Beşinci Yılında Suriye Direnişi

Nisan 2015, Ribat

Zulme Başkaldırının Suriye Açılımı

Arap dünyasında zulüm rejimlerine karşı özgürlük ve hak talebiyle halkların başkaldırı hareketlerinin Suriye'ye doğru kayması bazı endişelere neden olmasıyla beraber gayet doğal bir gelişmeydi.

Endişelere neden olması Suriye'deki rejimin arkasında bazı bölgesel ve uluslararası güçlerin hesaplarının olmasından, onların bu rejimin devrilmesini istemeyecekleri için müdahale edebilecekleri kanaatinden kaynaklanıyordu. Bunda üç farklı cephenin hesapları birleşiyordu. Bir yanda Şii kimliğini yeni yayılmacılığın aracı olarak kullanmak suretiyle İslâm dünyası üzerinde yeni bir saltanat kurmaya çalışan İran'ın, bir yanda sosyalist ideolojiyi yayma döneminde Arap dünyasıyla özellikle de sol yönetimlerle iyi köprüler kurmuş ve bunu kaybetmek istemeyen Rusya'nın, bir yanda da Suriye'ye İslamî bir yönetim gelmesinin siyonist işgalin geleceği için ciddi tehlike arz edeceğini dolayısıyla Baas'ın sultasının sürmesinin İslâmi bir değişim sürecine kapı açmaktan iyi olacağını düşünen ABD'nin hesapları vardı.

Başkaldırının Suriye'ye doğru kaymasının doğal olması ise Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Bahreyn'de toplumları meydanlara çıkmaya iten sebeplerin Suriye'de kat kat fazlasıyla bulunmasından ileri geliyordu.

Bu iki etkenden birincisi hareketin Suriye üzerinden değil tıkanmanın yaşanmayacağı ülkeler üzerinden sürdürülmesini ve Suriye'ye daha sonra gelinmesini işin mantığına ve maslahata daha uygun kılıyordu. Ama hadiseler bir yerlerden organize edilerek değil tamamen sosyal sebeplerin etkisiyle ve doğal şartlarda cereyan ettiğinden halkı meydanlara dökülmeye yönelten etkenlerin baskın çıktığı Suriye'ye hızla yansıdı. Bu durum direnişi kirletmek amacıyla ortaya atılan komplo teorilerinin tutarsızlığını ve Baas zulmünü korumaya alma amaçlı propaganda savaşına malzeme üretilmesi için ortaya atıldığını gösteriyordu.

Suriye'deki direniş ve başkaldırının hak ve talep açısından diğerlerinden farkı yoktu. Ama uluslararası ve bölgesel güçlerin damarına bastı, hesaplarını bozdu. Diğer ülkelerde olduğu gibi burada da meydanlara çıkanlar zulme karşı durmayı ve meşru haklarını almayı amaçlıyorlardı. Ama hesapları bozulanlar mazlumu suçlu, katili haklı çıkarmak için her aşamada kendilerine bir tutanak bulmaya çalıştılar.

Zulüm gerçeğinin aslında Suriye'de diğerlerine nispetle daha belirgin olduğunu gizleyebilmek için buradaki rejimin emperyalizmin hedefinde olduğu yalanının arkasına sığınmaya çalıştılar.

Olayların başlamasının üzerinden geçen dört yılın sonunda ortaya çıkan durum ve artık çok daha belirgin hale gelen kirli işbirliği söz konusu iddiaların arkasına sığınarak Baas zulmünü savunanlarla emperyalizmin hesaplarının ortak olduğunu gösterdi. Biz de zulme başkaldırının beşinci yılına girmesi münasebetiyle zulmün farklı kanatlarının Baas rejiminin arkasında kurduğu ittifaka ve havadan saldırı düzenleyen koalisyon güçleriyle Şii kutsallarını istismar yoluyla dünyanın dört bir yanından topladığı gençlerle yeni Şebbiha çeteleri oluşturan İran'ın aslında aynı hedefi vurdukları gerçeğini dile getirmek istiyoruz. Ancak ondan önce zulüm ve katliamların dört yılı hakkında fikir veren bilgilerin bir özetini sunmakta yarar görüyoruz.

Suriye'deki Zulmün Dört Yılı

Suriye'deki zulme başkaldırının beşinci yılına girmesi münasebetiyle hazırlanan raporlara göre bu süre içinde savaşta ölenlerin sayısı 215 bini buldu. Bunların sivilleri, rejim güçlerinden olanları, rejim güçlerine destek amacıyla gönderilen yabancı milislere ve direniş güçlerine mensup olanları hakkında farklı kaynaklar tarafından farklı rakamlar veriliyor. Ancak verilen bilgilerin üzerinde ittifak ettiği husus sivillerin büyük çoğunluğu oluşturduğu. Onların da tamamına yakınını zulüm güçleri tarafından öldürülenler oluşturuyor.

Zulüm güçleri tarafından öldürülenler arasında sivillerin oranının çok fazla olmasının sebebi Baas ve destekçilerinin halkın tümünü düşman addetmeleri ve özellikle kontrollerinden çıkan bölgeleri hedef gözetmeden vurmaları. Toplu imha silahlarının çokça kullanmasının da bunda büyük payı var.

Öldürülenler arasında zulüm rejimi zindanlarında uygulanan işkenceler yüzünden hayatlarını kaybedenler de önemli bir yekûn teşkil ediyor. Kaynaklarda verilen bilgilere göre işkence yüzünden hayatlarını kaybedenlerin sayısı on bini geçti.

Hâlen zulüm zindanlarında tutulanların sayısı ise 215 bini buluyor. Onların arasında da on bine yakın çocuk var. Esaret altında olanların çok kötü şartlarda tutulduklarını ve sürekli insanlık dışı muamelelere, aşağılayıcı uygulamalara ve işkencelere maruz kaldıklarını buralardan çıkabilenlerin ya da yapılan operasyonlarda kurtarılabilenlerin aktardığı bilgiler ortaya koyuyor.

İnsan hakları raporları, operasyonlarda saldırıya uğrayan veya esir edilen kadınlara yönelik çok sayıda tecavüz olayı yaşandığını ortaya koydu. Tecavüzlere çoğunlukla kadınları itirafa zorlamak, kendilerinden birtakım özel bilgileri alabilmek amacıyla bir tür işkence ve tehdit yöntemi olarak başvuruluyor. Bazen de intikam ve sadece işkence amacıyla başvuruluyor.

Saldırı ve şiddetin tüm halkı kuşatması sebebiyle ülke halkının yüzde yetmişten fazlası yer değiştirmek zorunda kaldı. Bunların bir kısmı ülke içinde bir bölgeden başka bölgeye göç ederek yer değiştirdi. Önemli bir kısmı da tamamen ülkelerini terk ederek başka ülkelere iltica etti.

Savaşın yol açtığı maddi hasar ise tam olarak tespit edilmiş olmasa da çok büyük miktarlarda olduğu tahmin ediliyor. Savaş sebebiyle maddi yönden etkilenmeyen bir tek kişinin bulunmadığı ve ülke nüfûsunun neredeyse tamamının bir deprem sarsıntısı geçirmiş kadar zarar gördüğü tahmin edilebiliyor.

Genel Katliamlar ve Yasak Silahların Kullanımı

Zulüm güçlerinin saldırılarında birçok kez toplu katliam yaptıkları biliniyor. Bunların birçoğu Suriye'deki gelişmeleri izlemeye alan insan hakları kuruluşlarının ve muhtelif sivil toplum kurumlarının raporlarına geçti. Bunlar içinde en büyük can kaybına neden olan da Doğu Guta katliamı oldu. Doğu Guta katliamı Suriye'nin Srebrenitza katliamı olarak tanımlanıyor.

Bu kadar çok toplu katliam yapılmasının sebebi ise uluslararası anlaşmalarda yasaklanmış olan toplu imha silahlarının ve kimyasal bombaların sıkça kullanılmasıdır. Doğu Guta katliamının da bu türden bombalarla gerçekleştirildiği ve öldürülenlerin roketlere, şarapnel parçalarına hedef olarak ya da yıkıntılar altında kalarak değil kimyasal maddelerin tesiriyle ve oksijen yetersizliğinden hayatlarını kaybettiği tespit edildi.

BM, Doğu Guta katliamından sonra görünüşte kimyasal silahları araştırma ve imha iddiasıyla Baas'la bir anlaşma yaptı. Fakat Baas güçlerinin ve destekçisi dış güçlerin bu anlaşmadan sonra da kimyasal bombaları özellikle varil bombalarını sıkça kullandığı ama BM'nin üzerine gitmediği biliniyor. Bu da anlaşmanın göstermelik ve ihmale perde çekme amaçlı bir oyun olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

Filistinli Mülteci Kamplarına Yapılan Zulümler

Baas rejimi Suriye'deki mülteci kamplarında yaşayan Filistinli mültecilerden, kendisine açıktan destek vermelerini ve Şebbiha çeteleri içinde gönüllü olarak savaşmalarını istedi. Kabul etmemeleri üzerine onları kendilerine verilen tüm hizmetleri durdurmakla tehdit etti ve mülteci kamplarını askerler tarafından gözetim altına almaya başladı. Çevredeki olaylarda rejim güçlerinin saldırılarına hedef olan bazı kişilerin mülteci kamplarına sığınmaları üzerine de onların kendilerine teslim edilmesi için mülteci kamplarında oturanları sıkıştırdılar. O insanların rejim güçlerine teslim edilmesi durumunda işkenceyle öldürülecekleri bilindiğinden Filistinli mülteciler itiraz ettiler. Bunun üzerine rejim güçleri Filistinlilerin mülteci kamplarını hem her yönden kuşatmaya aldı hem de saldırılar gerçekleştirdiler. Saldırılarda birçok kişi hayatını kaybederken, kamplardan çıkmayı başarabilenler de geri dönmediler. Kaçanların çoğu başka ülkelere iltica etmek amacıyla Suriye dışına çıktılar. Bunlardan birçok kişi Akdeniz sularında kapasitesinin üstünde yük almaktan dolayı batan teknelerle denize batarak boğuldu. Kamplarda yaşamaya devam edenler de rejim güçlerinin kuşatması sebebiyle ilaç ve yiyecek alamadıklarından, açlıktan veya salgın hastalıklardan dolayı öldüler.

Global Güçlerin İtirazları Tamamen Göstermelik

Global güçler, Baas rejiminin ve onun katliamlarına ortak olanların saldırılarına, sergiledikleri vahşete görünüşte tepki gösterdiler. Fakat bu tepki tamamen resmî açıklamalar düzeyinde kaldı. Katliamların önüne geçilmesi için pratiğe dönük hiçbir girişimde bulunulmadı. Dediğimiz gibi kimyasal silahların ve yasak bombaların imha edilmesi için BM öncülüğünde kabul ettirilen anlaşmanın uygulamaya geçirilmesi için de herhangi bir yaptırıma başvurulmadı.

Son dönemde izlenen politikalar ve yapılan açıklamalar ise Suriye'de zulmün iktidarının korunması konusunda, ona destek veren güçlerle görünüşte tepki açıklamaları yapan global güçlerin aynı yerde durduklarını ve ortak planlar yaptıklarını açıkça ortaya koymuştur.

Olayların başlangıcında Baas liderlerinin 'bizimle uğraşmayın yoksa burayı İslamcılara teslim etmek zorunda kalırsınız" tarzında açıklamalar yapmaları da uluslararası emperyalizme en çok endişe veren bir ihtimali stratejik hesapları lehine değerlendirme taktiklerini ortaya koyması açısından düşündürücüydü. Bu ihtimalin global güçlerin Suriye'yle ilgili siyasetlerini şekillendirmede en çok nazarı dikkate aldıkları husus olduğunu tahmin etmek de zor değildir.

Dıştan Müdahale Olmamasını İsteyenler Savaşın Yükünü Omuzladılar

Bilindiği üzere Suriye'de zulme başkaldırının başladığı dönemde, Baas'ı kaybetmemek için tüm İslâm âleminde seferberlik başlatan güçler, istihdam ettikleri propaganda ordusu vasıtasıyla özellikle İslâmî camiayı yanıltma ve yanlış bilgilendirme amacıyla olayların dış güçlerin oyunu olduğu yalanına ikna etmeye çalışırken sürekli olayları planlayanların müdahaleye hazırlandıkları konusunda uyarıyorlardı. Sanki böyle bir müdahale an meselesiymiş gibi bir hava oluşturuyorlardı. Bunu yapmaktaki amaçlarının zulüm rejiminin katliamlarını ve saldırılarını meşrulaştırmak, kamufle etmek olduğunu gelişmeler gün yüzüne çıkardı.

Fakat işin en ilginç yanı o zaman sürekli "dışarıdan müdahale olmasın" çağrıları yaparak zulüm rejimini sağlama almaya çalışanların bugün o rejim adına savaşın bütün yükünü sırtlarına almış olmalarıdır. Zulme başkaldırının üzerinden dört yıl geçtikten sonra bugün artık Baas'ın büyük ölçüde tükendiği, savaşanların büyük çoğunluğunun İran'ın topladığı, savaş eğitimi verdiği ve aynı zamanda organize ettiği milis güçlerden olduğunu olayların içinde olanlar da yakın takibe almış olanlar da dile getiriyorlar. Zaten direniş güçleri tarafından esir alınanların kimlikleri ve itirafları da bu gerçeği ortaya koyuyor.

Baas hava birlikleri bünyesinde çalışan pilotların bazılarının kontrollerine aldıkları uçaklarla rejimin hedeflerini vurduktan sonra ülke dışına kaçmaları sebebiyle rejimin hava kuvvetlerindeki elemanlarına güvenini kaybettiği ve uçakları İran'dan getirilen pilotlara teslim ettiği de olayları yakın takibe alan birçok kişinin dile getirdiği çok güçlü bir tahmindir. O yüzden zulmün hedefindeki savunmasız insanların tepelerine füzeler, roketler, varil bombaları ve kimyasal bombalar atan pilotların da büyük çoğunluğunun İran'ın gönderdiği pilotlar olduğu tahmin ediliyor.

IŞİD Üzerinden Oynanan Oyun ve Uluslararası Emperyalizmin Koalisyonu

Suriye'de IŞİD üzerinden oynanan oyunun daha önce Irak'ta işgale karşı verilen mücadeleyi ve Cezayir'de cuntayı reddeden halk mücadelesini kirletmek amacıyla başvurulan taktiklere benzediğini Ribat'ın Ekim 2014 sayısında yayınlanan "Emperyalizmin IŞİD Tuzağı" başlıklı yazımızda dile getirmiştik. Fakat bu oyunun asıl dikkat çeken yanı Baas zulmünün iki yüz binden fazla insanı katletmesi ve bütün ülkeyi harabeye çevirmesi karşısında kılları kıpırdamayan güçlerin IŞİD bahanesiyle uluslararası koalisyon oluşturabilmeleridir.

IŞİD tehlikesini gerekçe edinerek ittifak kuran güçlerin saldırılarında bu örgüt sadece bir bahanedir. Öncelikle hedef alınanlar ise zulüm rejimini ve onun hesabına savaşan dış güçleri sıkıştıran direniş güçleridir. Saldırılarda aynı zamanda sivil hedeflerin de vurulduğu ve bu yüzden ciddi kayıplar verildiği biliniyor.

IŞİD üzerinden oynanan oyun aynı zamanda dikkatlerin başka bir yöne çekilmesi suretiyle rejim güçlerinin ve ona destek için gelen dış güçlerin gerçekleştirdikleri katliamların gölgede kalmasını sağlamıştır.

Koalisyon oyunuyla izlenen taktik aslında IŞİD bahanesiyle başlatılan saldırının Baas'a arka kapıdan sunulan dolaylı destek olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla katil Baas rejimine ön kapıdan ve açıktan destek verenlerle arka kapıdan dolaylı destek verenler aynı hedefi vuruyor.

Bu iş birliği son dönemde Irak'ta orduya bağlı güçlerle İran'ın görevlendirdiği Gn. Kasım Süleymani'nin komutasındaki milis güçlerin daha önce Nuri el-Maliki'nin oyunuyla IŞİD'e teslim edilen bölgelere yönelik başlatılan saldırılarda çok daha belirgin bir şekilde açığa çıktı. Bu savaşta IŞİD'in o bölgeye çekilmesi gerçekte bu bölgedeki aşiretlere karşı kapsamlı bir operasyon gerçekleştirilmesi ve bu operasyona dışarıdan destek verilmesi için oynanan oyundu.

Geçmişte "düşmanlık" numarasıyla karşı karşıya gelen bu güçlerin Irak ve Afganistan işgalinde perde arkasında ortak planlar kuran işbirliklerinin Yemen versiyonu hakkında Ribat'ın Mart sayısında yayınlanan yazımızda bilgi vermiştik. Son dönemde nükleer teknolojiyle ilgili görüşmelerde atılan adımlar da işbirliğinin dışa yansımaları sayılır.

İrtibatlı Yazılar:

  • Muhacirîne ensar olabilmek
  • Zulmün Esirleri ve İşkence
  • Bu bahar zalimlerin sonbaharı olur inşallah!
  • Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?
  • Suriye üzerine oynanan oyunlar ve Filistin davasına etkisi
  • Kavramların Tuzağına Düşmemeliyiz
  • İki tarafıyla insan kesen kılıçlar
  • Ters yönlerden aynı hedefi vurmak
  • Dini Tekeline Almak: Tekfircilik
  • Kafa Kesmeden İnsan Yakmaya
  • IŞİD oyunu gölgesinde katliamlar
  • Meşrulaştırmanın Gerekçesi IŞİD
  • Emperyalizmin IŞİD Tuzağı