saldırgan devlet, Filistin ittifak hükümetinin programına kendisinin gayri meşru hâkimiyetinin meşru tanınması şartının konmasını isterken, karşılığında herhangi bir taahhütte bulunma ihtiyacı bile duymuyor. Buna rağmen yine İsrail destek gören, haklı bulunan, Filistin ise reddedilen, haksız görülen ve ambargoya maruz bırakılan taraf oluyor.
İşte bu emperyalist strateji sebebiyle Filistin'de ulusal ittifak hükümeti kuruluşunun ilan edilmesinden sonra dahi uygulanan insanlık dışı ambargonun kaldırılacağına dair bir garanti olmadığı gibi beklenti de son derece zayıf. İşgalci devletin ABD'yi arkasına alarak ambargonun devamı için diplomatik faaliyetler yürütmesi durumunda bu beklenti belki tamamen sıfırlanacak. Bu sebeple Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS) bir karşı diplomatik atağa geçme ihtiyacı duydu.
Bu faaliyet şu an HAMAS Siyasi Birim başkanı Halid Meş'al'in başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütülüyor. Atağa Kahire ziyaretiyle başlandı. Ardından Sudan'ın başkenti Hartum'a bir ziyaret gerçekleştirildi. Oradan Moskova'ya geçildi. İran'ın başkenti Tahran'a ve Yemen'in başkenti San'a'ya düzenlenecek ziyaretlerle devam edecek.
Ziyaretlerin öncelikli amacı kurulacak ittifak hükümetine destek temini ve Filistin halkına zulüm niteliği taşıyan ambargonun yarılması. Ekonomik ambargo Filistin halkının etrafına örülmüş bir utanç duvarı gibidir. Bu duvarın zorlanması ve bir yerlerinden delikler veya yarıklar açılması gerekmektedir. Eğer bu başarılırsa etkisi zaman içinde kaybolacaktır.
Meş'al'in Moskova ziyareti esnasında Rusya Dışişleri bakanı Sergei Lavrov, HAMAS'tan İsrail tarafına füze atılmayacağına dair garanti alındığını söyledi. Bu açıklama belki Rusya'nın ziyaret sonrasında izleyeceği politikaya zemin oluşturma amacıyla böyle yapılmıştır. Yoksa HAMAS'ın bu konudaki teklifi sadece karşılıklı ateşkesten ibarettir. Yani işgal devletinin saldırılarını durdurması halinde HAMAS da füze saldırılarını durdurmayı ve uzun vadeli ateşkese girmeyi kabul etmektedir. İsrail saldırılarının devam etmesi durumunda HAMAS'ın silahlı mücadelesinin aynen devam edeceği İslâmî Cihad mensubu üç mücahidin Cenin'de şehit edilmesinden sonra yapılan son açıklamalarda da özellikle vurgulandı.