Gazze'de Yaşanan Karışıklık ve Arafat'ın Çıkmazları

Ağustos 2004, Vuslat dergisi

Filistin, siyonist işgal ve bu işgalin sebep olduğu zulüm yüzünden sürekli gündemde. Ancak şimdiye kadar Filistin'le ilgili gündemi daha çok işgalci siyonistlerin saldırıları, insanlık dışı uygulamaları ve baskıları ile bu uygulamalara karşı duran, Filistin toprağının özgürlüğe kavuşması için savaşan direnişçilerin mücadeleleri belirliyordu. Hatta bu olaylar bir bakıma rutin yani gündelik hale geldiğinden artık kamuoyunun çok fazla ilgisini çekmez bir hale gelmişti de diyebiliriz.

Geçtiğimiz ay ise alışılmışın dışında birtakım gelişmeler yaşandı. Yasir Arafat'ın liderliğindeki özerk yönetimin bünyesinde önemli olaylar, kitlesel eylemler vuku buldu.

Bu olaylarla ilgili olarak medya organlarında muhtelif haberler ve değerlendirmeler yayınlandı. Ancak haberlerin olayların arka planı hakkında yeterince aydınlatıcı olmadığını sanıyoruz. Dolayısıyla bu ayki yazımızda bu konuyu biraz ayrıntılı ele almak, bize ayrılan sayfaların kalan kısmını da İslâm dünyasında yaşanan diğer önemli gelişmelerden seçtiklerimizle ilgili özet bilgiler vererek ve kısa tahlillerde bulunarak değerlendirmek istiyoruz.

Filistin'de özerk yönetimin uygulamalarından kaynaklanan sıkıntılar aslında yeni değildir. Ancak bu sıkıntılar ve bunlara sebep teşkil eden uygulamalar, gelişmeler şimdiye kadar sürekli işgalci siyonistlerin saldırılarının ve bu saldırılara karşı verilen mücadelelerin gölgesinde kaldı. Geçtiğimiz ay ise, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, söz konusu sancıların bir sosyal patlamaya dönüşmesiyle meydana gelen olaylar diğerlerini gölgede bıraktı ki bu da işgalcilerin işine yaradı.

Özerk yönetim bünyesindeki sıkıntılar ve sancılar iki yönlüydü. Bir yönü, bu yönetimin kontrolüne verilen tüm Filistin toplumunu doğrudan ilgileniyordu, bir yönü de ağırlıklı olarak bu yönetime hâkim kadroları oluşturan el-Fetih örgütünü ve tabanını ilgilendiriyordu. Ancak bu iki yön birbirinden bağımsız olmadığı gibi sonuçları da birbirlerini etkileyici nitelikteydi.

Tüm kitleyi etkileyen ciheti daha çok ahlâki çöküşle ilgiliydi. Bu çöküş de öncelikli olarak yönetimde yolsuzluk, rüşvet, toplumsal değerlere saygısızlık, davayla ilgili ilkeleri hafife alma ve maddi çıkarlara öncelik verme şeklinde kendini gösterdi. Böyle bir çöküş ve çözülme, siyonistlerin işlerini de kolaylaştırdı ve onlar özerk yönetim bünyesine adam sokma ya da sokmuş oldukları adamlarını biraz daha kritik noktalara yerleştirme imkânları elde ettiler. Hatta siyonistlerin özellikle son birkaç ay içinde Filistin direnişinin bazı öncülerini hedef alan cinayetlerini planlarken bu tür adamlardan istifade ettikleri biliniyordu. Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) da İsrail hesabına çalışan bu kişilerin tespit edilmesi ve gereken cezayla cezalandırılmaları konusunda özerk yönetim yetkililerini uyarmış, ama söze gelir bir sonuç alınamamıştı.

Özerk yönetim bünyesindeki ahlâki çözülme ve yolsuzlukların yaygınlaşması, yönetimin kadrolarını oluşturan el-Fetih örgütünün tabanında da rahatsızlığa ve kaygıya sebep oldu. Gerek bu uygulamalar ve gerekse maddi çıkar hatırına işgalci siyonistlerle göbek bağı kurmaktan çekinmeyen bazı kişilerin özerk yönetim bünyesinde özellikle de emniyet teşkilatında birtakım önemli mevkilere oturabilmiş olmaları el-Fetih tabanında ciddi rahatsızlıklara ve tepkilere sebep oldu.

Tabii söz konusu uygulamalardan ve belirtilen nitelikteki şahısların rahat çalışma fırsatı bulabilmelerinden rahatsız olanlar sadece el-Fetih'in tabanını oluşturanlar değildi. Ancak aşağıda da dile getireceğimiz üzere özellikle İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS), Filistinliler arasında fitneye yol açacak bir girişimden sürekli kaçındığından tepkilerini fiili eylemlere dönüştürmekten kaçınmayı tercih etti. Bu duyarlılığı diğer bazı oluşumların da gösterdiğini söyleyebiliriz.

Ancak söz konusu problemlerden kaynaklanan sancılar el-Fetih içinde bölünmeye yol açtı. Bu bölünmenin sebeplerinden biri de Arafat yönetiminin, işgalci siyonistlere bir kez daha masa başı görüşmeleri için fırsat verilmesini talep etmesi oldu. Bunun sağlanması için de tek taraflı olarak ateşkesin ilan edilmesi isteniyordu. El-Fetih'in askeri kanadı durumundaki el-Aksa Şehitleri Birlikleri ise herhangi bir garantisi olmayan tek taraflı ateşkese karşı çıkıyor, işgale karşı mücadelenin kararlı bir şekilde sürdürülmesini istiyordu.

Bütün bu sancılar ve tartışmalar sonuçta el-Fetih'te, başını özerk yönetimin lideri Arafat'ın çektiği gelenekçi kanat ile başını yeni kadronun çektiği reformcu kanadın ortaya çıkmasına sebep oldu. Reformcu kanat, yolsuzluklara elleri bulaşmış yahut işgalcilerle göbek bağı bulunan kişilerin tasfiye edilmesini, özerk yönetim içinde köklü bir değişim gerçekleştirilmesini istiyordu.

Yaşanan sancılar ve sıkıntılar, 15 Temmuz 2004 tarihinde özerk yönetimin Gazze bölgesindeki emniyet teşkilatının şefi Gazi el-Cubali'nin sol bir örgütün elemanları tarafından kaçırılmasıyla sosyal patlamaya dönüştü. El-Cubali boğazına kadar yolsuzluklara batmış biriydi. Onu kaçıranların amacı da bir rehin alma eylemi değil, kendilerini rahatsız eden gelişmelere ve uygulamalara dikkat çekmekti. Kaçıran grup adına açıklama yapan şahıs da: "Özerk yönetime bu işleri siz yapmıyorsanız, biz yapacağız demek istedik" dedi.

El-Cubali, kaçırıldıktan sadece birkaç saat sonra serbest bırakıldı. Bir gün sonra da Yasir Arafat'ın emriyle görevden alınarak yerine Saib el-Aciz tayin edildi. Ancak hemen ardından Arafat'ın amcasının oğlu Musa Arafat'ın Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nın başına geçirilmesi yeni tepkilere sebep oldu. Çünkü o da yolsuzluklara bulaşmış bir şahıstı. Tepkiler karşısında önce direnen Yasir Arafat sonuçta onu da bu görevinden almak zorunda kaldı. Ama emniyet teşkilatı bünyesinde tutmaya devam etti.

Filistin İslâmi hareketi, iç problemlerin ve sancıların şiddet olaylarıyla çözüme götürülmesi gibi bir tutuma başından itibaren karşı olduğundan Gazze'de geçtiğimiz ay meydana gelen olayların tamamen dışında kalmıştır. Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) yaptığı açıklamalarında şiddet eylemlerine, adam kaçırma olaylarına, özellikle de ses duyurma gerekçesiyle bazı Fransızların kaçırılmasına kesinlikle karşı olduğunu, bu eylemlerin Filistin davasına zarar verdiğini, Filistin halkının diğer halklarla ilişkilerini olumsuz yönde etkilediğini dile getirdi. Ayrıca HAMAS'ın Siyasi Birimi'nin başkanı Halid Meş'al, başta Arafat olmak üzere özerk yönetimin ileri gelenleriyle bağlantı kurarak kargaşaya son verilmesini, iç problemlerin karşılıklı görüşmeler ve diyalog yoluyla çözüme kavuşturulmasını talep etti.

Özerk yönetimin uygulamaları, bu yönetim içindeki ahlâki çöküş ve bu çöküşün sebep olduğu problemler elbette kabulü ve onayı mümkün olmayan problemlerdir. Aynı zamanda bu problemlerden birinci derecede Filistin halkı zarar görmektedir. Birtakım kişilerin ahlâki değerlerden ve davayla ilgili ilkelerden soyutlandıkları için işgalcilerle menfaat ilişkisi içine girmeleri birinci derecede Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine öncülük edenlere zarar vermiştir. Ancak ne yazık ki bu problemlerin yol açtığı toplumsal patlama ve kargaşa da işgalci siyonistlerin işine yaramıştır.

Filistinlilerin arasında fitne çıkması, onların birbirlerine düşürülmeleri ve direniş potansiyellerini, güçlerini kendi aralarında tüketmeleri işgalci siyonist devlet açısından her zaman önemli bir hedef olmuştur. İşgal devleti buna sebep olmak için şimdiye kadar pek çok sinsi yolu denedi. Şimdiye kadarki denemelerinde daha çok İslâmi hareketle diğer grupları birbirine düşürmeye çalıştı. Ancak İslâmi hareket bu konuda sürekli duyarlı ve dikkatli davrandığından başarılı olamadı. Ne var ki özerk yönetim içindeki sıkıntılar ve çözülme kendi altyapısını oluşturan kitlede ve kadrolarda böyle bir patlamaya sebep oldu.

Tabii yaşanan olaylar "acaba Filistinliler bir iç çatışmaya mı itiliyor?" şeklinde sorulara sebep oluyor. Biz bu olayların bir iç çatışmaya sebep olacağını düşünmüyoruz. Çünkü olaylar geniş tabanlı siyasi kesimlerin birbirine düşürülmesinden değil, aksine aynı görüşü paylaşan bir siyasi kesimin tabanıyla tavanı arasındaki çekişmeden kaynaklanmaktadır. Bu şartlarda, tepkiye maruz kalan tarafın tepki gösteren tarafın karşısına aynı dozda bir şiddetle çıkması söz konusu değildir. Dolayısıyla olayların bir çatışmaya dönüşmesi söz konusu değildir. Zaten geçtiğimiz ay meydana gelen olaylar da çatışma türünden olaylar değildi. Daha çok tepki gösteren tarafın biraz dozu yüksek protesto eylemlerinden ibaretti. Yani ortada bir iç çatışma zemini ve olayların iç çatışmaya doğru gitmesi ihtimali yoktur. Bu durum karşısında özerk yönetimin kendini gözden geçirmesinden ve bir uzlaşma zemini oluşturmasından başka bir seçenek bulunmamaktadır.

Gazze'de ve özerk yönetim bünyesinde bu gelişmeler yaşanırken işgal devleti iğrenç saldırılarını, yıkımlarını ve insanlık dışı uygulamalarını sürdürdü. Zaten söz konusu olaylar ona bir bakıma altın fırsat vermişti. Çünkü hem kendi uygulamalarının biraz gölgede kalmasına sebep olmuş, hem de Filistinlilerin aleyhine kullanabileceği bazı olumsuzluklar ortaya çıkmıştı. Bu arada Filistinlilerin belli bir kesiminin de olsa mücadele potansiyellerini bir başka yöne doğrultmaları onu rahatlatmıştı.

İslâm Dünyasından Notlar

Emperyalizm Sudan'dan Elini Çekmiyor

Sudan'ın başı, bağımsızlığına kavuştuğu günden buyana emperyalizmin geriye bıraktığı bir ayrılıkçı hareketle derttedir. Bu problem şimdiye kadar ülkenin maddi imkânlarını yiyip tükettiği gibi aynı zamanda çok sayıda can kaybına sebep oldu. Sudan yönetimi bu problemden kurtulmak amacıyla, ayrılıkçı örgütlerle masa başında bir çözüm bulabilmek için yoğun çabalar sarf etti. Bu çabalar önemli sonuçlar da verdi ve özellikle ayrılıkçı hareketin başını çeken Sudan Halk Kurtuluş Cephesi, Hartum yönetimiyle barış anlaşması imzalamayı kabul etti. Fakat başta ABD olmak üzere Sudan'ı sürekli kan ve çatışma çemberinin içinde tutmak isteyen çağdaş emperyalist güçler bu işten memnun kalmadılar ve bazı ayrılıkçı örgütlerle işbirliği yaparak çatışmayı batıdaki Darfur bölgesine taşıdılar. Çatışmaların Darfur'a taşınması ise bölgede can emniyetinin kalkmasına sebep oldu. Bu yüzden bölgede yaşayan insanlar kitleler halinde başka yerlere göç etmeye başladılar. Fakat ilginçtir ki sömürgeci güçler bizzat kendilerinin ateşledikleri bu fitneden dolayı Sudan yönetimini suçlu gösteriyor ve bu yönetime yükleniyor, tehditlerde bulunuyorlar.

Irak'ta "Egemenlik Devri" Oyunu

Irak'ta geçtiğimiz Haziran ayının sonunda "egemenlik" görünüşte Iraklılara devredildi. Ancak yapılan sadece işgalcilere yardım edecek yerli işbirlikçilere birtakım sıfatlar vermekten ibaretti. İslâm âlemi bu tür oyunlara daha önce birçok kez şahit oldu. Irak'ın işgalden tümüyle kurtarılması için mücadele edenler oyunu çok iyi bildiklerinden senaryoya aldanmadılar ve mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini bildirdiler. Gelişmeler de göstermelik egemenlik devri oyununun bir şeyi değiştirmediğini ortaya koyuyor.

ABD NATO'dan Umduğunu Alamadı

Afganistan ve Irak'ta iyice bataklığa saplanan ABD kendisine destek bulmak amacıyla NATO'dan istifade etmek için bu örgütün İstanbul'daki zirvesine bayağı önem verdi. Ama zirveden umduğu desteği alamadı. Çünkü NATO üyesi ülkelerin birçoğu ABD ile aynı bataklığa saplanmak ve onun çamurlarını temizlemek için kendilerini riske atmak istemiyorlardı.

İran Neden Hedefte?

Amerikan emperyalizminin İran'ı hedef alan sataşmaları ve tehditleri geçtiğimiz ay bayağı arttı. Tehditlerine bu kez nükleer silahlanma ile ilgili iddialarına ek olarak 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenlerin İran'dan da istifade ettikleri iddialarını ekledi. Görünen o ki Siyonistlerin antisemitizmi sürekli kullandıkları gibi ABD de 11 Eylül saldırılarını, her saldırı girişiminin ve tehdidinin malzemesi, gerekçesi olarak kullanmaya niyetli. ABD'nin İran'a yönelik tehditleri bazılarının "şimdi de hedefte İran var" yorumu yapmalarına sebep oldu. Oysa işin gerçeğinde ABD'nin bu tehditlerinin birinci amacı kaybetmekte olduğu psikolojik tehdit gücünü korumaktı.

Mısır'da "Mübarek Sonrası" Hesapları

Seksene merdiven dayayan Mısır cumhurbaşkanı Hüsni Mübarek'in bel fıtığından ameliyat olması bu ülkeyle ilgili olarak Mübarek sonrası hesaplarının yapılmasına sebep oldu. Gelişmeler ise Mübarek'in kendinden sonrası için oğlu Cemal Mübarek'i hazırladığını gösteriyor.

Arap Dünyasında Değişim Rüzgârları

Arap dünyasındaki totaliter rejimler bu sıralarda bir "değişim" ve "reform" telaşı içindeler. Ne var ki bu değişimde düşünce ve inanç özgürlüğüne pek pay ayrılmazken günah işleme ve bozgunculuk özgürlüğüne bayağı pay ayrılıyor. Çünkü işin içinde ABD baskılarının rolü var.

Af Suudi Arabistan'a Bir Şey Sağlamadı

Suudi Arabistan, ABD'nin dayatmalarından dolayı kendi ülkesindeki bazı oluşumlarla silahlı çatışmalara girdi. Bu çatışmalar ülkeyi bir şiddet rüzgârının ve çıkmazın içine sürükledi. Geçtiğimiz ay şiddete bulaşanları teslim olmaya teşvik amacıyla bir af ve pişmanlık genelgesi yayınladı. Ama bundan umduğunu elde edemedi. Çok az kişi bu genelgeden yararlanmak için teslim olurken polisle çatışmalar devam etti.

Yemen'de de ABD Hesabına Silahlı Çatışmalar

Ne yazık ki Yemen'deki yönetim de ABD'nin "terörle savaş" adını verdiği tasallut ve tahakküm savaşına destek verdiğini gösterebilmek için yersiz ve anlamsız bir çatışmaya girerek Suudi Arabistan gibi kendi eliyle kendini çağdaş emperyalizmin terör tuzağının içine attı.

Beyrut'ta Kudüs İttifakı

Geçtiğimiz Haziran ayı sonuna doğru Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta Kudüs davası için çalışan kurumların bir uluslar arası toplantısı oldu. "Kudüs İçin Çalışan Kurumlar Buluşması" adı verilen ve üç gün devam eden toplantı bu nitelikteki ilk toplantı özelliğini taşıyordu. Bizim de Filistin Dostları Girişimi'ni temsilen katıldığımız toplantıya otuz farklı ülkeden seksen kadar kuruluşun temsilcisi katılmıştı. Bu ilk toplantıda ağırlıklı olarak kurumlar kendilerini tanıttı ve yaptıkları faaliyetler hakkında bilgiler verdiler. Toplantı tanışma, çalışmalar hakkında bilgi alma, yeni tarzlar geliştirme ve ilerisi için bir ortak koordinasyon oluşturma açısından son derece faydalı oldu. Toplantıda Kudüs Müessesesi genel müdürü Dr. Muhammed Ekrem el-Adluni'nin başkanlığında bir ortak koordinasyon komitesi de oluşturuldu.

Türkiye-İsrail İlişkilerinde Kriz ve Olmert'in Ziyareti

İsrail işgal devletinin Filistin halkına yönelik şiddet uygulamaları ve bu halkın önderlerini hedef alan cinayetleri bütün vicdan sahiplerinin doğal tepkilerine sebep olmaktadır. Ne var ki işgal devleti bu tepkileri kaldıramamakta ve sürekli üste çıkmaya, zorla da olsa kendini haklı göstermeye çalışmaktadır. Bu yüzden, Türkiye'deki hükümetten kendisine yönelen tepkileri bir krize dönüştürerek yine üste çıkmaya ve Türkiye'yi kendi istediği noktaya çekmeye çalıştı. Ama bu çabası ona pek yaramayınca, işi biraz yoluna sokmak ve Türkiye'yle ilişkilerini yeniden eski mecrasına çekmek amacıyla başbakan yardımcısı Ehud Olmert'i Türkiye'ye gönderdi. Başbakan Tayyib Erdoğan her ne kadar Olmert'e randevu vermediyse de o yine de Türkiye'deki lobisinden istifade ederek önemli bir diplomatik atak yapmayı başarabildi. Bu yüzden hükümetteki bazı bakanlar ve cumhurbaşkanı ona yakın ilgi gösterdiler.

Bizden Notlar:

Biz burada geçtiğimiz ay içinde İslâm dünyasında meydana gelen gelişmelerden bazıları hakkında sadece özet bilgiler verebildik. Fakat bu konulardan bazıları hakkında muhtelif yayın organlarına daha ayrıntılı bilgiler içeren yazılar yazdık. Bu yazılarımızı Web sitemizde (www.vahdet.com.tr) bulabilirsiniz. Internet'ten istifade imkânları olanlara yukarıda özet halinde verdiğimiz konulardan bazıları hakkında aşağıdaki yazı ve dosyalarımızı incelemelerini tavsiye ediyoruz:

  1. Gazze hakkında genel bilgi, bu bölgenin yakın tarihi ve bugün karşı karşıya olduğu durum hakkında Ribat'ın Ağustos sayısı için yazdığımız "Gazze'nin Başına Gelenler" başlıklı dosyamızı,
  2. Gazze'de geçen ay meydana gelen olayların gelişme süreci ve HAMAS'ın açıklamaları hakkında "Gazze'de Neler Oluyor?" başlıklı dosyamızı,
  3. Sudan'ın Darfur bölgesinde meydana gelen olaylar hakkında "Darfur Meselesi" ve "Darfur'a Dünyanın Bakışı" başlıklı yazılarımızı,
  4. Irak'taki egemenlik devri hakkında "Egemenlik Devri Bir Oyun" başlıklı yazımızı,
  5. Mısır'da Mübarek sonrası hesaplar hakkında "Mısır'da Yönetim Değişikliği" başlıklı yazımızı,
  6. Arap dünyasındaki değişim rüzgârları hakkında "Arap Reformu" ve onu takip eden yazılarımızı,
  7. İran'a yöneltilen tehditler hakkında "Hedefte İran mı Var?" başlıklı yazımızı,
  8. "Olmert'in Türkiye Ziyareti" hakkında bu başlığı taşıyan yazımızı ve onunla bağlantılı diğer yazıları,
  9. Ayrıca son dönemdeki dinler arası diyalog tartışmaları ve misyonerlik hakkında "İslâm - Hıristiyan Diyalogu" başlıklı yazımızla devamındaki yazıları ve "Misyonerlik Bir Din Tebliği mi Yoksa Din Pazarlamacılığı mıdır?" başlıklı dosyamızı okuyabilirsiniz.

Bu yazıları Alfabetik İndeks'ten veya ilgili bölümden bulabilirsiniz. Birbirini izleyen yazılar için ise en alta müteakip yazının veya bağlantılı yazıların linkleri konmuştur.