Gazze ve Eriha'da Sıkıyönetim

Eski FKÖ lideri Yasir Arafat, sorumluluğuna verilen Gazze ve Eriha'da yani sözde özerk yönetim bölgelerinde adı konulmamış bir sıkıyönetim uyguluyor. Onun buralardaki yönetimi de tam bir askeri cunta yönetimi niteliği kazanmış durumda. Polisleri kimseye göz açtırmıyor. Filistin Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak adlandırdığı askeri cunta mahkemesi tam bir zulüm çarkı gibi işliyor. Bu zulüm çarkının verdiği en ilginç kararlardan biri de el-Vatan gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürü Seyyid Ebu Musâmih'i iki yıl hapis cezasına çarptırması ve adı geçen gazeteyi üç ay süreyle kapatması oldu.

Gazze bölgesinde yayınlanan el-Vatan gazetesi Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)'a yakınlığıyla bilinen bir gazeteydi. Bu gazete geçtiğimiz Mayıs ayı başlarında özerk yönetime bağlı hapishanelere doldurulan tutukluların içler acısı durumlarını ortaya koyan bir dosya yayınladı. Arafat, emrindeki cunta yönetiminin zindanlarına doldurulan insanların karşı karşıya olduğu bu vahşete dair bilgilerin kamuoyuna yansımasından rahatsız olmuştu. Çünkü o, diğer askeri cunta yönetimleri gibi zulmetmek ama bu zulmünü kamuoyundan gizlemek istiyordu. Dolayısıyla el-Vatan gazetesinin, onun tutukladığı insanlara lâyık gördüğü insanlıkdışı muameleleri açığa vurmasından ve kamuoyunun bilgisine sunmasından rahatsız olmuştu. Bu yüzden 13 Mayıs 1995 Cumartesi günü yani Kurban bayramının son günü özerk yönetime bağlı özel bir polis ekibi el-Vatan gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürü Seyyid Ebu Musâmih'in evine silahlı baskın düzenledi ve kendisini herhangi bir gerekçe göstermeden tutukladılar. Ertesi sabah erken saatlerde de gazetenin idare merkezine silahlı bir baskın düzenleyerek yayın kadrosundan bazı kişileri tutukladılar. Seyyid Ebu Musâmih tutuklanışının üzerinden yirmi dört saat geçtikten sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yani askeri cunta mahkemesinin önüne çıkarıldı ve mahkeme ilk duruşmada onu: "Halkı tahrik etmekle ve toplum güvenliğini bozmakla" suçlayarak iki yıl hapis cezasına çarptırdı. Oysa Ebu Musâmih HAMAS'la özerk yönetim arasında diyalog sağlanması amacıyla oluşturulan komitenin bir üyesiydi ve taraflar arasında diyalog sağlanması, Filistinliler arasında herhangi bir kargaşa çıkmaması için yoğun faaliyet yürütmesiyle tanınıyordu. Zaten mahkeme kararının iki günden daha kısa bir süre içerisinde, iddiayla ilgili delillerin toplanmasına bile ihtiyaç duyulmadan apar topar çıkarılması Ebu Musâmih hakkındaki hükmün önceden verildiğini gösteriyordu. Doğrusu askeri cunta mahkemeleri bile bu kadar hızlı hüküm vermeyi başaramamakta, en azından inandırıcı olabilmek için birkaç duruşma gerçekleştirme, mahkeme savcısının iddiasıyla ilgili göstermelik de olsa bazı deliller toplama ihtiyacı duymaktadırlar. Ama Arafat'ın mahkemesinin diğer cunta mahkemelerinden farklı bir yanı vardı: Diğer cunta mahkemeleri en azından askeri cunta rejimlerinin yargı felsefesine göre hareket ederler. Arafat'ın mahkemesi ise sadece bağlı bulunduğu siyonist işgal yönetiminin kendisine dikte ettiği hükümleri okumakla görevlendirilmişti.

Siyonist işgal yönetiminin bir kuklası durumundaki Arafat cuntası Seyyid Ebu Musâmih'i tutuklayıp mahkum etmekle aynı zamanda HAMAS'la diyaloga olumlu bakmadığını ortaya koymak istedi. Aslında daha çok HAMAS tarafının gayretleriyle sürdürülen bu diyalog çalışmalarından İsrail yönetimi rahatsız oluyordu. Çünkü İsrail, özerk yönetimi işbaşına getirdiği günden beri bu yönetime bağlı polislerle HAMAS'ın arkasında duran kalabalık kitleler arasında bir kavga çıkarmak ve böylece Filistinlileri birbirine kırdırmak için uğraşıyor. Bu amaç için şimdiye kadar birçok senaryoyu sahneye koydu. Bunların en tehlikelisi de 18 Kasım 1994 Cuma günü polislerin cuma namazından çıkan insanların üzerine ateş etmeleriyle başlayan kanlı olaylardı. Ancak bütün bu tehlikeli badireler HAMAS'ın Filistin halkının birlik ve bütünlüğünü koruma konusunda gösterdiği üstün hassasiyetle atlatıldı. Filistin halkının birlik ve bütünlüğünü korumak için en çok uğraşanlardan biri de Seyyid Ebu Musâmih'ti. Arafat cuntası onu hapse atmakla bir bakıma: "Biz diyalog miyalog istemiyoruz. Biz, bizi bu göreve getiren siyonist işgal yönetiminin istediğinin olması için polislerimizle halkın karşı karşıya gelmesini arzuluyoruz" demek istiyordu.

Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS), bu gelişmeler üzerine yaptığı açıklamada özerk yönetimin Rabin'in elinde, onun istekleri doğrultusunda hareket eden bir sopaya dönüştüğünü dile getirerek bu yönetimin, İsrail askerlerini korumak, siyonist yönetimin daha çok toprak gasbetmesine imkân sağlamak üzere görevlendirildiğini, bu görevini yerine getirebilmek için de Filistin halkının boynuna bir kılıç gibi dolandığını ifade etti. HAMAS, Filistin özerk yönetiminin bir askeri yönetim niteliği taşıdığına dikkat çekerek hiçbir şekilde hukuk tanımadığını, İsrail rejiminin güven içinde yaşayabilmesi için kendisine emredilen her şeyi hiçbir kural tanımadan yerine getirdiğini ifade etti.

Arafat cuntasının basın karşısındaki bu katı tavrı ve haber hürriyetine engel koyması geçtiğimiz Mayıs ayında başlamadı. Daha önce de HAMAS'ın Gazze'de düzenlediği bir şölene yetmiş bin kişinin katıldığını yani gerçeği yazdıklarından dolayı Kudüs'te yayınlanan dört gazeteyi Arafat'ın polisleri Gazze ve Eriha sınırları içine sokmamışlardı. Arafat cuntası bu gazetelerin söz konusu şölenlere sadece 3 4 bin kişinin katıldığını yazmalarını istiyordu. Ancak gazeteler onun dediğini değil de gerçeği yazdıklarından dolayı özerk yönetim bölgelerine sokulmadılar. O zaman Gazze ve Eriha'ya sokulmayan gazetelerden biri de Kudüs'te yayınlanan el-Umme gazetesiydi. el-Umme gazetesinin Gazze'deki büroları el-Vatan gazetesine baskın düzenlemesinden on gün kadar önce yakıldı. el-Umme'nin yazı işleri müdürü Adnan el-Hatib, el-Vatan gazetesine baskın düzenlenmesi üzerine yaptığı açıklamada kendilerine yönelik tehdidin de devam ettiğine dikkat çekerek: "Ancak Filistin özerk yönetiminin bütün tehditlerine ve baskılarına rağmen yayınımızı sürdürmekte kararlıyız" dedi. Adnan el-Hatib açıklamasında Gazze'deki bürolarının yakılması olayına da değinerek buraların özerk yönetimin adamları tarafından yaktırıldığına dikkat çekti ve özerk yönetimin bu yolla bütün muhalif sesleri susturmayı amaçladığını ifade etti. el-Hatib özerk yönetimin düşünce özgürlüğüne ve demokrasiye tamamen ters bir tutum içinde olduğunu dile getirdi.

Arafat sıkıyönetim politikasıyla sonunda Rabin'in takdirini de kazandı. Yahudi gazetelerinden Maarif'in yazdığına göre İsrail hükümetinden bazı bakanlar başbakanları Rabin'in geçtiğimiz Mayıs ayı ortalarında düzenlenen bakanlar kurulu toplantılarından birinde Arafat'tan değişik vesilelerle övgüyle söz ettiğini ve izlediği politikadan duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini bildirdiler. İsrail hükümetinde görevli bakanların açıkladığına göre Rabin, öncelikle Arafat'ın "terör"e karşı savaşından övgüyle söz etti. Rabin'in terör derken kastettiği ise Filistin'in işgalden kurtarılması ve gerçek İslâmi kimliğine kavuşturulması için sürdürülen bağımsızlık mücadelesi. Rabin ayrıca Arafat'ın Doğu Kudüs'teki bazı arazilerin kamulaştırılması konusunda takındığı tavırdan da övgüyle söz ederek onun bu arazilerin kamulaştırılmasına karşı çıkmasına rağmen İsrail'le görüşmeleri sürdüreceğini açıkça söyleme cesaretini gösterebildiğine dikkat çekti ve onun bu tutumundan memnun kaldığını dile getirdi. Tabii ki Arafat'ın söz konusu arazilerin kamulaştırılmasına sözle karşı çıkması da tamamen politika gereğiydi. Yoksa bu işleme gerçekten karşı olsaydı İsrail'le görüşmeleri derhal keserek Filistin halkının haklarının çiğnenmesinin önüne geçmek için bir varlık göstermesi gerekirdi. Arafat'ın bu tutumu doğal olarak işgalcilere cesaret kazandırdığından işgal yönetimi Nisan ayı sonlarında Doğu Kudüs'te Filistinlilerden gasbettiği 530 dönümlük araziyi kamulaştırdığını açıkladıktan sonra Mayıs ayı ortalarında da Kudüs belediye başkan yardımcısı Samuel Meir, Doğu Kudüs'ün Cebeli Mukebbir bölgesine 400 yerleşim birimi ve bir turistik otel içerecek bir yahudi mahallesi kurmayı planladıklarını açıkladı. Samuel Meir ayrıca Doğu Kudüs'ün değişik bölgelerine yeni yahudi mahalleleri kurulmasına dair Kudüs belediye meclisine sunulmuş birçok proje bulunduğunu ve bunların yakın zamanda tek tek gündeme getirilip kamuoyuna açıklanacağını duyurdu.

body>