Ağustos 2014, Ribat
Sadece 66 yıllık geçmişe sahip siyonist işgal rejimi bu kadarlık zamana çok sayıda kapsamlı savaş sığdırmıştır. Kapsamlı olmayan saldırıları, baskın ve cinayetleri ise gündelik hale getirdiğinden bunların da toplamı geniş çaplı savaşlarda işlediği suçların, gerçekleştirdiği katliamların belki iki katına ulaşır. Dolayısıyla siyonist işgalin saldırı ve katliamlarının toplamını tespit için savaş kategorisine girenlerde işlediklerini en az üçle çarpmak gerekir.
Siyonist işgalcinin bu kadar çok saldırı ve savaşa ihtiyaç duymasının temel sebebi ise oradaki varlığının gayri meşru olmasıdır. O yüzden toprakların meşru sahiplerinin gasp edilmiş haklarına ve yurtlarına dönüş bilinçlerini kendi geleceği için tehdit olarak görüyor. Bundan dolayı öncelikle o insanları gasp edilmiş haklarına ve yurtlarına dönüş taleplerinden vazgeçmeye zorlamak amacıyla belli aralıklarla kapsamlı, kesintisiz şekilde de dar çerçeveli saldırı ve operasyonlar düzenleme ihtiyacı duyuyor.
Özellikle 1987 intifadasıyla birlikte Filistin halkının hak mücadelesinin kitlesel hale dönüşmesi, sonra savunma tekniklerini geliştirme amaçlı askerî hazırlıklar yapılması işgalcileri siyasi gelecekleri konusunda daha fazla endişeye soktu. O yüzden direnişin hazırlıklarının ne düzeyde olduğunu ortaya çıkarmak, bu arada halkı ciddi şekilde hırpalamak, toparlanıp işgali zora sokacak fiili mücadeleye girişmelerini zorlaştırmak için sarsıntıya tabi tutmak ve bu arada kendi askerî mekanizmasının rehavete düşmeyip sürekli alarm durumunda kalmasını sağlamak amacıyla saldırıları tekrar ediyor. Bunun kendi için de bedeli olacağını biliyor. Ama gayri meşru hakimiyetini sürdürebilmenin tek yolu olarak gördüğünden, göçmen yahudi toplumuna ve askerine ödeteceği bedeli göze alarak belli aralıklarla kapsamlı saldırılarını tekrar ediyor.
Bilindiği üzere işgalcinin Filistin'de geniş çaplı tutuklama, baskın ve saldırı operasyonlarında gerekçe üç işgalci askerin kaybolduğu, sonra da cesetlerinin bulunduğu iddiasıydı.
İşgalci, askerlerin Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) tarafından kaçırıldığını ileri sürdü. Hamas, böyle bir eylemi ilkesel olarak reddetmediğini ancak ilgisinin de olmadığını duyurduğu halde işgalci iddiadaki ısrarından vazgeçmeyerek Batı Yaka bölgesinde bu hareketin ileri gelenlerini hedef alan geniş çaplı tutuklama kampanyası başlattı.
Aslında Filistin direnişinin böyle bir eylem gerçekleştirmesi durumunda amacının, işgal zindanlarındaki tutsakların özgürlüklerine kavuşturulmaları olacağını bunun için de üstlenmelerinin zorunlu olduğunu olayın mantığını bilen herkes tahmin edebilir. Bunu siyonist işgalci de çok iyi bilir. Ama onun saldırı planını devreye sokabilmek ve bunda hedef açısını geniş tutabilmek için senaryoya ihtiyacı vardı.
Saldırı için Ramazan'ın seçilmesi ve tam da Filistin'in kendi içinde sağladığı uzlaşmayı izlemesi tesadüf değildir. O yüzden zamanlama, üzerindeki sis perdesi henüz kaldırılmamış üç asker olayından geniş çaplı bir saldırı planına gerekçe oluşturulması hakkında şüpheleri artırıyor.
Siyonist başbakan Netanyahu, Filistin içindeki uzlaşmadan çok rahatsız olduğunu ortaya koymuş ve tehditleri daha saldırının bahanesi oluşturulmadan başlatmıştı. Yani işgalci bu tehditlerle aslında saldırıyı başlatmak için daha güçlü bir gerekçe arayışı içine girdiğini ortaya koymuş gibiydi. Böyle bir arayış içinde olduğu sırada üç asker olayının vuku bulması zihinlerdeki tereddütleri haklı kılıyor.
Siyonist işgalcilerin saldırılarını haklı çıkarabilmek için Filistin direnişini gerekçe olarak kullanmaları tamamen aldatmacadır. Filistin halkının yurdunu işgalden kurtarmak için direnişi sürdürmesi meşru hakkı olmakla birlikte işgalcinin savaşının da sadece direnişe değil bütün Filistin halkına yönelik olduğunu ve bu savaşında herhangi bir ahlâki ölçü ya da savaş hukukuna dair kural tanımadığını saldırılarında izlediği tutum bütün açıklığıyla gözler önüne seriyor. Çünkü işgal ettiği vatan sadece direnişçilere değil tüm Filistin halkına aittir ve kendisini en çok rahatsız eden de bu halkın haklarından vazgeçmeme bilincini canlı tutmasıdır.
Filistin direnişini temsil eden oluşumların hiçbirinin üstlenmediği dolayısıyla üzerinde ciddi soru işaretleri bulunan üç işgalci askerin kaçırılması eylemini bahane edinen siyonist teröristlerin Muhammed Ebu Hudayr adlı 15 yaşındaki bir Kudüslü genci kaçırıp zorla benzin içirdikten sonra karnından hançerleyerek ateşe vermeleri sürdürdükleri savaşın mahiyeti ve amacı hakkında yeterince fikir veriyor. Siyonist teröristlerin sergiledikleri bu vahşet kanla beslenen işgalin benimsediği anlayışa dayandığından o teröristler böylesine korkunç bir cinayete cesaret edebilmişlerdi. Çünkü hem okulda hem de artık Tevrat çizgisinden tamamen çıkıp şeytan çizgisine kayan ırkçı hahamın dizinin dibinde aldığı eğitim kendisine bu vahşeti telkin ediyordu.
Aslında siyonist işgal, 14 Kasım 2012'de başlattığı saldırıda Filistin direnişinden sert bir karşılık almış ve sekiz gün sonra direnişin tüm şartlarını kabul ederek ateşkese razı olmak zorunda kalmıştı. Dolayısıyla normal olan o zaman sütten ağzı yanan siyonist saldırganın bu kez yoğurdu üfleyerek yemesiydi. Ama o zaman direnişin zafer kazanmasında Mısır'daki Muhammed Mursi yönetiminin izlediği tutumun, kapıları açarak direnişe lojistik destek vermesinin büyük payı olduğunu düşünüyordu.
Fakat ABD, Arap diktatörler ve siyonist işgalin geniş çaplı desteğiyle darbe gerçekleştirme cesareti gösteren Sisi cuntasıyla birlikte şartlar tamamen değişmişti. Cunta, Gazze'den Mısır'a açılan tüm tünelleri içine kimyasal içerikli su sıkarak ve kapaklarını betonla kapatarak kullanılamaz hale getirmişti. Ayrıca güdümündeki medya vasıtasıyla Filistin direnişine karşı kapsamlı karalama kampanyası yürütmüş ve bu çerçevede direnişi "istenmeyen, cezalandırılmayı hak etmiş" göstermek için uydurmadığı yalan kalmamıştı.
O yüzden işgalci siyonist Mısır'daki şartların tamamen kendi lehine olduğunu ve Filistin halkını yeni bir sarsıntıya tabi tutmak için önüne iyi bir fırsat çıktığını, bu fırsatı değerlendirmesi gerektiğini düşünüyordu.
Mısır'da askerî darbe gerçekleştirilmesinin Arap dünyasında dikta rejimlerine karşı başlatılan özgürlük mücadelelerinin Suriye'de tıkanması nedeniyle olduğu bir gerçektir. Suriye'deki Baas rejimine karşı başlatılan halk direnişinin zafer kazanması durumunda Mısır'daki dikta kalıntılarının geriye dönüş cesareti göstermeleri pek mümkün değildi. Dolayısıyla Baas diktasına destek vererek dünyevi çıkar hesaplarıyla halkların özgürlük mücadelesine karşı savaşanlar sadece Suriye'ye değil Mısır halkının zaferine ve bilvesile Filistin halkının bağımsızlık davasına da ihanet etmişlerdir.
Dolayısıyla Suriye'de ihanet ederek yüz binlerce insanımızın hunharca katledilmesine fiilen ortak olanların Filistin halkının yanında duruyormuş oyunu oynamaları gerçekçilikten ve samimiyetten uzaktır.
Öte yandan Baas rejimini himaye için Suriye'de savaşa bilfiil katılan İran'ın, Baas'ı desteklememesinden dolayı Hamas'ı cezalandırdığı ve tüm yardımları kestiği, Suriye'deki Filistin mülteci kamplarının dikta rejimi tarafından tahrip edilmesine ve binlerce mültecinin hunharca katledilmesine hiçbir itirazda bulunmadığı biliniyor. İşgalci siyonistin son Gazze saldırısında şartları kendi lehine görmesinde Suriye ve İran'ın Filistin direnişini cezalandırmasının da önemli rol oynadığı gerçeğini inkâr eden sadece kendini kandırmış olur.
O yüzden Suriye direnişine ihanet edenler gerçekte Filistin davasına da ihanet etmişlerdir.
İşgalcinin saldırgan tutumunun, özellikle de Filistin direnişinde İslâmî duyarlılığın son derece etkin hale gelmesinden, silahlı mücadele imkânları elde etmesinden ve zulme karşı direnişte tecrübelerini artırmasından sonra ona karşı savaşa girişmenin işgal rejimine ve onun Filistin topraklarına istiflediği yahudi topluma da ağır bir maliyetinin olduğu biliniyor. Fakat işgalci kendi sultasını sürdürmesinin de bu saldırılara bağlı olduğuna inandığı için yerine göre halkını da ağır bedeller ödemeye zorlayarak bu maceralara atlıyor.
İşgalci son saldırısında kendi yahudi göçmenlerini daha büyük fedekârlıklara katlanmaya zorladı. Bu konudaki mesajlar askeri yetkililerin saldırının başlatılmasından önce yaptıkları açıklamalara çok bariz bir şekilde yansıdı. Fakat özellikle Mısır, Suriye ve Irak'ta ortaya çıkan durumların, Filistin direnişinin Katar ve yapılanma aşamasındaki birkaç zayıf ülke dışında bütün Arap rejimleri tarafından dışlanmış olmasının iyi bir fırsat olduğunu düşündü.
İşin gerçeğinde saldırının adını "Sert Kaya" koymasının sebebi de belki kendi halkına bir mesaj vermekti. Çünkü daha önceki iki operasyonda kafasını beklemediği şekilde sert kayaya çarpmıştı. Vatandaşına bu kez daha sert bir kayaya kafaları hazırlayın mesajı verdi.
İşgalci siyonistin bu son saldırısında izlediği yöntemler de Filistin halkının vahşette sınır tanımayan bir düşmanla karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi. Bu sadece 15 yaşındaki Muhammed Ebu Hudayr'a benzin içirdikten sonra karnını bıçaklayıp yakan siyonist teröristler açısından değil ona bu cüreti veren işgal yönetimi, "Filistinli anneleri öldürün ki terörist doğurmasınlar" diyen siyonist kadın milletvekili ve onlara bu zihniyette öncülük eden ırkçı hahamlar için geçerli genel karakterdir.
Siyonist düşman vahşette sınır tanımadığını, Han Yunus'ta saldırıya hedef olacağı anlaşılan Kavari' ailesini savunmak için kendilerini canlı kalkan yapan Filistinli kadınların üzerine de füze atmaktan çekinmeyerek ve burada bir toplu katliam gerçekleştirerek gözler önüne serdi.
Son saldırılarında özellikle evleri hedef alarak aileleri toptan yok etti. Evleri hedef almasının önemli bir amacı da Gazze ahalisini evsiz bırakarak bölgeye uygulanan insanlık dışı ablukanın daha da etkili hale gelmesini sağlamaktı.
Bu konuda sergilediği vahşeti aynı zamanda o insanlara yiyecek temin eden arazilere, BM'ye bağlı UNRWA teşkilatının gıda depolarına yangın roketleri atarak gıda kaynaklarını imha etmek ve bölge ahalisi için önemli bir gıda kaynağı olan deniz ürünlerini temin eden balıkçıların teknelerini vurmak suretiyle ortaya koydu. Yani savaş sadece silahlı direnişçilere karşı değil bütün bir halka karşı, üstelik onları barınaksız ve yiyeceksiz, perişan halde bırakma amacına yönelikti.
Siyonistin Filistin topraklarında işgalci olması ve bu toprakların asıl sahiplerinin yurtlarından çıkarılmış olmaları sebebiyle işgale karşı savaşmak Filistinlinin en meşru hakkıdır. Ancak özellikle İslam coğrafyasında yaşanan gelişmeler ve bazı zorunlu etkenler sebebiyle tercihi değildir. Bu yüzden işgalcinin 2005'te Gazze'den çıkarılmasından sonra 2008 sonunda ve 14 Kasım 2012'de başlatılan savaşta fitili çeken taraf Filistin değil işgalci siyonist olmuştu. 22 Kasım 2012'de sağlanan ateşkeste direnişin bütün şartları kabul edildiğinden bu şartlara uyulduğu sürece ateşkesi ihlal etmeme taahhüdüne de bağlı kaldı. Fakat işgalci zikrettiğimiz sebeplerden dolayı yine savaşın fitilini çekti.
İşgalcinin bu tutumu karşısında Filistinlinin önünde direnişten başka hiçbir seçenek mevcut değildir. Çünkü saldırı karşısında sessiz kalması Filistin direnişine de halkına da hiçbir şey kazandırmayacaktır. Karşısında herhangi bir ölçüsü olmayan, hiçbir kurala bağlı kalmayan, vahşette sınır tanımayan düşman var. Onun nihaî hedefi de tüm Filistinlileri ölümle yurtlarını tamamen terk etme arasında seçim yapmaya zorlamaktır. Böyle bir strateji karşısında Filistinlinin meşru olan direniş seçeneği artık zorunlu ve tek seçenek haline gelmektedir.
Bölgesel şartlar işgalciyi cesaretlendirirken Filistin direnişinin aslında öncekilere oranla savunma teknolojisini daha çok geliştirdiği, silahlı mücadelede daha fazla tecrübe kazandığı ve daha kapsamlı hazırlık yaptığı gerçeğini göz önünde bulundurmadı. O yüzden işgalci bu saldırısında da kafayı sert kayaya çarptı.
Direnişin füzeleri işgal altındaki toprakların en kuzeyindeki Neharya'dan en güneyde Akabe Körfezi kıyısında yer alan Eilat şehrine kadar ulaşıyordu. Bu durum işgalcinin sadece Gazze'nin etrafındaki 15 km'lik çemberde değil işgal altındaki tüm Filistin'de sığınaklara girmek zorunda kalması anlamına geliyordu. Füzelerin uluslararası Ben Gurion havaalanına ulaşması sebebiyle işgalci bu havaalanını büyük ölçüde atıl duruma getirmek zorunda kaldı.
İşgalcinin deniz komandolarının Akdeniz sahilinden yaptığı bir çıkartma girişimi mücahitlerin kurduğu pusuyla anında engellendi ve birkaç askerleri de burada öldürüldü. Kara operasyonunda kullanması muhtemel noktaların altına savunma amaçlı tüneller kazılması ve mücahitlerin adeta birer canlı mayın gibi buralara yerleştirilmeleri karşısında işgalci burada askerlerini maceraya sürüklemekten korktu.
Mücahitler bu kadarla kalmayarak elektronik savaş da verdi. İşgalcilerin telefonlarına sık sık kısa mesajlar göndererek saldırının kendi açılarından da ağır bedeli olacağını hatırlattı. Zaman zaman tv kanallarının yayınlarını keserek izleyicilere İbranice bildiriler okudu.