Mısır - İsrail Ortak Savaşı

22 Ocak 2010 Cuma, Vakit gazetesi

Geçen hafta Beyrut'ta "Direnişe Destek Buluşması" toplantısının devam ettiği günlerde bir akşam, Hamas'ın ileri gelenlerinden olan ve aynı zamanda medya faaliyetlerini organize etmesiyle bilinen Abdulaziz el-Umeri'nin basın mensuplarıyla özel bir sohbeti vardı. Türkiye'den sadece benim katıldığım bu sohbette Mısır'dan birkaç gazeteci vardı. Gördüğüm kadarıyla bu meslektaşlarımızı söz konusu toplantıya katılmaya sevk eden etken el-Umeri'yi sorularla köşeye sıkıştırmak değil kendilerinin bulundukları ortamlarda karşılarına çıkan sorulara nasıl cevap verebilecekleri konusunda ondan fikir edinmekti. Bu yüzden soruları biraz Mısır'ın resmî stratejisindeki taktik havasını içeriyordu. Gerçekte kendilerinin Filistin halkıyla ve direnişçileriyle aynı duyguları paylaştıkları sohbetlerinden ve gösterdikleri hassasiyetten anlaşılıyordu.

Söz konusu gazetecilerin dikkat çeken sorularından biri Hamas'ın, Gazze ambargosuna tepkisinin ve bu ambargo aleyhine yürüttüğü medya kampanyasının, çelik duvar aleyhine yürüttüğü kampanyanın gerisinde kaldığı iddiasıyla ilgiliydi. Bu, onların kendi iddiaları değil faaliyet alanlarında karşılarına çıkanların önlerine koyduğu iddiaydı. Abdülaziz el-Umeri, çelik duvarın Gazze'yi her yönden ablukaya alma kampanyasının önemli bir parçasını oluşturduğuna dikkat çekerek böyle bir duvarın Mısır tarafından inşa edilmesinden dolayı sessiz kalmalarının söz konusu olamayacağını dile getirdi.

Mısırlıların böyle zihin bulandırma ve gerçekleri çarpıtma tarzındaki kafa karıştıran iddiaları Ariş limanında arkadaşlarımızla tartışmaya giren bazı politikacıların ve gazetecilerin sözlerinde de dikkatimi çekmişti.

Bugün Gazze'nin etrafına tamamen Siyonist işgal güçlerinin hesaplarına hizmet amaçlı bir çelik duvar ören Mısır, bunda kendini haklı ve masum gösterebilmek için bir yandan Ezher Şeyhinin fetvasına başvururken diğer yandan Hamas'ın bu duvar aleyhindeki kampanyasının Gazze ambargosu aleyhine yürüttüğü kampanyanın boyutlarını aştığı iddiasından yararlanıyor. Oysa her şeyden önce gerçek böyle değildir. Ambargonun süresi üç yılı aşmıştır ve bu ambargo aleyhine bütün dünyada sivil ortamlarda imkân ölçüsünde kampanya yürütülüyor. Kaldı ki Mısır'ın inşa ettiği duvar aleyhine yürütülen kampanyanın boyutu ambargo aleyhindeki kampanyanın boyutunu aşsa bile Hamas'ın bunu yapmaya hakkı var. Çünkü bu duvardan kaynaklanan tehlikenin boyutu da ambargonun boyutunu aşıyor. Birincisi gıda ve ilaç yollarını tıkarken Mısır'ın inşa ettiği duvarın amacı bir bakıma Gazze'nin nefes yollarını bile tıkamaktır. Böyle bir duvarın inşasına bütün insanlığın tepki göstermesi, böyle bir vahşeti icra etmesinden dolayı Mısır'a başkaldırması gerekir.

Sosyalist Arap ulusçuluğunun ideolojik çerçevesini oluşturan Nasırcılık her ne kadar, Abdünnasır'a atfedilen "kuvvetle alınan ancak kuvvetle geri alınır" sözünü sloganlaştırsa da Mısır rejimi 1967 Haziran savaşında işgal edilen Sina yarımadasını kuvvetle değil 1978 Camp David Anlaşması'yla Gazze'yi ve Filistin davasını satarak geri almıştır. Bu ihanet yapıldığında Abdünnasır hayatta olmadığı için onun ve taraftarlarının bunda bir kabahati olmasa da bu ihanete imza atan Mısır rejimi aynı çizgide ilerlemeye devam ediyor. Özetle söylemek gerekirse Sina ve Gazze, işgalci Siyonistlerin kuvvette üstün gelmeleri sebebiyle değil Abdünnasır'ın adamları henüz uykuda oldukları için işgal edilmiş, sonra da sadece Sina, kuvvetle değil genelde Filistin davasının özelde Gazze'nin satılmasıyla ihanetle geri alınmıştır.

Gazze'ye dün Camp David Anlaşması'yla ihanet eden Mısır bugün de arasındaki sınıra ABD'nin finansmanıyla çelik duvar örerek bu bölgenin yerin altından dışa açılan nefes boruları konumundaki tünellerini sağlam ve elektronik uyarı sistemli çelikle kapatıyor.

Mısır'ın çelik duvar inşasının devam ettiği sırada Siyonist işgal devleti de yağmurlardan dolayı su miktarının artmasını bahane ederek önceden haber vermeksizin baraj kapaklarını açtı ve Gazze'nin bir bölgesinde geniş bir alanı sel bastı. Can kaybı olmadı ama maddi hasarın bir milyon doları bulduğu tahmin ediliyor. Çok sayıda büyük ve küçükbaş hayvan telef oldu. Gazze'de tanıştığımız bir genç gazeteci kardeşimiz bu olaydan sonra telefon etti. Kendisine sel sonuçlarını sordum ve bunun işgal devletinin yeni bir savaş taktiği olduğuna dikkat çekti. Yani Gazzelilere "Önünüzde çelik duvar, arkanızda baraj suları var; icabında baraj patladı bahanesi uydurur ve hiç uçakları ve tankları harekete geçirmeden sizi sel sularıyla boğarız. Bu tehdit altında Gazze'de yaşamakta daha ne kadar ısrar edebileceksiniz?" mesajı verilmeye çalışılıyor.

Mısır ile İsrail işgal devletinin bu ortak savaşının amacının ne olduğu hakkında inşallah müteakip yazımızda bilgi vermeye çalışacağız.

Yeni Bir Kara Eylül Hazırlığı mı?

23 Ocak 2010 Cumartesi, Vakit gazetesi

Son dönemde Mısır medyası Gazze'deki hükümet, İslâmî direniş ve Gazze halkı aleyhine geniş çaplı bir enformasyon savaşı yürütüyor. Gerekçesi ise Filistin'e Özgürlük Konvoyu'nu karşılamak üzere Rafah sınır kapısına toplanan Filistinlilere saldıran Mısırlı askerlerden birinin göstericiler tarafından öldürüldüğü iddiası. Her şeyden önce söz konusu olaylarda saldıran taraf göstericiler değil Mısırlı askerlerdi. Tıpkı bizim Ariş limanında yaşadığımız olaylarda olduğu gibi. Mısır yönetimi konvoyun görkemli bir kalabalık tarafından karşılanmasını istemediği için toplananların dağılmasını istiyordu ve askerlerini saldırıya yöneltti. Bu yüzden Filistinliler tarafında 35 kişi yaralandı. Yaralananlardan bir çocuğun da belden aşağısı tamamen felç oldu.

İkinci olarak Mısırlı askerin göstericiler tarafından değil kendi arkadaşları tarafından yanlışlıkla öldürüldüğü konusunda daha güçlü deliller var. Zaten Mısır tarafının ilk açıklaması da bu yöndeydi. Çünkü ilk doktor raporu bunu ortaya koyuyordu. Çünkü asker önden değil, arkadan ense tarafından vurulmuştu. Saldırıya uğradığı sırada da yüzü göstericilere dönüktü. Beyrut'ta Hamas yetkilisi Abdülaziz el-Umeri'ye Mısırlı gazeteciler konuyu sorduklarında da kendilerine bu bilgileri verdi ve gazetecilerin ellerinde bunun aksini ortaya koyan herhangi bir bilgi yoktu. Ama Mısır medyası Gazze halkına ve direnişine karşı medya savaşı başlatabilmek için olayı çarpıtarak doktor raporundaki gerçekleri göz ardı eden bir iddiaya başvurdu.

Mısır medyası bu savaşı başlatırken 35 Filistinlinin sırf misafirlerini karşılamak için kapıya gelmekten dolayı Mısırlı askerlerin silahlarına hedef olarak yaralandığını göz ardı ettiği gibi onlarca Filistinlinin de Gazze'nin nefes boruları durumundaki tünellere gaz bombası atılmasından dolayı hayatını kaybettiğini hiç hatırlamak bile istemedi. Filistin'e Özgürlük Konvoyu'nun maruz kaldığı muamelelerle birlikte iyice gün yüzüne çıkan, ambargoda Mısır fonksiyonu gerçeğini ise gündemine alamıyor.

Mısır ve İsrail'in birlikte yürüttüğü bu savaşın nihai hedefi ise direnişi Gazze dışına çıkarmaktır. Bu yönüyle 1970'lerin başlarında Ürdün'ün eski kralı Hüseyin'in başlattığı ve ısrarla sürdürdüğü şiddet uygulamalarının sonunda gerçekleştirilen Kara Eylül Hareketi'yle aynı stratejik hedefe yöneliktir. Bu hareketin ayrıntısı hakkında burada bilgi verme imkânımız olmadığından bilgi edinmek isteyenlere Web sitemizdeki (www.vahdet.info.tr) "Kral Hüseyin: İhanetlerle Dolu Bir Ömür Sona Erdi" başlıklı dosyamızın ilgili bölümünü okumalarını tavsiye ediyorum. Kara Eylül Hareketi, 1967 Haziran ihanetiyle yine Ürdün Haşimi Krallığı tarafından Doğu Kudüs ve Batı Yaka'nın işgalcilere teslim edilmesi sonrası Ürdün topraklarına taşınan Filistin direnişinin, oradan işgal hedeflerine yönelik eylemlerinin sonlandırılması için bu ülkeyi terke zorlanması amacıyla gerçekleştirilen oldukça kanlı bir darbedir. Bu darbe işgalci Siyonistlerin ve Amerikan emperyalizminin talimatları doğrultusunda, onlarla koordinasyon içinde gerçekleştirilmiştir.

Kara Eylül darbesinde Ürdün'deki direnişçilerin bir kısmı vahşice katledilirken sağ kalanları da Lübnan'a göçe zorlandı. İşgal yönetimi sonra burada direnişçileri yıldırmak amacıyla önce Falanjist milisleri harekete geçirdi, sonra 1982'de başkent Beyrut dâhil Lübnan'ın büyük bir bölümünü işgal etti. Bu işgalden sonra direnişçiler Cezayir ve Tunus'a çekilmeye zorlandı.

Bugün Gazze'ye uygulanan ambargo, duvarlarla muhasarayı daha etkili hâle getirme, sellerle boğmaya kalkışma, medya kampanyasıyla köşeye sıkıştırma çabaları da aynı hedefe yönelik yani direnişi Gazze dışına çıkmaya zorlama amaçlı çok yönlü bir savaştır.

Bu bölgedeki direnişin boğazını sıkma amaçlı duvarların, 1948'de işgal edilmiş topraklarla Gazze arasına değil Mısır - Gazze sınırına ve Gazze sınırının bittiği yerden Akabe körfezine doğru uzanan sınıra yani resmiyette Mısır - İsrail sınırı olarak tanımlanan çizgiye inşa edilmesi Siyonist devletin Gazze'yi yeniden kontrol altına alma hatta ilhak planı olduğunu gösteriyor. Çünkü bu duvarların inşası aynı zamanda kendisi için tahsis ettiği alanı belirlemesi olarak yorumlanıyor.

Fakat şunu unutmamak gerekir ki Gazze hem Mısır hem de tüm İslâm âlemi için bir ribattır. Gazze direnişine ihanet eden bir Mısır yönetimi Mısır'a da, tüm İslâm âlemine de ihanet etmiş olur. Ayrıca Gazze direnişinin öyle kolay yutulur bir lokma olmadığı, Müslüman halkları temsil konumundaki uyanış hareketlerinin de Kara Eylül ihanetinin gerçekleştirildiği dönemdekinden daha etkin olduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır.