Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?

Eylül 2014, Ribat

Tarihten Günümüze Irak ve Şam

Bugün Irak ve Suriye olarak bilinen iki ülkenin yer aldığı topraklar ve çevresi İslâm tarihinde önemli hadiselerin yaşandığı ve önemli yönetimlerin hüküm sürdüğü beldeler olmuştur.

Bugünkü Suriye'nin de içinde yer aldığı ve Hicaz, Irak, Anadolu ve Akdeniz arasında kalan belde tarihte Şam olarak adlandırılırdı. Yani günümüzde özellikle Türkiye halkı arasında Şam denince sadece Suriye'nin başkenti olarak bilinen şehir anlaşılsa da tarihte bu isimle geniş bir alanı kapsayan bölge kastediliyordu.

Hilafet merkezinin Medine dışına çıkmasından sonra taşındığı ilk şehir olan Kufe'nin Irak'ta yer alması, ona muhalif sultanın da Şam'ın merkezi Dımeşk'te ortaya çıkması sebebiyle bu iki belde İslâm tarihinde iktidar mücadelelerinin ilk döneminde iki karşıt iktidar sahası oldu. Hz. Ali (r.a.)'nin şehit edilmesi sonucu raşit halifeler döneminin kapanmasıyla Şam'da saltanat yönetimi İslâm coğrafyasına hükmetmeye başladı.

Sonrasında Şam'daki saltanata son veren Abbasi saltanatıyla birlikte hilafet merkezi Irak'ın Bağdat şehrine taşındı ve İslâm coğrafyası uzun süre buradan yönetildi.

Bu dönemlerde Irak aynı zamanda siyasi tarafgirliğin itikadi tarafgirliğe ve zamanla taassuba dönüşmesinin de merkezi oldu.

Düşman Güçlerin Irak ve Şam'da Birleşen Hesapları

İslâm coğrafyasının küçük devletçiklere bölüştürülmesi aşamasında iki ayrı devletin inşa edildiği bu topraklarda hüküm süren rejimler de sadece hukuki sınırları değil ahlâki değerleri de gözetmeyen, zulümde sınır tanımayan dikta rejimleri oldu. Bu tür rejimler ne yazık ki sadece Suriye'ye ve Irak'a mahsus olmadı. İslâm âleminin genelinde ve özellikle Arap dünyasında toplumları yönetilen halklar değil güdülen sürüler olarak algılayan ve kimsenin buna itirazına fırsat vermemek amacıyla, realiteyi görebilmek için gözünü açmaya kalkışanın anında gözünü şişleyen yönetimler hüküm sürdü.

Bu zulümlere karşı biriken tepkinin birden sokaklara yansıması üzerine "Arap baharı" olarak adlandırılan bir çalkantılar dönemi başladı.

Fakat bu çalkantının Suriye'deki Baas diktasını da sallaması sadece onun gitmesiyle siyonist işgalin geleceğinin tehlikeye girebileceği endişesine kapılan ABD'yi ve uluslararası güçleri değil bölgeye yönelik bazı projelerinin geleceği için onun devamına ihtiyacı olan İran'ı da rahatsız etti.

Dolayısıyla görünüşte birbirine düşman görünen, birbirlerini "büyük şeytan" ve "terörün başı" olarak nitelendiren güçlerin hesapları Suriye'deki Baas diktasının korunması üzerinde birleşti.

Aslında karşıt cephelerde görünen bu güçlerin hesapları daha önce Irak'ta Saddam iktidarına son verilmesi savaşında da birleşmişti. Hesapların örtüşmesinin getirdiği işbirliği İran'ın beslediği bazı silahlı güçlerin işgal güçleriyle omuz omuza savaşmalarında açıkça kendini gösterdi. İran'ın beslediği ve organize ettiği oluşumlar bunun karşılığını Saddam sonrası siyasi iktidarın oluşturulmasında ve kadrolaşmada almayı başardılar.

Tükenişteki Baas'ın Boşalttığı Alanın Kontrolü İçin Oyun

Uluslararası güçler, siyonist işgalin geleceğini güvenceye alma çabasındaki lobiler ve kendi çıkarlarını Suriye'de Baas sultasının korunmasında gören bölgesel güçler gerek açık alanda gerekse perde arkasında oynadıkları oyunlara rağmen bu rejimin tükenişe gitmesini önleyemeyeceklerini gördüler. Dolayısıyla onun boşalttığı alanların tümüyle kontrolden çıkmasına fırsat vermemek için yeni bir formüle ihtiyaç duyuldu.

Daha önce Irak'ta ABD işgaline ve onunla işbirliği içindeki İran güdümlü silahlı güçlere karşı mücadele veren direnişin imajının yıpratılmasında yürütülen kara propagandaya, korkunç kafa kesme sahneleriyle malzeme çıkaran örgüt bu kez Suriye'de kendini gösterdi. Irak direnişini yıpratma oyununda Irak İslâm Devleti adıyla öne çıkan örgüt artık işe Şam'ı da katarak adını Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD) yapmıştı.

Şam'da Maskesi Düşen IŞİD'in Irak'ta Yıldızının Parlaması

Suriye'de görünmesinden sonra önce meşrulaşma oyunu oynayabilmek ve zulme karşı direnişte yer aldığı görünümü verebilmek için önce Baas'ın askerî güçlerine ve gerilla gücü Şebbiha çetelerine karşı cepheler açtı. Bu cephelerde önemli kayıplar da verdi. Yani zulme karşı savaşta o da bir bedel ödemiş oldu. Bu, sloganik çağrılardan ve Harici mantığına dayalı radikal söylemlerden kolay etkilenen gençleri IŞİD saflarına çekmede işe de yaradı. Zaten ödenen bedel de, oyunun merkezindekilerden değil radikal söylemlerin etkisiyle cepheye koşan heyecanlı gençlerden gidiyordu. Henüz ülkelerinde yaşayan ama IŞİD'e katılma eğiliminde binlerce kişinin cezbi için de zaten önden gidenlerin "bedel" olarak verilmesi gerekiyordu.

Meşrulaşma aşamasından sonra söylemi ve namlunun yönünü değiştirdi. Kontrol altına aldığı bölgelerde İslâm devleti kurduğu iddiasıyla diğer İslâmî grupların kendine beyat etmeleri gerektiğini, etmeyenlerin asıl engel olduklarını, onlardan kaynaklanan engeli ortadan kaldırmadan Baas'la savaşın anlamı olmadığını ileri sürerek direniş gruplarını hedefe yerleştirdi. Direniş Baas ve Şebbiha çeteleri zulmünden kurtardığı yerlerde bu kez IŞİD militanlarının saldırılarına maruz kaldı. Başlangıçta savaşı direniş grupları arasına taşımamak için uzlaşma arayışına girdikleri halde başarılı olamayınca saldırılara karşılık vermek zorunda kaldılar.

IŞİD'in bu tutumu, onun Baas'a karşı mücadele edeceği beklentisiyle saflarına katılanlardan bazılarının tereddüt etmelerine ve uzaklaşmalarına neden oldu. Hatta üst kurullarında yer alan bazı önemli elemanları bu yüzden girdikleri tartışmaları ve eleştirilerini dışarıya taşımaları sebebiyle öldürüldüler.

Bu hadiseler, örgüte şartsız ve eleştiriden uzak bağlananlar dışındakiler nazarında kısmen maskesinin düşmesine yol açtı ve kopmalar oldu. Kopmalar yüzünden zayıflama sürecine giren örgütün birden Irak'ta yıldızının parlaması bütün dikkatleri üzerine çekti.

Nuri el-Maliki Vahşetinde Sıkışan Aşiretlerin IŞİD Yılanına Sarılmaları

Irak'ta İran ve ABD politikalarının buluşma noktasında yer alan Nuri el-Maliki'nin, Arap diktatörlere özenerek baskılar başlatması halkta da tepkilere neden oldu. Onun kurmak istediği totaliter rejime kitlesel destek sağlamak için politikalarına mezhepçi kılıf geçirmesi özellikle Arap sünni aşiretleri zulmün hedefi haline getirdi.

Arap dünyasındaki halk ayaklanmaları Maliki'nin mezhepçi baskı politikalarının hedefi olan aşiretleri cesaretlendirirken, Esed'in vahşette sınır tanımaması da Maliki yönetiminin önünü açıyordu. O yüzden Irak üzerindeki kirli hesapların ortak adamı, Baas diktatörünü örnek edinerek katliamlar yaparken karşıtları da kararlılıklarından vazgeçmek istemiyorlardı. Çünkü ülkesinde yeni bir Firavun rejimini hâkim kılma niyeti taşıyan dikta heveslisine teslim olmanın kendilerini daha iyi konuma getirmeyeceğini biliyorlardı. O yüzden dikta heveslisi vahşette Esed'i ve Netanyahu'yu aratmamasına rağmen cephede ciddi zorlanıyordu.

Böyle bir ortamda aniden IŞİD'in Irak'ta parlaması ve rejim askerlerinin hiçbir direnç göstermeden tüm silahlarını hatta askeri kıyafetlerini bile çıkarıp bu örgütün milislerine teslim ederek kaçmaları tüm dünya için sürpriz oldu.

Bu kaçış, Maliki vahşetinden kurtulmak için tutunacak dal arayan aşiretlerin gerilla güçlerini de yanılttı. Gerçekte askerler kendilerini zorlayan aşiret güçlerinden kaçıyorlardı. Ama kaçarken sahayı onlara değil derin güçlerle karanlık bağlantıları olduğu tahmin edilen IŞİD'e teslim etmek istiyorlardı. Aşiretler ise Maliki'nin katillerinden kurtulurken kendi taraflarında sorun çıkarıyormuş görünmemek için diktatörün askerlerinin üzerine gidenlerle birlikte olmayı tercih ettiler.

Fakat sahnede IŞİD'in öne çıkması zulme karşı verilen haklı mücadeleye yaramadı. Çünkü olanlar tamamen IŞİD boyasına boyandı ve böylece zulme karşı verilen haklı mücadele haksız, zulmeden dikta heveslisinin savaşı ise haklı konumuna taşınmış oldu. Üstelik IŞİD'in de niyeti söz konusu aşiretleri Maliki zulmünden kurtarmak değil onların özgürlük mücadelesi verdikleri alanları da Suriye'de kontrol altına altına aldığı bölgelere dâhil etmek böylece İslam Devleti adını verdiği yapının hakimiyet alanını genişletmekti. Bunu başarabilmek için zulme Maliki'nin askerlerinin bıraktığı yerden devam etmekten çekinmeyeceğini de zaten sonrasında sergilediği politikayla ortaya koydu.

Bu yolla bir yandan silah gücünü artıran örgüt bir yandan da Suriye'de yaşananlar nedeniyle maruz kaldığı tartışmaların etkisini de ortadan kaldırmış, ilan ettiği "İslâm Devleti"ni yapılandırmada daha iyi bir konuma geldiğini dolayısıyla beyatı daha fazla hak ettiğini söyleme imkânına sahip olmuştu. Artık ilan ettiği devletin bir hilafet devleti olduğunu ileri sürmesinin önünde de engel kalmamış oluyordu.

Maliki'yi Önden Sürenlerle IŞİD'i Arkadan Gönderenler Aynıydı

İşin aslında Maliki'yi önden, onun sultasını istemeyen aşiretlerin üzerine süren ve vahşi katliamlarının üstünü örten güçlerle, IŞİD militanlarını bu aşiretlere destekçi olarak arkadan gönderenler aynıydı. Fakat Suriye'dekine benzer bir oyun oynanıyordu. Baas'ın kontrol edemediği bölgelerin ona karşı mücadele eden direnişçilerin kontrolüne geçmemesi için uluslararası güçlerle ilişkili bir kadronun yönettiği örgütün devreye girmesi sağlanmıştı. Irak'ta da Maliki'nin kontrol edemediği alanların ona karşı özgürlük mücadelesi veren aşiretlerin kontrolüne geçmemesi için yine aynı örgütün birden, beklenmedik bir şekilde öne geçmesi, Maliki askerlerinin de yine aynı yerlerden gelen talimatlarla sahayı terk edip kaçmaları sağlanmıştı.

Sonrasında IŞİD'in tehlikeli ve korkutucu tutumu bölgeye yapılacak müdahalelerin de gerekçesini oluşturacaktı. Ama bu kez müdahalelerin amacı IŞİD tehdidini ortadan kaldırmak değil bölgenin haritasının yeniden çizilmesiyle ilgili planların altyapısını oluşturmak olacaktı. Bu biraz Saddam'ın Kuveyt işgalini ve bu işgalin önünün açılmasını hatırlatıyordu. Fakat IŞİD'in önünün açılmasının bu örgütün tümüyle ortadan kaldırılması için gerekçe oluşturma değil yeni bir çıbanbaşı oluşturma sonra da ondan, uzun süreden beri çalkantılar yaşayan Irak-Şam diyarının haritasını yeniden çizmede yararlanma amaçlı olduğu anlaşılıyordu.

Maliki, İşe Yaradığı Sürece Elde Tutulacağını Çöpe Atılınca Anladı

Maliki'nin diktatörlük hevesine kapılmasında arkasındaki güçlere biraz fazla güvenmesinin önemli payı vardı. Onların sadece maşa olarak kullanabildikleri sürece kendisine itibar edeceklerini, işe yaramadığını gördüklerinde de çöpe atmakta tereddüt etmeyeceklerini bilemedi. Ama perde arkasındaki kirli işbirliği kuran güçlerin dün onun öne çıkarılmasında birleşen hesapları bu kez çöpe atılmasında birleşiyordu. Önce direndi ve saltanatının elinden alınması durumunda Irak'ın cehenneme dönebileceği tehditleri savurdu. Ama bütün bunlar boşunaydı. Çünkü ipini tutanlarla çekenler aynı güçlerdi.

Maliki'nin yerine getirilen Haydar el-Ibadi'nin de aynı güçlerin ortak adamı olması dikkat çekiciydi. İran'ın himayesi ve desteğiyle sahnede kalan Şii Davet Partisi'nin uzun süre Avrupa'da sözcülüğünü yapmış ve bu partinin lider kadrosundan olan el-Ibadi, ABD'nin de onayıyla yeni hükûmeti kurmakla görevlendirildi.

IŞİD'e de Bir Törpü ve Hizaya Sokma Operasyonu

IŞİD'in önce hakimiyet alanını hayli genişletmesine fırsat verilmesinden, karşısına çıkmaları beklenen askerlerin en ufak bir direnç göstermeksizin kaçmasından, ardından askeri bir müdahalenin üstünü fazlasıyla örtmeye yetecek çirkin muamelelerde bulunmasına, katliam ve tehcire başvurmasına bir süre göz yumulmasından sonra askerî operasyon düzenlenmesi bazı yorumculara göre bu örgütün aşırılığına bir cevaptı. Bazılarına göre ise maksat ona gözdağı verme, hareket alanını ve sınırlarını belirleme amaçlıydı.

Bizim tahminimize göre asıl amaç onun karanlık ilişkilerinin üzerine sis perdesi çekmekti. Çünkü ABD'nin karşıt operasyonu örgütün Harici söylemlere kendini kaptırmış heyecanlı militanlarının intisap bağını güçlendirecekti. Örgütün dağıtılmasının ve kendisi için biçilen rolü ifa etmesini engelleyecek engeller çıkarılmasının amaçlanmadığını operasyonda sergilenen tutum gösterdi.

Irak ve Şam'ın Konumu Üzerine Bir Hilafet Projesi

Karanlık ilişkilerinden şüphelenilen ve hem Suriye'de hem de Irak'ta izlediği tutumla gerçekte İslâmî mücadeleye zarar veren bir örgüt üzerinden hilafet ilanı hem ölü doğması hem de uygulamalarında İslâm'ın adalet ilkesini değil kendi reddiyeci ve tekfirci anlayışını esas alan şiddet yanlısı bir örgütün yaptığı her şeyin hilafete fatura edilmesi için kapı açılması anlamına gelir. Bu, hilafet kurumunun kendi kontrolleri dışında geri gelmesine fırsat vermek istemeyen emperyalist güçlerin de işine yarayacaktır.

Asıl amaç da zaten bölgede yeni bir yapılanmaya gidilmesi için muhtelif etnik, dini ve ideolojik kimlikleri yönlendirmek olabilir. Görünüşte reddedilen ama perde arkasından yönlendirilen bir örgüt Müslüman toplumların hilafeti yeniden inşa arzularının bastırılması ve kontrol altına alınması amacı da taşıyor olabilir?

Emperyalizmle işbirliği yaparak ümmetin meşru otoritesine başkaldıran bir harekete önce Hicaz ve Necd sonra Suudi Arabistan Krallığı adıyla bir "şeriat devleti" vasfı verilerek İslâm'ın kutsal topraklarında çağdaş emperyalizmin bekçisi bir yapı inşa edilmesinde de aynı yönteme başvurulmuştu.

İrtibatlı Yazılar:

Maliki'yi Getirenler Çöpe Atarsa!
Irak'ta İhanet, Komplo ve Vakıa
Hilafeti IŞİD'lemek
Dini Tekeline Almak: Tekfircilik
Irak'ta Gerçeklere IŞİD Perdesi
Maliki Katliamlarda Hızlı
Irak'ta Vakıayla IŞİD'i Ayırabilmek
Maliki de IŞİD Kumpasına mı Alıyor
Nijerya'nın IŞİD'i Boko Haram