19 Aralık 2003 Cuma, Cuma dergisi
Tahminimize göre geçtiğimiz haftanın en çok yankı bulan gelişmesi Irak'ın eski diktatörü Saddam'ın yakalanmasıydı. Bu konuda değişik yorumlar yapıldı ve yapılmaya da devam edilecek. Burada bir soru var: "Acaba ABD onu gerçekten dokuz ay boyunca bulamadı mı yoksa yakalama işini geciktirdi mi?" İkisi de mümkün. Birincisini doğru kabul edersek bu, Amerika'nın enformasyon, istihbarat konusunda kendisini öylesine şişirmesinin boşuna olduğunu gösterir. Çünkü uzaydan insanların beyinlerine müdahale etmek için programlar geliştirdiğini, uydular vasıtasıyla fertlerin ayakkabılarının renklerini tespit edebildiğini ileri süren ABD bayağı cüsseli ve iri yapılı Saddam Hüseyin'i sekiz ay boyunca bulamamıştı. İkincisini kabul edersek, bu da Bush yönetiminin Saddam'ı seçim yatırımı için beklettiğini gösterir. Bizim kanaatimize göre bunların biri diğerinin alternatifi olarak görülmemeli ve her ikisinin de doğru olabileceği düşünülmelidir. Gerçekte ABD'nin enformasyon ve istihbarat konusundaki gücü sürekli abartılmaktadır. Hatta askeri gücünün de oldukça abartıldığını Irak direnişi ortaya koymuştur ki umarız zaman içinde bu direniş ABD balonunun havasının iyice inmesine vesile olacaktır. Bunun yanı sıra Bush yönetiminin Saddam'ı seçim dönemi için bir av olarak bekletmiş olması ve çok fazla üzerine gitmemiş olması da mümkün ve muhtemeldir.
İşin gerçeğinde Saddam'ın mevcut şartlarda yakalanması ABD'nin Irak'taki konumu açısından çok fazla yarar getirmeyecektir. Çünkü Amerikan emperyalizmi Saddam'ın yakalanamamış olmasını, kendisine karşı verilen direnişi onun yönettiği ve yönlendirdiği iddiasının malzemesi olarak değerlendiriyor, dolayısıyla Irak direnişini sürdürenleri "Saddam'ın adamları" olarak nitelendiriyordu. Gerçekte bu iddia realiteye uygun değildi. Çünkü Irak direnişi bir "Saddam direnişi" değil bir bağımsızlık ve meşru hak mücadelesidir. "ABD aynı iddiayı Saddam yakalandıktan sonra da kullanabilir" demek mümkün. Ancak normalde hakimiyet ve güç kavgası içindeki hareketler liderlerini kaybettiklerinde genellikle ya dağılır, ya da zayıflarlar. Irak'taki direniş ise Allah'ın izniyle gücünden hiçbir şey kaybetmeksizin yoluna devam edecektir. Bu itibarla ABD'nin söz konusu iddiası daha fazla tutarsız hale gelecektir.
Yorumcuların geneli, Saddam'ın yakalanmasının Irak'taki direnişi etkilemeyeceğini ve bu direnişin aynen devam edeceğini dile getiriyorlar. Bu durum karşısında Bush yönetiminin Saddam'ın yakalanmasını bir seçim malzemesi olarak kullanması belki zorlaşabilir. Çünkü seçimlere daha epey zaman var ve bu süre içinde Amerikan yönetiminin vereceği kayıplar, ABD toplumu nezdinde Saddam'ın yakalanmasının getireceği "olumlu" havayı değiştirebilir. Bush'un kendisi belki değil ama ona akıl verenler bunun farkında olduklarından Irak direnişini kırmak ve yıpratmak için yeni taktikler geliştirmeye çalışıyorlar. Bunların başında İsrail işgal devletinin Filistinlilere karşı uyguladığı yıpratma, cinayet ve rasgele saldırılar düzenleme taktiği geliyor. Hatta işgal devletinin bu konuda kazanmış olduğu tecrübeleri Irak'taki Amerikan işgal güçlerine verdiği muhtelif basın yayın organlarında dile getirildi. Geçtiğimiz günlerde ayrıca Amerikalı bir yazar öldürülen bir Amerikalı askere karşılık beş Iraklı Müslümanın öldürülmesini teklif etti. Bu teklif aslında Amerikan emperyalizmine yön veren zihniyetin mahiyetini ve çizgisini bütün açıklığıyla gözler önüne sermektedir.
Amerikan emperyalizminin başvurmak istediği metotlardan biri de Iraklılardan bir ordu ve istihbarat teşkilatı oluşturulması. Bu amaçla bir çekirdek ordu da oluşturmuştu. İşgalcilerle işbirliği içinde hareket eden beyinleri işgal edilmiş bazı kişiler bu girişimden büyük övgüyle söz ettiler. Ancak geçtiğimiz hafta içinde, oluşturulan çekirdek grubun üçte ikisinin istifa ettiği veya göreve gelmedikleri tespit edildi. Bu gelişme söz konusu "ordu" fikrinin şimdilik yattığını, ileride de zor olacağını gösteriyor. Çünkü böyle bir orduda görev yapmak isteyenler bunu sadece para için yapabilirler. Can maldan kıymetli olduğundan, manevi değerlerden soyutlanmış olanların geneli de alacakları üç beş kuruş için Amerikan işgal güçlerine kalkan olarak kendi halklarının direnişine karşı savaşa girişmek istemiyorlar.
İçerideki ihanetçilerden belki bir istihbarat teşkilatı oluşturulması mümkün olabilir. Ama bu da epey bir zaman alacaktır ve Amerika bu süre içinde kayıp vermeye devam edecektir. Kaldı ki dahili istihbarat teşkilatının Amerikan işgal güçlerine yeterince yarar sağlayacağı da şüphelidir? Direnişçilerin de böyle bir teşkilatın içine adam sokarak karşı istihbarat yoluyla hainleri tespit edip ortadan kaldırmaları ihtimali de var ki özellikle gerilla mücadelesinin verildiği ortamlarda bu yola başvurulduğu ve başarılı olunduğu bilinen bir gerçektir. Çünkü işgal güçleri buralarda çekirdekten adam yetiştirmeyecek kendilerine gelecek müracaatları değerlendireceklerdir.
Amerikan emperyalizminin Irak'tan sonraki hedefi Suriye'ydi. Ancak Irak direnişi karşısında bir bataklığa saplandığından bu ülkeye saldırma planını gerçekleştiremedi. Bunun üzerine Suriye'yi diplomatik ve ekonomik yönden sıkıştırma yolunu tercih etti. Bu amaçla ABD parlamentosu "Suriye'nin Sorgulanması ve Lübnan'ın Saygınlığı" adı verilen bir yasa çıkardı. ABD başkanı Bush işte bu yasayı geçen hafta onayladı. Biz bu yasanın içeriği hakkında Vakit gazetesi için yazdığımız bir yazıda ayrıntılı bilgi verdiğimizden burada aynı şeyleri tekrar etmeye gerek görmüyoruz. (Bkz. Suriye'yi Sorgulama Yasası) Burada şu kadarını ifade edelim ki, Amerika'nın Suriye'yi sıkıştırması tamamen İsrail işgal devletinin amaçları ve hesapları içindir. "Lübnan'ın Saygınlığı" ile kastettikleri de kesinlikle bu ülkenin saygınlığı değil, bu ülkenin Amerikan emperyalizminin güdümüne sokulmasıdır.
Ahmed Sahnun'un Vefatı: Cezayir'in ileri gelen ilim adamlarından ve bu ülkedeki İslami hareketin sembol isimlerinden Şeyh Ahmed Sahnun 8 Aralık 2003'te 96 yaşında vefat etti. Biz onun hayatı ve mücadelesi hakkında Vakit gazetesi için yazdığımız bir yazıda bilgi vermeye çalıştık. Bkz. Ahmed Sahnun Yüce Allah'tan Şeyh Sahnun'a rahmet ve mağfiret diliyoruz. Allah mekanını cennet eylesin.
Avrupa'daki Müslümanlara Baskılar: Avrupa'da Müslümanların inanç hürriyetlerini kısıtlama amacına yönelik uygulamalar ve siyasi faaliyetler devam ediyor. Bu konuda Fransa adeta diğer Avrupa ülkelerine öncü ve örnek olmaya çalışıyor. Bu ülkede Stasi Raporu adıyla hazırlanan bir raporda Müslümanların kızlarının okullarda başörtüsü örtmelerinin engellenmesi gerektiği vurgulandı. İşin gerçeğinde başörtüsü, hıristiyanların taktığı haç veya benzeri semboller gibi bir sembol değil, namaz ve oruç gibi dini bir görevdir. Dolayısıyla başörtüsünün engellenmesi namazın, orucun engellenmesi gibi dini bir vecibenin, sorumluluğun engellenmesidir. Ancak baskıcı sistemler bu gerçeği görmek istemediklerinden, Müslümanların İslami kimliklerini yıpratmak ve inanç hürriyetlerini kısıtlamak amacıyla koydukları yasakları bir gerekçeye dayandırabilmek için sürekli "dini sembol" kavramını gündeme getirmeye çalışıyorlar.
HAMAS'ın On Altıncı Yıldönümü: 8 Aralık 1987, HAMAS'ın bu isimle ortaya çıktığı tarihtir. Bu tarih aynı zamanda birinci intifadanın patlak verdiği tarihtir. HAMAS, cemaat ve akım olarak o tarihte ortaya çıkmış değildir. Çünkü Filistin'deki Müslüman Kardeşler cemaatinin, İsrail işgal devletine karşı aktif mücadelesini organize etmek amacıyla şekillendirilmiş bir oluşumudur ve bu cemaatin Filistin kanadı da 1948'de oluşmuştur. Ancak bu cemaatin HAMAS'ı ortaya çıkarması 8 Aralık 1987'de gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz hafta da bu hareketin otaya çıkışının 16. yıldönümü münasebetiyle kutlama törenleri vardı. Törenlere ilgi büyük oldu. Özellikle Gazze'deki Cibaliya mülteci kampında düzenlenen kutlama törenine en az yüz bin kişi katıldı. Bu törenlerde konuşma yapan HAMAS'ın Gazze'deki resmi sözcüsü Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi, İsrail işgal devletine karşı direniş ve cihadlarının devam edeceğini vurguladı.
İşgalcilerden Yine Saldırılar: İsrail işgal devletinin Filistin halkına yönelik insanlık dışı saldırıları geçtiğimiz hafta içinde de devam etti. Özellikle dünya kamuoyunun belli gelişmelerle meşgul olduğu dönemleri bir fırsat olarak değerlendiren siyonist işgal güçleri Irak diktatörü Saddam'ın yakalanışını da bir fırsat olarak değerlendirmeye çalıştı ve o olayın hemen ardından Gazze'nin güneyindeki Han Yunus mülteci kampına girerek büyük bir yıkım gerçekleştirdiler. Bunun dışında da değişik bölgelere yönelik saldırılar gerçekleştirdiler. Ancak bu arada İsrail işgal devletinin saldırılarının kendisine de bayağı ağıra mal olduğu ve özellikle ekonomik ve sosyal yönden önemli sıkıntılarla karşı karşıya geldiği İsrail'in değişik organları tarafından gündeme getirildi.
Kıbrıs Seçimleri: Türkiye'de uzun süreden beridir gündemi meşgul eden Kıbrıs seçimleri nihayet sonuçlandı. Seçimlerde mevcut statükoya karşı çıkan partiler epey oy aldı. Aslında sonucun böyle olacağı önceden de tahmin ediliyordu. Asıl önemli olan seçimlerden çıkan sonuç değil, bu sonucun politik çizgiye ve Kıbrıs'ın bundan sonraki gidişatına nasıl yansıyacağı. Mevcut aritmetikten hızlı bir hükümet formülünün çıkarılmasının zor olacağı anlaşılıyor. Ayrıca bir hükümet formülü ortaya çıkarılsa bile bizim tahminimize göre hiçbir parti seçim öncesinde vaad ettiklerini yerine getirmek için yeterli fırsat ve imkan bulamayacaktır.
Mısır'da Tutuklamalar: Mısır'da Hüsni Mübarek diktatoryası Müslüman Kardeşler cemaatine karşı yine tutuklamalar gerçekleştirdi. Üstelik bu tutuklamalar tam da dünyanın "İnsan Hakları Günü"nü kutladığı sırada gerçekleştirildi. Tutuklamaların sebebi ise Müslüman Kardeşler'in işkenceye karşı bir kampanya başlatmasıydı. Ne kadar ilginçtir ki bir yanda "İnsan Hakları Günü" kutlamaları yapılırken öteki tarafta insanlık suçu kabul edilen "işkence"ye karşı kampanya başlamalarından dolayı insanlar tutuklanıyorlar ve "insan hakları"na sahip çıktıklarını iddia edenlerden ses çıkmıyor. Bu durum "insan hakları" kavramının ağızlara sakız yapılmasının tamamen siyasi amaçlı olduğunun ve bu konuda her zamanki gibi yine çifte standartçı davranıldığının göstergesidir.
Afganistan'da Amerikan Vahşeti: ABD'nin Afganistan'da 9'u çocuk 10 kişinin ölümüne yol açan hava saldırısından bir önceki yazımızda söz etmiştik. Amerika bu vahşi saldırıyı ve iğrenç katliamı dünyaya her zamanki gibi "yanlışlık" olarak yutturdu. Tabii bu numarasını yutturduğunu ve dünyadan bir ses çıkmadığını görünce çok geçmeden 8 çocuğun ölümüne yol açan bir başka katliam daha gerçekleştirdi.
Rusya Seçimleri ve Ardından Gelen Eylemler: Rusya'da Putin'in hiç de iyi bir performans ortaya koyamamasına ve başarılı bir çizgi izleyememesine, Çeçenistan'da da sürekli darbeler yediği halde çekilmemekte ısrar etmesine rağmen onun partisi son seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Bunun hikmetini anlayabilmiş değiliz. Bunda uluslararası pazarlıkların, Şaron'un son ziyaretinde yapılan anlaşmalarla para desteği sağlanmasının, Gürcistan üzerinde oynanan oyunların bir rolünün olup olmadığını bilmiyoruz. Zaman içinde ortaya çıkabilir. Ama ilginçtir ki Putin'in seçimlerden iyi bir sonuç almasının üzerinden fazla zaman geçmeden Rusya iki önemli eylemle daha sarsıldı. Bu eylemlerden sonra, Putin'e destek verenler yanıldıklarını düşündüler mi düşünmediler mi onu da bilemiyoruz.
Aliyev'in Ölümü: Uzun süreden beridir öldü - ölmedi tartışması yapılan Haydar Aliyev nihayet resmen ve kesin olarak öldü. Yorumculara göre, onun ölümü çoktan gerçekleşmişti ama oğlu İlham Aliyev'in taşları yerine oturtabilmesi için saklanıyordu. Eğer gerçekten öyleyse adama "bravo!" demek gerekir. Çünkü adamın ölüsü bile bayağı işe yarıyormuş demek ki!
Kuveyt Körfez Zirvesine Hazırlanıyor: Kuveyt'te 20 Aralık'ta Körfez Ülkeleri Zirvesi gerçekleşecek. Bunun için çok önceden hazırlıklar başlatıldı. En fazla da güvenlikle ilgili hazırlıklara ağırlık veriliyor. Çünkü bu sıralarda en çok bir şiddet olayının meydana gelebileceği ihtimalinden korkuluyor.
Kuveyt'te Amerikalılara Saldırı: Geçtiğimiz hafta Kuveyt'te Amerikalılara yönelik bir saldırıda iki Amerikalı yaralandı. Amerikalıların kendilerini gayet emniyette hissettikleri Kuveyt'te, üstelik Körfez Zirvesi için güvenlik hazırlıklarının bütün hızıyla sürdürüldüğü bir dönemde böyle bir saldırının gerçekleştirilmesinin ABD'yi bayağı endişelendirmiş olması gerekir.
Sudan'da "İslam ve Batı" Konferansı: Sudan'da 13-16 Aralık 2003 tarihlerinde "Değişen Dünyada İslam ve Batı" başlıklı bir uluslararası konferans düzenlendi. Konferansa dünyanın değişik ülkelerinden tanınmış ilim ve fikir adamları davet edildi.