İsrail'in Savaşları

İsrail'in kuruluşunun ilanından birkaç saat sonra 14 - 15 Mayıs 1948 gecesi birinci Arap - İsrail savaşı başladı. Savaşın üçüncü gününde, 18 Mayıs 1948 tarihinde Akka, İsrail kuvvetlerinin eline geçti. Savaşın üçüncü haftasında dış güçlerin sağladıkları askeri destek sayesinde İsrail hava üstünlüğü sağlayarak önemli başarılar gerçekleştirdi. Kaynaklarda İsrail'e hava desteğinin Sovyetler tarafından sağlandığı ifade edilmektedir. İsrail dış güçlerin temin ettiği uçaklarla Suriye ve Ürdün'deki sivil hedefleri de bombaladı. (12)

İsrail, 1956 Ekim'inde İngiltere ve Fransa ile anlaşarak Mısır'a saldırdı. İngiltere ile Fransa'nın İsrail'i böyle bir saldırıya yöneltmelerinin sebebi daha önce istedikleri gibi kullandıkları Süveyş kanalının Mısır tarafından millileştirilmesiydi. İngiltere ve Fransa'yla ortak hareket eden İsrail bu saldırıda Gazze bölgesiyle Sina yarımadasını işgal etti. Ancak birtakım diplomatik sebeplerden dolayı 7 Mart 1957 tarihinde işgal ettiği bu topraklardan çekildi.

Arap - İsrail savaşlarının en geniş çaplısı Altı Gün Savaşı diye de anılan 1967 Haziran savaşıdır. Bu savaş İsrail'in 5 Haziran 1967 sabahı Mısır'a saldırmasıyla başladı. İsrail uçakları önce Akdeniz üzerinden Mısır'ın batı tarafındaki hava alanlarını bombalayarak üç saate yakın bir süre içinde 300 kadar Mısır askeri uçağını yerde imha ettiler. İsrail uçaklarının bu saldırı esnasında Akdeniz'deki Amerikan filosundan ikmal yaptıkları ileri sürülmüştür. Bunun yanı sıra şifahi birtakım rivayetlerde, Mısır hava kuvvetlerine sızmış ve üst düzey görevlere kadar yükselebilmiş bir İsrail ajanının bir önceki gece Mısır hava kuvvetlerinde çalışan bütün pilotlara ziyafet verdiği ve gece sabaha kadar onları eğlendirdiği, sabaha doğru pilotların dinlenmek üzere evlerine çekilmelerinden sonra da gizlice İsrail'e kaçtığı ifade edilmektedir. İsrail uçaklarının 5 Haziran sabahı erken saatlerde başlattıkları saldırıda hiç bir direnişle karşılaşmamaları ve Mısır radarlarının dinlenmeye çekilmiş olmaları söz konusu rivayeti doğrulamaktadır.

Mısır'ın bütün askeri uçaklarını üç saatlik bir süre içinde daha yerdeyken imha eden İsrail hemen ardından Gazze bölgesine ve Sina yarımadasına doğru karadan ve havadan saldırıya geçti. Mısır askerleri bu saldırı karşısında ciddi bir direniş göstermeden Gazze'yi ve Sina'yı İsrail'e teslim ettiler. Bu olayda zamanın Mısır devlet başkanı Cemal Abdünnasır'ın bir ihanetinin de söz konusu olduğu ileri sürülmektedir.

İsrail Mısır'ı etkisiz duruma getirdikten ve Süveyş kanalına kadar olan bütün toprakları ele geçirdikten sonra Ürdün ve Suriye tarafına yöneldi. Bu ülkeler tarafından da ciddi bir direnişle karşılaşmayan İsrail kuvvetleri Ürdün'den Batı Yaka'yı Suriye'den de Golan tepelerini işgal ettiler. O zaman Suriye hava kuvvetleri komutanı ve genel kurmay başkanı olan Hafız Esed'in devlet başkanı olma emelini gerçekleştirmek için ABD ile anlaşarak Golan tepelerini bile bile teslim ettiği ileri sürülmüştür. Golan tepelerinin coğrafi konumu ve stratejik durumu göz önüne getirildiğinde bu iddiaya hak vermemek mümkün değil.

1967 Haziran savaşından sonra, 22 Kasım 1967 tarihinde BM Güvenlik Konseyi Filistin meselesiyle ve İsrail'in son işgalleriyle ilgili 242 sayılı bir karar çıkardı. Kararın metni İsrail'e dost olarak bilinen ve 1956 Süveyş Savaşı'nda İsrail'le ortak hareket eden İngiltere ve Fransa tarafından hazırlanmıştı. Karar İsrail'e 1948'de işgal ettiği sınırlar içinde yaşama hakkı tanıyor ancak 1967 Haziran savaşında işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngörüyordu. Yani BM siyonist İsrail yönetiminin 1948'de işgal ettiği toprakların tamamı üzerinde bu ülkenin hakimiyetini meşrulaştırmak için bir kılıf bulmuş oluyordu. Üstelik bunu barış yanlılığı ve bölge ülkelerinin tümünün meşru haklarının savunulması gibi göstererek. Mısır, Lübnan, Ürdün ve İsrail bu kararı kabul etti. Ancak FKÖ ve Suriye reddetti. Golan tepelerini bile bile İsrail'e teslim ettiği kuvvetli ihtimal olan Suriye'nin bu karara karşı çıkmasının biraz göstermelik olduğu sonraki yıllarda izlediği politikalarla daha da netlik kazandı.

1968 yılında Ürdün Nehri vadisinde ve Doğu Yaka denilen bölgede bulunan ve halkının çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu el-Kerame kasabasına İsrail ordusu tarafından büyük bir saldırı düzenlendi. O zaman el-Kerame'nin yönetimi Ürdün'ün elinde olmasına rağmen Ürdün ordusu bu kasabayı savunmak için hiçbir direniş göstermedi. Ancak Filistinliler kahramanca savunmada bulunarak İsrail askerlerini geri çekilmeye zorladılar. Tarihe Kerame Savaşı diye geçen bu çarpışmada İsrail kuvvetleri önemli kayıplar verdiler. Bu savaşta Ürdün ordusunun ve hükümetinin hiçbir etkinliğinin olmamasına rağmen Ürdün yönetimi kazanılan zaferi dünyaya kendi zaferi gibi göstermekten geri kalmadı.

Yom Kippur Savaşı olarak bilinen Ekim 1973 savaşında İsrail kuvvetleri herhangi bir başarı elde edemediler. Bu savaşın ardından 21 Ekim 1973 tarihinde BM Güvenlik Konseyi tarafından taraflar arasında barışa gidilmesini öngören 338 sayılı bir karar çıkarıldı. Metni ABD ve SSCB tarafından hazırlanan bu karar 1967 tarihli ve 242 sayılı kararı te'yid ediyordu.

1978 yılında Arap ülkelerinin başını çeken Mısır'ın devlet başkanı Enver Sadat İsrail'le Camp David anlaşması olarak bilinen barış anlaşmasını imzaladı. Anlaşma yahudi asıllı ABD dışişleri bakanı Henri Kessenger'in aracılığıyla gerçekleşmişti. Anlaşmaya göre İsrail 1967 Haziran savaşında işgal ettiği Sina yarımadasından çekilecek buna karşılık Mısır, İsrail'i resmen tanıyacak ve onunla diplomatik ilişkilerini başlatacaktı. Anlaşma Gazze ve Batı Yaka bölgeleri hakkında ise tam bir açıklık getirmiyordu. Camp David anlaşması İsrail'e işgal ettiği Filistin toprakları üzerinde meşruiyet kazandırma anlamına geliyordu. Bunun yanı sıra bu anlaşmayla İsrail, Arap ülkelerinin en güçlülerinden sayılan Mısır'ı devre dışı bırakmış olacaktı. Böylece İsrail, Mısır tarafını güvenceye aldığından Filistinliler üzerine daha fazla yüklenme imkanı bulacaktı.

Arap ülkeleri başlangıçta Camp David anlaşmasına tepki gösterdiler ve Mısır'la ikili ilişkileri kesme kararı aldılar. Ancak bu boykot uzun sürmedi ve ABD'nin oyunlarıyla Arap ülkelerinin Mısır'a karşı uyguladıkları boykot kademe kademe kırıldı.

İsrail 1982 yılında Lübnan'a yerleşmiş bulunan Filistin direniş güçlerini oradan çıkarmak için kara, hava ve deniz kuvvetleriyle bir saldırı düzenledi. 1982'de Lübnan'a yönelik saldırılar 21 Nisan tarihinde Damur çevresine yapılan büyük bombardımanla başladı. 3 Haziran'da İsrail'in Londra büyükelçisinin bir saldırı sonucu yaralanmasın İsrail'in Lübnan'ı işgal planını devreye sokması için fırsat oldu. Aslında söz konusu saldırı olayını izleyen gelişmeler bu olayın bir provokasyon olduğu intibaı uyandırmaktadır. Nitekim İsrail bazı planlarını gerçekleştirebilmek için bu tür provokasyonlara başvurmaktan ve kendi adamlarını siyasi emelleri uğrunda feda etmekten hiçbir zaman çekinmemiştir. Londra büyükelçisine yönelik saldırıdan Filistinlileri sorumlu tutan İsrail, 3 Haziran'da Batı Beyrut'un dış mahallelerinde bulunan ve Filistinliler tarafından kullanılan bir stadyuma ve Güney Lübnan'daki Filistin mevzilerine şiddetli hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıda 80 kişi öldü, 100'den fazla insan da yaralandı. İsrail kuvvetleri, bu olaydan üç gün sonra da Lübnan sınırlarını geçerek bu ülkeyi işgal hareketini başlattılar. 80 bin yahudi askerden oluşan İsrail kuvvetleri Haziran sonuna kadar Beyrut havaalanına ulaştılar. Filistinliler bu işgale karşı sayıları az olmasına rağmen siyonist güçlere karşı güçlü bir savunmada bulundular. Ancak arkalarında devlet desteği olmayan ve sayıları 7 - 8 bin kadar olan Filistinli gerillalar geriye doğru çekilmek zorunda kaldılar ve Batı Beyrut'ta kuşatma altına alındılar. İsrail kuvvetleri Lübnan'daki hıristiyan falanjist güçlerden destek ve yardım alıyorlardı. Bunun yanı sıra yine bir hıristiyan olan Lübnan cumhurbaşkanı İlyas Sarkis de İsrail kuvvetlerine yardımcı oluyordu. Bu işgal sonrasında bütün dünyanın yalnız bıraktığı Filistinli gerillalar Lübnan'ı terk etmek zorunda kaldılar. İsrail, Lübnan'daki kuvvetlerini ancak 1985 Şubat'ından itibaren kademeli olarak geriye çekmeye başlamıştır. (13) İsrail bu işgalden sonra kuzey sınırını emniyete almak amacıyla Güney Lübnan'da bir emniyet bölgesi oluşturdu ve bu bölgeye mensuplarını hıristiyanların oluşturduğu Güney Lübnan Ordusu adını verdiği bir ordu yerleştirdi. Bugün bu ordu Antuvan Luhad adındaki bir hıristiyanın komutasında Lübnan'daki Müslümanların saldırılarına karşı İsrail'in kuzey sınırını korumaya ve İsrail adına Müslüman mevzilerine saldırılar düzenlemeye devam etmektedir.

İsrail kuvvetleri bu tarihten sonra da Lübnan'a yönelik saldırılar ve kısmi işgal hareketleri gerçekleştirmiştir. Siyonist İsrail yönetiminin Lübnan karşısında bu kadar rahat hareket edebilmesinin en önemli sebebi bu ülkenin 1975'te başlayan iç savaştan sonra bir türlü istikrar kazanamamasıdır. Bir diğer sebep de ülkedeki hıristiyan falanjistlerin siyonistlere her fırsatta destek olmalarıdır. Bunun yanı sıra Lübnan üzerinde söz sahibi olan ve bu ülkede asker bulunduran Suriye'nin İsrail saldırıları karşısında ciddi bir direniş göstermemesi de İsrail'in işini kolaylaştırmaktadır.

Şimdi bir terör devleti olan İsrail'in ve siyonistlerin zulüm ve baskı uygulamalarına kısaca temas edelim.