Irkçı Ayırım Duvarı

27 Şubat 2004 Cuma, Cuma dergisi

İsrail işgal devletinin Filistin topraklarına haksız bir şekilde duvar inşa etmesi konusunun Lahey Adalet Divanı'na getirilmesi uzun süren bir ısrarın ve kamuoyu tepkilerinin ardından oldu. Oysa her şeyden önce bu duvar, uluslararası anlaşmalarda ve yine uluslararası teşkilatların aldığı kararlarda "İsrail" olarak gösterilen bölgenin tamamen dışında ve Filistinlilerden gasp edilen arazilerin üzerine, yine Filistinlilerden gasp edilmiş arazilere kurulu yerleşim merkezlerinin himayesi amacıyla inşa edildiğinden daha başlangıcından itibaren müdahale edilmesi ve hatta önce inşaatın durdurulması, uluslararası yargı sürecinin ondan sonra başlatılması gerekirdi.
Bu duvarın inşasına Haziran 2003'te başlandı. Yüksekliği 8 m'dir. Uzunluğunun ise 750 km'yi bulması planlanmaktadır. Bazı bölgelerde derin hendekler, kanallar, elektrikli tel örgüler ve belli aralıklarla gözetleme noktaları bulunacak. Ayrıca belli aralıklarla elektronik cihazlar konacak.
Irkçı ayırım duvarının Filistinlilere en önemli zararları birbirleriyle ve kendilerine ait gayri menkullerle irtibatlarını kesmesidir. Ayrıca birtakım sosyal hizmetlerden ve iş imkanlarından yoksun kalmalarına sebep olacak. Çünkü hizmet gördükleri okulların, hastanelerin ve muhtelif sosyal hizmet kurumlarının bazıları duvarın içinde kalacak. Bunun yanı sıra iş imkanlarını kaybetmelerine sebep olacak. Çünkü iş yaptıkları değişik kurumlar duvarın içinde veya ötesinde kalacak. Arazilerini sulayan kaynaklarına el konulmuş olacak.
İşgal devletinin "güvenlik" konusunda iddia ettikleri duvar konusunda kendisine gerekçe oluşturmayacağı gibi bu konuda umduğunu elde edebileceğini de sanmıyoruz. Duvar inşaatıyla birlikte oluşturulan psikolojik havanın tersine göçü kısmen yavaşlattığı tahmin ediliyor. Ancak zaman içinde Filistinlilerin direniş ve eylem konusundaki kararlılıkları bu havanın tamamen psikolojik mahiyette olduğunu ve gerçek bir güvence meydana getiremeyeceğini gösterecektir. Ayrıca duvar inşasının Filistinlilerin eylemlerini ve eylemlerle ilgili ön hazırlıklarını 1948'de işgal edilmiş bölgeye taşımalarına sebep olabilir. O zaman güvenlik sorunu işgal devleti açısından daha da içinden çıkılmaz ve çetrefil hale gelecektir.
Duvar, o toprakların asıl sahipleri olan Filistinlilerle, oraya dışarıdan göç ettirilip yerleştirilen yahudi göçmenleri birbirinden ayırmak amacıyla inşa edildiğinden ırkçı ayırım duvarı olarak nitelendiriyoruz.
İşgal devletinin ırkçı ayırım duvarına dünyanın değişik ülkelerinde tepkiler oldu. Bazı ülkelerden gönüllü eylemciler duvarın inşa edildiği bölgelere kadar giderek tepkilerini ortaya koydular. Filistinliler duvara tepkilerini ortaya koymak amacıyla 23 Şubat 2003 tarihini duvara karşı ulusal gün ilan etti ve muhtelif protesto eylemleri düzenlediler. Ancak İslam dünyasında tepkilerin çok zayıf çıktığını görüyoruz. Oysa Filistin davasını tehdit eden her gelişmeye karşı "ben Müslümanım" diyen herkesin çok açık bir şekilde tavrını koyması gerekir.
Müslümanların haklarının söz konusu olduğu yerlerde uluslararası hukukun ve devletler arası anlaşmaların tamamen göstermelik hale geldiğini, bu gibi durumlarda yaptırım güçlerinin kullanılmadığını, özellikle siyonist işgal devletine karşı yaptırım güçlerine hiç başvurulmadığını görüyoruz. Dolayısıyla duvar konusunun Lahey Adalet Divanı'na getirilmesi çok fazla ümit vermiyor. Ama buna rağmen biz yine de bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Bu sıralarda Filistin meselesiyle ilgili olarak en çok gündemi oluşturan konulardan biri Batı Yaka bölgesine inşa edilen ırkçı ayırım duvarıdır. Bu konunun gündeme taşınmasının en önemli sebebi ise Lahey Adalet Divanı'nda sorgulanmaya başlanması oldu. Biz bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ele alan ve bütün boyutlarıyla tahlil eden, Filistinliler açısından arz ettiği tehlikeler hakkında ayrıntılı teknik bilgiler içeren geniş bir dosya hazırlamak istiyoruz. Ancak bu haftaki yazımızda da konu üzerinde biraz ayrıntılı olarak durmak ve söz konusu duvar hakkında özet bilgiler içeren bir dosya sunmak istiyoruz.

Nasıl Bir Duvar?

Filistin'in statüsü Türkiye kamuoyunda yeterince bilinmediğinden işgal devletinin inşa etmeye çalıştığı duvarın nasıl bir mahiyet arz ettiği de tam olarak bilinmiyor. İşgal devletinin "güvenlik" gerekçesiyle inşa ettiği duvarın asıl amacı güvenliğin ötesinde Filistinlilere ait yeni mülklere el koymak ve onlar için hayatı biraz daha çekilmez hale getirmek, böylece onları göçe zorlamaktır. Duvar Batı Yaka, Türkiye'de bilinen bir diğer adıyla Batı Şeria bölgesine inşa ediliyor. Böylece Batı Yaka ile BM kararlarında İsrail olarak gösterilen bölgeyi birbirinden ayıran duvar gibi algılanıyor. Ancak gerçekte tam sınır çizgisi olarak gösterilen "yeşil hat" üzerine inşa edilmiyor. Batı Yaka bölgesinin bayağı içinden inşa ediliyor. Bu sebeple önemli bir bölge duvar ile sınır çizgisi yani yeşil hat arasında kalacak. Dolayısıyla duvarın tamamlanması durumunda bu bölgede ikamet edenlerin dünyayla irtibatları kesilmiş olacak. Onlara "İsrail vatandaşlığı" sıfatı da verilmeyeceğinden kendi öz vatanlarında vatansız durumuna düşürülecekler. İleri merhalede duvarın Batı Yaka bölgesinde bulunan yahudi yerleşim merkezlerinin tümünü çembere alması hedefleniyor. Bu planın gerçekleşmesi durumunda ise bölgede ikamet eden Filistinlilerin birçoğunun mülkleri çembere alınan kısmın içinde kalacak.

Duvar, o toprakların asıl sahipleri olan Filistinlilerle, oraya dışarıdan göç ettirilip yerleştirilen yahudi göçmenleri birbirinden ayırmak amacıyla inşa edildiğinden ırkçı ayırım duvarı olarak nitelendiriyoruz.

Bu duvarın inşasına Haziran 2003'te başlandı. Yüksekliği 8 m'dir. Uzunluğunun ise 750 km'yi bulması planlanmaktadır. Bazı bölgelerde derin hendekler, kanallar, elektrikli tel örgüler ve belli aralıklarla gözetleme noktaları bulunacak. Ayrıca belli aralıklarla elektronik cihazlar konacak.

Duvarın Filistinlilere Zararları

Irkçı ayırım duvarının Filistinliler açısından getireceği zararların bazılarından yukarıda söz ettik. Buna göre en önemli zararları Filistinlilerin birbirleriyle, kendilerine ait gayri menkullerle irtibatlarını kesmesidir. Ayrıca birtakım sosyal hizmetlerden ve iş imkanlarından yoksun kalmalarına sebep olacak. Çünkü hizmet gördükleri okulların, hastanelerin ve muhtelif sosyal hizmet kurumlarının bazıları duvarın içinde kalacak. Bunun yanı sıra iş imkanlarını kaybetmelerine sebep olacak. Çünkü iş yaptıkları değişik kurumlar duvarın içinde veya ötesinde kalacak. Arazilerini sulayan kaynaklarına el konulmuş olacak. Çünkü Filistin İstatistik Merkezi tarafından hazırlanan rapora göre duvarın tamamlanması halinde Batı Yaka bölgesindeki su kaynaklarının % 65'i duvarın içinde kalmış olacak. Ayrıca verimli arazilerinin birçoğuna el konulmuş olacak. Çünkü yine aynı rapora göre Batı Yaka bölgesinin en verimli arazilerinin % 23.4'ü duvarın içinde kalacak. Duvar gerekçesiyle 125 bin dönüm arazileri işgal devleti tarafından istimlak ediliyor. Bunun 85 bin dönümü şahsi, 40 bin dönümü kamu arazisi. Bunların dışında da pek çok alanda zarar görmelerine sebep olacak. Ancak bütün bu zararların kalem kalem ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konabilmesi için geniş bir dosya hazırlanması gerekiyor. Biz Allah izin verirse böyle bir dosya hazırlamayı da düşünüyoruz. Ancak şimdilik bu özet bilgileri vermekle yetinmek istiyoruz.

Niçin Bu Duvar?

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere işgal devleti bu duvarı "güvenlik" gerekçesiyle inşa ettiğini söylüyor. Bu duvarla Filistinlilerin eylemlerinin önüne geçebileceğini ileri sürüyor. Oysa en azından Batı Yaka bölgesinde yahudi yerleşim birimlerinin tamamını boşaltsa ve buralardaki işgal güçlerini geri çekse böyle bir duvar inşa etmesine de gerek kalmayacak. Zaten bu bölgedeki askeri varlığının ve yerleşim birimlerinin sadece Filistinlilerin davalarına değil şimdiye kadar imzalanmış uluslararası anlaşmalara ve alınmış kararlara da aykırı olduğu bilinmektedir. Ayrıca Filistin'deki direniş örgütleri işgal devletine, Batı Yaka, Kudüs ve Gazze'deki işgal güçlerini çekmesi durumunda ateşkesi kabul edebileceklerini bildirdiler. İşgal devleti buna rağmen teklifi kabul etmeyerek şiddeti ve saldırgan tutumunu sürdürmekte ısrarlı davrandı. İşte bu tutumuna binaen böyle bir duvar inşa ederek güya hem 1948'de işgal edilmiş bölgeleri, hem de Batı Yaka'ya inşa edilmiş yahudi yerleşim merkezlerini Filistinlilerin eylemlerine karşı koruyacağı iddiasında bulunmaya başladı.

Bizim tespitimize göre ise böyle bir duvar inşa edilmesinin üç önemli gayesi bulunmaktadır. Birincisi Batı Yaka bölgesinde Filistinlilere ait yeni araziler gasp etmek ve özellikle de su kaynaklarını kontrol altına almak. Duvarın getireceği bu gasp ve kontrol olayıyla ilgili rakamları ise yukarıda verdik. İkinci önemli gayesi bölgede yaşayan Filistinliler açısından hayatı daha da zor ve çekilmez hale getirmek suretiyle onları göçe zorlamaktır. Üçüncü önemli gayesi de yahudilere bir psikolojik güvence vermek suretiyle onların tersine göçlerini önlemektir. Filistinlilerin eylemleri Aksa intifadası sürecinde yahudi göçmenlerin tersine göçlerini bayağı hızlandırdı. Bu ise işgal devletini nüfus dengesi yönünden bir hayli endişelendirdi. Çünkü yahudiler arasında doğal nüfus artışı % 1'in altında, Filistinliler arasında ise % 4 civarındadır. Bu artış farkı yahudi nüfus oranının sürekli düşmesine sebep oluyor. İşgal devleti bu düşmeden kaynaklanan açığı kapatmak hatta biraz da ek artış sağlamak amacıyla işgal altındaki Filistin topraklarına sürekli dışarıdan yahudi göçmen almaya çalışıyor. Ama Filistinlilerin eylemleri tam tersi bir durumun ortaya çıkmasına ve dışarıdan içeriye göç yerine içeriden dışarıya göçün hızlanmasına sebep oldu. Bundan dolayıdır ki özellikle Aksa İntifadası sürecinde işgalci göçmenlerin nüfusunda bayağı bir düşme oldu. İşte bu düşmenin böyle sürüp gitmesi durumunda işgal devleti, yahudi nüfus potansiyelinin iyice eriyeceğinden korkuyor. Bunun önüne geçebilmek amacıyla çeşitli güvenceler vermeye çalıştı. Ama başarılı olamadı. Şimdi bu duvarla onlara bir ümit ve psikolojik bir güvence vermek suretiyle söz konusu tersine göçün önüne geçmeyi hedefliyor.

İsrail Umduğunu Elde Edebilecek mi?

İşgal devletinin "güvenlik" konusunda iddia ettikleri duvar konusunda kendisine gerekçe oluşturmayacağı gibi bu konuda umduğunu elde edebileceğini de sanmıyoruz. Duvar inşaatıyla birlikte oluşturulan psikolojik havanın tersine göçü kısmen yavaşlattığı tahmin ediliyor. Ancak zaman içinde Filistinlilerin direniş ve eylem konusundaki kararlılıkları bu havanın tamamen psikolojik mahiyette olduğunu ve gerçek bir güvence meydana getiremeyeceğini gösterecektir. Ayrıca duvar inşasının Filistinlilerin eylemlerini ve eylemlerle ilgili ön hazırlıklarını 1948'de işgal edilmiş bölgeye taşımalarına sebep olabilir. O zaman güvenlik sorunu işgal devleti açısından daha da içinden çıkılmaz ve çetrefil hale gelecektir. Üstelik bu kez işgal devleti güvenlikle ilgili kozlarını da tüketmiş olacaktır. Kozların tüketilmesi ümitlerin de tüketilmesi anlamına gelir ki o zaman tersine göç olayı önlenemez bir hale gelecektir. Bu sebeple ırkçı ayırım duvarının İsrail işgal devletine "güvenlik" konusunda umduğunu veya iddia ettiğini vermesi pek mümkün görünmemektedir. Diğer konularda yani toprak gaspı ve Filistinliler için hayatı daha çekilmez hale getirme konusunda ise planladıklarını gerçekleştirmesi mümkündür. Fakat biz Filistinlilerin bütün sıkıntılara rağmen öz yurtlarında kalmak için şartları zorlayacaklarını ve bunun bedelini ödemekten de çekinmeyeceklerini umuyoruz. Öyle olması durumunda işgal devletinin bugünkünden daha şiddetli ve sert bir mücadeleyle karşı karşıya gelmesi söz konusu olabilir.

Lahey Adalet Divanı Ne Getirecek?

İsrail işgal devletinin Filistin topraklarına haksız bir şekilde duvar inşa etmesi konusunun Lahey Adalet Divanı'na getirilmesi uzun süren bir ısrarın ve kamuoyu tepkilerinin ardından oldu. Oysa her şeyden önce bu duvar, uluslararası anlaşmalarda ve yine uluslararası teşkilatların aldığı kararlarda "İsrail" olarak gösterilen bölgenin tamamen dışında ve Filistinlilerden gasp edilen arazilerin üzerine, yine Filistinlilerden gasp edilmiş arazilere kurulu yerleşim merkezlerinin himayesi amacıyla inşa edildiğinden daha başlangıcından itibaren müdahale edilmesi ve hatta önce inşaatın durdurulması, uluslararası yargı sürecinin ondan sonra başlatılması gerekirdi. Ancak Müslümanların haklarının söz konusu olduğu yerlerde uluslararası hukukun ve devletler arası anlaşmaların tamamen göstermelik hale geldiğini, bu gibi durumlarda yaptırım güçlerinin kullanılmadığını, özellikle siyonist işgal devletine karşı yaptırım güçlerine hiç başvurulmadığını görüyoruz.

Lahey Adalet Divanı'nın duvarla ilgili ilk duruşması 23 Şubat 2004 Pazartesi günü başladı. Fakat biz bu yazıyı yazarken henüz sonuçla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamıştı. Duvarın statüsü, akıl ve temel hukuk kuralları bu konuda İsrail'in aleyhine karar verilmesini gerektirmektedir. Siyonist işgal devleti de bu konuda savunabileceği, hukuken ortaya koyabileceği bir şeyinin bulunmadığını bildiğinden söz konusu mahkemedeki duruşmaları boykot etme kararı aldı. Fakat önemli olan kâğıt üzerinde bir karar alınması değil bu kararın uygulanması için birtakım adımlar atılmasıdır. Böyle bir adım atılması ise devletlerin ve uluslararası kuruluşların siyasi tavırlarına bağlıdır. İşte bu tarz siyasi tavırlar sergilenmesinin engellenmesi için Amerikan emperyalizmi daha şimdiden harekete geçmiş bulunuyor. ABD, uluslararası platformda duvar konusunda İsrail'e herhangi bir baskı yapılmasını önlemek amacıyla önce BM tarafından alınan bir kararı veto etti. Daha sonra konunun Lahey Adalet Divanı'na götürülmesine karşı çıktı ve bu konunun Adalet Divanı'nın işi olmadığını iddia etti. Şimdi de İsrail aleyhine karar çıkması durumunda bu kararın uygulanması için herhangi bir siyasi baskıya başvurulmasını engellemek amacıyla AB ülkelerine gözdağı vermeye çalışıyor. Amerika'da başkanlık seçimleri yaklaştığından Bush yönetiminin siyonist lobilerin desteğini garantiye alabilmek için bu konuda gayret sarf etmesi söz konusu olabilir. Dolayısıyla duvar konusunun Lahey Adalet Divanı'na getirilmesi çok fazla ümit vermiyor. Ama buna rağmen biz yine de bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Son Kudüs Eylemi ve Duvara Gerekçe Oluşturulması

İşgal devletinin uluslararası platformda duvar meselesiyle karşı karşıya olduğu bir sırada, 22 Şubat 2004 Pazar günü Kudüs'te bir otobüste şehadet eylemi gerçekleştirildi. Eylemi Yasir Arafat'ın liderliğindeki el-Fetih örgütünün askeri kanadı olan el-Aksa Şehitleri Birlikleri üstlendi. Eylemin tam Lahey Adalet Divanı duruşması öncesine denk gelmesi bazılarının zihinlerinde soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Ancak bilmek gerekir ki bu eylemin duvarla veya söz konusu duruşmayla herhangi bir ilgisi yoktur. Bu eylemin işgal devletinin Gazze'nin Şucaiyye mahallesinde gerçekleştirdiği katliama misilleme olduğu yapılan açıklamada dile getirildi. İşgal devletinin duvar inşaatı yeni başlamış değildir. Bu itibarla eylemin işgal devletinin eline bir koz vereceğini düşünerek eyleme şüpheyle yaklaşılması isabetli olmaz. Ne yazık ki insanlarımız işgal devletinin katliamlarını çok çabuk unuttuklarından Filistinlilerin misilleme amacı taşıyan eylemleriyle işgal devletinin katliamları arasında irtibat kurmakta zorluk çekiyorlar. İşgal devletinin bu eylemi duvar konusunda kendisine koz olarak kullanması ise yersizdir. Olayları isabetli bir şekilde tahlil etmek isteyenlerin işgalcilerin Filistinlilerin eylemlerini kendilerine koz olarak kullanmalarına değil gerçekleştirdikleri katliamlara, izledikleri şiddet politikasına bakmaları gerekir. İşgalciler normalde her şeyden kendi paylarına bir şeyler çıkarmaya, her konuda kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadırlar. İşgalciler böyle bir politika izliyorlar diye Filistinliler mücadelelerinden vazgeçecek değildirler elbette.

Duvara Tepkiler

İşgal devletinin ırkçı ayırım duvarına dünyanın değişik ülkelerinde tepkiler oldu. Bazı ülkelerden gönüllü eylemciler duvarın inşa edildiği bölgelere kadar giderek tepkilerini ortaya koydular. Filistinliler duvara tepkilerini ortaya koymak amacıyla 23 Şubat 2003 tarihini duvara karşı ulusal gün ilan etti ve muhtelif protesto eylemleri düzenlediler. Ancak İslam dünyasında tepkilerin çok zayıf çıktığını görüyoruz. Oysa Filistin davasını tehdit eden her gelişmeye karşı "ben Müslümanım" diyen herkesin çok açık bir şekilde tavrını koyması gerekir.

e tavrını koyması gerekir.