el-Halil Sorunu

el-Halil, adını Hz. İbrahim (a.s.)'den alır. Bilindiği üzere Hz. İbrâhim (a.s.) Halilurrahman (Rahman'ın dostu) olarak anılırdı. Bu şehir de Hz. İbrâhim (a.s.)'in, orada uzun süre ikamet etmesinden ve içinde bugün Hz. İbrâhim Camisi olarak bilinen camiyi inşa etmesinden dolayı Medinetu'l-Halil (el-Halil'in Şehri) olarak adlandırıldı.

el-Halil, Kudüs'ten sonra Filistin'in en önemli şehri olarak bilinir. Bugün yüz binden fazla insanın yaşadığı bu şehir Batı Yaka'nın sekiz vilayet merkezinden biridir. Burası siyonistler tarafından, Doğu Kudüs'le birlikte 1967 Haziran savaşında işgal edildi. Siyonistler Kudüs'te olduğu gibi el-Halil'de de yoğun bir yahudileştirme çalışmaları yürüttüler. Onların bu yöndeki sistemli çalışmaları üç kategoride toplanıyordu: Birincisi: Şehrin çevresinin yahudi yerleşim merkezleriyle sarılması ve böylece adeta bir yahudi kuşatmasına alınması. İkincisi: Şehrin ortasına bir yahudi mahallesi kurulması. Üçüncüsü: Şehrin ruhu ve kalbi durumundaki Hz. İbrahim camisinin yahudi sinagoguna dönüştürülmek üzere müsadere edilmesi.

Siyonistler Batı Yaka'nın diğer şehirlerinin merkezlerine yahudi yerleşim birimleri kurmazken ve buralarda yahudi yerleşim merkezlerini bir tür uydu kent şeklinde şehir dışına inşa ederken el-Halil'in tam ortasına bir yahudi mahallesi inşa ettiler. Bundaki amaçları ise Hz. İbrâhim Camisi'ni gasp ederek yahudi sinagoguna dönüştürmekti.

26 Eylül 1995'te imzalanan Taba Anlaşması'nda siyonist işgal kuvvetlerinin Batı Yaka'daki vilayet merkezlerinden çekilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu, siyonist işgal kuvvetlerinin Batı Yaka'yı tamamen terk etmeleri anlamına gelmiyordu. Sadece şehrin dışına çıkarak buralarda oturan Filistinlilerle doğrudan muhatap olmaktan, onların attığı taşlara hedef olmaktan kurtulacak buralardaki bağımsızlık mücadelesiyle uğraşma işini Arafat'ın polislerine devredecek, kendileri ise şehirlerin çevresini kontrol altında tutmaya devam edeceklerdi. Böylece aynı zamanda Filistinlileri kendi literatürleriyle bir tür "getto"lara sıkıştırmış olacaklardı.

Siyonist işgal kuvvetlerinin el-Halil dışındaki yedi vilayetin şehir merkezlerini boşaltmalarında herhangi bir sorun olmadı. Çünkü buralarda yahudi yerleşim merkezi yoktu. Ancak el-Halil'in tam ortasında 400 yahudinin ikamet ettiği bir yahudi yerleşim merkezi olduğundan siyonist işgal rejimi burayı Arafat'ın polislerine emniyet edemeyeceğini ifade ederek askerlerini bu şehrin merkezinden tahliye etme işini erteledi. Şehir merkezinde yüz bin Müslüman yaşıyordu. Ancak 400 yahudinin güvenlik ve huzur içinde yaşayabilmesi için o yüz bin Müslümanın huzursuz edilmesi siyonist işgalcilere ve onların arkasında duran sömürgeci güçlere göre doğaldı.

Taba Anlaşması'na göre el-Halil merkezi, siyonist işgal kuvvetlerinin tasfiyesinden müstesna tutulmamış sadece belirtilen sebepten dolayı bu iş ertelenmişti. Ancak işgal rejimi sürekli yeni bahaneler uydurarak bu işi arkaya attı. Yeni Likud yönetimi de tasfiye işini tamamen unutturmaya çalışıyor. Sözde özerk yönetim ise bu konuyu gündeme getirerek halk nezdinde az da olsa bir prestij kazanmaya çalışıyor.

ABD başkanı Clinton ise, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin Ortadoğu'ya yönelik birtakım ataklar yapmaları üzerine el-Halil konusunu hatırlama ve bu meselenin çözülmesi halinde "barış (!)'ın önünde duran önemli bir engelin kalkmış olacağını" ileri sürmeye başladı. İşin gerçeğinde siyonist işgal yönetimi bir el-Halil düğümü ortaya çıkararak Kudüs ve Mescidi Aksa konularının gündeme getirilmesini engellemek istiyor. Sözde özerk yönetim ise işgal kuvvetlerinin bu şehirden tasfiyesinin geciktirilmesini kabullenmekle ihanetini ta baştan yapmıştı. Şu da bir gerçek ki işgal kuvvetleri bu şehirden tasfiye edilse de sorun çözülmüş olmayacak. Çünkü diğer Batı Yaka şehirlerinde olduğu gibi burada da bağlantı yolları ve şehir çevresi yine işgal kuvvetlerinin kontrolünde olacak.

/body>