Yeni Şafak gazetesinden Nuriye Çakmak'ın Ahmet Varol ile röportajı
Saldırıların artış gösterdiği doğru mudur?
İşgal güçleri, İslâm âleminin dikkatlerinin Arap dünyasındaki dikta rejimlerine karşı başlatılan halk hareketlerine yönelmesinden özellikle de son dönemde Suriye ve Mısır üzerinde yoğunlaşmasından istifade ederek Mescidi Aksa'yı hedef alan saldırı ve baskınlarını artırdılar. Bu baskınlarda çoğunlukla radikal yahudi gruplarından yararlanılıyor. Fakat onların bütün bu baskın ve saldırıları düzenlemede kendilerini bu derece cüretkâr hissedebilmelerinin sebebi işgal devletinin silahlı güçlerinin kendilerini himaye etmesidir. Bu himaye aynı zamanda teşvik anlamı taşıyor. Baskınların planlı ve organize bir şekilde gerçekleştirildiğine işaret eden pek çok delil var.
Bunun olası sebepleri neler olabilir?
Bütün bu baskın ve saldırıların tek amacı Mescidi Aksa'nın yahudi mabedine dönüştürülmesi planlarının önünün açılmasıdır. İşgalciler başlangıçta onu yıkarak yerine bir yahudi mabedi inşa etmeyi amaçlıyordu. Bu amaçla çeşitli taktiklere başvurdular. Fakat bunun kendileri için ağıra oturacağını gördükleri anlaşılıyor. O yüzden el-Halil şehrindeki Hz. İbrahim Camisi'yle ilgili tecrübelerinden yararlanarak Mescidi Aksa'yı kademeli bir şekilde yahudi mabedine dönüştürme planını devreye soktular. Söz konusu planla bugün Hz. İbrahim Camisi'nin üçte ikisini havraya dönüştürmüş durumdalar. Aynı planı Mescidi Aksa üzerinde uygulayabilmek için bu mabedi yahudilerle Müslümanlar arasında paylaştırmayı öneren bir yasa tasarısını parlamento gündemine aldılar. Kabul edip uygulamaya geçirmenin altyapısını hazırlamak için söz konusu yahudi gruplarını öne sürerek sık sık baskın düzenliyorlar. Amaç yahudilerin bu mabetle ilgili talepleri olduğu ve ısrarlı davrandıkları mesajı vererek gerekçe oluşturmaktır.
İsrail’in bu konuda yeni bir siyaset izlemeye başladığını ve bunun süreceğini söyleyebilir miyiz?
Yeni siyaseti Mescidi Aksa külliyesini yıkarak yerine sinagog inşa etmek değil üzerinde yahudilerin de hakkı olduğu iddiasıyla sinagoga dönüştürmektir. Yeni siyasetini devreye soktu. Bu siyasette radikal yahudi gruplar sadece piyondur. Asıl siyaseti hazırlayan ve uygulamaya geçiren işgal yönetiminin bizzat kendisidir. İslâm âleminin özellikle Arap dünyasının durumunu da bir fırsat olarak değerlendiriyor.
Saldırıların sürmesi beraberinde neleri getirebilir?
İşgal yönetimi saldırıları, Mescidi Aksa külliyesini paylaştırma yasasına gerekçe yapmak istiyor. Müslümanlar arka planda bu amaç olduğunu iyi biliyor ve tedbirliler. Baskınların önüne geçmek için mümkün mertebe Aksa'yı boş bırakmamaya ve namazlarını burada kılmaya çalışıyorlar. Buna karşı işgal yönetimi de bir tedbir alarak özellikle erkeklere yaş sınırı koyuyor ve bazen elli yaşın, bazen kırk yaşın altındakileri içeri sokmuyor. Bu uygulamalar da çatışmalara neden oluyor. Maksat belli olduğu için Müslümanlar kutsal mabetlerine sahip çıkmada ısrarlılıklarını sürdürecekler. İşgal devletinin saldırgan tutumu ise gerginliğe neden olacaktır.
Üçüncü intifada ile ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?
İşgal yönetiminin Mescidi Aksa külliyesini paylaştırmakla ilgili yasa tasarısını parlamentoda kabul etmesi ve uygulamaya geçirmeye kalkışması durumunda Müslümanlar buna kesinlikle fiili bir tepkiyle karşılık vereceklerdir. Bu tepkinin küçük çaplı olacağını da sanmıyoruz. İşgal güçlerinin tavrı tepkinin bütün bir halk tabanına yansımasına bu da yeni bir intifadanın patlak vermesine neden olabilir. Bilindiği üzere Aksa İntifadası 2000 yılında yine Mescidi Aksa'yı hedef alan ve Beyrut kasabı adıyla tarihe geçen Ariel Şaron'un öncülüğünde gerçekleştirilen bir baskın sebebiyle patlak vermişti.
Bu saldırılara tepki bağlamında İslam dünyası neler geliştirebilir ve geliştirmelidir?
Mescidi Aksa'yı hedef alan oyun son derece tehlikeli ve geniş çaplı bir oyundur. İslâm'ın ilk kıblesine ve harem mescitlerin üçüncüsüne sahip çıkma sorumluluğu sadece Kudüs'te yahut Filistin'de yaşayanların sorumluluğu değildir. Bu ümmetin ortak sorumluluğudur. Bunun için çalışma üç boyutlu olmalıdır. Birincisi dış politikalara yansıyacak ve kutsal mabedi yahudi mabedine dönüştürmeye kalkışmanın son derece tehlikeli gelişmeleri beraberinde getireceğini işgal yönetimine hatırlatmakla başlayacak uyarılarla ve tepkilerle kendini gösterecektir. İkinci boyutunu sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde yürütülecek tepki ve uyarılar oluşturacaktır. Üçüncü boyut ise asla ihmal edilmemesi gereken medya boyutudur. Kamuoyunu bilgilendirme ve işgalcileri uyarma konusunda medya organlarına büyük görev düşüyor.