İşgalcilerin Cibaliya'ya yönelik ilk saldırılarının amacı Filistinlileri moral yönünden iyice yıpratmak ve direniş güçlerini kırmaktı. Ama işgalci saldırganların umdukları olmadı. Filistinli direnişçiler bu ilk saldırının ardından hemen hızla harekete geçerek ellerindeki silahlarla işgalcilere karşı direnişe ve mücadeleye geçtiler.
İşgalci saldırganlar, Filistinlilerin direniş ve mücadele güçlerini yıpratmaya çalışırken mücahitler 30 Eylül 2004 sabahı gerçekleştirdikleri bir eylemle üç işgalci askeri öldürerek saldırganlara ağır bir darbe vurmayı başardılar. Eylem Gazze'nin kuzeyindeki Aliye Seyna Yahudi yerleşim merkezini korumaya çalışan işgalci askerlere karşı gerçekleştirildi ve bu eylem saldırgan askerlere karşı aynı zamanda önemli bir psikolojik darbe oldu.

Gazze'den Çekilme Oyunu

8 Ekim 2004 Cuma, Vakit gazetesi

HAMAS'ın askeri kanadının Gazze'deki direnişi ve bir önceki yazımızda üzerinde durduğumuz vakıa işgalci Siyonist devletin Gazze'de kurmuş olduğu yerleşim merkezlerini önemli bir çıkmazın içine sürüklemişti. Bu arada şunu da ifade edelim ki işgal devletinin bu yerleşim merkezlerini kurmasının asıl amacı da hem Akdeniz kıyısını hem de Gazze bölgesini sıkı bir askeri denetim altına almaktı. Bu itibarla söz konusu yerleşim merkezlerinin kuruluş amacı sivil değil askeriydi.

Ne var ki Gazze'de yükselen direniş işgalci devleti, askeri prestijini ve tehdit gücünü sarsan bir vakıayla karşı karşıya getirdi. Bunun üzerine "Gazze'den çekilme" planını gündeme getirerek bir taktik oynamaya başladı. Bu taktiğinde, Siyonist devleti yakından tanıyanların önceki tecrübelerden bildikleri birkaç oyunu iç içe çevirmeye çalıştı.

Çekilme planında çevirmek istediği birinci oyun, onu dünya kamuoyuna bir barış ve çözüme yanaşma olarak lanse etmesiydi. Oysa onu zorlayan sebep Filistin direnişi ve sürekli gözlerden uzak tutulan vakıaydı. Ama bu vakıaya binaen çekildiğini lanse etmesi önemli bir yenilgi ilanı anlamına gelecekti.

İkinci oyunu ise bu planı bir pazarlık aracı olarak kullanma çabasıydı. Gazze'den çekilme karşılığında özerk yönetimden ve Mısır başta olmak üzere çeşitli Arap ülkelerinden HAMAS'ın askeri kanadının dağıtılmasını, silahlarının toplatılmasını, silah temin etme yollarının tamamen kapatılmasını, bu hareketin tümüyle dağıtılması mümkün değilse, el-Fetih'le özerk yönetimin parlamentosu ve belediyeleri için yarışan siyasi parti haline dönüştürülmesini istedi. Bunun için gerek Mısır'ın ve gerek Arafat'ın bazı girişimleri oldu, ama HAMAS kesinlikle bir adım bile geri adım atmamaktaki ısrarını sürdürdü. Mısır ve Arafat da çok fazla üzerine gitmediler, çünkü üzerine gitmeleri durumunda bunun Filistin'de ve genel olarak Arap dünyasında aleyhlerine bir kamuoyu oluşmasına yol açacağını biliyorlardı. Arafat'ın da zaten böyle bir şeyin gerçekleşmesine çok fazla arzulu olduğunu sanmıyoruz. Bu yüzden belki onun girişimleri de: "Bakın ben isteneni yaptım ama bir sonuç çıkmadı" diyebilmek için başvurulan taktikti.

Bizim tahminimize göre burada oyun içine derc edilen bir önemli oyun da şuydu: İşin gerçeğinde İsrail, Gazze'den çekilmeye niyetli değildi. Çünkü böyle bir şeyin Gazze'deki riskin içeriye doğru ilerlemesine ve Mısır sınır kapısıyla Akdeniz kıyısının kontrolünün elinden çıkmasına sebep olacağını biliyordu. Ama bir yandan da kendisini zorlayan tehlike büyüyordu. İşte bu tehlikeyi bertaraf etmek için çekilme planını bir aldatmaca olarak kullanmak, bunun ön şartı olarak da yukarıda zikrettiğimiz şeylerin gerçekleşmesini sağlamak istiyordu. Şartın tahakkuk etmesi durumunda ise "nasıl olsa tehlike ortadan kalktı" diyerek, kendi içinde yaşadığı birtakım problemleri, muhalefetleri gerekçe göstererek çekilme planını belirsiz bir tarihe ertelemesi mümkündü. Bundan dolayı kendi siyasi mekanizmasında çekilme planına şiddetle karşı çıkan, böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda hükümeti devirme, kitlesel protestolarla Şaron'u sarsma tehditlerinde bulunan sert muhalefeti saklı tutuyor, bu muhalefetin önünü kesmek için herhangi bir girişimde bulunmuyordu. İsrail'in şimdiye kadar imzaladığı tüm anlaşmaları, kendi amaçları tahakkuk ettikten sonra veya anlaşma metninde yazılı olmasa da kendi gizli hedeflerinin gerçekleşmemesi durumunda tamamen rafa kaldırdığını, hiçbir şekilde nazar-ı itibara almadığını Madrid sürecinde yaşanan tecrübeler gösterdi.

Devamı için tıklayınız

/a>