Siyonist Vahşetin Tahlili

14 Mayıs 2001 Pazartesi

Haganah adlı siyonist terör örgütüne bağlı teröristler, İsrail'i işte bu teröristler kurmuştur. İsrail'in bir tür terör mekanizması olarak algılanması gerekir. Çünkü teröristler tarafından kurulmuştur, kuruluşundan itibaren sürekli teröristler tarafından yönetilmiştir, hâlen de teröristler tarafından yönetilmektedir. Gerek işgal altında tuttuğu topraklar üzerinde gerekse dünyanın değişik ülkelerinde sürekli terör eylemleri gerçekleştirmektedir.
İşgal güçlerinin Kudüs'ü işgali. Arap ülkelerinin liderlerinin ihanetleri sayesinde işgalciler kutsal Kudüs şehrini işgal etmeyi başarabilmişlerdir.
Yahudiler Avrupalılardan çektiklerinin acısını Filistinlilerden çıkarmak istiyorlar. Bu amaç için sergilenen vahşetten en büyük pay da kendilerini savunma gücünden tümüyle yoksun olan çocuklara düşüyor
Siyonist işgal devleti şiddet ve terör üzere kurulmuştur. Siyonist teröristlerin Kral Davud Oteli'ni havaya bombalamalarından sonraki manzara.
Siyonist vahşet kimseye insaf etmemektedir. Ancak siyonistler yahudilerin birtakım dini değerlerini istismar etmek amacıyla seçtikleri Filistin topraklarına yerleşebilmek için Avrupalının acısını Filistinliden çıkarmışlardır. Siyonizmin insafsızlığı ve vahşiliği de ilk etapta burada kendini göstermektedir. Bu vahşetten ve insafsızlıktan kadınlar da müstesna tutulmamakta, hatta bu vahştten en fazla pay alanlar kadınlar ve çocuklar olmaktadır.
Siyonist terörün yerle bir ettiği Kral Davud Oteli'nin enkazının altından insan cesetleri çıkarılıyor. Bu eylem Irgun terör örgütünün militanları tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu olayda 96 kişi öldü, 45 kişi de yaralandı. Ölenlerin 17'si de yahudiydi. Irgun militanları bu oteli örgütlerine ait bazı eylem planlarının bu otele götürülmesi dolayısıyla vesikaları yok etmek amacıyla havaya uçurmuşlardı.
Siyonist teröristler saldırı hazırlığında. Siyonistlerin gerçekleştirdiği katliamlardan ve terör eylemlerinden de anlaşılacağı üzere siyonist terör vahşette sınır tanımıyordu. Bundan dolayı savunmasız halkın psikolojik yönden yıpratılmasında ve onların yurtlarını terk ederek başka yerlere iltica etmeye zorlanmasında siyonist terörün önemli etkisi oluyordu. Siyonist terör örgütlerinin militanları genellikle İngiliz işgal güçleri tarafından eğitilmiş, ancak daha sonra İngiliz işgal güçlerinin de başlarına bela olmuşlardır.

Bu sıralarda islam dünyasında yaşanan en önemli gündem maddesi yine siyonist işgal devletinin sergilediği vahşettir. Bu vahşetle ilgili yorumumuzu Akit gazetesi için yazdığımız yazıda yapmaya çalışmıştık. Bu yazıda da söz konusu vahşeti sergileyen İsrail işgal devletinin ve onun arkasında duran siyonist vahşet anlayışının genel bir tahlilini yapmak istiyoruz.

İsrail Siyonizmin Bir Ürünüdür

İsrail, dünya kamuoyuna genel olarak bir "yahudi devleti" olarak yansıtılmaktadır. Gerçekte "yahudi ırkının üstünlüğü" anlayışı üzerine kurulmuş bir devlet olmakla birlikte ideolojik kimliği dini kimliğinden önce gelmektedir. Hatta bu özelliğinden dolayı ortodoks yahudiler İsrail'i Tevrat'ta vaad edilen yahudi otoritesi olarak görmezler.

İsrail'in ideolojik kimliğini doğal olarak siyonizm biçimlendirmiştir. Çünkü bu devlet ilk adımı 1897 Basel kongresiyle atılmış olan siyonist hareketin bir ürünüdür. Bu itibarla İsrail'in tarihini siyonist örgütlenmenin ortaya çıkmasından itibaren başlatmak daha yerinde olur. Dolayısıyla 29 Ağustos 1897 - 14 Mayıs 1948 arasındaki elli küsur yıllık dönem siyonizmin kendine bir devlet hazırlama sürecini, ondan sonrası bu devletin fiilen ortaya çıkma ve ayakta kalma sürecini oluşturmaktadır.

"Vaadedilmiş Topraklar" İnancı İstismar Edildi

Siyonist ideolojinin ortaya çıkmasında sürükleyici unsurların başında, Avrupa'da yaşayan yahudilerin gettolara sıkıştırılmış ve toplumdan tecrit edilmiş bir hayat yaşamaları ve Avrupa toplumlarında anti-semitizm denen yahudi düşmanlığının rahatsız edici derecede yaygınlık kazanmış olmasıydı. Siyonizmin fikir babaları bu durum karşısında bütün dünya yahudilerinin belli bir toprak parçası üzerinde bir araya getirilerek bağımsız bir yahudi devleti ve bu devleti ayakta tutacak bir yahudi toplum oluşturmak istediler. Ancak yahudilerin seçilecek toprak parçasına göç etmelerinin sağlanabilmesi için teşvik edici birtakım unsurların yakalanması gerekiyordu. İşte bunun için yahudilerin dini kaynaklarında "vaadedilmiş topraklar" olarak anılan bölgenin merkezi ve Tevrat'ta adları geçen peygamberlerin ve kralların çoğunun hayatlarını geçirdiği Filistin toprakları seçildi.

Ancak burada bir inceliğe dikkat çekmekte yarar görüyoruz: Yahudilerin dini kaynaklarında her ne kadar "vaadedilmiş topraklar"dan söz ediliyorsa da bu topraklara dönüşün Mehdi'nin gelişinden sonra gerçekleşeceği vurgulanmaktadır. Siyonizm yahudilikteki "vaadedilmiş topraklar" inancını istismar edebilmek için "Mehdi" inancını sümen altı etmiştir. Bundan dolayı da ortodoks yahudiler İsrail'in kuruluşunu Tevrat'ta vaadedilen "geriye dönüş" olarak görmemişlerdir hiçbir zaman.

İsrail'in Kurulması İçin Osmanlı Devleti Yıkıldı

Siyonistler, yahudilerin diaspora denilen dünyanın değişik yörelerine dağılmış haldeki yaşantılarına son verip belli bir bölgede bir araya gelmelerini sağlamak için en uygun toprak parçasının Filistin olduğu görüşü üzerinde ittifak ettikleri zaman bu toprakların bir sahibi vardı. O da, 1492'de İspanya'dan kaçan yahudilerin bir kurt gibi içinden yiyerek kendiliğinden yıkılmasını sağlamaya çalıştıkları ama her şeye rağmen o zaman hala bir dünya devleti kimliğini koruyan Osmanlı devletiydi. Siyonistler Filistin topraklarına demir atabilmek için önce bu devletten çok cazip karşılıklarla bir miktar toprak satın almak istediler. Ama yüz bulamayınca şunu düşündüler: "Bu toprakların şimdilik önemli bir sahibi var. Biz ne kadar cazip teklifler götürsek de bu sahip'ten bir şey koparamayacağız. Öyleyse bu sahib'i tarihe gömerek o toprakları sahipsiz hale getirmek zorundayız." İşte bu düşünce doğrultusunda bir yandan, 1492 göçüyle Osmanlı ağacının gövdesine soktukları kurtların ürettiği yeni kurtlardan daha hızlı çalışmalarını ve bu ağacı iyice çürütmek için gereken her şeyi yapmalarını istediler. Bir yandan da Osmanlı'yla rekabet halindeki dünya devletleriyle işbirliği yaparak bu devletlerin saldırılarını ve işgallerini artırmalarını sağladılar. Osmanlıyla rekabet halindeki devletler de bir yandan dışarıdan saldırmak suretiyle bir yandan da Osmanlı'nın hakim olduğu bölgelerdeki halklar arasına kavmiyetçilik fitnesi sokmak, bazı kişilere liderlik ve devlet başkanlığı vaad ederek Osmanlı'ya karşı ayaklanmalarını sağlamak suretiyle yoğun bir şekilde bu devleti tarihe gömme çabası içine girdiler. Sonuçta Osmanlı devleti yıkılarak sahipsiz hale getirilen Filistin toprakları İngilizler tarafından işgal edildi ve yahudi göçüne açıldı.

Bu tarihi gerçekleri görmek için Sykes - Picot anlaşmasını, Belfur deklarasyonunu, İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni oluşturanların kimlikleri ve faaliyetlerini, Şerif Hüseyin'le İngilizler arasındaki gizli anlaşmaları vs. incelememiz yeterlidir.

Avrupalının Acısını Filistinliden Çıkarmak

Siyonizm ideolojisinin ortaya çıkmasında en önemli etkenlerin yahudilerin Avrupa'da gettolara sıkıştırılmaları, diaspora ve anti-semitizm olduğunu yukarıda zikrettik. Ancak şunu belirtelim ki İslam alemindeki yahudiler hiçbir zaman getto hayatına mahkum edilmedikleri gibi Müslümanlar arasında da bir anti-semitizm hareketi asla görülmemiştir. Zaten bu kelimenin Batı kaynaklı olduğu bunun karşılığı olan "yahudi düşmanlığı"nın bir kavram olarak Müslüman toplumların dillerinde görülmediği ve akım olarak da hiçbir zaman ortaya çıkmadığı tarihi bir gerçektir.

Ancak siyonistler yahudilerin birtakım dini değerlerini istismar etmek amacıyla seçtikleri Filistin topraklarına yerleşebilmek için Avrupalının acısını Filistinliden çıkarmışlardır. Siyonizmin insafsızlığı ve vahşiliği de ilk etapta burada kendini göstermektedir.

Batı Siyonistlere Neden Yardım Etti?

Anti-semitizm ve yahudilerin kendilerinin üstün ırk oldukları inancı Batı'daki siyasi sistemlerin başını ağrıtan iki zıt akımdı. Bu iki akım arasındaki aktif ve pasif mücadele kendi toplumlarında siyasi ve sosyal bir istikrar sağlamak isteyen Batı devletlerini ciddi şekilde rahatsız ediyordu. Bu açıdan yahudilerin Avrupa'dan göç etmelerinin anti-semitizm ve yahudi ırkçılığının yol açtığı sorunları ortadan kaldıracağı düşünülüyordu. Bundan dolayı onların göç etmelerini sağlamak için bir toprak parçası hazırlama düşüncesi ve siyonistlerin de bu konuda kendilerine sundukları teklifler Batı devletlerine cazip geldi. Ayrıca o zaman Batı'nın İslam alemindeki sömürgeci politikalarının önünde en önemli engel olan Osmanlı devletinin ortadan kaldırılması için de siyonizmle işbirliğinin yararlı olacağı düşünüldü. Çünkü siyonistlerin yukarıda da söz ettiğimiz gibi 1492 İspanya sürgünü sonrasında Osmanlı devletinin içine soktukları kurtları vardı ve bu kurtlar Osmanlı ağacının içten kemirilmesinde önemli rol oynuyorlardı.

Gasp Şiddet ve Terörle Olur

Osmanlı devletinin yıkılmasıyla her ne kadar Filistin, devlet statüsündeki sahibinden mahrum bırakıldıysa da oralardaki mülklerin fert olarak sahipleri vardı. Siyonistler bu mülkleri sahiplerinden alabilmek için iki yola başvuruyorlardı: Çok cazip karşılıklarla satın almak ve gasp. Bazılarının sürekli gündemde tutmaya çalıştıkları Filistinlilerin kendi mülklerini yahudilerin cazip teklifleri karşılığında onlara sattıkları iddiası doğru değildir. Çünkü yahudilerin "satın alma" yoluyla mülk edinmede pek başarılı olamadıkları tarihi bir gerçektir. Zaten Filistinli ilim adamları da bunun önüne geçebilmek için yayınladıkları fetvalarla yoğun bir ilmi ve dini mücadele veriyorlardı.

Siyonistler "satın alma" metotlarında başarılı olamayınca daha çok gasp yoluyla toprak edinmek istediler. Gasp ise şiddet ve terörü gerektiren bir metottur. Çünkü kimse gönüllü olarak canının yongası ve yüreğinin bir parçası olan malını vermek istemez. Hatta kutsal olduğuna inanılan Filistin topraklarında gasp daha da zorlaşmaktadır. İnançlarına bağlı insanlar bu topraklara ihanet etmemek için hayatlarını feda etmekten çekinmezler ve çekinmemişlerdir de. Kitlesel dayanışma içindeki bir halk karşısında ferdi terör eylemlerinin de istenen sonucu veremeyeceği düşünüldüğünden örgütlü teröre başvuruldu. Bu yüzden siyonistler Filistin topraklarını oradaki halkın elinden zorla çekebilmek ve o toprakların asıl sahiplerini göçe zorlamak için çeşitli terör örgütleri oluşturdular. Bütün insani değerlerden soyutlanmış ve tam anlamıyla saldırganlık ruhuyla yetiştirilmiş militanların oluşturduğu bu terör örgütleri son derece vahşi katliamlar gerçekleştirmekten çekinmemişlerdir.

İşgalin Ellinci Yılında da Vahşet

İsrail'in Kuruluşunu Sağlayan Dört Ana Etken

İsrail'in kuruluşu tabii ki değişik çalışmalar sonucunda gerçekleştirilmiştir. Ancak buna imkan sağlayan dört ana etkeni özellikle zikretmek gerekir:

Birincisi: İslam hilafetinin ortadan kaldırılması suretiyle İslam aleminin küçük parçalara bölünmesi

İkincisi: Başta İngiltere olmak üzere Batı'nın siyonizme destek vermesi

Üçüncüsü: Siyonist terör

Dördüncüsü: Nazi fırtınası

Şimdi bu ana etkenler hakkında biraz daha tafsilatlı bilgiler vererek İsrail'in kuruluşunda ne gibi rollerinin olduğunu izah etmeye çalışalım:

İslam Aleminin Parçalanması

Tarih boyunca İslam aleminin birliğini genellikle hilafet müessesesi temsil etmiştir. Bu müessese resmi bir otorite sıfatı taşıyordu. Müslümanlardaki ümmet bilinci, bütün Müslümanların kardeş olduğu anlayışı da bu otoritenin etrafında birlik ve dayanışmayı sağlıyordu. Ancak Müslümanların arasına kavmiyetçilik fitnesinin girmesi, bunun sonucunda hilafet devletinin ortadan kaldırılması ve İslam coğrafyasının küçük parçalara ayrılması İslam toprakları üzerinde planlar yapanların işlerini kolaylaştırdı. Bundan dolayıdır ki Filistin halkı İngiliz işgali sonrasında başlayan yahudi akınına, siyonist terör örgütlerinin gerçekleştirdikleri gasp işlemlerine karşı mücadelelerinde yalnız kaldı, arkalarında kimseyi bulamadılar.

Batı'nın Siyonizme Desteği

Aslında siyonist terör örgütleri herhangi bir dış destek almadan Filistin halkının karşısına çıkmış olsalardı, bu halkın bütün yalnızlığına rağmen yine de başarısız kalacak ve kutsal Filistin toprakları üzerindeki planlarını uygulamaya geçirme amaçlarını gerçekleştiremeyeceklerdi. Ama başta o zamanın en güçlü sömürge devleti olan Büyük Britanya (İngiltere) olmak üzere bütün Batı'nın daha önce zikrettiğimiz sebeplerden dolayı siyonist terör örgütlerine destek vermeleri onların işlerini kolaylaştırmıştır. Çünkü saldırgan siyonistler ileri gelen sömürgeci güçlerden destek alırken karşılarındaki Filistinliler dünyadan tecrit edilmiş, sahipsiz ve desteksiz bir şekilde vatan savunması yapmak zorunda bırakılmışlardı.

Siyonist Terör

Siyonistlerin gerçekleştirdiği katliamlardan ve terör eylemlerinden de anlaşılacağı üzere siyonist terör vahşette sınır tanımıyordu. Bundan dolayı savunmasız halkın psikolojik yönden yıpratılmasında ve onların yurtlarını terk ederek başka yerlere iltica etmeye zorlanmasında siyonist terörün önemli etkisi oluyordu. Tabii ki bu şekilde göçe zorlanan halkın geriye bıraktığı mülklere de siyonist terör örgütleri el koyuyor ve buraları dünyanın değişik yörelerinden yani diasporadan getirtilen yahudi göçmenlere peşkeş çekiyordu.

Nazi Fırtınası

Hitler görünüşte aşırı derecede yahudi düşmanı biriydi. Ele geçirdiği yerlerdeki yahudileri toplu katliamlara maruz bırakıyordu. Ancak ilginçtir ki, Nazi tehdidi yahudilerin Filistin'e göçlerini hızlandırmaktan başka bir sonuç doğurmamıştır.

Daha sonra Yahudi Ajansı adını alan Dünya Siyonist Örgütü, yahudileri Filistin'e göçe teşvik etmek için çeşitli yollara başvuruyordu. Bu amaçla özellikle yahudi dini unsurlarını sonuna kadar değerlendiriyordu. İdeolojisinin adını da yahudilerce kutsal sayılan ve Kudüs'te yer alan Siyon dağının adından türetmesi de bu amaç içindi. Ancak şu bir gerçek ki, Filistin'e yahudi göçünü hiçbir şey Nazi tehdidi kadar hızlandıramamıştır. Ayrıca özellikle son dönemlerde yapılan araştırmalar ve ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy'nin yazdığı "İsrail Devletini Kuran Efsaneler" adlı eserinde de ortaya konan gerçekler Nazilerin iddia edildiği şekilde büyük çapta yahudi katliamları gerçekleştirmediklerini bu konudaki iddiaların çoğunun asılsız olduğunu ortaya koymuştur. Ancak Nazi hareketinin başlamasıyla birlikte koparılan fırtına Hitler'in yönetimine geçen veya onun başlattığı Nazi hareketinin tehdidi altındaki Almanya, Polonya, Romanya vs. gibi ülkelerdeki yahudilerin çekirge sürüleri gibi Filistin'e akın etmelerini sağlamıştır. Bu yüzdendir ki, 1933'e kadar göç edenlerle birlikte Filistin topraklarındaki yahudi sayısı yaklaşık olarak 185 bini bulmuşken, sadece 1933 - 36 arasındaki üç yıllık süre içerisinde toplam 165 bin yahudi bu topraklara göç etmiştir. 1933 öncesinde Filistin topraklarına yerleşen yahudilerin yaklaşık 60 binini Osmanlı döneminde yani 1918'e kadar yerleşmiş olanlar oluşturuyordu. Buna göre İngilizlerin her türlü kolaylığı göstermelerine ve Dünya Siyonist Örgütü'nün bütün teşviklerine rağmen 1918-33 arasındaki 15 yıl içinde toplam 125 bin yahudinin Filistin'e göç etmesine rağmen 1933 - 36 arasındaki üç yılda 165 bin yahudi göç etmiştir. Böylece üç yıllık süre içinde Filistin topraklarındaki yahudi sayısı neredeyse ikiye katlanmıştır. Nazi fırtınasının zorlamasıyla göç edenlerle, 1945'e kadar da Filistin topraklarındaki yahudi nüfus 800 bine ulaştı ve İsrail devleti işte bu nüfusla kuruldu. Bu itibarla İsrail'in asıl kurucusu Hitler'dir dense yanlış olmaz. Çünkü bu nüfus potansiyeli oluşmasaydı İsrail'in kurulması belki yüzyıllar alabilirdi.

İşin bir ilginç yönü daha var: Nazi fırtınasının kopmasıyla birlikte yahudiler üzerinde yoğun bir tehdit oluşmasına rağmen Nazi gençler, Almanya'nın büyük şehirlerinin sokaklarında dolaşarak yahudilere: "Nach Palestina (Filistin'e kaçın)!" diye bağırıyorlardı. Yani onlara ölümden kurtulmalarının yolunun Filistin'e kaçmaları olduğunu bildiriyorlardı. Böylece Dünya Siyonist Örgütü'nün dil dökerek Filistin'e çekemediği yahudileri Naziler tehdit yoluyla göçe zorlayabiliyorlardı. Bu olay da Nazilerin asıl amaçlarının yahudileri yok etmek değil Filistin'e göçe zorlamak olduğunu gösteriyordu. Bu gelişmeler Nazi hareketinin arkasında uluslararası siyonizmin bir parmağının olabileceği kanaatlerini te'yid etmektedir. Siyonistlerin Nazi hareketinin gerçek kimliğiyle ilgili tarihi ve belgesel araştırmalardan son derece rahatsız olmaları da bu yüzdendir. Nazi hareketi aynı zamanda, uluslararası siyonizme, yahudi halkını mağdur ve mazlum göstermek, dolayısıyla Filistin'e akın etmelerinin dünya kamuoyu nezdinde makul karşılanmasını sağlamak için iyi bir fırsat vermiştir. Dünya Siyonist Örgütü bu fırsatı çok iyi bir şekilde değerlendirerek 1933'te Prag'da gerçekleştirdiği toplantıda en kısa sürede "yahudi ulusal yurdu"nun kurulması için bütün gayretlerin ortaya konmasına karar vermiştir.