el-Halil Anlaşması - İhanet Çarkı Dönüyor

el-Halil anlaşmasının Filistin davası açısından taşıdığı olumsuz yönler hakkında bilgi vermeye bugün de devam ediyoruz.

el-Halil'in merkezinde hâlen yaklaşık 400 yahudinin yaşadığı bir yahudi mahallesi bulunuyor. Ancak en son imzalanan anlaşma daha önce de ifade ettiğimiz gibi şehrin yüzde yirmilik kısmının kontrolünü işgal yönetimine bıraktı. Bu itibarla yaklaşık 20 bin Müslümanın yaşadığı kesim tamamen işgalcilerin kontrolüne bırakılmıştır. İşgalcilerin bunu istemekteki amaçları ise özellikle Hz. İbrahim Camisi çevresinde yahudi yerleşimci sayısını artırmaktı. Bu itibarla işgal yönetimi kendi kontrolüne verilen bölgelerdeki Müslümanları göçe zorlayarak buralara yeni yahudi yerleşimcileri iskân edebilmek için çeşitli yollara başvuracaktır. Nitekim işgal yönetiminin başbakanı Netanyahu, el-Halil'deki yahudi yerleşimci sayısını artırmayı hedeflediklerini çekinmeden söyleme cesareti gösterebilmiştir.

Bunun yanı sıra el-Halil'i sembolize eden ve Filistin topraklarındaki İslâmi mabetler içerisinde Mescidi Aksa'dan sonra ikinci sırada yer alan Hz. İbrahim Camisi'nin kontrolü de işgal kuvvetlerine bırakılmıştır. İşgalcilerin bu camiyi sinagoga dönüştürme yönündeki çalışmalarından ve caminin bugün karşı karşıya olduğu durumdan daha önce yayınlanan el-Halil Raporu'nda söz etmiştik. Ne yazık ki, Arafat rejimi Hz. İbrahim Camisi'nin üçte ikisinin sinagoga dönüştürülmüş halinin devamını ve Müslümanlara ayrılan kısmının da tamamen işgalci askerlerin gözetiminde kullanılması şartını kabullenerek bu camiye en büyük ihanetini yapmıştır.

Anlaşma, el-Halil'in çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerinin aynen yerinde kalmasını öngörmekte hatta bunların civarına yeni yerleşim merkezleri kurulmasını veya mevcutların alanlarının genişletilmesini kabullenmektedir. Bu ise siyonist işgal rejimine el-Halil'i her yandan yahudi yerleşim merkezleriyle kuşatma imkânı verme anlamı taşımaktadır. Öte yandan gerek en son imzalanan anlaşma ve gerekse daha önce imzalanan Taba anlaşması Batı Yaka'daki bütün yahudi yerleşim merkezlerinin ve bu merkezlerin gerek birbirleriyle ve gerekse "yeşil hat" içinde kalan yani "İsrail" olarak gösterilen bölgeyle irtibatını sağlayan yolların güvenliklerinin tamamen işgal kuvvetlerine bırakılması şartını ihtiva ediyor. Bu durum şehrin her yandan işgalci askerler tarafından kuşatma altında tutulması sonucunu doğuracaktır. Zaten daha önce de ifade ettiğimiz gibi işgal kuvvetleri bölgeden çekilmemiş sadece yer değiştirmişlerdir. Şehir merkezinin Arafat'ın güvenlik kuvvetlerine bırakılmasındaki amaç ise buraların özerkleştirilmesi değil buralardaki bağımsızlık mücadelesiyle uğraşma görevini Arafat'ın güvenlik güçlerine bırakmaktır.

el-Halil anlaşması intifadayla ve bağımsızlık mücadelesiyle uğraşma görevini Arafat'ın güvenlik kuvvetlerine devrettiğinden dolayı bununla ilgili maddeler de içermektedir. Bu maddelere göre Arafat yönetimi İsrail tarafından aranan Filistinlileri yakalayıp İsrail makamlarına teslim etmek zorundadır. İsrail'in istediği Filistinlileri yakalayıp teslim etmekle yükümlü güvenlik görevlilerinin maaşları ise sözde özerk yönetim tarafından ödenecek. Bağımsızlık iddiasındaki bir oluşum için bundan daha süfli ve daha aşağılık bir derece düşünmek mümkün değildir.

el-Halil anlaşmasının taşıdığı olumsuzlukların hepsi bu kadar değil elbette. Ancak anlaşmanın her bakımdan işgal rejiminin lehine olduğunu ve Filistin halkı açısından hiçbir olumlu yanının olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Allah izin verirse anlaşmanın genel mahiyetiyle ilgili tafsilatlı bilgiler içeren geniş bir rapor hazırlamayı düşünüyoruz. Bu raporda konuyla ilgili daha tafsilatlı bilgiler okuma imkânınız olacaktır inşallah.

el-Halil anlaşması konusu geniş bir çerçeveye sahip olduğundan iki gündür bu konu üzerinde duruyoruz. Allah izin verirse Sudan'a yönelik saldırı hakkında önümüzdeki Cumartesi günü bir yazı yazmaya çalışacağız.

/body>