Siyonistlerin Kudüs'e Bakışları

Kudüs'ten genel bir görüntü. Kudüs Müslümanlar için özel bir yere ve öneme sahiptir. Bu önemi başta, Yüce Allah'ın oraları "mübarek kıldığı"nı bildirmesinden kaynaklanmaktadır. İslam'ın ilk kıblesi ve harem mescidlerin üçüncüsü durumundaki Mescidi Aksa'nın orada olması ve bu mekanların Resulullah'ın miracının ilk durağı olması da Kudüs'e itikadi yönden üstünlük kazandıran unsurlardandır.
Mescidi Aksa ile Kubbetu's-Sahra arasında kalan kısımda insanlar namaz kılıyorlar
İşgalciler, Siyon mabedinden geriye kalan tek şeyin Ağlama Duvarı olduğunu iddia ediyorlar. Müslümanlar arasında ise, Resulullah (s.a.s.)'ın isra ve mirac gecesi kendisine verilen bineği burağı buraya bağladığına inanılır ve bu yüzden bu duvar Burak Duvarı olarak adlandırılır.
Mescidi Aksa'nın altına kazılan tünel. Siyonist işgalciler bu mabedin kendiliğinden yıkılmasını sağlayabilmek için altına tünel kazdılar.

13 Nisan 1997- 5 Zulhicce 1417 Pazar

Bilindiği üzere Kudüs Müslümanlar için özel bir yere ve öneme sahiptir. Bu önemi başta, Yüce Allah'ın oraları "mübarek kıldığı"nı bildirmesinden kaynaklanmaktadır. İslam'ın ilk kıblesi ve harem mescidlerin üçüncüsü durumundaki Mescidi Aksa'nın orada olması ve bu mekanların Resulullah'ın miracının ilk durağı olması da Kudüs'e itikadi yönden üstünlük kazandıran unsurlardandır.

Kudüs'ün bütün tevhid dinlerinde özel bir yerinin olduğu bilinmektedir. Ancak bu önemi tevhid inancındaki yerine dayanır. Tevhid inancından uzaklaşanların Kudüs'ün itikadi öneminde kendilerinin de paylarının olduğunu ileri sürmeleri yersizdir. Çünkü Kudüs bir ırkı, bir kavmi değil bir inancı sembolize etmektedir. O da bütün peygamberlerin ortak inancı olan tevhid inancıdır. Tıpkı Mekke'deki Kabe gibi. Cahiliye dönemi müşriklerinin Kabe'yi sahiplenmeleri "Beytullah" olarak adlandırılan bu kutsal mabedi asıl kimliğinden uzaklaştırmamış ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke'yi fethetmesinden sonra bu mabedi içine doldurulan putlardan temizleyerek asıl kimliğine kavuşturmuştur.

Bugün siyonizmin Kudüs'e sahip çıkması Kudüs'ün sembolize ettiği tevhid inancı ve bu kutsal şehrin kimliği açısından bir şey değiştirmez. Çünkü siyonistlerin Kudüs'ü sahiplenmeleri cahiliye dönemi Araplarının Ka'be'yi sahiplenmeleri gibidir.

İşin gerçeğinde siyonizm bir din değil bir ideolojidir. Özetle tanımlamak gerekirse: "Dünyanın değişik yörelerine dağılmış durumdaki yani diasporadaki yahudileri belli bir yere toplama ideolojisidir." Ancak kendini hitab ettiği kesimlere kabul ettirebilmek için birtakım dini temeller bulma yani inançları sömürme çabası içine girmiştir. Bu yüzden Kudüs'e ayrı bir önem verir. Bundan dolayıdır ki adını da Kudüs'te bulunan ve kendilerinin "Siyon Dağı" adını verdikleri dağdan almıştır.

Ortodoks yahudiler "diasporadan vaadedilmiş topraklara dönebilmek için Mehdi'nin çıkmasını beklemek gerektiğine" inanırlar. Ancak siyonizm ideolojisini geliştirenler yahudilerin dört bin yıla yakın bir süre beklemelerine rağmen Mehdi'nin çıkmamasını göz önüne alarak bu inancı feshedip yerine siyonizm ideolojisini yerleştirme çabası içine girmişlerdir. Bu yöndeki çabalarının başarılı olabilmesi için de birtakım dini nassları kendi arzuları doğrultusunda yorumlama veya bazı değişiklikler yapma yoluna gitmişlerdir. Bilindiği üzere dini nassları arzularına göre yorumlamak veya tahrif etmek yahudilerin binlerce yıldır değişmeyen karakterleridir.

Siyonistlerin ideolojik faaliyetleri özellikle reformist yahudiler üzerinde etkili olmuş ve bu gruptan olan yahudi din adamları Kudüs'le ilgili birtakım dini temeller oluşturma çabası içine girmişlerdir. Ayrıca yahudi siyasetçiler de bu yorumlara birtakım siyasi boyutlar kazandırmak suretiyle bütün dünyadaki yahudileri etkilemeye çalışmışlardır.

Siyonist yöneticiler Kudüs meselesine kendi açılarından birtakım dini boyutlar kazandırdıktan sonra artık bu kutsal şehir üzerindeki hakimiyeti yahudileri birarada tutmanın temel şartı olarak görmeye başladılar. Çünkü işgal altındaki Filistin topraklarına beş milyondan fazla yahudiyi toplamak kolay olmadı. Yahudiler keyiflerine düşkün olduklarından kendilerini rahat hissetmedikleri yerlere gidebilmeleri veya gitseler bile orada sürekli kalabilmeleri için kendilerini bağlayıcı unsurların olması gerekir.

Siyonistlerin Filistin toprakları üzerinde kurdukları hakimiyetlerini sürdürmeleri oraya topladıkları yahudileri birarada tutmalarına bağlıdır. Bunu başarabilmeleri için de dini birtakım nasslardan yararlanmanın, gerektiğinde tahrifat yapmanın zorunlu olduğunu düşünüyorlar. İşte Kudüs meselesine bu derece önem vermeleri ve özellikle son zamanlarda "yahudileştirme" planlarında Kudüs'e ağırlık vermeleri bu yüzdendir.

Bu konuda, siyonist yöneticilerden ve siyasetçilerden bazılarının değerlendirmelerini aktarmakta yarar görüyoruz:

Maariv adlı İsrail gazetesinin 31 Ekim 1995 tarihli sayısında yazıldığına göre İsrail'in ilk cumhurbaşkanı Ben Gorion şöyle demişti: "Kudüs'ün bir karışından bile taviz vermememiz gerekir. Çünkü Kudüs yahudi halkın çarpan kalbidir."

Ha Aretz adlı İsrail gazetesinin yazdığına göre İsrail'in eski başbakanlarından Moşe Dayan da yahudilerin Ağlama Duvarı olarak adlandırdıkları Müslümanların ise Burak Duvarı adını verdikleri duvarın önünde yaptığı konuşmada şöyle demişti: "İsrail'in bölünmüş haldeki başkenti Kudüs'ü yeniden birleştirdik. Kutsal varlıklarımızın şehri olan Kudüs'e yeniden döndük. Ona tekrar kavuştuk. Artık sonsuza kadar terketmeyeceğiz."

İsrail'in Netanyahu'dan önceki başbakanı Şimon Peres de başbakanlık görevini sürdürdüğü sırada şöyle demişti: "Benim hükümetim Kudüs'ün birliğine büyük önem vermektedir. Orası bir daha bölünmeyecektir ve hiçbir zaman Filistin'in başkenti olmayacaktır. Her zaman yahudi sultası altında kalacaktır."

Bunlar siyonist yöneticilerin ve siyasetçilerin Kudüs'le ilgili sözlerinden seçtiğimiz birkaç örnek. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak bu konuda İşçi Partisi kanadıyla Likud Partisi kanadı arasında hiçbir farklılığın olmadığına, hepsinin aynı bakış açısına sahip olduğuna dikkat çekmeyi yeterli görüyoruz.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyoruz: Siyonist işgalciler Kudüs üzerindeki hakimiyetlerine süreklilik kazandırabilmek için dini nasslarında tahrifat yapabilmekte, Kudüs meselesini yahudileri birarada tutabilmek için ideolojik bir temel olarak değerlendirebilmektedirler. Oysa Müslümanların Kudüs'e önem vermelerini gerektiren İslami nasslar ve dayanaklar herhangi bir yoruma bile ihtiyaç bırakmayacak kadar açık ve nettir. Ama ne yazık ki bugün dünya Müslümanları Kudüs'e sahip çıkma görevini Filistinli Müslümanların sırtlarına yüklemiş görünüyorlar. Kendilerini bu meseleden sorumlu görmek istemiyorlar. Oysa Kudüs davası sadece bir toprak davası değil ayrıca bir inanç davasıdır. Bu yüzden Kudüs, tarih boyunca İslam ümmetinin aynası olmuştur. Tarihi incelediğimizde Hz. Ömer (r.a.)'in bu kutsal beldeyi İslam hakimiyetine kavuşturmasından sonra buranın Müslümanların aynası konumunda olduğunu, bu kutsal beldenin İslam hakimiyetinde kaldığı dönemlerde Müslümanların yükselişte ve derli toplu, küfür hakimiyetine geçtiği dönemlerde ise dağınık halde olduklarını görürüz.

larını görürüz.