Obama'dan Ümitli Olalım mı?

9 Kasım 2012 Cuma, Yeni Akit

ABD her ne kadar iç ve dış sarsıntılar sebebiyle yaptırım gücünü kısmen kaybetmiş olsa da hâlâ bu ülkede meydana gelen gelişmeler tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Dünyadaki tüm ülkelerin yöneticileri ve halkları ABD'deki siyasi gelişmelerin ve seçimlerin sonuçlarının kendilerine nasıl yansıyacağı üzerinde kafa yorma, fikir yürütme ihtiyacı duyuyor.

ABD'ye hâkim zihniyetin sömürgeci zihniyet olması sebebiyle seçimlerde de insanlar genellikle kötüyle iyi arasında değil kötüler arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Tercihi yapmada iradelerini kullanma imkânına sahip olanların çoğu belki böyle düşünmüyordur. Ama ABD sömürgeciliğinden zarar görenler açısından böyledir. Üstelik onlar kendileri tercih hakkına sahip olmadıklarından yapılan tercihe razı olmak zorunda kalıyorlar. Bu durum daha az kötü olanın tercih edilmesi beklentisinin bir ümide dönüşmesine vesile oluyor. O yüzden ABD'de son iki dönem başkanlık seçimlerinde dünya genelinde Obama etrafında bir ümit ve iyimser yaklaşım oluştu. Hatta onun seçilmesi arzu ve beklentisiyle heyecan oluştu. Dolayısıyla sonuçların belli olmasıyla birlikte özellikle İslâm aleminde bir rahatlama ve sevinç gözleniyor.

Bundan önceki seçimlerde Obama'nın, İslâm dünyasına yeni haçlı seferleri başlatmış olan Bush'un hâkim kıldığı politikayı değiştireceği ve barışçı bir tutum sergileyeceği vaatlerinde bulunması Müslüman halklarda iyimser yaklaşımın temel dinamiğini oluşturdu. Buna ek olarak yıllarca ırkçı politikalarla yönetilmiş ve zencileri birçok yerde köpeklerle aynı kategoriye sokmuş ABD'de ilk kez bir siyahın başkanlığa aday olması köklü değişim beklentisinin oluşmasına vesile oldu. Bu da iyimser yaklaşımı güçlendirdi. Müslüman toplumlardaki olumlu yaklaşımın bir diğer nedeni Obama'nın babasının "Müslüman" olduğu bilgisiydi. Seçilmesinden sonra Kahire'de yaptığı bir konuşmaya Müslüman selâmıyla yani "Selamun aleykum" diyerek başlaması da epey yankı uyandırdı.

İkinci kez aday olduğunda ise karşımızda, hakkında bazı olumlu işaretlerden hareketle iyimser kanaat oluşmuş Obama yerine denenmiş, nasıl olduğu artık bilinen bir Obama vardı. Kahire'de karşısına çıkanlara "selamun aleykum" derken Afganistan'da Müslümanların üzerine füze yağdırmaya devam ediyordu. Fakat bu kez rakibi Mitt Romney'in mesajları ve sergilediği tutum onun lehinde kanaat ve beklenti oluşmasını sağladı. Çünkü Romney yeni haçlı seferlerine George W. Bush'un kaldığı yerden devam etme niyetinde olduğu mesajı vermeye çalışıyordu. O, ABD emperyalizminin bileğinin yeniden güçlendirilmesi ve demir yumruk politikasının tekrar hâkim kılınması için mümkün olan bütün araçlardan yararlanacağı mesajlarıyla Amerikan toplumundan oy toplamaya çalışırken dünyada bu emperyalizmden olumsuz etkilenen halklarda özellikle Müslüman toplumlarda da endişenin ve telaşın oluşmasına yol açtı. İşte bu endişe ve telaş Obama açısından da bir ümit ve olumlu beklenti duygusunun hâsıl olmasını sağladı. Her ne kadar ortada denenmiş, ABD'nin sömürgeci politikalarını uygulamaya devam konusundaki ısrarından vazgeçmeyeceği artık iyice gün yüzüne çıkmış bir Obama olsa da!

Müslüman toplumların ABD ile ilgili tavır ve arzularında siyonist lobinin duruş ve tercihi de belirleyici etken oluyor. Bu lobinin politikasının ve tercihlerinin hiçbir zaman Müslüman halkların lehine olmayacağını düşündüklerinden temenni ve arzularını da siyonist lobinin tercih ve politikalarının tersine ayarlıyorlar. Son iki dönemde başkanlık seçimlerinde arzu ve beklentilerini Obama lehinde belirlemelerinde de siyonist lobinin ondan yana durmamasının etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.

Bu belirleyici etkinin son dönemde ABD toplumunun bazı kesimlerinde de aynı paralelde müşahede edildiğini söylemek mümkündür. Her ne kadar henüz geniş bir alanda kendini gösterdiğini söylememiz mümkün olmasa da. Bu da paranın ve mevkinin gücünü kullanarak birtakım kilit noktalar üzerindeki hâkimiyetlerini korusalar da, siyonistlerin kitlesel tabanda artık "istenmeyen" durumuna düşmeye başladıklarını ortaya koyuyor.

Obama'nın yeniden seçilmesinin ABD'nin Suriye ve Filistin politikalarına ne şekilde yansıyabileceği hakkındaki kanaatlerimizi de inşallah müteakip yazımızda dile getirmeye çalışacağız.

Eski Tas Eski Hamam

10 Kasım 2012 Cumartesi, Yeni Akit

Obama'nın yeniden başkanlığa seçilmesinin dünyadaki sorunlu bölgelere, özellikle Baas katliamları sürdüğünden Suriye'nin, Gazze'ye uygulanan insanlık dışı ambargo ve Filistinlilerden zorla gasp edilen araziler üzerine yahudi göçmenler için yeni yerleşim merkezleri inşa edilmesi sebebiyle Filistin'in öncelikli konum arz etmesinden dolayı buralara olumlu yansıması talebiyle çağrılar yapıldığını görüyoruz. Bu belki bir arzu ve Obama'ya insanlık adına sorumluluğunu hatırlatma olabilir. Ama gerçekte çağrı yapanların dahi bu konularda bir iyimserlik ve çağrılarının olumlu yankı bulacağı beklentisi içinde olduklarını sanmıyorum.

En önce ABD'deki siyonist lobinin siyasi mekanizmayla köprüleri kurarken her zaman ikili oynadığını, bir tarafla köprüleri sağlamlaştırırken diğer tarafla tamamen atmadığını dikkate almalıyız. Son seçimlerde de görünüşte Romney'den yana ve onu destekliyormuş gibi göründülerse de arka planda Obama ile ilişkilerini korudular. Hatta bu yöndeki taktiklerini arka plandaki ilişkilerini daha etkili ve pazarlıklarını daha güçlü hale getirebilmek için değerlendirmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz.

Yani Romney'e yakın durma yönündeki politika ve taktiklerini Obama'dan daha çok şey koparabilmek için değerlendirmeye çalışmışlardır. Nitekim Obama'nın seçim öncesinde siyonistlere tavizlerini artırması, özellikle de parti programına, Kudüs'le ilgili siyasetlerinde işgalciler lehine köklü değişiklikler yaptıklarını gösteren ifadeler yerleştirmeleri bunu gösterir. Hatırlanacağı üzere seçim kampanyası esnasında parti programlarına "Kudüs İsrail'in başkentidir ve öyle de kalacaktır" ifadesini eklemişlerdi. Oysa Obama daha önce Kudüs'ün İsrail tarafından başkent ilan edilmesine karşı olduğunu ifade etmeye çalışıyordu.

Onun bu tutumu Filistin davasıyla ilgili politikasında ABD'deki siyonist lobiyle yakın bağlantı içinde olacağını ve siyonist işgalcileri rahatsız edecek bir adım atmaktan çekineceğini gösterir. Dolayısıyla ikinci kez seçilmesinden dolayı Filistin davası açısından iyimser olmamız ve olumlu gelişmeler beklememiz yersizdir.

Suriye konusunda nasıl bir siyaset izleyeceklerini Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un açıklamaları ortaya koymuştur. Bu açıklamalar aslında yeni bir gelişme veya tavır değişikliği değil ABD'nin bu konuda devam eden politikasının ifşasıydı. Biz ABD'nin Suriye'deki direnişe kesinlikle destek vermediğini ve Baas rejiminin İslâmi direniş yoluyla izale edilmesine olumlu bakmadığını, çünkü bunu siyonist işgalin geleceği açısından riskli gördüğünü olayların başlangıcından beri değişik vesilelerle dile getirmiştik. Clinton'un açıklamaları ABD'nin daha önce perde arkasında kalan politikasını gün yüzüne çıkarmış ve Baas rejimine açıktan destek veren güçlerle ABD'nin Suriye'deki direniş karşısında aynı yerde durdukları gerçeğini teyit etmiştir.

Obama'nın yeni döneminde Bayan Clinton'un tekrar Dışişleri Bakanlığı'na getirilmeyeceği söyleniyor. Ama bu, Suriye konusundaki tavrının değişeceğini göstermez. ABD'nin bu konudaki politikasını belirleyenler ve esas alınan temeller yerinde duruyor olacak.

ABD'nin Suriye'ye yönelik tehlikeli bir oyununun Karzai formülü olduğunu daha önce dile getirmiştik. Suriye muhalefeti bu oyuna karşı önemli tedbirler aldı. Suriye Ulusal Konseyi'nde bir yenilenmeye gitmekle birlikte siyasi muhalefeti temsil eden tek yasal organın bu konsey olacağı üzerinde ittifak ettiğini duyurdu.

Fakat bizim gördüğümüz kadarıyla ABD'nin Suriye'ye karşı ikinci bir kirli oyunu da Karzai formülünü uygulamakta başarılı olamaması durumunda Irak formülünü devreye sokmaktır. O da artık Baas rejiminin uçurumun kenarına doğru yaklaştığının gözlemlendiği şu merhalede, faili belli olmayan ve çoğunlukla sivillerin hedef alınacağı bombalamalar planlamak, infaz ettirmek ve direniş içindeki bazı siyasi ihtilafları silahlı çatışmalara dönüştürmek için karanlık işler çevirmektir.

İkinci taktik birinciden çok daha tehlikelidir ve Suriye direnişinin siyasi ve askerî kanadıyla buna karşı çok daha sıkı tedbirlere başvurması, ABD, siyonist işgal, Rusya, Baas kalıntıları ve işbirlikçilerinin birlikte icra edebileceği bu kirli oyunun başarılı olmasını önlemek için koordinasyon içinde hareket etmeleri gerekir.