Haklının Yanında Olmak

3-4 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi, Yeni Akit

Bu hafta başında Tunus'ta düzenlenen bir uluslararası konferansa iştirak için orada bulunduğumdan bugünkü ve yarınki yazılarımız inşallah bu konuyla ilgili olacak. Ancak bugünlerde, oradaki konferansla dolaylı bağlantısı olan ve Türkiye gündeminin merkezinde yer alan önemli bir konuyla ilgili kanaatlerimizi dile getirmek istiyoruz.

IŞİD'in Baas zulmüne karşı sürdürülen haklı ve meşru direnişe kuyu kazma amacıyla oynanan oyunların bir parçası olduğunu ancak onun enjekte ettiği heyecan temelli narkozun etkisinde kalanların bunu fark etmediklerini bu örgütün Suriye sahnesinde görünmeye başlamasından beri sürekli dile getirdiğimizi bizi izleyenler bilir. Fakat Baas rejiminin üç buçuk yıldan beri gerçekleştirdiği vahşi katliamlar ve yıkımlar karşısında baskıya bile başvurma ihtiyacı duymayan işbirlikçi çetenin bugün IŞİD bahanesiyle ABD güdümünde oluşturduğu koalisyon geçmişte Saddam bahanesiyle Irak'ın işgali için oluşturulan çeteden farksızdır. Bu konuda tavrımız dün ne idiyse bugün de öyledir. İslâmî duyarlılık sahiplerine düşen de yönetenleri doğru yaptıklarında desteklemek, yanlış yaptıkları yerde de uyarmak, yanlışlarını düzeltmeleri için kendilerine yardımcı olmaktır.

Türkiye'nin bölgeye karşı hazırlanan tehlikeli planların gerekçesi olarak kullanılmak üzere piyasaya sürülen tehlikeli bir örgüte karşı bir stratejisi mutlaka olmalıdır. Ama bu stratejisi, zaten o tehlikeli planlara şekil ve yön veren ABD'den, onun yanındaki küresel güçlerden ve onların güdümündeki yerli işbirlikçilerden tamamen bağımsız, kendine özgü olmalıdır. Bunu yaparsa kendi bağımsız siyaset ve stratejisi olan, küresel güçlerin yönlendiremediği bir bölgesel güç olduğunu belgelemiş olacaktır. Çete savaşına karşı tavrı o çetenin Cidde'de ABD güdümünde oluşturduğu ve görünüşte IŞİD bahanesiyle gerçekte Baas'ın ve bölgedeki dikta rejimlerinin geleceğini kurtarma amacıyla oluşturulan koalisyona girmeme konusunda sergilediği tavrın devamı olmalı ve orada belirlemiş olduğu bağımsız politika çizgisinden sapmamalıdır.

Bu haftanın başında Tunus Cumhuriyeti'nin başkenti Tunus'ta düzenlenen "İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısının gölgesinde Filistin'deki durumun uluslararası hukuk ve siyaset açısından izlenmesi" konulu bir uluslararası toplantıya katılmak için bu ülkeye gittim. Türkiye'den uluslararası hukuk alanında uzman çok değerli ilim adamlarımız ve yine muhtelif sivil toplum kuruluşlarında bu alandaki çalışmalarıyla tanıdığımız hukukçularımız vardı. Gazetecilerden ise Türkiye'den giderek katılan sanıyorum sadece ben vardım. Beni de muhtemelen Filistin davasıyla ilgili çalışmalarımdan dolayı davet etmişlerdi.

Kuzey Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi (CESMA) adlı kuruluşun organize ettiği ve Cumhurbaşkanı Munsif el-Marzuki'nin gözetiminde gerçekleştirilen program sadece bir günlüktü. Ancak benim açımdan son derece faydalı ve verimli bir program oldu.

Başkentin biraz dışında, deniz kenarında ve rahat bir ortamda yer alan Kartaca Sarayı Hoteli'nde düzenlenen konferansın açılışına cumhurbaşkanı da katıldığından ve konuşma yaptığından konferansa basın da büyük ilgi göstermişti. Fakat her ne kadar Tunus medyasında gündem oluşturdu ve kısmen Arap medyasına yansıdıysa da dünya medyasına yansıdığı söylenemez. Ama davetliler arasında, muhtelif İslâm ülkelerinden ve Avrupa ülkelerinden Filistin davasına ilgi gösteren yazarlardan, fikir adamlarından birçok kişi vardı. Muhtemelen bizim gibi onların da bu toplantıyı ve orada dile getirilen hususları yazılarına taşımalarıyla biraz dünya kamuoyunun gündemine de yansıyacaktır.

Konferans Filistin meselesiyle ilgili şimdiye kadar çoğunlukla önemsenmeyen, konuşulmayan bir konuya özel olarak ağırlık vermesinden dolayı farklılık arz ediyordu. O da Filistin halkının haklılığının, siyonist işgalin ise haksız ve hukuk dışı olduğunun ortaya konması konusunda yapılacak çalışmalar, bu alanın ihmal edilmemesi ve bu konuda yapılacak çalışmaların önünün açılması için çabaların artırılması gerektiği. Katılanlar arasında çok farklı inançlardan, akımlardan insanlar vardı. Ama hepsini orada bir araya getiren ortak özellikleri haklının yanında olmaktı.

Toplantının sunum konuşmasını toplantıyı organize eden Kuzey Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi (CESMA)'nin başkanı Abdüllatif Abid yaptı. Toplantının amacından kısaca söz eden Abid geleneğe uyarak konferansı organize eden kurum ve çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Açılıştan sonraki ilk konuşmayı ise davet sahibi Tunus Cumhurbaşkanı Dr. Munsif el-Marzuki yaptı. Tunusluların kendilerini Müslüman, Arap ve Filistinli olarak tanımladıklarını söyleyen Marzuki bu özelliklerinden dolayı Filistin davasına büyük önem verdiklerini belirtti. Arap ülkelerinin Filistinlilere yönelik dikteci tutumlarını benimsemediklerini ifade ederek; "Biz neyin lehlerine ve neyin aleyhlerine olacağını belirleme yetkisini Filistinli kardeşlerimize bırakma, olumlu bulduklarını benimseme karşı çıktıklarını da reddetme yanlısıyız" dedi. Marzuki hukuk konusunda önemli bir noktaya dikkat çekerek, hukukun hâkim olması gerektiğini ama Batı'nın hukukunun değil gerçek anlamda adalet ve hukukun hâkim olması gerektiğini vurguladı. Batının Müslümanların canlarını basit ve önemsiz gördüğünü dile getirerek o yüzden Filistin'de bunca insanın öldürülmesine karşı son derece duyarsız ve tepkisiz kaldığını söyledi. Tunus'un tüm haksızlıklara, ırkçılıklara, mağduriyetlere karşı olduğunu, mağdur edilen Yahudi olsa da zulme karşı duracağını ifade eden Marzuki, "Tunus barışı ister ama teslimiyete razı olmaz" dedi.

Ondan sonraki konuşmacı ve Fetih'in en üst kademedeki adamlarından Azzam el-Ahmed, kendilerinin Oslo İlkeler Anlaşması'nı imzalarken beklentilerinin farklı olduğunu fakat mevcut durumun beklentilerinden çok uzak olduğunu itiraf etmeden geçemedi. İsrail'in Gazze katliamına tepki gösterip halkın saldırılara karşı gösterdiği direniş ve kararlılıkla da övündüklerini söyledi. el-Ahmed, savaş suçlularının da cezalandırılmasını istedi. Ama zalimlere tepki ve direnişle iftihar yetmiyor tabii. Aynı zamanda tepki gösterdiğin zalimlerle sürdürdüğün güvenlik işbirliği anlaşmasını iptal etmen ve kendileriyle iftihar ettiğin direnişçilerin yanında durman, onları medya yoluyla karalamaya son vermen, haklarında asılsız haberler yaymaktan vazgeçmen, memurlarının maaşlarını ödemen, Gazze'nin imarı için Arap ülkeleri tarafından gönderilen yardımları Özerk Yönetim hesabında bloke etmeyerek sokakta kalan ailelerin yeniden eve kavuşmaları için bir an önce o tarafa aktarman gerekiyor. Siyonist savaş suçluları hakkında dava açılması için hazırlanan dosyanın da bir an önce Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne gönderilebilmesi için Mahmud Abbas'ın işi sürüncemede bırakmaması, işgalci katillerin tehditlerine aldırış etmeden imzalama cesaretini gösterebilmesi gerekir.

Açılış oturumundaki konuşmacılar arasında yer alan Akparti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay, Tunusluların devrimin anlamı konusunda Filistinlilerden çok şey aldıklarını dile getirdi. Türkiye'nin Filistin davasına büyük önem verdiğini hatırlatan Aktay, kim olursa olsun zalimlere karşı ve kim olursa olsun mazlumların yanında olduklarını söyledi. Biz de burada, IŞİD bahanesiyle Suriye'de mazlum halkın üzerine füze yağdıran koalisyonun da bir zalimler çetesi olduğunu Türkiye'nin bu ilkesi gereği söz konusu çetenin içinde kesinlikle yer almaması gerektiğini kısa bir notla dile getirelim.

İrtibatlı Yazılar:

Siyonistin Savaş Nöbeti
Filistinli Yavruları Öldürebilirsiniz!
Hamas, Üç Yahudinin Öldürülmesini Üstlendi mi?
Vahşi Siyonist İnsan Avında