İsrail Vahşeti ve Zinni'nin Sözde Barış Atağı

Nisan 2002, Vuslat

 
 
 

Siyonist işgalciler geçtiğimiz ayın başlarında Filistin halkına yönelik şiddet ve vahşeti iyice zirveye tırmandırdılar. Normalde zaten hiçbir insani değere saygı göstermeyen ve vahşette sınır tanımayan siyonistler geçtiğimiz ayın başlarında gerçekleştirdikleri vahşi saldırılarda çok sayıda savunmasız insanı vahşice öldürdüler. Bunların çoğunu da 15 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyordu ki aralarında bebek yaşta olanlar da vardı. Zaten siyonist saldırganlar Aksa İntifadası'nın başladığı tarihten buyana sürekli çocukları hedef almayı ve onları vahşice öldürmeyi adet haline getirmişlerdir.

İşgalcilerin geçtiğimiz ayın başlarında şiddet ve vahşeti bu derece tırmandırmalarının iki önemli sebebi vardı:

Birincisi kendi içinde yaşadığı bazı önemli problemleri küllendirerek Filistin direnişine yüklenmek ve söz konusu problemlerin temel sebebi olarak görülen Filistin direnişini ezmeye çalışmak. Çünkü özellikle Şubat ortalarında Filistinli direnişçilerin gerçekleştirdiği eylemler İsrail işgal devletinin kendi içinde ciddi ve önemli problemler yaşamasına sebep olmuştu. Çok sayıda İsrail subayı Gazze ve Batı Yaka bölgelerinde görev yapmak istemediklerine dair dilekçeler vermişlerdi. Bazı subaylar Tel Aviv'de etkili bir protesto gösterisi düzenlemişlerdi. Yine sol bir partinin öncülüğünde Tel Aviv'de gerçekleştirilen ve binlerce kişinin katıldığı gösteride İsrail'in 4 Haziran 1967 sınırlarına geri çekilmesi istenmişti. Ayrıca Filistinlilerin direniş eylemleri sebebiyle Filistin topraklarından göçün hızlandığı gerçeği daha etkili bir şekilde tartışılır olmuştu. Bu ve benzeri problemler İsrail işgal devletini telaşlandırmış, o kendi geleceğini tartışır hale gelmişti. Bu gelişmeler işgal devletinin Filistin topraklarında da Güney Lübnan benzeri bir bataklığa sürüklendiğinin haberini veriyordu. İşte bu gelişmeler yüzünden endişeye kapılan ve yaşananlardan rahatsız olan işgal yönetimi dikkatleri başka bir yöne çekmek, söz konusu protestoların ve tartışmaların önünü kesmek, onları biraz daha ateşli bir savaşın içine sürüklemek, bir yandan da bütün bu problemlerin sebebi olarak görülen Filistin direnişini yıpratmak amacıyla vahşi saldırıları, cinayetleri, katliamları, işgalleri, kuşatmaları artırdı.

İkinci önemli bir sebep de Zinni'nin girişimlerine kıymet ve itibar kazandırmaktı. Çünkü ABD'nin Ortadoğu özel temsilcisi Anthony Zinni'nin o günlerden sonra bölgeye bir ziyaret düzenleme planı vardı. Bu itibarla İsrail işgal devletinin şiddet ve vahşeti tırmandırmasıyla birlikte ABD'nin güya savaşı durdurmak, şiddetin dozunu düşürmek için yapacağı girişim daha bir kıymet kazanacaktı. Hatta o günlerde özerk yönetimin lideri Arafat ve bazı Arap ülkeleri ABD'ye İsrail'i durdurması için çağrılar yaptılar. Bütün bu çağrılar ABD'nin girişimlerine daha da kıymet kazandırıyordu. Dolayısıyla işgal devleti ABD temsilcisinin girişimine daha çok kıymet kazandırmak için vahşeti özellikle tırmandırıyordu.

İşin gerçeğinde ABD yönetimi İsrail işgal devletinin sergilediği vahşete her yönden ortaktır. Birinci olarak ABD, işgalci siyonistleri maddi yönden sürekli destekleyerek onların güçlenmelerini sağlamaktadır. ABD'nin desteği sadece para akıtmaktan ibaret de değildir. Askeri teçhizat ve silah yardımı konusunda İsrail işgal devletini en çok destekleyen ABD'dir. ABD, işgalcilere aynı zamanda diplomatik yönden de destek vererek ona insanlık dışı saldırıları konusunda cesaret kazandırmaktadır. Nitekim bu tutum ABD başkan yardımcısı Cheney'nin Ortadoğu turu sırasında gerçekleştirdiği "İsrail ziyareti"nde de kendini gösterdi. Cheney, bu ziyareti esnasında yaptığı tüm açıklamalarda siyonist saldırganlara cesaret verip onun tüm vahşi saldırılarını mazur göstermeye çalışırken Filistin tarafını bütün yaşananların sorumlusu gibi göstermek için özel gayret sarf etti. Oysa işgalci saldırganların ABD özel temsilcisi Anthony Zinni'nin ziyareti öncesinde iyice zirveye tırmandırdıkları iğrenç saldırılarında ne kadar büyük bir vahşet sergilediklerini bütün dünya gördü. Hal böyleyken Cheney önce, Arafat'tan şiddeti durdurması için bir kez daha talepte bulunacağını ifade ederek, Arafat'ın şahsında Filistin tarafını suçlu göstermeye, olan bitenlerin sorumlusu olarak Filistinlileri göstermeye çalıştı. Daha sonra da Arafat'ın ancak baskılarla yola gelebileceği iddiasında bulunarak işgalci siyonistlerin vahşi saldırılarını haklı ve mazur gösterme yoluna gitti. İşte siyonist saldırganlara cesaret veren de ABD'nin bu tutumudur. ABD'nin verdiği bu destek ve cesaret sebebiyle kendini rahat hisseden işgalci saldırganlar ise kundaktaki bebeklere varıncaya kadar yüzlerce savunmasız insanı hunharca katletme, insanların evlerini başlarına yıkma, onları öz yurtlarında zavallı ve perişan hale sokma konusunda kendilerini son derece rahat hissetmektedirler. Bu açıdan baktığımızda ABD'nin siyonistlerin vahşi saldırılarına ortak olduklarını rahatça söyleyebiliriz. ABD, Filistin topraklarında yaşanan olaylar karşısındaki tutumunda her zaman akı kara karayı ise ak olarak göstermeye çalışıyor. Böyle bir tutum içindeki ABD'nin gönderdiği Ortadoğu özel temsilcisinin Filistin topraklarında adil ve kalıcı bir barışı sağlaması mümkün müdür? ABD'nin asıl amacı da zaten bölgeye barışı getirmek ve şiddeti durdurmak değil İsrail'i içine düştüğü girdaptan kurtarmaktır. İsrail'in içine düştüğü girdaptan ise biraz önce söz ettik. Bu girdap siyonist saldırganların vahşeti tırmandırdığı günlerde biraz gündem dışına itildi. Ama ardından yeniden gündeme gelmeye ve tartışılmaya başlandı.

Bu arada şunu da hatırlatalım ki işgalci siyonistler, Zinni'nin geldiği günlerde özerk yönetim bölgelerindeki işgal kuvvetlerini çekmeye başladıklarına dair haberler yayarak medya organlarını kullanmak suretiyle dünya kamuoyunu yanıltmışlardır. Gerçekte o günlerde de vahşi saldırılarını, işgallerini ve kuşatmalarını çeşitli şekillerde sürdürüyorlardı. Ancak sergilenen vahşetin kendilerini de çıkmaza sürüklediğini gördüklerinden kısmen vahşetin derecesini düşürmüşlerdir. Buna rağmen Zinni'nin Filistin topraklarında bulunduğu günlerde de birçok saldırı gerçekleştirmiş, birçok insanı öldürmüş, birçoklarını yaralamış, çok sayıda insanı evlerine baskınlar düzenleyerek tutuklamış ve bazı ailelerin evlerini yıkmışlardır. İşgalcilerin bu saldırılarına karşılık doğal olarak Filistinlilerin direniş eylemleri de devam etmiştir. Dolayısıyla Filistin topraklarına yerleştirilen yahudi göçmenlerdeki can güvenliği krizi ve bu krizin yol açtığı psikolojik problemler de devam etmiştir. Hatta bu problemler gerek askeri istihbaratın ve gerekse polis teşkilatının hazırladığı raporlarda gündeme getirilmiştir.