8 Nisan 2009 Çarşamba, Vakit gazetesi
Biz, daha önce de dile getirdiğimiz üzere Beyrut'ta düzenlenen programlar ve yaptığımız görüşmeler vesilesiyle derlediğimiz bilgileri aktarmaya devam ediyoruz. Fakat bugünlerde Türkiye'nin birinci gündemini Obama'nın ziyareti ve Medeniyetler İttifakı toplantısı oluşturuyor. Bu konuyla ilgili değerlendirmelerimizi kısmen bazı radyo ve televizyonlara yaptığımız yorumlarda dile getirmeye çalıştık. Bugünkü ve müteakip yazımızda ise Kudüs'te gittikçe yoğunluk kazanan Yahudileştirme faaliyetleri ve bu faaliyetlerin kutsal şehrin İslâmî kimliğine karşı arz ettiği tehlike üzerinde duracağız.
İşgalci Siyonist devletin gittikçe yoğunluk kazanan faaliyetlerinin amacı Kudüs'ün dinî ve kültürel kimliğine müdahaledir. Bu yüzden yürütülen faaliyetlerle hem nüfus yapısının genelde tüm Filistinliler, özelde Müslümanlar aleyhine değiştirilmesi, hem de İslâm'ın oradaki tarihi mirasının yok edilmesi suretiyle kültürel görünümünün bozulması amaçlanıyor.
Kudüs'ün 1948'de işgal edilen Batı kesiminde demografik yapı göçe zorlama ve toprak gaspı uygulamalarıyla tamamen değiştirildi. Artık o kesimde çok az sayıda Filistinli nüfus var. Şimdiki faaliyetlerin hedefinde ise Mescidi Aksa'nın ve diğer İslâmî eserlerin bulunduğu Doğu Kudüs yer alıyor.
İşgal devleti parlamentosu Kudüs'ün genelinde Filistinli nüfus oranının % 34'ten % 22'ye düşürülmesi kararı aldı. Bu kararın uygulamaya geçirilmesinde başvurulan üç önemli metot var. Birincisi Kudüs'ün çevresine inşa edilen Yahudi yerleşim merkezlerinin de Kudüs'e dâhil edilmesi suretiyle nüfus yapısının Filistinliler aleyhine değişmesinin sağlanması. Kudüs'ün çevresi ise toprak gaspıyla ve resmî terör uygulamalarıyla inşa edilen Yahudi yerleşim merkezleri vasıtasıyla tamamen Yahudi kuşatmasına alındı. İkinci metot inşa edilen ırkçı ayrım duvarı vasıtasıyla şehrin kenar bölgelerinde yer alan Filistinli mahallelerinin şehrin dışında bırakılması. Duvarın Kudüs etrafına inşa edilen kısmı büyük ölçüde tamamlandığından söz konusu mahallelerin tasfiyesi işlemi de gerçekleştirildi. Duvar yüzünden oturdukları evler Kudüs dışında kaldığı için Kudüs kimliğini kaybeden pek çok Filistinli oldu. Onların Kudüs kimliğini kaybetmeleri öyle alelade bir kimlik değişikliğinden ibaret değil. Artık Kudüs'le irtibatları kesiliyor, bu şehrin imkânlarından yararlanma haklarını kaybediyorlar. İbadet için Mescidi Aksa'ya gitmeleri engelleniyor. Kudüs kimlikleri olmayan Filistinlilerin Kudüs'e girişleri bir ülkeden diğerine geçiş yapmaktan zor. Üçüncü metot ise özellikle Eski Kudüs'te yer alan mahalleleri teker teker yıkarak oralarda ikamet eden Filistinlileri göçe zorlamak. İşgal devletinin son dönemde ağırlıklı olarak üzerinde durduğu planlar da bu üçüncü metodun uygulanmasıyla ilgilidir.
Yıkılması hedeflenen yerleşim birimleri ve mahalleler Mescidi Aksa'nın etrafını saran mahallelerdir. Buralar Mescidi Aksa'nın her yönden Yahudi kuşatmasına alınması ve Müslümanların bu kutsal mabede ulaşmalarının dolayısıyla Siyonist tehditlere karşı onu savunmalarının zorlaştırılması amacıyla tercih edilmiştir. Siyonist devlet Mescidi Aksa'yı hedef alan baskınlarında aynı zamanda "sivil" diye nitelendirilen Yahudi göçmenlerin de işgalci askerlerin yanında yer almalarına imkân sağlamak ve böylece Müslümanların kutsal mabetlerini savunmalarını zorlaştırmak istiyor.
Son dönemde yoğunluk kazanan Yahudileştirme faaliyetlerinde yıkılma tehdidiyle karşı karşıya kalan bölgelerin başında Silvan geliyor. Ayrıca Vadi Ebu Cerrah, Vadi'l-Hilve başta olmak üzere muhtelif mahalleler yıkım tehdidiyle karşı karşıya. Bu mahallelerin haritadaki yerlerine bakıldığında tümünün bir arada Mescidi Aksa'yı sardıkları ve böylece işgal güçlerinin saldırılarına karşı bu kutsal mabedin bekçiliğini yaptıkları görülecektir. Siyonist devlet o yüzden bu mahalleleri ortadan kaldırmak istiyor.
Me'menullah Kabristanı'nı yıkarak üzerine "Hoşgörü Müzesi" adını verdiği kin, nefret ve düşmanlık müzesini inşa etmeye çalışan işgalci saldırgan, Eski Kudüs'te bulunan mezkûr mahalleleri yıkmak suretiyle Tevrat Parkı ve Davud Sitesi projelerini hayata geçirmek için çalışıyor. Siyonist devlet söz konusu mahallelerde ikamet edenlere evlerinin istimlâk edildiğine ve yıkılacağına dair uyarılar gönderdi. Bu mahallelerin ahalisi de çıkmamakta direniyor. Onların direnişlerinin başarısı ise İslâm âleminin kendilerine sahip çıkmasına bağlıdır.
9 Nisan 2009 Perşembe, Vakit gazetesi
Siyonist yönetimin, sinsi planlarını uygulamada dünya kamuoyunun dikkatinin başka yönlere çekilmesinden özellikle yararlandığı biliniyor. Kudüs'ün tarihi ve İslâmî kimliğini değiştirme amaçlı planlarını uygulamaya geçirme çabalarını artırmasında da Filistin konusunda dikkatlerin Gazze'ye ve diyalog meselesine çekilmiş olmasından yararlanıyor. Gazze'nin büyük bir saldırıya uğraması sebebiyle ciddi sarsıntı geçirmiş olması oraya ilgi gösterilmesini elbette haklı kılmaktadır. Fakat bundan önceki bir yazımızda da dile getirdiğimiz üzere Filistin'in bir bütün olarak algılanması, sadece Gazze'ye veya herhangi bir bölgeye indirgenmemesi gerekir.
Bu durum aynı zamanda Siyonist işgalin esasta sorun oluşturduğunu, bir yerden önünü kapatmakla ondan kaynaklanan problemin çözülmüş olamayacağını gösteriyor. Hamam böcekleri gibi, bir yerden önlerini kesiyorsunuz kendilerine başka bir delik buluyor ve yine ortalığı sarmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla Siyonist işgalden kaynaklanan sorunun sonuçlanması işgalin tümüyle sona ermesiyle mümkün olabilecektir. Barışın Siyonist işgalle birlikte hâkim kılınabileceğini sananlar kendilerini aldatıyorlar. Çünkü Siyonist işgal temelde barışın zıddıdır.
İşgalcilerin Kudüs'ün kimliğini değiştirme amaçlı planlarının hedefinde Mescidi Aksa var. Çünkü bu kutsal mabet Kudüs'ün İslâmî kimliğinin bir sembolü ve bayrağıdır. Süleyman Mabedi hikâyeleri de zaten bu sembolü ortadan kaldırıp şehrin kimliğini kökten değiştirme amacıyla gündeme getirilmiştir. Gerçekte bugünkü Mescidi Aksa, Hz. Süleyman'ın inşa ettiği mabedin taşıdığı mana ve ruhun aynısını taşıyor.
İşgalcilerin Mescidi Aksa'yı tehlikeye sokmak amacıyla altına köstebekler gibi tüneller kazdıkları biliniyor. Tünel kazma işini sadece resmî organlar değil Yahudi göçmenler de yapıyor. Göçmenler şimdi Mescidi Aksa yakınında bazı binaları havra olarak kullanıyorlar. O binalardan Mescidi Aksa'nın avlu bölümüne ulaşan tüneller kazma çalışmalarını sürdürüyorlar.
Üstünde Meğaribe kapısına ulaşılmasını sağlayan yaya yolunun bulunduğu duvarın yıkılması da işgalcilerin komplosu sonucunda gerçekleşmişti. İşgalciler şimdi o duvarın yıkılmasını bahane ederek yerine, üzerinden araçların da geçebileceği yeni bir duvar inşa ediyorlar. Bundaki amaçları ise gerek gördüklerinde Mescidi Aksa'nın avlusuna zırhlı araçlarla girerek baskında bulunmak veya hadiselere bu yoldan müdahale etmektir.
İşgal devleti Kudüs'ün kimliğini değiştirme çabalarında sadece tarihi mirasına ve demografik yapısına müdahale ile yetinmiyor. Ayrıca buradaki Filistinli neslin yetişmesine ve geleceğine de müdahale ediyor. Bu yöndeki amacını gerçekleştirmek için de en çok eğitim alanını etkilemeye çalışıyor. Kudüs'te Filistinlilerin parasız eğitim hizmeti verecek okul açma imkânları çok kısıtlı. Arap ülkelerinin özellikle de önceden buralardaki eğitim kurumlarının önemli bir kısmını finanse eden Ürdün'ün desteğini çekmiş olması bu alandaki hizmetlerin daha da zorlaşmasına sebep oldu. İşgal devletinin ekonomik alandaki ayrımcı uygulamalarından dolayı Filistinli nüfusun önemli bir kısmı yoksul olduğundan çocuklarını paralı özel okullara gönderemiyorlar. Bu imkândan yoksun olanların önünde üç seçenek var: İsrail okulları, vakıf okulları, UNRWA okulları.
İşgal devleti Kudüs'te açtığı okullarda Filistinli çocukları İbranice öğretime tabi tutmasına rağmen Yahudi çocuklarla aynı okullara almıyor. Bundaki amacı ise Filistinli çocuklara bir eğitim öğretim vermek değil onları oyalamak, bir şey öğrenemeden okul bitirmelerini sağlamak. Sadece bu uygulamanın bile Siyonist işgal devletinin ırkçı kimliğini belgelemek için yeterli olacağını sanıyoruz. Ama ne yazık ki BM, Baba Bush'un müdahalesi sonucu Siyonizmin ırkçılığıyla ilgili kararını iptal etti.
UNRWA okulları da çok kaliteli değil, üstelik bunların belli bir kapasitesi var. Onun üstünde öğrenci alma imkânları yok. Vakıf okullarında da aynı şekilde kapasite sınırlaması var.
Aileler birinci tercih olarak özel okulları seçiyorlar, ama bu imkânı bulabilenlerin oranı sadece % 4. İkinci tercihleri vakıf okulları ama bu okulların kapasitesi de % 26'ya yetebiliyor. Üçüncü tercihleri olan UNRWA okullarının kapasitesi ise % 20'ye yetiyor. Geriye kalan % 50'lik kısım ise İsrail okullarına mahkûm durumda.
Oysa eğitim öğretim Kudüs'teki Filistinli neslin geleceği açısından son derece önemli. İslâm ülkeleri İKÖ çatısı altında Kudüs için özel bir fon oluştursa ve buradaki neslin eğitimini finanse etse o nesil de işgalci Siyonistlerin cahilleştirme politikasının cenderesinden kurtulmuş olacaktır.