Mescidi Aksa Ateşi İşgalciyi de Yakar

7 Kasım 2014 Cuma, Yeni Akit

Gazetemizde geçen hafta yayınlanan son yazımızda Mescidi Aksa ve Kudüs'e yönelik tehlikeli gelişmeleri ve işgalcilerin provokatif faaliyetlerini dile getirmiştik.

Çarşamba günü işgalciler arsızlık ve azgınlıklarını zirveye tırmandırarak, normalde bereketli Filistin topraklarını ve Kudüs'ü de kirleten postallarıyla Mescidi Aksa'nın mihrabına kadar girdi, Kur'an-ı Kerim'i yere attı, Müslümanlara vahşice saldırdı, kadınlara karşı terbiyesizlik yaptılar.

Fakat Mescidi Aksa karşısında bu kadar aşırı gitmelerinin, işgalden bu yana ilk olduğunun medya organlarında dile getirilmesi olayları gündelik takip etmeyenler tarafından eksik ve hatalı anlaşılabiliyor. Siyonistlerin bu bölgeyi işgallerinden beri ilk kez Mescidi Aksa'ya baskın düzenledikleri sanılıyor. Oysa daha önce de birçok baskınları oldu. Bu külliyeyi ortadan kaldırıp yerine Siyon Mabedi adını verdikleri hayali yahudi mabedini inşa etme amaçlı çalışmaları ise işgalden beri sürüyor.

İşgalciler bundan önceki baskınlarında Müslümanların her zaman pırıl pırıl ve tertemiz tuttukları mihraba postallarıyla girme, o necis ayaklarıyla minberini tekmeleme, kitaplıklarındaki mushafları yerlere savurma, içeride namaz kılanlara saldırma, ümmet adına onun ilk kıblesinin murabıtlığını yapan kadınlara iğrenç bir şekilde sataşma cesareti gösterememişlerdi. Sebebi ise bütün bunlara saygı göstermeleri ve Müslümanların kutsal mekânlarıyla ilgili kurallarına riayet etmeleri değil gelecek tepkilerden korkmalarıydı.

Şimdi bunu yapma cesareti gösterebilmeleri, Kudüs ve Filistin halkının tepkisiz kalacağını düşündükleri anlamına gelmez. Fakat o halkın tepkisiyle zaten işgalin başlangıcından beri karşı karşıya olduklarını, zaman zaman da provokatif baskınlarla ona yönelik şiddetin trendini artırmanın şartlarını oluşturmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorlar.

İşgal rejiminin ve onun silahlı güçlerinin, yine bu silahlı güçler tarafından korunan radikal siyonist grupların bu derece cüretkâr davranabilmesinin en önemli sebebi İslâm âleminin tepkisizliğidir.

İşgal rejimi, İslâm âleminin tepkisini ölçmek için Mescidi Aksa'yı hedef alan şiddet ve baskısını tedrici bir şekilde artırdı. 30 Ekim Perşembe günü tüm Mescidi Aksa külliyesini asker ve polis kuşatmasına alarak ibadete tamamen kapatması da 1967 işgalinden bu yana bir ilk idi.

Normalde BM kararlarına göre Mescidi Aksa üzerindeki yetkiler Ürdün'e aittir ve bu yetkilerinden dolayı işgal rejiminin burayı ibadete kapatması karşısında devreye girmesi gerekir. Ama hiçbir girişimde bulunmadı. Arap ülkelerindeki diğer dikta rejimleri de kendi canlarının derdinde ve halkların özgürlük ümitlerini tamamen yok edebilmek için fitne savaşlarını yönlendirmekle ve finanse etmekle meşguller. Kendi saltanatlarını koruyabilmek için küresel güçlerle işbirliği yapıyor, onlar da karşılığında işgalci siyonistin tüm aşırılıklarına sessiz kalmalarını istiyorlar. Dikta rejimleri de halklarının istediklerini yapmamak için küresel güçlerin tüm isteklerini yerine getiriyorlar.

Zulüm rejimlerinin iyice vahşileşmesinden kaynaklanan sıkıntılar tüm Müslüman halkların zihinlerini meşgul ettiğinden halklar da bu sıralarda kendi başlarının derdiyle uğraşmak zorunda bırakılmış durumdalar. Dolayısıyla işgalcilerin Mescidi Aksa'ya yönelik tehditleri karşısında yeterince duyarlılık gösteremiyorlar. Duyarlılık göstermeye kalkışanların önleri de küresel güçlerin işaretleriyle oturup kalkan diktatörlerin polis şiddetiyle kesiliyor. İşgalci de böyle bir fırsatı yakalamışken kaçırmak istemiyor ve Mescidi Aksa'yı hedef alan azgınlığını iyice zirveye tırmandırıyor.

Fakat işgalci siyonist, İslam âleminin durumunu bir fırsat olarak değerlendirmeye kalkışmakla yanılıyor. Çünkü Mescidi Aksa'ya yönelecek bir ateş işgalciyi de yakacaktır. Bunu kasap Şaron'un Eylül 2000 sonunda bu kutsal mabede düzenlediği baskının ardından patlak veren Aksa intifadası ortaya koyduğu gibi Çarşamba günü işgalcilerin azgınlıklarını zirveye tırmandırmalarının hemen ardından gerçekleştirilen iki önemli şehadet eylemi de gözler önüne serdi.

Bu eylemlerin işgalcilere ne gibi mesajlar verdiği ve Mescidi Aksa'ya karşı ümmetin görevi hakkında değerlendirmelerimizi inşallah müteakip yazımızda dile getireceğiz.

Kudüs'te Savunulan Ümmetin Onurudur

8 Kasım 2014 Cumartesi, Yeni Akit

İşgalci siyonistlerin Mescidi Aksa'ya vahşi baskınlarının, orada Müslümanların kendi canlarından üstün bildikleri kutsal değerlerine, kitaplarına, haremlerine çirkince saldırılmasının, namaz esnasında insanlarına karşı ahlâksızlık yapılmasının, kadınlarına alçakça saldırılmasının ardından Kudüs ve el-Halil'de gerçekleştirilen şehadet eylemleri doğal bir tepkidir. İşgalci siyonist bütün bu saldırıları silahına güvenerek yapıyor. Onun karşısında da kutsal mekânlarını, haremini ve namusunu silahtan yoksun olarak savunmak zorunda bırakılmış bir halk var. Dolayısıyla canını feda ederek bu savunmayı yapmak zorunda kalıyor. Gerektiğinde arabasını silah olarak kullanıyor.

O sebeple işgalci saldırganlara karşı Filistinli direnişçinin de arabasıyla şehadet eylemi gerçekleştirmesi şartların getirdiği sonuçtur. İtiraz edenlerin ya Müslümanların harem mescitlerini, kutsal mekânlarını, ilk kıblelerini hedef alan katillerin elinden de silahı almaları ya da bu kutsal mekânları korumak için kendi bedenlerini siper edinmek, canlarını feda etmek zorunda olanların ellerine de silah vermeleri gerekir. Gazze'de topraklarını, değerlerini ve namuslarını savunan direnişçilerin ellerindeki silah gücü işgalcilerin elindekine oranla çok daha zayıf olduğu ve işgalci de silahı hiçbir ölçü tanımadan kullandığı halde yine de direnişin elinde biraz karşı koyma gücünün bulunması Allah'ın izniyle düşmanın haremlerine girmesini engellemelerini ve onu direnişin şartları doğrultusunda ateşkese zorlamalarını sağlamıştır.

İşgalci siyonist Mescidi Aksa'yı hedef alan saldırılarında şiddeti tedrici bir şekilde artırması durumunda baskın çıkacağını umuyordu. Ama ümmet adına bu mekânların murabıtlığını, bekçiliğini yapan fedakâr nesil ona bu fırsatı yine vermedi. Özellikle Kudüs ve el-Halil'de iki fedakâr gencin işgalci polis ekiplerinin beklediği duraklara yönelik olarak araçlarıyla gerçekleştirdikleri feda eylemleri, bu topraklarda gayri meşru hâkimiyetlerini sürdürmeleri için silah üstünlüğüne sahip olmalarının yeterli olacağını düşünen işgalcileri yeniden ölüm korkusunun kuşatması anlamına geliyor.

Bunu özellikle eylemlerden sonra durakların önüne beton bloklar inşa etme kararı almaları gösteriyor. Çünkü askerlerinin ve polislerinin o duraklarda beklerken bir yandan da karşılarındaki araçlardan birinin adeta savaş tankı gibi üstlerine doğru gelebileceği endişesiyle ve sürekli ölüm korkusuyla titreyeceklerini tahmin ediyorlar.

Fakat Filistin halkının kararlı direnişi karşısında Büyük İsrail ideallerini de rafa kaldırmaları anlamına gelen ırkçı ayrım duvarını inşa ederek kendilerini beton duvarlar içine kapatan siyonistlerin şimdi de duraklarda beton blokların arkasına sığınma ihtiyacı duymaları düşündürücü. Ama Müslümanların haremlerini kirletme amaçlı saldırılarında ısrarlı olurlarsa o haremleri korumak için her şeyi göze alabilen ve katillerin hayatı sevdiklerinden daha çok şehadeti seven fedakârlar onlara ulaşmanın yeni yollarını bulurlar. Sonra çözümü betonla çevrili tünellerde arayabilirler.

Ancak orada ümmetin onurunu, kutsal mekânlarını savunan, bunun için canlarını feda eden direnişçilerin ümmet tarafından da yalnız bırakılmaması, Mescidi Aksa'ya sahip çıkmanın bir ortak görev olduğunun unutulmaması gerekir.

En başta Mescidi Aksa'ya sahip çıkma ve işgalcinin saldırılarını protesto amacıyla düzenlenen eylemleri basite almamalı ve "bir kişiyle ne artar, ne eksilir" şeklindeki yanlış düşünceyle kendi kişisel katkımızı küçümsememeli, bu etkinliklere katılmalıyız.

Ortak bilinç ve duyarlılık ile yürütülecek faaliyetlere de destek vermeliyiz. Örneğin işgalciye destek veren kuruluşları boykotu yaygınlaştırabiliriz. Bugün bu tavır yeterince etkisini gösteremiyorsa birçoklarının kendi konumlarını küçümsemelerinden ve "benimle ne değişir?" hatasına kapılmalarından ileri geliyor. Aynı şey maddi destek için de söz konusudur. Oysa büyük yekûna küçük parçaları birleştirerek ulaşabiliriz.

İrtibatlı Yazılar:

  • Kudüs'te Tehlikeli Gelişmeler
  • Aksa İntifadası Yıldönümünde Mescidi Aksa
  • Esirler Günü ve Esir Mescidi Aksa
  • Mescidi Aksa'ya yönelik tehditlerde artış
  • Mescidi Aksa'ya "Paylaştırma" Tuzağı
  • Siyonist vahşetin Gazze saldırısını unuttunuz mu?

    Siyonistin Savaş Nöbeti