22 Aralık 2002 Pazar
![]() |
| Siyonistler ABD ile işbirliği yaparak ve BM'yi de bir araç olarak kullanarak Irak'ı kıskaca almaya çalışıyorlar |
![]() |
| Siyonist lobiler tarafından kumanda edilen ABD rejimi Irak'a tasallut ediyor |
![]() |
| Siyonizm gerçeği işte bu karikatürle ifadesini bulmuş |
![]() |
| BM'nin en iyi becerdiği iş ABD ve siyonizmin çıkarlarına hizmet etmek oluyor |
![]() |
| İsrail işgal devletinin Cenin katliamı karşısında kulaklarını tıkamayı, gözlerini kapatmayı ve sessiz kalmayı tercih eden, en sonunda hazırladığı göstermelik raporla da İsrail'i temize çıkarmaktan çekinmeyen BM, ABD ve siyonizmden talimatlar gelince Irak'a karşı bütün gücünü ortaya koydu |
![]() |
| Görünüşte Arap ülkeleri, işgalci İsrail ile anlaşmazlık içindedirler. Ama siyonist düşman ABD'yi kullanarak onları istediği gibi oynatmaktadır |
![]() |
| Birbirini izleyecek senaryoların hesapların ucunda siyonist saldırganların çıkarları büyük yer tutuyor |
![]() |
| Siyonizmin direktifleriyle yürütülen modern haçlı seferi acaba Irak operasyonuyla bitecek mi? |
IHH'nın genel müdürü muhterem Av. Bülent Yıldırım, Mescidi Aksa imamı ve beraberindeki heyetin ziyareti münasebetiyle sivil toplum kuruluşları temsilcilerine yönelik olarak Ensar Vakfı'nda IHH'nın organizasyonuyla tertip edilen yemekli toplantıda yaptığı konuşmada önemli bir noktayı vurguladı. Amerika'nın Irak'a savaş açmak ve bu ülkeye askeri yönden yerleşmek istemesinin temel hedefinin petrol olmadığını, İsrail'i korumak, ona yönelecek tehlikeleri bertaraf etmek olduğunu dile getirdi. Vakit gazetesinin Dış Haberler sayfasında 22 Aralık 2002 tarihinde yayınlanan bir haberde de önemli bir gerçek dile getiriliyordu. Haberde Amerika'nın Irak'a saldırmakla İkinci İsrail ortaya çıkarmayı amaçladığına dikkat çekiliyordu. Haberde bu "İkinci İsrail" planının ayrıntısına pek girilmemişti ve ağırlıklı olarak Amerika'nın bölgede tehdit gücü niteliği taşıyacak bir İsrail oluşturma amacı taşıdığı intibaı veriliyordu. Biz bu "İkinci İsrail" planından daha önce değişik vesilelerle söz etmiştik. Ancak amacın sadece bir "tehdit ve kargaşa gücü" oluşturmaktan ibaret olmadığını düşünüyoruz. Bu konunun ayrıntısına inşallah daha sonra girmeye çalışacağız. Ondan önce mevcut İsrail'in ve uluslararası siyonizmin Irak'a saldırı ile irtibatı hakkında bilgi vermek istiyoruz.
Amerika'nın Irak'a saldırması için ısrar edenlerin başında Amerika'daki siyonist lobinin ve İsrail işgal devletinin geldiği çok iyi bilinmektedir. Bir ara, uluslararası platformda oluşan tepki sebebiyle Irak'a operasyonun tehir edilmesi fikrinin etkili olması üzerine İsrail işgal devletinin başbakanı Ariel Şaron, Amerika'ya özel bir ziyaret düzenleyerek savaş planının geciktirilmemesi gerektiğini özellikle vurguladı. Şaron söz konusu ziyaretinde, savaş planının tehir edilmesi durumunda engelleyici sebeplerin artacağını ve planın uygulanmasının zorlaşacağını üstüne basa basa vurgulamıştı. ABD yönetiminde savaş konusunda en çok ısrarlı davranan iki ismin de Dışişleri bakanı Colin Powell ile Savunma (Savaş) bakanı Donald Ramsfeld olduğu bilinmektedir. Bu iki kişiden birincisinin Amerika'daki siyonist lobiyle çok yakın ilişkileri bulunmaktadır. İkincisi ise Amerika'nın tanınmış yahudi ailelerinden olan Ramsfeld ailesine mensuptur. Bu kişi aynı zamanda uluslararası siyonizmin en önemli karanlık teşkilatlarından olan CFR (Dış İlişkiler Komitesi)'nin üyesidir.
Gerek uluslararası siyonizmin karanlık teşkilatları ve gerekse İsrail işgal devleti Irak'a askeri operasyon düzenlenmesi fikrinde ısrar etmekte ve bunun için yoğun bir şekilde lobi faaliyetleri yürütmektedir. Tabii bütün bu faaliyetlerin belli birtakım amaçlara ve çıkar hesaplarına yönelik olması gerekmektedir.
İsrail'in ve siyonizmin böyle bir savaştan birinci beklentisi İsrail'e yönelecek dış tehditlere karşı bir koruma kalkanı oluşturulmasıdır. İsrail, Irak'ın elindeki füzeleri ve diğer silahları kendisi için bir tehdit olarak görmekte ve bunların ya tamamen imha edilmesini ya da sıkı bir kontrol altına alınmasını istemektedir. İsrail'e endişe veren önemli bir güç de İran'dır. Bu ülkenin aynı zamanda nükleer silah ve İsrail işgal devletini tehdit edebilecek nitelikte uzun menzilli füzeler geliştirdiğinden endişe edilmektedir. Ayrıca Güney Lübnan'da işgalci siyonistlere ağır darbe indiren ve onları Lübnan topraklarından çıkmaya zorlayan Hizbullah milislerinin silah donanımlarının İran kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Bugün İsrail işgal devleti her ne kadar Lübnan topraklarından çıkmış olsa da Hizbullah karşısında kendini rahat hissedemiyor. Bu konudaki endişesi onu önemli miktarda askeri gücünü Lübnan sınırı civarında tutmaya zorluyor. İşgal devleti Suriye'nin, Filistin'deki direniş örgütlerine lojistik destek vermesinden ve onların Şam'da temsilcilik açmalarına müsaade etmesinden de rahatsız olmaktadır.
Bilindiği üzere ABD, İsrail işgal devletinin en büyük hamisidir. ABD'nin dış yardımlarından en büyük payı İsrail almaktadır. İsrail'in yıllık olarak aldığı mutat yardım 3 milyar doların üstündedir. ABD, askeri yönden de İsrail'e büyük destek vermektedir. Özellikle nokta operasyonlarında kullanılan ve başka hiçbir ülkeye verilmeyen Apaçi helikopterleri İsrail işgal devletine veriliyor. ABD'nin İsrail'e askeri alanda sadece teknoloji ve teçhizat yardımı yapmakla kalmadığı uzman elemanlarını gönderip Filistinlilere yönelik saldırılarda rol oynamalarını sağladığı son dönemde özellikle Batı Yaka bölgesine yönelik bazı operasyonlarla birlikte gün yüzüne çıktı. BM'de alınan ve İsrail aleyhtarı görünen tüm kararlar ABD tarafından veto edilmektedir ki son olarak 2'si Filistinli olan 3 BM görevlisinin işgalci siyonistler tarafından öldürülmesi sebebiyle İsrail'i kınayan karar da ABD tarafından veto edildi. Bütün bu uygulamalar sebebiyle İsrail, varlığını ve devamını ABD'ye borçludur.
İsrail işgal devleti, Amerika'nın Kuzey Irak topraklarına yerleştirmeyi planladığı askeri tehdit gücünün kendisi için de bir koruyucu kalkan vazifesi göreceğini ummaktadır. İsrail'in beklentisine göre en başta ABD, askeri operasyon yoluyla Irak'ın elindeki silahların tamamını etkisiz hale getirecek veya sıkı bir kontrol altına alacaktır. Irak operasyonundan sonra tehdidin İran'a yöneleceği de değişik vesilelerle gündeme getirilmektedir. Gerçi Irak'a saldırı fiilen gerçekleşse bile dünya ülkelerinin çok açık destekleri olmadan Amerika'nın İran'a savaş açması çok kolay olmayabilir. Ama en azından bir yandan Basra Körfezi'ne bir yandan da Kuzey Irak topraklarına yerleştireceği askeri güçlerini tehdit amacıyla kullanarak İran'a yönelik baskılarını artırması söz konusudur. ABD aynı zamanda buralarda oluşturacağı askeri kontrol noktaları vasıtasıyla İran'dan Lübnan'daki milis güçlere yardım ve desteği engellemeye çalışacaktır. İsrail işgal devletinin Amerika'dan bir beklentisi de Suriye'ye baskı yaparak onu, Filistin'deki direniş gruplarına kapılarını kapamaya zorlamaktadır. Suriye'nin tutumu Lübnan'ı da doğrudan ilgilendirir ve etkiler. Zaten İsrail işgal devleti Lübnan'la ilgili taleplerini çoğunlukla Suriye'ye yöneltmektedir. Filistinli direniş grupları, Suriye ve Lübnan'da bulunan temsilcilikleri vasıtasıyla Filistin'in içindeki direnişle dış dünyanın diplomatik irtibatını sağlamakta ve buralardan Filistin davasına destek temini için çalışma yapmaktadırlar. Ürdün, İsrail işgal devletiyle yardımlaşarak Filistinlilerin tüm temsilciliklerini kapattı. Bu yüzden İsrail işgal devleti, Suriye ve Lübnan'ın da Ürdün'ün yaptığını yapması durumunda Filistin'de bağımsızlık ve hak mücadelesi verenlerin ağır bir darbe alacaklarını ummaktadır. Nitekim, ABD'nin öncülüğündeki savaş grubu daha şimdiden Suriye'ye dişlerini göstermeye başladı. Bu bir sonraki merhalede Suriye'nin de hedefe yerleştirileceğini ve baskıya maruz kalacağını göstermektedir.
İsrail işgal devletinin bir beklentisi de Amerika'nın askeri tehdit ve baskı gücünü kullanarak Körfez ülkelerinde ve Suudi Arabistan'da ikamet eden Müslümanların Filistin'deki mağdurlara maddi yardım yapmalarını engellemesidir. Medyaya çok fazla yansımasa da bu konuda daha şimdiden ciddi baskıların olduğunu duyuyoruz.
İşgalci siyonistlerin bir arzuları da vatanlarına dönmelerine kesinlikle fırsat vermek istemedikleri Filistinli mültecilerin Irak'a yerleştirilmelerini sağlamaktır. Ancak Kuzey Irak'a değil halen Saddam'ın kontrolünde olan güney bölgeye. Bundaki amacı ise mülteciler meselesine çözüm bulmak değil Filistinlilerin vatana dönüş ümitlerini yok etmek ve halen vatanlarında kalabilmek için mücadele edenleri sürgün etmek için Lübnan, Suriye ve Ürdün'deki mülteci kamplarının boşalmasını sağlamaktır.
İsrail işgal devletinin Irak'a yönelik saldırıyla irtibatının bir yönünü de "Alternatif İsrail" projesi oluşturmaktadır. Bu konu şimdilik belki birçoklarına oldukça fantezi ve hayali gibi görünebilir. Fakat siyonistlerin Filistin'i işgal süreçleri iyi tahlil edilirse Kuzey Irak veya genel olarak Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerle ilgi bu projelerinin arka planında duran hesapları da daha iyi anlamak mümkün olur.
Bu konu bizim zihnimizde tasavvur ettiğimiz ve şekillendirdiğimiz bir mesele olmayıp, siyonistlerin açığa vurdukları birtakım işaretlere ve bilgilere dayanan konudur.
Bu konuda İsrail gazetelerinden biri bir ek yayınlamıştı. Bu ekin konusu, Filistin topraklarına yerleştirilen yahudilerin güven ve istikrar kaybı sebebiyle bu toprakları terk etmesi yani tersine göç olayıydı. Özellikle Aksa İntifadası'nın başlamasından sonra bu tersine göçün bayağı hızlandığı bilinen bir vakıadır. Tersine göç olayıyla ilgili dosyada yahudilerin Filistin'de kendilerini rahat hissetmelerinin pek mümkün olamayacağı, çünkü Filistinlilerin her şeyi göze alarak direnişi tercih ettikleri vurgulanıyor, bu direnişin sona erdirilmesi için İsrail'in BM tarafından belirlenen sınırlar üzerindeki hakimiyetinin görüşmeler yoluyla kabul ettirilip bu bölgede yaşayan yahudilerin güvene kavuşturulmaları diğer yahudilerin ise alternatif bir toprak parçasına kademeli bir şekilde yerleştirilmeleri teklif ediliyordu. Yani bir "Alternatif İsrail"den söz ediliyordu. Böyle bir plan için de en uygun olarak Kuzey Irak bölgesi görülüyordu.
Meselenin bir yönü tersine göç bir yönü de, iskan kapasitesi ile ilgilidir. Filistin topraklarının tamamının yüzölçümü 28.220 km2'dir. Bunun 12.000 km2'si, çoğu kullanıma elverişli olmayan Nakab çölüdür. Her ne kadar 4 milyon insan siyonist şiddet, gasp, tehdit ve vahşi saldırılar yoluyla yurtlarını terke zorlanmış olsa da Filistin'de halen toplam üç milyon civarında Filistinli yaşamaktadır. Bunlar ise yurtlarını terk etmemekte ısrarlı olduklarını, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmeyeceklerini gösteriyorlar. İşgalci siyonistler de bu insanları yurtlarını terke zorlamanın kendilerine pahalıya mal olduğunu, bu yüzden gerçekleştirilen eylemlerin yahudilerin tersine göçlerini daha da hızlandırdığını değişik vesilelerle gördüler. Söz konusu topraklarda, devam etmekte olan tersine göçe rağmen halen 5 milyon civarında yahudi bulunduğu tahmin ediliyor. Bu ise 16 km2'lik alanda 8 milyon civarında bir nüfusun yaşaması anlamına gelir. Kısaca söylemek gerekirse işgalci siyonistler Filistin topraklarını gasp ettikten sonra bu topraklara dünyanın değişik yörelerinden getirttikleri yahudileri adeta istif etmişlerdir. Ama artık istif kapasitesinin bayağı üstüne çıkıldığından alternatif topraklar üzerine planlar yapılmaktadır. Çünkü Filistin toprakları artık sadece tarım vs. yönünden değil su kaynakları yönünden bile son derece yetersiz kalmaktadır. Gerçi işgal devleti bu konudaki problemlerini Türkiye'den su ithali vs. gibi projelerle çözmeye çalışıyor. Ama bu gibi hayati konularda dışa bağımlı hale gelmek de istemiyor. Çünkü bağımlı olduğu ülkelerdeki siyasi mekanizmanın ve iradenin değişmesiyle kendisinin büyük sıkıntılar içine girebileceğini hesaba katıyor.
İşte bu gibi sebeplerden dolayı siyonistler "Alternatif İsrail" konusu üzerinde ciddi bir şekilde düşünüyor ve Kuzey Irak bölgesine önce sanayi yatırımları, sonra da nüfus iskanı yoluyla yerleşmeyi ciddi şekilde planlıyorlar. Bunun için de kendilerine en iyi imkanları bölgeyi adeta bir sömürge gibi kullanmaya niyetli Amerika'nın sağlayabileceğine inanıyorlar. Ayrıca bu bölge siyonist ideolojinin "Büyük İsrail" projesine dahil ettiği topraklar içinde yer almaktadır. Biz, siyonistlerin bu yöndeki çabalarının Türkiye açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve Amerika'nın savaş planının sadece Saddam'ı devirme yahut onun elindeki toplu imha silahlarını imha etme amacına yönelik olmadığını, bölgenin haritasıyla ilgili önemli hesaplar yapıldığını, bu hesapların Türkiye'nin de geleceğine ipotek koyabileceğini vurgulayarak sözümüzü bitirelim.