Vahşi Siyonist İnsan Avında

Ağustos 2014, Vuslat

Giriş

Müslüman toplumlar ne yazık ki bu yıl da huzurlu bir Ramazan geçiremedikleri gibi gerçek sevinç ve mutluluk duyguları içinde bayrama ulaşamadılar. İslam âleminin değişik beldelerinde yaşanan acılar ve sıkıntılar devam ederken, katil siyonist gayri meşru bir şekilde varlık ve hâkimiyetini sürdürdüğü Filistin'de yeniden vahşi yüzünü göstererek geniş çaplı bir saldırı ve katliam gerçekleştirdi.

Türkiye'de ve İslam dünyasının genelinde Ramazan boyunca zihinleri en çok meşgul eden konu siyonist işgalcinin önce Batı Yaka'da geniş çaplı tutuklama kampanyasıyla başlattığı sonra da Gazze'ye hava, deniz ve karadan saldırılarla gerçekleştirdiği katliamlarla sergilediği vahşetti. Bu vesileyle biz de her ay düzenli yazı yazdığımız Ribat ve Vuslat dergilerinin her ikisinde de bu konu üzerinde durmayı zorunlu gördük. Ancak Ribat'taki yazımızda olayın daha çok stratejik boyutu ve arka planıyla ilgili değerlendirmelere yer vermeye çalıştık. Bu yazımızda da ağırlıklı olarak hadiselerin gelişme süreci, işgalcilerin sergiledikleri vahşetin boyutları ve böylesine bir vahşete karşı kararlılıkla sürdürülen onurlu mücadele üzerinde duracağız. Bazı hususlarda tekrarlar olsa da bu iki yazı birbirini tamamlayıcı nitelikte olacaktır inşallah.

İşgalcinin Fırsat Savaşı

Siyonist işgalci Batı Yaka'daki tutuklamalarında ve ardından Gazze'ye saldırısında gerekçe olarak üç işgalcinin kaçırıldığı sonra da ölü olarak bulundukları iddiasını kullandı. Filistin'deki direniş gruplarından eylemi üstlenen olmadı. İslâmi Direniş Hareketi (Hamas) ise ilgisinin olmadığını resmen açıkladı.

Fakat hadiselerin gelişme süreci, izlenen strateji ve işgalci siyonistin gerekçeden bir an önce istifade edebilmek için saldırı planlarını hızla devreye sokması söz konusu olay üzerindeki şüpheleri artırıyordu.

İşin gerçeğinde işgalci, uluslararası ve bölgesel alanda ortaya çıkan şartları bir fırsat olarak görüyor ve değerlendirmek istiyordu. Mısır cuntasının işgalciyle sıkı işbirliği kurarken Filistin direnişine karşı savaş açması, Suriye'deki Filistinli mültecilerin güven içinde olmamaları sebebiyle bu ülkeyi terk etmek zorunda kalmaları ve İslâmi direnişin yalnızlaştırıldığı kanaatinin oluşması işgalcinin iştahını kabartmıştı.

Arap Dünyasındaki İhanetçilerle Ortak Savaş

Bu savaş planını aslında işgalci tek başına yapmadı. İslâmi uyanışın etkili olmaya başlaması karşısında telaşlanan ve bilhassa Arap Baharı ile uçurumun kenarından döndüklerine inanan dikta rejimleri aynı kâbusu tekrar yaşamamak için İslâmî mücadelenin her yerde dağıtılması gerektiğini düşünüyorlardı. Filistin'deki İslâmî mücadelenin yapısının dağıtılması için yardımlaşacakları güç de siyonist işgalciydi ve saltanatlarının geleceğini sağlama almak için bunda sakınca görmüyorlardı. İktidarlarını sürdürebilmek için kendi halklarına kan kusturan diktatörlerin siyonist katillerin Filistin halkına kan kusturmasına, masum çocukları hunharca katletmesine zımnen ortak olmaktan, destek vermekten dolayı vicdan azabı duymaları da beklenemezdi.

Siyonist katil Gazze'de insanların üzerine ateş yağdırırken Mısır'ın yeni Firavun'u Sisi'nin en azından yaralıların hastanelere nakli için Rafah kapısını açmaması bunun da ötesinde o yaralıların içeride tedavisi için gönderilen ilaçları ve tıbbi malzemeleri sokmaması vahşette sınır tanımama konusunda Netanyahu'dan hiç geri kalmadığını hatta onu hayli geride bıraktığını gösteriyordu. Sisi diktasının kazıklarını çakması için her türlü yardım ve desteği sağlayan Suudi Arabistan da farklı değildi.

"Evlerinizi Boşaltın" Uyarısı Can Kurtarma Değil Psikolojik Çökertme

İşgalcinin savaşı, normalde işgal altındaki vatanlarını özgürlüğüne kavuşturmak için savaşmak en meşru hakları olduğu halde güç dengesizliğinden dolayı buna başvurmayan ve fitili çeken taraf olmaktan kaçınan mücahit gençlere değil silahsız ve savunmasız halka karşıydı. Bu amaçla 365 km2'lik alanda iki milyon insanın yaşıyor olması sebebiyle büyük bir nüfus yoğunluğu olan Gazze'de evlerin altında füzeler saklandığı iddiasıyla bu evleri oturanların başına yıkıyordu.

Güya işgalci saldırgan, sivil can kaybı olmaması için hedef alacağı bölgede oturanlara uyarı mesajları gönderiyormuş. Bunu siyonist vahşeti temize çıkarmada kullanabilecek kadar aptallaşanlar da olabiliyor.

Oysa işgalcinin başvurduğu bu uygulama can kurtarma değil halkın tümünü psikolojik yönden çökertme ve sürekli can güvenliği endişesi içinde yaşamasını sağlama amaçlıdır. Çünkü bir yerde bir evi hedef alacağı zaman on binlerce aileye mesaj gönderiyor ve hep birlikte paniğe kapılmaları, ölüm korkusu yaşamaları için ortam oluşturmaya çalışıyor. Zaten bu kadar insanın sığınabileceği ve kendilerini güvenceye alabilecekleri bir ortam da bulunmadığından zorunlu olarak tehditler karşısında evlerinde kalmayı tercih ediyorlar.

Üstelik bu uyarıların evlerine sığınanların dışarı çıkmalarını sağlamak ve uzun menzilli silahlarla uzaktan vurmak amacıyla değerlendirildiği ileride sözünü edeceğimiz Şucaiyye katliamında görüldü.

Uyarı Yalanını Ortaya Koyan Olay: Canlı Kalkanın Vurulması

Uyarıların bir aldatmaca ve psikolojik savaş taktiği olduğu, katillerden insanları canlarını sağlama almaya yöneltme amaçlı olmadığı olayların başlangıcında tehdit edilen bir ailenin korunması için oluşturulan canlı kalkanın kasten vurulmasıyla da görüldü. Güneydeki Han Yunus'ta tehdit edilen Kavari' ailesini korumak için mahallenin kadınları kendilerini canlı kalkan yapmak amacıyla evin terasına çıktılar. Saldırgan ise aldırış etmeyerek saldırdı ve on kadının ölmesine, seksen kadının da yaralanmasına neden oldu.

Namaz Vakitlerinde Camilerin Vurulması

İşgalcinin savaşının tüm halka karşı ve amacının da çok can kaybına, büyük zarara yol açmak olduğunu bilhassa namaz vakitlerinde camileri hedef alan saldırılar gerçekleştirme taktiği de ortaya koyuyordu. Bu taktiğe 2008 sonu başlattığı ve Dökme Kurşun adını verdiği savaşta da başvurmuştu. O zaman da camilerin cephane olarak kullanıldığı yalanını gerekçe ediniyor; ama insanların namaza toplandığı vakitlerde buraları hedef alarak katliam yapıyordu. Gerçekte ise namaza toplanan Müslüman cemaat kanla beslenen canavar özelliği taşıyan siyonist vahşinin iştahını kabartıyordu ve ortaya çıkan fırsattan yararlanmak istiyordu.

Hastanelerin ve Sağlık Merkezlerinin Vurulması

Vahşi siyonistlerin Gazze'ye son saldırılarında öncelikle hedef aldıkları binalar arasında özellikle anılması gerekenler hastaneler ve sağlık merkezleridir. Kullandıkları gerekçe ise "buraların teröristlerin tedavi ve rehabilitasyonu için kullanıldığı" iddiasıydı. Terörist vasfının en fazla kendi liderlerine ve onların masum çocukların üzerine saldığı canavar sürüsüne yakışacağını vurgulayarak o hastanelerde tedaviye alınanların üçte birinin çocuk olduğu gerçeğini uluslararası güçlerin de bildiğini hatırlatalım.

Hastaneleri ve sağlık merkezlerini hedef alan saldırılar yüzünden savaşın ilk iki haftası içinde elliden fazla hastane ve sağlık merkezi vuruldu. İçlerinde Şifa, Vefa ve Aksa Şehitleri hastaneleri gibi büyük hastaneler var. Saldırılarda ayrıca buralarda tedavi gören hastalardan, görevli doktorlardan ve sağlık görevlilerinden birçok kişi hayatını kaybetti.

Saldırganlar ayrıca yaralıların hastanelere naklini ve kurtarılmasını zorlaştırmak amacıyla çok sayıda ambulansı hedef aldılar. Gerekçeleri ise ambulansların silah taşımada kullanıldığı iddiasıydı. Bunun Filistin direnişinin tercih ettiği bir yöntem olmadığını ve üstelik buna ihtiyacının da olmadığını bilmelerine rağmen vahşi yüzlerini kapatmada böyle bir saçmalıktan istifade etmeye çalışıyorlar. Vurulan ambulanslarda da gerek doktorlardan ve sağlık görevlilerinden gerekse taşınan yaralılardan birçok kişi hayatını kaybetti.

Gıda Kaynaklarını Yok Etme Saldırıları

Savaşın asıl amacı hedefteki halkı yıldırmak ve tam teslimiyete zorlamak olduğundan işgalci bunu başarabilmek için onu aç ve susuz bırakmayı da bir stratejik amaç olarak görüyor, o yüzden gıda kaynaklarını yok etmeye çalışıyordu. Bu amaçla birçok yerde tarım arazisini vurarak yiyecek kaynaklarını imhaya çalıştı. Ayrıca Gazze ahalisi için önemli bir gıda kaynağı olan denizde balıkçıların faaliyetlerini deniz tarafından kuşatma ve saldırılarla engelledi. Bunlarla yetinmeyerek BM'ye bağlı UNRWA'nın orta bölgedeki en büyük gıda yardım deposuna yangın roketleri attı. Ardından yoğun kara saldırılarıyla gönüllülerin ve itfaiye araçlarının yangın söndürme çabalarını engelledi.

Kumsaldaki Çocukların Öldürülmesi ve Dünyanın İkiyüzlülüğü

Evlerin altında silah olduğu, hastanelerde "teröristlerin" tedavi edildiği iddiasıyla buraları içindekilerin tepelerine yıkan katiller çocukları da büyüdüklerinde "terörist" olacakları iddiasıyla katlediyorlar. Böylece aslında kimin terörist olduğunu da tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyuyorlar. Ama insan kimliğini kaybetmiş işbirlikçiler yine onların borazanlığını yapmakta sıkıntı çekmiyorlar.

Katillerin önceki saldırılarında olduğu gibi bu yıl mübarek Ramazan'a denk getirdikleri vahşi saldırılarında da öldürdüklerinin ve yaraladıklarının üçte birini çocuklar oluşturdu. Çoğu da henüz on yaşın altında oyun çağındaki çocuklar ve süt çağındaki bebeklerin sayısı da az değil. "Hamile kadını öldürürseniz aynı anda iki kişiyi birden öldürmüş olursunuz" diyen zihniyetin çocuğa insaf etmesi zaten beklenemez.

Çocukları hunharca katletmekten özel zevk alan katillerin hedef aldığı çocuklar arasında Gazze sahilinde top oynayan ve yaşları 11 ile 9 arasında değişen dört çocuk da vardı. Savaşın başlatılması için senaryo üretilmesi amacıyla düzenlenmiş komplo olup olmadığı henüz aydınlığa kavuşturulmamış üç yahudi gencin kaçırılması olayı karşısında dünyayı ayağa kaldıran Batı medyası ve emperyalist güçler bu dört çocuğun denizden kasten hedef alınarak vahşice öldürülmesi karşısında yine iki yüzlülüklerini gösterdiler.

Kara Harekâtı Yaygarası ve Sınırı Aşmayan Katilin Hırçınlaşması

Siyonistin asıl amacı Gazze'nin tümünü işgal etmekti. Çünkü İslâmi direnişi ortadan kaldırabilmesi veya tamamen etkisiz hale getirebilmesi için bunu yapması gerekiyordu. Arap diktatör dostlarıyla ittifakı da bu amaç üzereydi ve katiller bu konuda Arap dostlarına sözleri olduğunu söyleyebilecek kadar arsızlaştılar.

Gazze'yi işgal edebilmeleri için de kara harekâtı başlatmaları gerekiyordu. O yüzden Netanyahu adlı canavar ilk günden itibaren kara harekâtının da gündemlerinde olduğunu söyleme ihtiyacı duyuyordu. Ama önlerine nasıl bir handikap çıkacağını kestiremiyorlardı. Dolayısıyla bir kaç kez Güvenlik Kabinesi'nin kara harekâtını başlatma kararı aldığını açıklamalarına rağmen uygulamaya geçirme cesareti gösteremediler.

Sonunda yönlendirdikleri medya vasıtasıyla büyük bir yaygara kopararak, askerlerinin kâbusu haline gelen "terör tünelleri"ni imha amacıyla dar kapsamlı kara harekâtı başlatma kararı aldıklarını söylediler. Oysa yaptıkları yine kara harekâtı değildi. Çünkü kastettikleri Gazze'nin içine girmekti. Ama Gazze ile 1948'de işgal edilmiş bölgeyi ayıran sınırdan bir adım dahi içeri geçememişlerdi. Çünkü direniş önlerini kesti ve girmek istedikleri noktalarda ummadıkları kayıplar verdirdi.

Katil siyonist kara planında direniş engeline takılınca ve kan kaybedince daha da vahşileşti ve sınır ötesinden tanklarla, toplarla, uzun menzilli silahlarla evleri, sosyal tesisleri hedef almaya başladı.

Siyonizm Tarihinde Korkunç Bir Katliam Daha: Şucaiyye Katliamı

Siyonizm tarihi katliamlarla doludur. O yüzden saymakla bitmez. Uzun listeye, karadan giremedikleri Gazze'nin Şucaiyye mahallesinde gerçekleştirdikleri katliamı eklediler. Burada mücahitlerin yer altında tünellerinin bulunmasını gerekçe göstererek vahşi bir saldırı gerçekleştirdiler. Fakat hedef aldıkları yerler insanların ikamet ettiği evlerdi. Üstelik bu evleri bombalayacakları uyarısında bulunarak insanlardan evleri terk etmelerini istemelerinden sonra onların sokaklara çıkmaları üzerine arkadan ateş ederek kadınları ve çocukları caddelerin ortasında öldürdüler. O yüzden 19 Temmuz Cumartesi gecesi başlatılıp 20 Temmuz'da da sürdürülen korkunç katliamda 75 insan şehit edilirken, bazıları ağır 400 insan da yaralandı. Ölen ve yaralananların yarıdan çoğu kadın ve çocuktu.

Direnişin Kararlı Duruşu ve İşgalcinin Kayıpları

Siyonist saldırganın bu vahşi tutumuna karşı direnişin kararlı ve onurlu mücadele vermesi saldırgana aslında önünü görmeden maceraya atladığını, Mısır'ın ve Arap dünyasındaki diğer dikta rejimlerinin sınırsız desteğine fazla güvenmekle yanıldığını gösterdi.

İşgalci, direniş karşısında verdiği askerî kayıplarının askerler arasında neden olduğu moral çöküş, panik ve can korkusu sebebiyle kayıplarla ilgili haberlerin, askeri izin çıkmadan kamuoyuna duyurulmaması üzere kendi basınına talimat vermişti. Fakat kayıp sayısının hızla artması karşısında tamamen gizlemenin mümkün olamayacağını gördü ve en azından bir kısmını itiraf etmek zorunda kaldı. Ayrıca Filistin direnişinin aldığı görüntüleri medyaya yayması işgalcilerin gizlediği gerçeklerin bir kısmının kamuoyuna yansımasını sağladı.

Bütün bu görüntüler karşısında işgalcilerin askerî yetkilileri de maruz kaldıkları kararlı direnişle ilgili tespit ve gözlemlerini dile getirdiler.

Direnişin füzelerinin artık Sderot sınırında kalmayıp Hayfa'ya, Kudüs'e ve Eilat'a ulaşması sadece Gazze etrafındaki 15 km yarıçaplı alanda değil 1948'de işgal edilmiş toprakların tümünde onları sığınaklara girmeye zorladı. Bu yüzden birçok hava yolu şirketi, güvenli olmadığı gerekçesiyle işgalcilerin hava alanlarına seferlerini iptal kararı aldı. Bu da savaşın onlara maliyetinin ağır olacağını gösterdi.

Sonuçta, zulümle saltanatlarını sürdürmeleri için kendilerine destek verdikleri Arap diktatör dostlarına güvenerek yaptıkları deneme Filistin direnişini aşmalarının kolay olamayacağını, hatta geçmişe nispetle savunma imkânlarını ve askerî tecrübelerini tahmin ettiklerinden fazla artırmış bir direnişin karşılarında durduğunu, kendilerinin ABD'nin yardımıyla yüz milyonlarca dolar harcayıp kurdukları demir kubbelerinin de fos çıktığını denemiş oldular. Savaşın önemli amaçlarından biri de demir kubbe sistemini denemekti.

İrtibatlı Yazılar:

Siyonistin Savaş Nöbeti
Filistinli Yavruları Öldürebilirsiniz!
Hamas, Üç Yahudinin Öldürülmesini Üstlendi mi?
Kanla Beslenen Siyonistin Kan Nöbeti
Vahşi Düşmana Karşı Onurlu Zafer
Beş Bin Filistinliye Karşı Üç İşgalci Rehine
İşgalcinin Seçim Yatırımı: Katliam