Şaron Hüsni Mübarek'e Güveniyor

12 Haziran 2004 Cumartesi, Vakit gazetesi

Mısır kendisini Arap dünyasının lideri olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Bu arada Filistin meselesi de Arap dünyasının meselesi olarak gösterildiğinden Mısır kendisini onun da vasisi olarak görüyor. İşin gerçeğinde Mısır, Filistin davasına her zaman kazık atmış, oyun oynamıştır. Bunun yanı sıra Filistin meselesinin bir Arap - İsrail sorunu olarak lanse edilmesi de büyük bir yanıltma ve bu meseleyi İslâm âleminden tecrit politikasıdır.

Şaron hükümetinin Gazze'den çekilme planını uygulamaya koymadan önce Mısır üzerinde ısrarla durması ona son derece güvendiğinin bir göstergesidir. O bu tutumuyla, kendisinden boşalan yeri Hüsni Mübarek'in doldurabileceğine inandığını göstermektedir. Şaron'un ona bu derece güvenmesi onun çizgisini ve konumunu belirleme açısından düşündürücüdür.

Mısır yönetimi Gazze'ye burnunu sokmasını makul göstermek için yanıltma amaçlı birtakım iddiaları da gündeme getiriyor. Buna göre Mısır, işgalci Siyonistlerden Filistinlilere "iyi muamele" yapmalarını şart koşmuşmuş. Şu işe bakın ki Filistin direnişinin önünü kesmek amacıyla Gazze'de Şaron'dan sopayı devralmaya aday bir ülke güya işgalcilere, "Filistinlilere iyi muamelede bulunmalarını" şart koşmuş.

Bir diğer gerekçe ise Mısır'ın Gazze'yle tarihi bağının olduğu iddiası. Neymiş bu tarihi bağ? 1967 işgali öncesinde bu bölge Mısır kontrolündeydi. Oysa bu kontrol bir oyundu. 1948'de Siyonist işgal devleti kurulduğunda BM'in gerçekte büyük bir haksızlık ve gayri meşru işgale meşruiyet kazandırma amacı taşıyan taksim kararında, Gazze, Batı Yaka ve Doğu Kudüs, Filistin olarak gösteriliyordu. Ama Batı Yaka ve Doğu Kudüs'ü Ürdün, Gazze'yi de Mısır kontrol altına alarak Filistinlilerin buralarda müstakil devlet kurmalarını, kendi alt yapılarını oluşturmalarını, işgalci Siyonistler tarafından gasp edilen haklarını alma amacıyla teşkilatlanmalarını önlediler. Sonra 1967 Haziran'ında hem Ürdün hem de Mısır bir oyun olduğu gayet açık, göstermelik savaşla kontrol altında tuttukları Filistin bölgelerini işgalci Siyonistlere teslim ettiler. Ama 1948 - 67 arası dönemde o bölgelerde Filistinlilerin Siyonist işgale karşı güçlü bir direniş teşkilatı oluşturmalarını engellemeyi başardılar. Yani "tarihi bağ" dedikleri de tarihi bir ihanetten ibarettir.

Sonuç olarak şunu söyleyelim ki bugün İslâm âleminin kalbine saplanmış Siyonist işgalin devamında söz konusu ihanet rejimlerinin büyük payları bulunmaktadır. Bunlar zaten İslâm ümmetinin bütünlüğünü ve izzetini savunan ve temsil eden yapıya ihanet sonucu ortaya çıkmış rejimlerdir. Ama ne yazık ki onların ihanetleri, yalanı bir strateji haline getiren iletişim organları vasıtasıyla Filistin halkına mal ediliyor. Oysa Filistin halkı ve coğrafyası ihanet eden değil ihanete uğrayan taraftadır. Ama bir de kendilerine ihanet edenlerin ihanetleriyle suçlanmak suretiyle iki kez mağdur edilmektedirler. Oysa dün ihanet edenler bugün de ihanet ediyorlar. Hem İslâm âleminin izzetine ve bütünlüğüne, hem de bu âlemin öncelikli davası durumundaki Filistin davasına.

Not: Biz daha önce Mısır ve Ürdün'ün Filistin davasına ihanetleriyle ilgili ayrıntılı bir dosya hazırlamıştık. "İhanetin İki Kapısı" başlıklı bu dosyayı web sitemizde bulabilirsiniz.