Filistin'de Kudüs İntifadası

Kasım 2015, Davet Mektebi

Siyonist işgal rejiminin Mescidi Aksa'yı Müslümanlarla yahudiler arasında paylaştırma planını uygulamaya geçirme amaçlı çalışmaları uzun süreden beri devam ediyordu. Böyle bir planı devreye sokmasının sebebi ise yerine Siyon Mabedi adını verdiği bir yahudi mabedini inşa etme amacını gerçekleştirebilmek için bu kutsal mabedi yıkma girişimlerinde başarılı olamamasıydı.

Paylaştırma planını uygulamaya geçirme ataklarını da geçtiğimiz Eylül ayının ortalarına doğru gerçekleştirdiği alıştırma faaliyetleriyle başlattı. Bu amaçla yahudilerin Roş Aşana günlerini bahane ederek Mescidi Aksa'yı bazı günlerde Müslümanlara tamamen kapatıp yahudilere tahsis etti. Böyle bir uygulama ise Kudüs'ün işgalinden bu yana ilk kez gerçekleştiriliyordu. Sonraki günlerde Müslümanlara belli sınırlamalar getirerek yahudilerin serbestçe girmelerine imkân tanıdı.

Fakat siyonist işgal rejiminin bu uygulamaları Müslümanlarda şiddetli tepkilere neden oldu ve "Kudüs intifadası" adı verilen yeni bir mücadelenin fitilini çekti. 2 Ekim 2015 Cuma işgalcinin kirli oyunlarına karşı Mescidi Aksa'nın korunması için "Öfke Günü" ilan edildi. Kudüs'te ve Batı Yaka bölgesinde işgalciye karşı protesto eylemleri düzenlendi. İşgal güçlerinin bu eylemlere müdahalesi yer yer çatışmalara neden oldu.

Tepkiler sonraki günlerde işgalci askerlere, polislere ve işgal rejiminin Şebbiha çeteleri olarak kullanmaya çalıştığı yahudi yerleşimcilere karşı bireysel eylemlerle sürdürüldü. Bu eylemlerde, ölümü göze almaktan çekinmeyen ve bıçak kullanan gençlerin işgal rejiminin güvenlik güçlerine mensup elemanlarından veya Şebbiha çetelerinden birini bir köşeye sıkıştırıp bıçaklayarak öldürmeleri veya ağır yaralamaları işgalcilerin hepsinde bir can korkusuna neden oldu. Çünkü bıçaklı gençler eylemlerini sadece Kudüs'te değil Batı Yaka'da ve 1948'de işgal edilmiş bölgelerde de gerçekleştiriyorlardı.

Gençlerin bu eylemlerinde bıçağa başvurmalarının sebebi karşılarında otomatik silahlarla donatılmış ve öldürmekten çekinmeyen vahşi canavarların bulunmasıydı. Bu canavarlar karşısında o gençler de ellerindeki silaha başvurma ve ölümü göze alarak direnme ihtiyacı duyuyorlardı.

Siyonist işgal rejiminin, Abbas yönetimiyle arasındaki Güvenlik İşbirliği Anlaşması'ndan da yararlanarak Batı Yaka ve Kudüs'te direnişi kıskaca aldığını, dolayısıyla Filistin direnişini sadece Gazze'ye kapattığını söylemesinden, yahudi toplumu da buna inandırmasından sonra böyle bir direniş hareketinin patlak vermesi işgalcilerde ciddi endişeye neden oldu. Olayın işgalci toplumda en çok endişeye neden olan bir yanı da sadece Batı Yaka ve Kudüs'te kalmayıp 1948'de işgal edilmiş bölgeye de sıçramasıydı. Çünkü bu bölgede daha çok siyasi mücadeleye ağırlık veriliyor, ara sıra Batı Yaka ve Kudüs'ten gidenlerin gerçekleştirdiği münferit eylemler dışında fiili mücadeleye başvurulmuyordu. Fakat Kudüs davası ve özellikle de işgal rejiminin Mescidi Aksa'yı ablukaya alma amaçlı uygulamalarında 1948'de işgal edilmiş bölgede ikamet eden Filistinlilere de yasaklar getirmesi Kudüs intifadasının bu bölgeye de yayılmasına neden olmuştu.

İşgal rejimi her zaman olduğu gibi Kudüs intifadası karşısında da şiddete ve silahın gücüne başvurma yoluna gitti. Bu amaçla rastgele insanları öldürerek veya silahlı saldırıyla yaralayarak "bıçaklı saldırı yapacağından şüphelendik" gerekçesine başvurdu. Eylemlere karışanların ailelerinin evlerini yıktı. Özellikle Kudüs'te muhtelif mahallelerin yollarını kapatarak oralara hizmet gitmesini engelleme ve aynen Gazze gibi bu mahalleleri de ablukaya alma uygulamalarına başvurdu. Eylemleri organize etmelerinden şüphelendiği kişilerin evlerine baskınlar düzenleyerek tutuklamalar gerçekleştirdi. Fakat bütün bu şiddet uygulamalarının ve baskı yöntemlerinin hiçbiri Kudüs direnişini engelleyemedi. Tam aksine baskı uygulamalarının artırılması karşıt tepkileri de artırdı ve işgal güçlerini hedef alan ferdi eylemler daha da yaygınlaştı. Eylemlerin yaygınlaşması ise işgalci siyonistlerdeki can korkusunu ve telaşı artırdı.

Şimdi siyonist işgal rejimi bütün bu eylemlerin yaygınlaşması sebebiyle hem direnişi sadece Gazze'ye kapattığı iddialarının boşa çıkmasından hem de işgalci toplumda psikolojik sıkıntıların artmasına neden olan güvenlik sorunundan dolayı şaşkın durumda. Sisli bir havada ilerlemek zorunda olan bir araç sürücüsünün durumuna düştüğü gözleniyor. Çünkü şiddeti artırması durumunda bunun tepkiyi de artırabileceğinden endişe ediyor. Eylemler belli bir örgütün organizasyonuyla değil ferdi olarak ve halktaki duyarlılığın etkisiyle gerçekleştirildiğinden kimi muhatap alacağını tam kestiremiyor. Direnişe teslim olması ve Kudüs'le ilgili planlarından vazgeçtiğini ilan etmesi durumunda da direnişçileri cesaretlendireceği korkusunu taşıyor. Her ne kadar baskıda kararlı olduğunu göstermek için kapıları zorlamaya ve tehditlerde bulunmaya devam ediyorsa da bunun kendisine ne gibi bir bedel ödeteceğini tahmin edemediğini de zaman zaman bazı uzmanların ağzından itiraf etmek zorunda kalıyor. Bu tür itiraflarda bulunma ihtiyacı duymasının da karşı karşıya olduğu durumunu ve acziyetini kendi toplumuna izah etme ihtiyacı duymasından kaynaklandığını sanıyoruz.

Bu intifada en başta, Mescidi Aksa'yla oynamanın ve onun statüsünü değiştirmeye kalkışmanın kolay olmayacağını, böyle bir şeyin ağır bedeli olacağını işgalciye bir kez daha gösterdi. 2000 yılında patlak veren Aksa İntifadası da Ariel Şaron'un Mescidi Aksa'ya baskınından dolayı patlak vermişti. O zaman bu intifada karşısında işgal rejimi bu kutsal mabetle ilgili planlarını bir süre için rafa kaldırmıştı. Bu yılın başlarından itibaren raftan indirip tartışma konusu yaptı. Geçtiğimiz Eylül ayından itibaren de ciddi şekilde ele almaya ve bazı uygulama denemeleri yapmaya kalkışmıştı. Ama bu girişimi ona yine ağır bir bedel ödetti.

Kudüs intifadasının kararlılıkla sürdürülmesi ve işgal rejiminin özellikle Kudüs'teki yahudileştirme faaliyetlerine son vermek zorunda bırakılması için İslâm âleminin bu mücadeleye destek vermesi gerekir. Kudüs intifadasının tüm İslam âlemine yayılan bir intifadaya dönüşmesi ve işgal rejimini zorlayacak sivil faaliyetlere başvurulması bu açıdan önemlidir.

İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Suriye'ye Rusya Saldırısı

Suriye'de bölgedeki ihanetçi güçlerin ve küresel emperyalizmin çeşitli taktiklerle ve oyunlarla koruduğu Baas rejimi karşısında direnişin kararlılığını sürdürmesi, İran'ın tüm müdahalelerinin ve dünyanın değişik bölgelerinden topladığı çapulcu takımının da onu kurtarmada yetersiz kalması üzerine daha önce silah, teçhizat ve arka plan hizmetiyle destek veren Rusya doğrudan müdahale ihtiyacı duydu.

Suriye'yle ilgili tüm kirli oyunların ve taktiklerin gerekçesi olarak kullanılan IŞİD, Rusya'nın müdahalesi için de gerekçe olarak kullanıldı. Asıl amaç ise kararlı direniş karşısında gittikçe hâkimiyet alanı daralan ve artık geleceğinin iyice tehlikeye düştüğü anlaşılan Baas'ın kurtarılmasıydı. Çünkü büyük ölçüde dağılan veya etkisini kaybeden Şebbiha çetelerinin yerine İran'ın başlattığı seferberlikle dünyanın değişik bölgelerinden toplanan Şii militanların yeni çeteler oluşturması direnişi zayıflatamamıştı.

ABD'nin, Rusya saldırısına resmî açıklamalarında itiraz etmesi ve eleştirilerde bulunması tamamen taktik gereğiydi. Çünkü gelişmeler, bu saldırının ikisi arasında ittifak sağlanmasından sonra başlatıldığını bütün açıklığıyla gözler önüne seriyordu.

Saldırıların başlatılmasından sonra asıl hedefin IŞİD değil Baas'ı sıkıştıran direniş güçleri ve sivil halk olduğu görüldü. Saldırılarda ağırlıklı olarak silahsız halkın ve özellikle de kalabalık grupların hedef alınarak toplu katliamlar yapılması Rusya'nın bu saldırılarında da Baas diktasını istemeyen halkı ülkeden çıkarma amaçlı vahşi plana destek verdiğini gösterdi.

Bilgi: Aylık Ribat dergisinin Kasım 2015 sayısı için yazdığımız "Rusya'nın Baas'ı Kurtarma Çıkartması" başlıklı yazımızda bu konuyu değişik yönleriyle ve ayrıntılı bir şekilde ele almaya çalıştık. Vuslat dergisinin Ekim 2015 sayısı için yazdığımız "Avrupa'ya İnsan Seli" başlıklı yazımızda da Suriye'nin, katil dikta rejimini istemeyen halktan tasfiyesi planı ve bu plandan dolayı ortaya çıkan mülteciler meselesi üzerinde ayrıntılı bir şekilde durduk. Bu yazılarımızda verilen bilgiler özellikle sivil kalabalıkların vurulmasının arkasında duran çirkin niyeti ve insanlık dışı gayeyi keşfetmenizde size yardımcı olacaktır. Her iki yazımızı da kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okumanız mümkündür.

Sisi'nin Sina Savaşı

Sina, Mısır'ın ihmal edilmiş bölgesidir. O yüzden bölge ahalisi cuntaya hem diktayı geri getirmesinden hem de kendi bölgelerini ihmal politikasını sürdürmesinden dolayı tepkilidir. Cunta da bölge halkının bu tepkisinden stratejik bir savaş politikası çıkardı. Bölgede IŞİD'le bağlantılı silahlı örgütler ortaya çıktığını ileri sürdü. Örgütün adı önce Ensaru Beyti'l-Makdis olarak kondu. Bu ismin kullanılmasının amacı ise Filistin'le bağlantısını kurmak ve onun üzerinden Filistin direnişine çamur atmaktı. Sisi güdümlü medya organları da bunu yaptı ve örgütün Hamas'la bağlantılı olduğunu iddia ettiler. Oysa Hamas'ın Filistin dışında hiçbir silahlı mücadelesi yoktu ve söz konusu örgütle irtibatına dair iddiaların da hiçbir geçerli delili yoktu. Zaten GIA, IŞİD, Boko Haram benzeri karanlık bir örgüt olduğu eylemlerinden anlaşılıyordu.

Cunta ise bu örgütü Sina halkına karşı yürüttüğü savaşın gerekçesi yaparak sivil halka yönelik saldırılar gerçekleştirdi. Normalde Camp David Anlaşması gereği Sina bölgesindeki asker sayısını on binin üstüne çıkarmama taahhüdü olmasına rağmen örgüt bahanesiyle siyonist işgalle anlaşarak asker sayısını hayli artırdı.

Bir insan hakları örgütünün, cuntanın Sina'daki savaşı hakkında Ekim başlarında yayınladığı raporda verilen bilgiler bu savaşın ne derece korkunç boyutlarda olduğunu gösterdi. Rapora göre bölgede son üç ayda öldürülenlerin sayısı 1389'u bulmuş, 2000 kişi de tutuklanmıştı. Bu insanların büyük çoğunluğu örgütle bir ilişkileri olmayan ama onunla irtibatlandırılarak cuntanın insanlık dışı savaşına hedef olan vatandaşlardı.

Bu bilgiler Kahire'deki zulüm uygulamalarının, idam kararlarının ve baskınların gölgesinde kalan Sina savaşının ne kadar korkunç boyutlarda olduğunu gösteriyordu.

Sisi Cuntasının Gazze'yi Boğma Çabaları

Siyonist işgalle işbirliği içindeki Sisi cuntasının Gazze'yi sıkı ablukaya alma amaçlı muhtelif uygulamaları oldu. Özellikle Gazze'nin nefes boruları olarak tanımlanan tünelleri imha etme konusunda işgalcileri memnun etmek için her yola başvurdu. Rafah bölgesinin Mısır tarafında yer alan evlerin altında tünellerin uçları olduğu gerekçesiyle bölgedeki bütün evleri istimlak etti, sahiplerine başka yerlerden ev satın almaları için kulübe satın almaya bile yetmeyecek sembolik ücretler vererek Gazze sınırındaki bütün evleri yıktı. Sonra tünelleri ortadan kaldırmaya bu işlemin de yetmediğini düşünerek son dönemde de bölgeye kanallar kazdı, borular döşedi ve denizden su taşıyarak, toprakların çamurlaşması ve tünellerin kendiliğinden yıkılması için araziye verdi. Ancak bu suların sınırın Filistin tarafındaki araziler de dâhil olmak üzere geniş bir arazi üzerinde tarıma büyük darbe vuracağı uzmanlar tarafından dile getirildi. Filistin tarafında kalan araziler ise abluka altındaki Gazze'nin bir miktar gıda maddesi yetiştirmesi için büyük önem taşıyor. Toprakların bu şekilde lapalaştırılması bölgedeki evlerin temelleri için de risk oluşturuyor.

Sisi'nin Sandıkları Yine Boş Kaldı

Ekim ayı ortalarında Mısır'da parlamento seçimlerinin birinci turu yapıldı. Ülke dışında yaşayanların 17-18 Ekim, ülke içinde yaşayanların ise 18-19 Ekim tarihlerinde oy kullandığı ve 14 bölgede yapılan bu seçimlerde, ülke dışında sadece 30 bin kişinin oy kullandığı açıklandı. Bu da ülke dışındaki Mısırlıların %4'üne tekabül ediyordu. Ülke içinde ise tüm teşviklere rağmen birinci gün oy kullananların oranı %2'de kaldı. İkinci gün resmî açıklamalarda bu oranın önce %8'e çıktığı sonra %15-16 civarında olduğu açıklandı. Fakat bunun resmî açıklamalarda verilen oran olduğu gerçek oranın daha az olduğu yorumcuların tespitlerinde dile getirildi.

Seçimlerin boykotu cuntanın, onun güdümündeki parlamentonun ve onun hesabına yapılan seçimlerin reddi anlamına geliyordu. Dolayısıyla sonuçları verilecek oylarda yapılacak tercihlere göre değil oy verme ve boykot oranlarına göre değerlendirmek gerekiyordu. Seçimlerden çıkan gerçek sonuçlar halkın %90'dan fazlasının kesin bir şekilde cuntayı ve onun parlamentosunu reddettiğini ortaya koydu. Oy verenlerin de büyük çoğunluğunu devlet kurumlarında çalışanların aileleri oluşturuyor. Yani kullanılan oy sayısı cuntayı şartsız desteklediği düşünülen Kıptilerin sayısına bile ulaşmadı.

Seçimlerin ikinci turu 22-23 Kasım tarihlerinde yapılacak.

Yemen'de Çatışmalar Sürüyor

Yemen'de halkın devre dışı bırakılmasından sonra başlatılan hâkimiyet ve güç savaşı sürüyor. Bir yandan İran'ın ve onun arkasındaki küresel emperyalizmin desteklediği Husilerle eski diktatör Ali Abdullah Salih'in oluşturduğu ittifak hakimiyet alanını genişletmeye çalışırken diğer yandan Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerinin desteklediği geçiş dönemi cumhurbaşkanı Abdurabbih Mansur El-Hadi liderliğindeki Halk Direniş Birlikleri tüm ülkede kontrolü ele geçirebilmek için savaşıyor. Çünkü Husilerle Ali Abdullah Salih ittifakının ülkede kontrolü ele geçirmesinin İran'ın buraya gelip yerleşmesi, böyle bir şeyin de Arap yarımadasının güneydeki deniz kapılarının tamamen İran'a teslim edilmesi anlamına geleceğini biliyorlar. Buna Suriye'de de İran güdümlü Baas diktasının sağlama alınması suretiyle İran'ın Akdeniz'e uzanan bir Şii koridoru açmasının eklenmesi tüm Arap yarımadasının İran kıskacına alınması sonucu doğuracak.

Fakat küresel emperyalizm son dönemde İran'la arasındaki işbirliğini de önemseyerek bu ülkenin bölgede bazı stratejik geçiş noktalarını ele geçirmesinin bölgedeki siyasi değişim ihtimallerine karşı önemli bir denge aracı olacağını düşünüyor. O yüzden Yemen'de de Suriye'de İran'la işbirliği içindeki güçlere destek veriyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Kerry'nin Kudüs çıkartması
  • Netanyahu'nun Hitler'i aklaması
  • Ümmete Emanet Mescidi Aksa
  • Şimdi de Gazze'ye ayrım duvarı
  • Filistin'de hareketli günler
  • Mescidi Aksa savaş alanı
  • Hamas işgalcilerle görüştü mü?
  • Sisi'nin Sina haramileri
  • Bebek katilleri hortladı
  • Kudüs üzerine röportaj
  • Vahşi saldırının birinci yıl dönümünde
  • Nekbenin 67. Yılında Yeni İşgal Koalisyonu
  • Kudüs ve Arap medyası