1 Mart 2008 Cumartesi, Vakit gazetesi
Siyonist işgal devleti, uluslar arası emperyalizmle işbirliği içine girerek Gazze ahalisini açlığa mahkûm etmeyi, hastalarının tedavisini, hamile kadınların hastanelerde sağlıklı bir şekilde çocuklarını dünyaya getirmelerini engellemeyi yeterli bulmuyor. Uygulanan insanlık dışı ambargo ve ablukayla Gazze'de her gün birilerinin tedavilerinin engellenmesi sebebiyle hayata veda etmeleri Siyonist saldırganların gözlerini doldurmuyor.
Hırs, kişilere, toplumlara, sistemlere ve oluşumlara göre farklı bir şekilde kendini gösterir. Yahudiler mal ve servet konusundaki hırslarıyla tanınmışlardır. Fakat Filistin topraklarını işgal altında tutmakta ısrarlı davranan Siyonistler aynı zamanda öldürme, katletme, yok etme, eziyet, işkence ve saldırganlık konusundaki hırslarını gizlemiyorlar. Bu hırslarının onlara çoğu zaman zarar getirmesine rağmen yine de öldürmek onlara zevk veriyor. Bu tutumları aşırı kumar düşkünü birinin tutumuna benziyor. Böyle kumar hastası biri kaybettiği zaman yeni oyun oynamaya daha fazla hırslı olur. Cebindeki para biterse üstündeki ceketini çıkarır.
Dolayısıyla işgalci Siyonistlerin saldırganlıklarının ve cinayetlerinin onlar açısından kazanım olduğu sanılmamalı. Bugün Filistin topraklarını işgal altında tutan Siyonistlerin en önemli sorunları güvenlik sorunudur. Saldırganlıkları ve cinayetleri bu sorunlarını daha da çetrefil ve içinden çıkılmaz hale getiriyor. Filistin topraklarına yerleştirilen Yahudi göçmenler arasında gerçekleştirilen anketlerde, çoğunluğun diyalogdan yana tavır sergilemesinin sebebi de budur.
Siyonist devletin saldırganlığına gerekçe olarak Filistin direnişini göstermesi de kimseyi yanıltmamalı. Filistin İslâmî Direniş Hareketi ve diğer direniş hareketleri, işgal devletine birçok kez uzun vadeli ateşkes teklifinde bulundular. Ateşkes tabii ki iki taraflı olur. Filistin topraklarını haksız bir şekilde işgal altında tutanlara ateşkes yoluyla güvence sağlanırken, o toprakların asıl sahiplerine yönelik tehdidin devam etmesini kabullenmek elbette mümkün olamaz. Ama Siyonistler dediğimiz gibi öldürme, cinayet ve vahşet konusundaki hırslarından dolayı kendilerine saldırma hakkının tanınmasını, vatanlarını savunanların ise ateşkese bağlı kalmalarını istiyorlar. Bundan dolayı, bazı aracıların gözetimi altında ateşkes gerçekleştirildiği zamanlarda bile saldırdı ve cinayetler gerçekleştirdiler. Çünkü Siyonist devletin öldürmeden, katletmeden ayakta kalamayacağı inancına kilitlenmiş durumdalar. Oysa bu politika dediğimiz gibi işgalcilerin en çok başlarını ağrıtan güvenlik sorununun büyümesinden, iyice içinden çıkılmaz hale gelmesinden başka bir sonuç getirmiyor onlar için.
Siyonist işgalciler, uluslar arası veya bölgesel alanda havanın sisli olduğu dönemleri, öldürme, katletme, saldırma hırslarını tatmin için fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ne zaman kendi saldırganlıklarını kısmen de olsa gölgede bırakacağını umdukları bir gelişme olsa hemen fırsatı değerlendirmeye ve şiddetlerinin trendini artırmaya çalışıyorlar. Tahmin ediyoruz ki son dönemde de Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik operasyonunun ve Kosova'nın bağımsızlığının ilan edilmesiyle birlikte yaşanan gelişmelerin oluşturduğu havadan yararlanmaya çalıştılar.
İşgal güçlerinin son günlerde gerçekleştirdikleri hava ve kara saldırılarında günde ortalama yirmi kişi şehit edildi. Bu konudaki haberler gerek gazetemizde ve gerekse muhtelif haber kaynaklarında yayınlandığından burada tafsilatına girmeyeceğiz. Ama özellikle çocukların hedef alındığı iğrenç saldırılara dikkat çekmek istiyorum. Siyonist işgalcilerin Filistinli çocukları katletmekten özel bir zevk aldıklarını bundan önce gerçekleştirdikleri saldırılardan da biliyoruz. Babasının arkasına sığınan Muhammed Cemal ed-Durre'nin tüm insanlığın gözlerinin önünde katledilişini unutmuş değiliz. Şimdi de evlerinin önünde oynayan çocuklar topluca füzelere hedef olarak katlediliyorlar. Sadece Filistinli değil Mısırlı çocuklar bile Siyonist işgal güçlerinin son günlerdeki saldırılarında hedef alındılar. Hiç kimse bu saldırıların ve cinayetlerin hedef sapmasından ileri geldiği zannına kapılmamalı. Dediğimiz gibi bu cinayetler tamamen Siyonistlerin çocukları katletmekten özel zevk almalarından ileri geliyor.
Siyonist vahşet, tüm insanlık adına bu çağın bir yüzkarasıdır. Siyonist vahşetin bu derece cüretkâr olabilmesi bütün insanlık için utanç vericidir. İnsanlığın artık bu yüz karasından kurtulması gerekiyor. Herkes bir şeyler yapmanın yollarını araştırmalı.
5 Mart 2008 Çarşamba, Vakit gazetesi
Türkiye'de Filistin davasına yaklaşım konusunda çeşitli sorunlarımız ve çıkmazlarımız var. Uzun süre bu dava bizim insanımıza bir "Arap - İsrail sorunu" olarak yutturuldu. Ardından "Ortadoğu sorunu" isimlendirmesiyle yine bu ülke insanının sahiplenme sınırlarının dışında tutulmasına çalışıldı. Bugün İslâmî camianın önemli bir kısmının Allah'ın izniyle bu oyunlardan kaynaklanan ilgi sınırlarının dışında tutma sorununu aştığını söyleyebiliriz. Ama Filistin'deki haklı ve meşru direnişi sahiplenme konusunda hâlâ ciddi sorunlar yaşandığını kabul etmek zorundayız.
Bu direnişi sahiplenmede problemler yaşanmasında medyanın yönlendirme politikasının birinci derecede rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Ama ne yazık ki bu yönlendirmeyi sadece "kartel medyası" olarak nitelediğimiz medya organları yapmıyor. Bu yönlendirmede isimlendirmeler, nitelemeler ve kavramlar oldukça etkili olmaktadır. İlk bakışta basit gibi görünebilir ama bu kavramlar ve isimlendirmeler zihinlerin işgal edilmesinde birinci etkendir. Zihinlerin işgal edilmesinin toprakların işgalinden daha tehlikeli olduğunu biz bundan önce muhtelif vesilelerle vurgulamıştık.
Eğer ki Filistin direnişini sahiplenme sorunlarımız olmasaydı Gazze gerçeğini ve bugün Gazze'de ortaya çıkan durumu daha isabetli bir bakış açısıyla görme ve değerlendirme imkânı olacaktı.
Öncelikle şunu ifade edelim ki Siyonist işgal devleti, Filistin topraklarına uluslar arası emperyalizmin oyunlarıyla yerleştirilmiş bir çıbanbaşıdır. Bu çıbanbaşı orada başından beri kan akmasına yol açmaktadır. Filistin direnişi ise işgal güçlerinin saldırganlıklarının gerekçesi değil önündeki engeldir. Medyanın yanlış yönlendirmesinin etkisi altında kalanlar, bakış açısındaki bu ince ayarı yapmakta zorlandıkları için Filistin halkının meşru haklarını savunanların direnişini sahiplenmekte sıkıntı çekiyorlar.
İşgalci Siyonist devlet, Gazze'ye yönelik son operasyonunda başarısız olmuştur ve bu saldırı işgalci Siyonistlerin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Sebebi ise Filistin halkının meşru haklarını kararlılıkla savunan mücahitlerin, Allah yolunda canını feda etmek dâhil her türlü fedakârlığı göze alarak gerçekleştirdikleri direniştir. "Bunca can kaybına, yaralanmaya ve maddi zayiata rağmen HAMAS neyin zaferini kutluyor?" diyen bir kimse yanılgıdadır. Çünkü işgalci Siyonistlerin hedefledikleriyle önlerine çıkan durum çok farklıdır. Lübnan'da da büyük can kaybı, yaralanma ve maddi zayiat olmuştu. Ama 33 gün süren savaşın sonunda yenilen taraf işgalci Siyonist devlet olmuştu.
1967 Haziran Savaşı'nda o zamanın ihanetçi devlet yöneticilerinin danışıklı dövüşlerinden yararlanarak sadece altı günlük süre içinde Gazze, Sina Yarımadası, Doğu Kudüs, Batı Yaka (Batı Şeria) ve Golan tepelerini işgal eden Siyonistler, 2003 yılında 18 gün süren saldırıları neticesinde Cibaliya'ya girmeyi başaramamışlardı. Çünkü karşılarında kahramanca direnen mücahitler vardı. Aynı denemeyi 2008 Şubat'ında "Sıcak Kış" operasyonuyla, üstelik Cibaliya'yı karadan ve havadan ateş yağmuruna tutarak yeniden denediler. Bu kez beş günün sonunda, arkalarında sadece tanklarını ve askeri teçhizatlarını değil aynı zamanda öldürülen askerlerinin cesetlerini bırakarak kaçma ihtiyacı duydular. Çünkü bu kez karşılarında biraz daha tecrübeli ve daha hazırlıklı mücahitler vardı.
2003 Cibaliya operasyonunda kararlı bir direnişle karşılaşan Siyonist işgal güçleri 2005 yılında Gazze'yi tümüyle terk etmek zorunda kalmışlardı. Siyonistler Şubat 2008'deki Sıcak Kış operasyonlarında, direniş beldesi Gazze'nin kalbi durumundaki Cibaliya'da daha güçlü ve kararlı bir direniş ordusuyla karşılaştılar. Siyonist saldırgan devlet işte bu duvarı aşmanın kolay olmayacağını, aşmak için zorlamaya kalkışmanın ise kendilerine bayağı pahalıya mal olacağını anladı.
Vahşette sınır tanımayan Siyonist saldırganın, aç kurtlar gibi insan topluluğuna saldırması neticesinde kundaktaki bebekleri, savunmasız yüzden fazla insanı katletmesi onun için askerî bir başarı sanılmamalı. Asıl hedeflenen ve gelinen durum açısından hadiseyi değerlendirmek gerekir.
6 Mart 2008 Perşembe, Vakit gazetesi
İşgalci Siyonistler iki gün önce (4 Mart Salı) yine Filistinli bir bebeği şehit ettiler. Aynı gün şehit edilen, İslâmî Cihad Hareketi'nin askerî komutanlarından Yusuf es-Semiri'nin kız kardeşinin bebeği Emire Halid Ebu Asr işgalci askerlerin kafasına kurşun sıkmaları sonucu öldürüldü. Bebek daha yirmi günlük bile olmamıştı. Seken kurşunların isabet etmesi sonucu öldürülmesi de söz konusu değildi. Çünkü yakın mesafeden ve doğrudan hedef alma yoluyla atılan mermiler bebeğin kafasına isabet etmişti. Siyonist vampirler, "büyüdüğünde eline silah alıp bir direnişçi olarak karşılarına çıkacağını" savundukları küçük bebeği daha büyümeden katletmek için özellikle hedef almış ve o küçücük yavrunun kafasına kurşun sıkmışlardı? Onlara "hiç mi vicdanınız sızlamadı?" diye sormanın anlamı yok. Çünkü sızlayacak vicdanları yok.
Fakat bu küçük bebeklerin kafalarına kurşun sıkılması, savunma imkânlarından yoksun insanların topluca katledilmesi için üzerlerine füze atılması, camilerin hedef alınması ve namazdan çıkan insanların topluca katledilmesi gerçekte göğüs göğse çarpışmada acze düşmenin bir göstergesidir. İşgalci Siyonist Lübnan'da da aynı şeyi yapmadı mı? Cephede direnişçiler karşısında acze düşünce, askerleri birbiri ardından ağır darbeler yiyince, ABD'nin ikram ettiği savaş uçaklarına ağır bombalar yükleyerek Güney Beyrut'ta, Bintu Cubeyl'de ve daha başka şehirlerde meskûn bölgelere, kalabalık insan topluluklarının üzerine ateş yağdırmaya başladı. Bu, onların genel bir taktiği ve stratejisidir. Çünkü onlar insan düşmanı, insanlık düşmanıdırlar. Ama ne kadar güçlü silahlara sahip olsalar da kararlı direniş karşısında birkaç yara aldıkları zaman hemen korku ve telaşa kapılırlar, dolayısıyla askerlerinde bir moral çöküş ve çözülme başlar.
"Onlar sizinle toplu halde ancak müstahkem şehirlerde veya surların arkasından çarpışabilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise pek şiddetlidir. Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır." (Haşr, 59/14) Allah her zaman doğruyu söyler. Yüce Allah'ın bu âyetinde vurguladığı gerçek de değişik vesilelerle karşımıza çıkıyor. Yeter ki biz bu gerçeği anlamayı ve güçlü bir imanla hareket etmeyi başarabilelim.
İşgalci Siyonist devletin bütün gücü, uluslar arası emperyalizmin kendisine ikram ettiği modern silahlardan, bombalardan, füzelerden, uçaklardan kaynaklanıyor. Onları da cephede göğüs göğse çarpışmada kullanmaktan aciz kaldığı için savunmasız kalabalıkların üzerine atıyor. Üzerine silah çevrildiğini görüp de kaçma imkânı olmayan bebeğin kafasına kurşun sıkıyor. Tahrip gücü yüksek silahlara ve bombalara sahip olduktan sonra ve onları savunmasız kalabalıklara karşı kullanınca çok sayıda insanın katledilmesi mümkündür. Ama şu bir gerçek ki Siyonist saldırgan güçler gerçekleştirdikleri son operasyonlarında yine karşılarına bir kararlı direnişin çıkması sebebiyle hedeflediklerine ulaşamamış, beklediklerinden daha büyük kayıp vermeleri sebebiyle askerî yönden başarısız kalmış, yenilgiye uğratılmışlardır.
İşgal ordusunun yenilgisini Siyonist medya da itiraf etti. Siyonist medyada gelinen durumu tahlil eden ve bu yenilgiyi itiraf eden birçok yorum yayınlandı. Ama ilginçtir ki Siyonistten çok Siyonistçi kesilen, onların bebek cinayetlerini örtbas edebilmek için Filistin halkının meşru ve haklı savunmasını karalamaya çalışan medya bu yenilgiyi itiraf etmekte zorlanıyor. Kim bilir belki de işgalcinin, haklı ve meşru direniş karşısındaki acziyetini ve yenilgiye uğratılmasını itiraf etmek zorlarına gidiyordur! Zaten Filistin halkının bu vahşet karşısındaki meşru direnişini karalamak için çirkin bir üslûp ve iğrenç ağız kullanan bu medya Siyonist katillerin kundaktaki bebekleri katletmesini gözden uzak tutmaya çalışmıyor mu?
7 Mart 2008 Cuma, Vakit gazetesi
Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Size bir yara dokunduysa karşı topluluğa da benzer bir yara dokundu. Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehitler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmran, 3/140)
Bir başka âyeti kerimede de şöyle buyurur: "O (düşman) topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız sizin acı çektiğiniz gibi onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah ilim sahibidir, hâkimdir." (Nisa, 4/104)
Âyette vurgulanan husus önemli: "Üstelik siz Allah'tan onların ummadığını umuyorsunuz." Belki âyette "karşı taraf" ile kastedilenin müşrikler olduğu düşünülerek, "Yahudiler de ölüm sonrası için bir beklenti içindedirler" itirazı yapılabilir. Ama gerçek öyle değildir. Öncelikle kitaplarında yapılan tahrifattan ve itikatlarındaki değişim sürecinden sonra Yahudilerde âhiret inancı çok zayıflamıştır ve gayet muğlaktır. Kaldı ki bugün Filistin topraklarını işgal altında tutan Siyonist zihniyet dinî kimliği tamamen ırkçı taassuba dönüştürmüş ve dünyevileşmiştir. Bu yüzden birçoklarında, iyi şeyler yaptıkları zaman dereceleri yükseltilerek dünyaya döneceklerini düşünen reenkarnasyoncular kadar bile ölüm sonrasıyla ilgili beklenti kalmamıştır. Askerlerinin, cephede birkaç arkadaşlarının öldürüldüğünü görünce hemen dökülmeye, moral çöküntü içine girmeye, ölüm telaşına kapılmaya başlamaları bu yüzdendir. Çünkü hayatın bütün zevklerini arkalarında bırakarak yokluk veya belirsizlik âlemine göçeceklerini düşünürler. Zaten onların dünyevileşmelerinde de böyle bir inanca sürüklenmelerinin etkisi vardır.
Filistinli kardeşlerimizin ve bilvesile aynı acıyı paylaşan diğer tüm Müslümanların ızdırabı en çok, karşımızdaki düşmanın vahşette sınır tanımamasından, insanları rasgele katletmesinden, mümkün olduğunca çok zarar verebilmek için yüksek tesirli tahrip ediciler kullanmasından ve üstelik bunları yapması için çağın tüm müstekbir güçlerinin ona imkân ve destek vermesinden kaynaklanıyor. Lübnan'daki acı ve ızdırabın sebebi de buydu. Eğer ki bu savaş sadece bir cephe savaşından ibaret olsaydı, Allah'ın izniyle tüm imkânsızlıklara, silah konusundaki aşırı dengesizliğe ve çağdaş emperyalizmin tamamen Siyonist işgalcilerin yanında yer almasına rağmen yine de Müslümanların gönülleri ferah olacaktı. 2006 yazında Lübnan'da olduğu gibi Gazze'de de işgalci saldırgan hiçbir insanî değere ve ahlâkî ölçüye saygı duymadığı için savunmasız kalabalıklara, kundaktaki bebeklere saldırmak ve insanları rasgele katletmek suretiyle iman kardeşliğinin verdiği hassasiyeti yüreklerinde taşıyanları daha büyük acılara sokmayı başarabildi.
Siyonistlerin Filistin'deki sivil varlıklarının da bir işgal dolayısıyla gayri meşru olduğunu hatırlatmakla birlikte son Gazze operasyonundaki kayıplarının genellikle askerî yönden olduğunu belirtelim. Bununla birlikte Gazze yakınındaki Yahudi yerleşim merkezlerinde tamamen toprak gaspı ve tüm uluslar arası teamüllere aykırı bir şekilde inşa edilmiş yerleşim merkezlerinde de kayıpları ve zayiatları oldu. Fakat askerî kayıpları kamuoyuna açıkladıklarının çok daha üstündedir. En çok sıkıntıları ise can korkusunun yol açtığı psikolojik krizlerden kaynaklandı. Kendilerini risk altında gördüklerinden dolayı krize girdikleri için hastanelerde yoğun bakıma ve tedavi altına alınan yüzlerce fertleri oldu. Bu konuda içine düştükleri durum da, 2006 yazındaki 33 gün savaşında Lübnan direnişi karşısında içine düştükleri duruma çok benziyordu. En çok risk altında görülen Sderot Yahudi yerleşim merkezinin belediye başkanı Eli Moyal da, yakınına düşen bir Kassam füzesinin parçalarıyla yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
8 Mart 2008 Cumartesi
İşgalci Siyonist devlet son Gazze operasyonuyla önemli şeyler hedeflemişti. Bundan dolayı uluslar arası çapta hazırlık gerçekleştirdi. Saldırı öncesinde gerçekleştirilen İsrail bağlantılı diplomatik ziyaretlerin ve bu alanda yaşanan yoğun trafiğin işgalci Siyonist devletin saldırı hazırlıklarıyla ilgili olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı ki biz buna daha önce dikkat çekmiştik.
ABD'nin savaş gemilerini Lübnan kıyılarına yanaştırması da Gazze saldırısı için bir hazırlıktı. Çünkü Siyonist devlet geniş çaplı bir Gazze saldırısı gerçekleştirmesi durumunda kuzeyden Hizbullah mücahitlerinin sıkıştırmasından ve 2006 yazındakine benzer bir durumla karşı karşıya gelmekten korkuyordu. Bu yüzden ABD bir tehdit unsuru olarak söz konusu savaş gemilerini Lübnan sahillerine yanaştırdı. Dolayısıyla, çoğu kadın ve çocuk 124 insanın şehit edildiği, kundaktaki bebeklerin katledildiği, yirmi günlük bebeklerin annelerinin kucağında kafalarına kurşun sıkılması suretiyle öldürüldüğü operasyon Siyonist devletin tek başına değil ABD ile birlikte gerçekleştirdiği bir operasyondur. Tabii işbirlikçilerin de bu büyük vebalde payları var.
Fakat yaşanan olaylarda kuzeyden bir hareketliliğin yaşanmamasının sebebi ABD savaş gemilerinin psikolojik tehdit stratejisinin amacına ulaşmış olmasından değil mücahitlerin işgalcileri amaçlarına ulaşamadan geri püskürtmelerinden dolayıdır. Yoksa kuzeyde bir gergin hava oluşmuştu ve Irak'ta ciddi bir kriz yaşayan ABD'nin Lübnan'da yeni bir cephe açmaya kolay kolay cesaret edemeyeceğini Hizbullah mücahitleri biliyordu.
Siyonist işgal devletinin öncelikli hedefi Gazze içlerine kadar girip Heniyye hükümetini tamamen tasfiye etmek, hükümet mensuplarını tutuklayıp, Meclis başkanı Dr. Aziz Duveyk'i, Batı Yaka'daki birçok milletvekilini ve bakanı hapse attığı gibi onları da hapse atmak, sonra Gazze'de otoriteyi tamamen Abbas'ın kadrosuna teslim etmekti. Abbas'ın Gazze'deki katliama tepki göstermesine, görüşmeleri göstermelik olarak askıya almasına ve cinayetleri kınamasına bakmayın. Saldırı planından onun da önceden haberi vardı ve Gazze'de otoritenin yeniden tamamen kendi adamlarına teslim edileceğini umuyordu. Biz onun kınamalarının ve tepkilerinin ne kadar samimiyetten uzak olduğunu Rafah sınır kapısı olayında çok açık bir şekilde gördük. Önce güya ablukaya kızarken ve ambargonun son bulmaması durumunda istifa edeceği tehditleri savururken Rafah'taki sınır duvarının yıkılması üzerine İsrail'den önce onun paçaları tutuştu. Derhal Mısır'ın bu kapıyı yeniden kapatması için Avrupa Birliği'nin devreye sokulmasını istedi.
İşgal devletinin bir diğer planı direnişi yıldırmak, Filistin halkını bıktırmak ve direnişle ilişkisini kesmeye zorlamaktı. Bu yöndeki taleplerini Cibaliya'yı hedef alan geniş çaplı operasyondan önceki akşam havadan helikopterlerle ve uçaklarla attığı bildirilerle Gazze ahalisine iletmişti. O bildirilerde bu konudaki niyetlerini ve isteklerini gayet açık bir şekilde dile getirmişti. Ama bu istekleri de gerçekleşmedi. Gazze ahalisi direnişçilerle ilişkilerini kesmeyi değil onlarla daha da kenetlenmeyi, mücadelelerine daha çok sahip çıkmayı tercih etti. Çünkü biliyordu ki o direnişçiler bu halkın haklarını, onurunu ve vatanını savunuyorlardı.
İşgalcilerin bir amaçları da direnişçilerin silahlarına el koymak veya o silahları etkisiz hale getirmekti. Ama bunu da başaramadılar.
Son olaylarda ilginç olan bir gelişme mücahitlerin, ABD tarafından Dahlân çetesine gönderilen silahları kullanmasıydı. ABD'nin söz konusu silahları göndermesinin amacı bu çetenin Heniyye hükümetini tasfiye etmesini sağlamaktı ki bu yönde bir plan ortaya çıkarıldı ve son olaylarla birlikte basın mensuplarına da belgeleri gösterildi. Ama söz konusu çete Haziran ayında yaşanan olaylarda o silahları geride bırakıp kaçmıştı ve mücahitler de onları işgalci Siyonistlere karşı kullandı. Siyonist işgalciler bunu biliyor ve silahlara el koymak istiyorlardı, ama bunu da başaramadılar.
Olmert'in son saldırılarından sonra mücahitlere "siz füze atışlarını durdurun, biz de saldırmayalım" demesi dolaylı olarak operasyonda hedeflediğini elde edemediğinin itirafıdır. Bir yandan da taşıdığı endişenin bir yansımasıdır. Fakat amacı ne olursa olsun nazarı dikkate alınır bir yanı yoktur. Sen istediğin gibi yakıp yıkacaksın, sonra da "siz saldırmayın biz de saldırmayalım" diyerek kendini sağlama almak isteyeceksin. Önce saldırılarının, cinayetlerinin, yıkımlarının hesabını vermek zorundasın.