Mali'de Devam Eden İşgal

12 Nisan 2013 Cuma, Yeni Akit

Suriye'de Baas rejiminin, arkasında duranların kesintisiz destek ve yardımlarından da güç ve cesaret alarak sürdürdüğü vahşet ve katliamların uzamasının sürekli can kaybına ve büyük miktarlarda maddi zayiata neden olmasının yanı sıra olayın sınır ötesi boyutuyla ilgili de iki önemli olumsuz etkisi var. Bunlardan birinin yansıması mazlum Suriye toplumuna diğerininki de ezilen, zulüm gören diğer Müslüman toplumlara yönelik oluyor. Birincisi Suriye'deki katliamların ve yıkımların güncelleşmesine dolayısıyla zihinlerde normalleştirilmesine, bu da zaten başlangıçta kasıtlı çarpıtmalarla ve saptırmalarla yanıltıldığı için duyarsız kalan kitlelerin bugün olayı içselleştirmeleri sebebiyle duyarsızlığa ve tepkisizliğe devam etmelerine yol açıyor. İkinci etken de gündemi sürekli meşgul eden Suriye hadiselerinin İslâm dünyasındaki diğer olayların gölgede kalmasına ve dikkatlerden kaçmasına neden oluyor. Ayrıca hiçbir ölçü ve sınır tanımayan Baas vahşetinin korkunç boyutları karşısında diğerleri gözlere küçük görünüyor ve ihmal ediliyor.

Baas vahşetinin gölgede bıraktıklarından biri de Mali'de devam etmekte olan Fransız işgali ve işgalcilerin gerçekleştirdiği zulüm uygulamalarıdır. Hatta olan bitenlerin doğru düzgün haberlere yansımaması sebebiyle gidişatı iyi takip edenlerin bile Mali'deki durum hakkında belki bilgi sahibi olamadıklarını söyleyebiliriz. İşgalci Fransızların işlerini ise bir yandan bu durum kolaylaştırırken diğer yandan da uluslararası emperyalizm ve onun bir meşrulaştırma mekanizması olarak görev yapan BM hem işgali haklı gösterme, hem de gerçekleştirilen haksızlıkların üstünü örtme çabalarıyla yardımcı olmaya çalışıyor.

Fransa'nın işgali başlatmasına paralel olarak ABD ordusunun da hızla, bu işgalin hedefindeki İslamcı grupları hedefe yerleştiren, onlara iftira atan propaganda faaliyetleri başlatması, bu amaçla muhtelif dillerde kısa videolar hazırlayıp medya organlarına dağıtması ve bu yolla konuyla ilgilenen kamuoyunu yönlendirmeye çalışması dikkatten kaçmadı. Yani ABD ordusu fiili olarak işgale iştirak etmese de Fransız ordusunun icra ettiğinden daha basit sayılamayacak bir görevi üstlenmişti. Fransız işgalcilerin yaptığını haklı, hedefe yerleştirilenleri ise çirkin gösterebilmek için yoğun bir yıpratma faaliyeti içine girmişti. Tabii ABD ordusunun çıkarlarına hizmet eden medya organlarının ve mensuplarının onların mesajlarını kamuoyuna taşıma amaçlı çabaları olmasa yürütülen kampanyanın kamuoyunu etkilemesi söz konusu olamayacaktı. Dolayısıyla işgali meşrulaştırma, hedefe yerleştirilenleri karalama kampanyasında karargâh görevi ifa edenler malzeme temin ederken cephe görevi ifa edenler de onları hedefe ulaştırmak suretiyle yürütülen psikolojik savaşa katıldıkları için her iki taraftakilerin de aynı ordunun elemanları oldukları ortadadır.

İşgal güçlerinin zulüm uygulamalarından özellikle İslamcı gruplara karşı saldırıların gerçekleştirildiği kuzey bölgede yaşayan insanların tamamının etkilendiği tahmin ediliyor. Pakistan'da ve Afganistan'da insansız hava araçlarıyla ve normal askerî uçaklarla gerçekleştirdikleri saldırılarla savunmasız sivil insanları katleden, katliamlarında çoğu kez de çocukları hedefe yerleştiren mekanizmanın bir parçası niteliğindeki Fransa'nın Mali'deki işgal güçlerinin izlediği politika farklı değil. Medyaya yansıtılan fazla bir bilgi olmasa da bazı uluslararası kuruluşların raporlarına geçen bilgiler, saldırılarda sivil hedeflerin de büyük zarar gördüğünü ve bu saldırılar yüzünden çok sayıda insanın evini terk etmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor.

Mali'deki gelişmeleri yakın takibe alan insan hakları kuruluşlarının verdiği bilgilere göre Fransız işgal güçleri ülkenin başkenti Bamako yakınlarında aynen Guantanamo'dakine benzer ve aynı uygulamaların gerçekleştirildiği bir toplama kampı oluşturmuş durumdalar. Merkezi Almanya'da bulunan Uluslararası Tehdit Altındaki Halkların Haklarını Savunma Örgütü (GfbV - Gesellschaft für bedrohte Völker International) bu konuyla ilgili bir rapor hazırladı. Bu raporun içeriğinden, Fransa'nın son çekilme oyunundan ve "işgalin beyaz elbiseli adamı" rolünü oynayan Kızılhaç'ın yardım numaralarından da müteakip yazımızda söz etmek istiyoruz.

Mali'deki Şeytan Üçgeni

13 Nisan 2013 Cumartesi, Yeni Akit

Mali'deki işgalin medya cephesi, halkın bu işgalden memnun olduğu ve işgal güçleriyle birlikte baskınlara, saldırılara katıldığı haberleri yayıyor. Saldırılara yerli güçler katılıyor elbette. Ama onlar halk iradesini yansıtanlar değil İslâmi hareket karşısında acziyetlerini ilan ederek sömürgeci güçlerin müdahalesini isteyen yerli işbirlikçilerdir. Ülkede oluşturulan şeytan üçgeninin de bir köşesini tutmuş durumdalar.

Ancak fiili işgalin gerçekleştiği kuzey bölgedeki halkın evlerini, yurtlarını terk edip komşu ülkelere ya da henüz işgal güçlerinin girmemiş olduğu bölgelere sığınma ihtiyacı duymaları askerî müdahaleden muzdarip olduklarını ve can güvenliklerini kaybettiklerini gözler önüne seriyor. Halkın askeri müdahaleden memnun olduğu ve İslâmcı gruplardan kaynaklanan baskı ve tehditten kurtulma, güvenliğe kavuşma rahatlığı yaşadıkları iddiasında bulunanların, İslâmî oluşumların siyasi hâkimiyeti yüzünden evlerini terk etme ihtiyacı duymayan bu insanların bugün işgalden dolayı niçin buna ihtiyaç duydukları, canlarını sağlama alabilmek için bütün mallarını geride bırakıp perişan halde mülteci kamplarına kendilerini atmak zorunda kaldıkları sorusuna cevap vermeleri gerekir.

İsterseniz bu soruya yine Avrupalı kuruluşların verdiği bilgilerden yararlanarak biz cevap verelim. Merkezi Almanya'da bulunan Uluslararası Tehdit Altındaki Halkların Haklarını Savunma Örgütü (GfbV) raporuna göre işgal güçleri yerli işbirlikçilerin de katkılarıyla başkent Bamako yakınlarında Guantanamo benzeri bir toplama ve işkence kampı kurmuşlar. Rapora göre işgal güçleri "İslâmcı" suçlamasıyla yakaladıklarını bu kampa götürüyorlar. Burası ABD'nin Guantanamo esir kampından farklı değil. Yerli güçlerin yardımıyla esirleri buraya götüren işgalci askerler onlara fiziki ve manevi işkence uyguluyor, kendilerini şiddetli bir şekilde dövüyor ve hakaret ediyorlar. Raporda buraya toplananların herhangi bir yargılamaya tabi tutulmadıkları, zaten ülkedeki işbirlikçi rejimin yargı mekanizmasının böyle bir imkân sunamayacağı, yerel yargının şartlarının çok kötü imkânlarının da son derece yetersiz olduğu dolayısıyla kampa getirilenlerin birçoğunun hangi sebepten buraya kapatıldığını bile bilmediği vurgulanıyor.

Üçgenin ikinci alt köşesini tutan ve "beyaz elbiseli adam" rolü oynayan Kızılhaç'ın "yardım faaliyetleri"ne destek temin etmek amacıyla verdiği bilgiler de soruyu cevaplandırıyor. Mültecilere yardım ve durumlarının kısmen iyileştirilmesi, saldırılarda yıkılanların onarımı için acilen kırk üç milyon dolara ihtiyacı olduğunu bildiren Kızılhaç'ın raporlarında yer alan bilgiler suçluyu ilan etmese de işgallerin neden olduğu tahribat ve yıkımı, dolayısıyla binlerce insanın mülteci kamplarına sığınmalarının sebebini ortaya koyuyor. Fakat işgalcinin kovduğuna Kızıhaç sahip çıkıyor, yine işgalcinin yıktığını o yapıyor. Böylece misyonerlerin Mali'de yıllardan beri başaramadıklarını bugün Kızılhaç yardımlarının gölgesinde başarabilecekleri konusunda iştahlarının kabarmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Üçgenin tepe köşesini tutan Fransa bundan önceki yazımızda da vurguladığımız üzere bu işgalde yalnız değil. İlginç olan gelişme ise Fransa'nın çekilme faaliyetini başlatması. Verilen bilgilere göre yüz askerini de çekti ve toplam dört bin askerinden üç binini çekme işlemini yıl sonuna kadar tamamlamayı planlıyor. Böylece 2014'te Mali'deki Fransız asker sayısı 1000'e düşmüş olacak.

Bu plan doğal olarak "Fransa işini bitirdi de mi çekiliyor?" sorusunu akla getiriyor. Ama öyle değil. Alınan bilgiler Fransız işgal güçlerinin önemli kayıplarından dolayı zorlandıklarını gösteriyor. O yüzden askerî yükün BM ve Afrika Birliği ile paylaşılması ve yıl sonuna kadar "barış gücü" adıyla 1200 BM askeri sokulması için irtibatları sürdürüyor. Benzer operasyonlara hedef olan diğer Afrika ülkelerinde yapıldığı gibi sıcak çatışma yükünün de Afrika Birliği vasıtasıyla kıta askerlerine yüklenmesi planlanıyor.

Müslüman halkın inanç ve değerlerini yönetime taşımak isteyenler "terörist" ama uluslararası emperyalizm hesabına gönderilen işgal güçleri "barış gücü". Gazetemizde Perşembe günü yayınlanan "Emperyalizmin Kavram Sömürüsü" başlıklı yazımızı okumadıysanız okumanızı öneriyorum.