27 Ocak 2002 Pazar
![]() |
| 22 Ocak 2002 Tarihinde Nablus'ta Şehit Edilen Dört HAMAS Mensubunun işgalci saldırganlar tarafından paramparça edilen cesetleri. İşgalci saldırganlar onları öldürmekle yetinmemiş içlerindeki bütün kin ve nefret duygularını kusmak için cesetlerini kurşun yağmuruna tutarak parçalamış, tanınmaz hale getirmişlerdi |
![]() |
| Siyonist vahşet insanlık dışı saldırılarını dünya kamuoyuna misilleme olarak kabul ettirmeye çalışıyor |
İsrail işgal devletinin başbakanı ve Beyrut kasabı adıyla ün kazanan Ariel Şaron'un Filistin halkına yönelik saldırıları son zamanlarda yeniden artmaya ve şiddetlenmeye başladı. Fakat bu saldırılardan söz edilirken genellikle "misilleme" terimi kullanılmaktadır. Bu ifade adeta işgal devletinin saldırılarına dolaylı bir şekilde meşruiyet kazandırıyor. Hal böyle olunca insanlar işgal devletinin saldırılarındaki vahşeti tam olarak göremiyor veya görseler bile belli gerekçelere dayandığı zannına kapılabiliyorlar. Oysa işin gerçeğinde İsrail her zaman için fitili çeken taraftır. Hatta bir buçuk yıldan beridir devam etmekte olan Aksa İntifadası'nın fitilini çeken taraf da İsrail olmuştur. Dolayısıyla asıl misilleme yapan taraf Filistin tarafıdır. Ama ne yazık ki çağdaş emperyalizmin güdümündeki medya vasıtasıyla dünya kamuoyunun yanıltılması, insanların gözlerine perde çekilmesi söz konusu olmaktadır.
Son günlerde yaşanan gelişmelerde de İsrail işgal devleti her zaman fitili çeken taraf olmuştur. Örneğin geçtiğimiz haftalarda bir ara kısmen sular durulur gibi olmuş, çok fazla sıcak olaylar yaşanmaz olmuştu. Ama biri birden Şaron yönetimi el-Fetih örgütünün askeri kanadı durumundaki el-Aksa Şehitleri Birlikleri'nin Tulkerem sorumlusu Raid el-Keremi'yi vahşi bir cinayetle şehit etti. İşgal devleti bundan önceki benzer cinayetlerinin hiçbirinin cevapsız kalmadığını biliyordu. Dolayısıyla bu cinayete de bir şekilde karşılık verileceğini tahmin edebilirdi. Buna rağmen Ariel Şaron'un cinayetler yoluyla Filistin'deki direniş liderlerini tasfiye politikasında ısrar etmesi sebebiyle söz konusu vahşi cinayet gerçekleştirildi. Bu cinayetin ardından da el-Aksa Şehitleri Birlikleri, Hadira'da bir düğün salonunun basılması eylemini gerçekleştirdi ki bu eylem yahudi göçmenlerde ciddi bir sarsıntıya ve telaşa sebep oldu. İşgal devleti bu olayın ardından da misilleme yaptığı iddiasıyla Batı Yaka'nın muhtelif şehirlerini işgal etti, halka çeşitli şekillerde zarar verdi. Ne var ki medyanın yanıltması sebebiyle halk gelişmelerin fitilini çeken vahşi cinayeti unuttu ve hadiselerin sanki Hadira eylemiyle başladığı, İsrail'in de bu eyleme karşı misilleme yaptığı zannına kapıldı.
Aynı şey HAMAS'ın eylemleri açısından da söz konusudur. İşgal güçleri Batı Yaka'nın Nablus şehrine girdikleri sırada bir daireye baskın düzenleyerek HAMAS'ın askeri kanadının dört ileri gelenini şehit ettiler. Bu olayın ardından da Gazze'de yine hareketin ileri gelenlerinden bir kişi öldürüldü. HAMAS daha önce yaptığı açıklamalarda Şaron'un cinayetlerine mutlaka sert bir şekilde cevap verileceğini bildirmişti. Nitekim söz konusu cinayetlerin ardından muhtelif yerlerde eylemler gerçekleştirildi. İşgal devleti de bu eylemlere "misilleme" yaptığı iddiasıyla saldırılar düzenledi. Oysa gerçekleştirilen eylemler kendisine karşı bir misillemeydi ve fitili çeken taraf da kendisi olmuştu.
Hadiselere basiretli bir şekilde bakanların bu gerçeği görmeleri ve işgal devletinin çıkarlarına hizmet eden medya organlarının maksatlı yanıltmaları karşısında uyanık olmaları gerekir.