8 Şubat 2007 Perşembe, Vakit gazetesi
Siyonistlerin hedeflerine ulaşma amacıyla uyguladıkları en önemli metotlardan biri tedriciliktir. Bunda başarılı olmak için aceleci davranmazlar. Ama bir yandan da kararlı oldukları intibaı vermeye çalışırlar. Mescidi Aksa'nın ortadan kaldırılması amacına yönelik uygulamalar da tedrici bir şekilde sürüyor.
Bilindiği üzere işgalci saldırganların Mescidi Aksa'yı tümüyle ortadan kaldırarak yerine Siyon mabedi inşa etme emelleri var. Ancak bunun sebebi orada geçmişte böyle bir mabedin var olması değil dünya Müslümanlarının Kudüs ve Filistin'le gönül bağlarını kuran en önemli unsuru ortadan kaldırma gayesidir. Fakat bunu başarmalarının kolay olmayacağını bildiklerinden tedrici bir şekilde ilerlemeye, atılan her adımı karşı tarafın sindirmesi için aralara belli zaman dilimleri koymaya ve hedefe kademeli bir şekilde yaklaşmaya çalışıyorlar.
Mescidi Aksa'ya el-Meğaribe (Mağribliler) kapısından tecavüz çabası yeni başlamadı. Önce bu kapının anahtarını gasp ettiler. Sonra kapıyı Müslümanların giriş çıkışına kapatarak Yahudilerin girecekleri bir kapı haline getirdiler. Ariel Şaron'un 2000 yılında Aksa İntifadası'nın patlak vermesine yol açan meşhur baskını da bu kapıdan gerçekleştirilmişti.
İşgalciler sonra yaptıkları kazılarla bu kapının dışarıyla bağlantısını sağlayan yolun önündeki duvarın yıkılmasına sebep oldular. Şubat 2004'te yani bundan iki yıl önce gerçekleşen bu yıkımın sebebi sadece kazılar değil aynı zamanda İslâmî Vakıflar İdaresi'nin tamirat yapmasının önlenmesiydi.
İşgalcilerin bu kapıya giden yolun önündeki duvarın yıkılmasına sebep olmak istemelerinin asıl amacı bu kısmın tamamen yıkılmasını ve böylece kendilerine yeniden düzenleme yapma imkânının doğmasını sağlamaktı. Bununla neyi amaçladıkları hakkında ise el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'nin başına gelenlere bakmak gerekir ki o konuda ayrıca bilgi vereceğiz.
14 Şubat 2004 Cumartesi'yi Pazar'a bağlayan gece el-Meğaribe kapısına giden yolun yan duvarının on metrelik bir kısmı yıkıldı ve Müslümanlar hızla müdahale ederek hem kalan kısmın yıkılmasını hem de işgalcilerin yenileme yapmalarını engellemeyi başardılar.
Aradan iki yıl geçtikten sonra yine Şubat ayında Siyonist saldırganlar tekrar aynı taraftan bir tecavüz başlattılar. Böyle bir tecavüz için Filistin halkının arasına sokulan ve işgalcilerle doğrudan ilişki içinde oldukları bilinen çete elemanlarının ortalığı karıştırdıkları bir dönemin seçilmesi dikkat çekicidir.
İşgalciler, amaçlarının sadece bir yol yapmaktan ibaret olduğunu ileri sürüyorlar. Oysa gerçek amaçları kendilerinin orada yeni bir düzenleme yapmalarına fırsat verilmesi, bunun kabullenilmesi, Müslümanların böyle bir girişimde herhangi bir sakınca görmemeleri için psikolojik zemin oluşturulmasıdır. Kuvvetli ihtimalle ilk etapta sadece bir yol yapmayı planlıyorlar. Ama Müslümanlara değil kendilerine yapıyorlar. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz üzere el-Meğaribe kapısının Müslümanlar tarafından kullanılmasını engelliyorlar. Fakat asıl önemli olan bu yolu, Mescidi Aksa'ya tecavüz yolu olarak kullanmaları için zemin oluşturmalarıdır.
İkinci merhalede yapmak istedikleri söz konusu kapıyı tamamen yıkarak veya onunla bitişik, Yahudilere özel bir ibadet odası inşa etmektir. İşte o zaman tecavüz fiilen başlamış olacak.
Hz. İbrahim Camisi'nde yaptıkları da böyle olmuştu. Önce Yahudilerin içeri girmelerine imkân sağladılar. Sonra onların dinî müzik âletlerini de içeri sokmalarına izin verildi. Bir sonraki merhalede Müslümanların namaz kıldıkları esnada da Yahudilerin sesli bir şekilde ibadet yapmalarına müsaade edildi. Onlar da özellikle namaz vakitlerini seçerek içeride ibadet adına gürültü çıkarmaya, Müslümanların zihinlerini bulandırmaya başladılar. Çıkan tartışma üzerine caminin bir bölümünün tamamen Yahudilere tahsis edilmesi kararlaştırıldı. Önce üçte bir olan bu bölüm Barush Goldstien'ın meşhur katliamı sonrasında üçte ikiye çıkarıldı. Üstelik Müslümanların kırk yaşından küçük olanlarının girmeleri yasaklandı.
Bugün Mescidi Aksa'ya yönelik olarak yapılmak istenen de budur. Bu kutsal mabet sadece Filistinlilere değil tüm İslâm ümmetine emanet edilmiştir. Müslümanların bu mabede karşı sorumluluklarını yerine getirebilmeleri için Filistin davasını benimsemeleri, kendi öz davaları olarak görmeleri, buna bir Arap -İsrail veya Ortadoğu sorunu olarak bakma hatasını, "Filistinliler toprak sattı; Osmanlı'ya ihanet etti" safsatalarının sebep olduğu çekinceli duruşu tamamen terk etmeleri gerekmektedir.
9 Şubat 2007 Cuma, Vakit gazetesi
Söze yine bir kavram düzeltmesiyle başlamak istiyoruz. Mescidi Aksa'yı hedef alan son yıkımlara karşı durması sebebiyle tutuklanan Râid Salah'tan, haberlerde sürekli "İsrail'deki Arap toplumunun lideri" olarak söz ediliyor. Daha önce de muhtelif yazılarımızda İslâm âleminin bir kavram emperyalizmiyle karşı karşıya olduğunu dile getirmiştik. Bu kavram emperyalizmi zihinlerdeki tefekkürün yönlendirilmesine imkân vermektedir.
"İsrail'deki Arap toplumu" denirken BM kararlarına göre "İsrail" olarak gösterilen topraklarda yaşayan ve İsrail vatandaşlığına geçirilen Filistinliler kastedilmektedir. Fakat biz onların yaşadıkları bölgeyi Filistin'in 1948'de işgal edilmiş bölgesi, buranın yerli ahalisini de Filistinliler olarak görüyoruz. Râid Salah ise bu bölgedeki İslâmî hareketin lideridir. "İsrail'deki Arap toplumu liderliği" diye bir vasıf zaten yoktur. Gerçi şu an 1948'de işgal edilmiş bölgedeki İslâmî hareketin fiilî başkanı Dr. Süleyman el-Ağbariye'dir. Ancak Râid Salah da hareketin kurucu lideri, hâlen de bir fikir ve hareket önderidir.
Râid Salah, Mescidi Aksa'nın ve Kudüs'teki İslâmî mirasın korunması için yoğun çaba ve çalışmalarıyla tanınan biridir. Özellikle Mescidi Aksa'nın imar ve himayesi amacıyla bir vakıf kurmuş, bu kutsal mabedin tahrip edilen veya dökülen yerlerini ıslah ederek sağlamlaştırmıştır. Bir hareket önderi olmasına rağmen büyük gayret ve tevazu göstererek bizzat kendisi işgalci Siyonistlerin saldırılarına karşı Mescidi Aksa'nın kapılarında nöbet tutmuştur. Saldırgan Siyonistlerin son yıkım çalışmalarına karşı da yine bu kutsal mabette gece boyu nöbet tuttu, sabah olunca da işgalci askerler tarafından, Dr. Süleyman el-Ağbariye başta olmak üzere birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı.
Râid Salah, uzun süreden beridir "el-Aksa fi Khatar (Aksa Tehlikede)" sloganıyla çalışmalar yürütüyor, muhtelif kültürel etkinlikler düzenliyor. Bu sloganla değişik zamanlarda kitlesel faaliyetler tertip ederek Müslümanların dikkatlerini Mescidi Aksa üzerine çekmek, tehlikenin boyutlarını onlara göstermek istedi.
Bugün yaşanan olaylar ve el-Meğaribe (Mağribliler, Faslılar değil) kapısına giden yolun tahrip edilmesi Râid Salah'ın öncülüğünde gerçekleştirilen etkinliklerde sloganlaştırılan ifadeyle yapılan uyarının ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu.
Geçtiğimiz yaz kendisiyle beraber olma ve sohbetlerini dinleme fırsatı bulduğumuz Râid Salah, yıllar önce kendisiyle bir dostluk bağı kurduğumuz başkan Dr. Süleyman el-Ağbariye, yine bir önceki yaz kendisiyle oturup Kudüs'ün durumu hakkında bilgilerinden istifade ettiğimiz başkan yardımcısı Kemâl el-Hatib başta olmak üzere İslâmî hareketin bütün ileri gelenleri kendilerini Mescidi Aksa'ya kalkan yaptılar. Bu kutsal mabede yönelen tehlikeyi savmak için kendi nefisleri açısından her türlü tehlikeyi göze aldılar. Ama bu tehlike onların yalnız başlarına savabilecekleri türden değil.
İşgalci saldırganlar kamuoyundan ve İslâm dünyasından gelebilecek tepkileri hafifletmek ve amaçlarına kademeli bir şekilde ulaşmak için Mescidi Aksa'ya herhangi bir müdahalede bulunmayacaklarını ileri sürüyorlar. Oysa yapılanlar doğrudan Mescidi Aksa'ya müdahaledir. Bir önceki yazımızda verdiğimiz bilgiler gerçek tehlike hakkında yeterince fikir vermektedir.
Ürdün'ün eski Vakıflar bakanı, Kudüs ve Mescidi Aksa konusunda uzman tarihçi Dr. Raif Necm son gelişmeler üzerine yaptığı açıklamada işgal devletinin son çalışmaları yüzünden Mescidi Aksa'nın ciddi bir tehlike dönemine girdiğini hatırlattı. Dr. Necm, Arap dünyasının ve İslâm âleminin bugünkü gibi uyumaya devam etmesi durumunda Mescidi Aksa'nın yıkılması işlemlerinin başlatılmasının sadece bir an meselesi olacağını dile getirdi.
Dr. Râif Necm'in verdiği bilgilere göre el-Meğaribe kapısı tarafındaki kazıların devam etmesi Mescidi Aksa'nın batı duvarının tamamen yıkılmasına sebep olacak. O zaman mescidin bahçesi tamamen dışarıya açılmış olacak. Bu duvarın tarafında birçok Yahudi yerleşim merkezi bulunduğundan Mescidi Aksa onların gerçekleştirecekleri saldırı tehlikelerine tamamen açık hâle gelecek. Hâlen bu tür saldırılara karşı kapılarda güvenlik görevlileri bulunduruluyor. O zaman bu güvenlik görevlilerinin bir fonksiyonu olmayacak; çünkü Nasreddin hocanın kapısı kilitli duvarları yıkık evindekine benzer bir manzara ortaya çıkacak. Zaten el-Meğaribe kapısı tarafının özellikle tercih edilmesinin sebebi de bu tarafta çok sayıda Yahudi yerleşim binası bulunmasıdır. Ama tehlike bu kadarla bitmiyor.