21 Ekim 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi
Globalleşme, çağımızın önemli sorunlarındandır. İşbirliği, yakınlaşma ve ilişkileri güçlendirme tarzında bir globalleşme söz konusu olsaydı problem değil çözüm üreten bir gelişme olurdu. Ama sömürgeci çıkarları ve tüm dünya halklarını belli dayatmalara zorlama imkânı verecek bir merkezileşmeyi getiren globalleşme söz konusu olduğundan ciddi bir problem oluşturmaktadır. Bu tarz globalleşmenin gerçekleştiği dünya üzerinde adalet değil orman kanunu hüküm sürüyor. ABD'nin ve işgalci Siyonist devletin nükleer silahları BM toplantılarında tartışma konusu bile olmazken Kuzey Kore'nin nükleer denemelerinin bu ülkeye yönelik uluslar arası baskıların gerekçesi sayılması bu yüzdendir. İran'ın nükleer silah yapmayacağı ve bu teknolojiyi sadece enerji üretmede kullanacağı garantisi vermesine rağmen sürekli tepesinde ekonomik ambargo balyozuyla beklenmesi yine aynı sebebe dayanır.
Globalleşme sorunu tanımlamalarda ve kavramlarda da karşımıza çıkıyor. Tanımlamaların ve kavramların basite alınmaması gerekir. Çünkü insanların zihinlerindeki psikolojik altyapıyı, siyasi bakış açısını, olayları yorumlamada kullanılacak mihenkleri literatür belirler. Literatür ise zihinlere yerleştirilen tanımlar ve kavramlarla oluşmaktadır.
"Uluslar arası toplum" kavramı çağdaş emperyalizmin kendini dünya toplumu olarak lanse etme çabasını ifade eder. Bu kavram özellikle son dönemde yoğun bir şekilde kullanılır oldu. ABD emperyalizminin ve onunla işbirliği içindeki güçlerin dayatmalarını tüm dünya toplumları tarafından onaylanmış kurallar, ilkeler ve kabuller olarak sunabilmek için işte bu kavramdan son raddesine kadar yararlanılmaktadır.
Biz bu "uluslar arası toplum" kavramının ve buna bağlı tanımlamaların çağdaş emperyalizmin dünya kamuoyunu yanıltma politikalarında ne şekilde kullanıldığından daha önce de çeşitli vesilelerle söz etmiştik. Eğer ortada bir "uluslar arası toplum" olacaksa onun Irak'ta, Afganistan'da, Lübnan'da ve Filistin'de savunmasız kalabalıkların üzerine bombalar yağdıran işgalci güçler değil emperyalist saldırılara karşı tavır koyan dünya halkları olması gerekir. Bugünün emperyalist tanımlamalarında "uluslar arası toplum" olarak nitelendirilen sömürgeci güçler ve onların meşrulaştırma mekanizması olarak çalışan BM, gerçek uluslar arası toplumun iradesinin önünde duran duvardır.
Çağdaş sömürgeci zihniyetin "uluslar arası toplum" kavramıyla bağlantılı olarak geliştirdiği bir önemli kavram da "uluslar arası meşruiyet" kavramıdır. Bununla kastedilen de günümüz dünyasının tümünü tek merkezli bir sömürgeci yapılanmanın yörüngesine oturtma çabası içindeki dayatmacı güçlerin onayından geçmiş, onlar tarafından "akredite" kabul edilmiş olmaktır.
Mevcut sömürgeci yapılanmaya ve onların desteklediği gayri meşru işgallere karşı çıkanlar elbette söz konusu güçler tarafından "akredite" kabul edilmeyeceklerdir. Çünkü onların mücadelelerinin ana gayelerinden biri mevcut sömürgeci yapılanmanın değişmesini ve halkların iradelerinin pratiğe yansımasını sağlamaktır. Böyle olunca da onlar, günümüzün global yapılanmasındaki tanımlamaya göre "uluslar arası toplum" olarak nitelendirilen güçler ve onların meşrulaştırma mekanizmaları nezdinde bir "meşruiyet (!)" sorunu yaşayacaklardır. Oysa daha düne kadar demokrasinin bir gereği olarak meşruiyetin temelini halkların onayı oluşturuyordu.
Filistin özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'ın da son zamanlarda Filistin'deki mevcut HAMAS hükümetini tasfiye amacıyla sözünü ettiğimiz "uluslar arası meşruiyet" kavramından yararlandığını ve Filistin'deki sorunun çözümü için böyle bir meşruiyete sahip bir hükümetin iş başına gelmesinin zorunlu olduğuna dair sözler sarf ettiğini duyuyoruz. Bundan önceki yazımızda Abbas'ın HAMAS hükümetini yıpratma amaçlı siyasi manevralarından söz etmiştik. Zikrettiğimiz kavram etrafındaki iddialarını da bu tür manevralardan sayabiliriz. Bu iddialarla HAMAS'ın ve onun kurduğu hükümetin uluslar arası meşruiyetten yoksun olduğu mesajı verilmek isteniyor. Oysa böyle bir iddia Filistin halkının iradesini hiçe saymak ve çağdaş emperyalizm nezdinde akredite olmayı onun onayına tercih etmek anlamına gelir. Söz konusu kavramı Filistin halkının iradesiyle iş başına gelmiş hükümeti tasfiye amacıyla kullanmak aynı zamanda çağdaş sömürgeciliğin global literatürünü şekillendirme çabasındaki güçlerle işbirliğine delalet eder.
Tebrik: Tüm okuyucularımızın Ramazan bayramını şimdiden tebrik ediyor, bütün İslâm âlemi için hayırlara vesile olmasını diliyorum.