Perde Arkasındaki İsrail

25 Şubat 2003 Salı, www.aksahaber.net/Yorum

Amerika, Irak meselesini ısıtmaya ve savaş havasını kızıştırmaya devam ediyor. Biz bu yazımızda bu konuyla ilgili olarak perde arkasında duran bir güce ve onun beklentilerine temas etmek istiyoruz. Tabii ki Amerika'nın Irak'a yönelik bir saldırı planı hazırlamasının ve bu planını uygulamaya geçirmekte ısrarlı davranmasının tek sebebi o perde arkasında duran gücün tutumu değildir. Ancak onun önemli bir etken olduğu ve savaş ateşini sürekli kızıştırmaya çalıştığı bir gerçektir. Zaten o güç tarih içinde pek çok fitnenin ateşini yakan, çok sayıda savaşı tetikleyen bir unsur olmuştur. Özellikle son yüzyılda gerçekleşen savaşların birçoğunda onun fitne konusunda dört bin yıldan beridir kazandığı tecrübenin önemli etkisi olmuştur. Birçokları bu unsurun dünya nüfusu içinde çok küçük bir azınlığı oluşturmasına rağmen nasıl bu kadar savaşa, bunca kargaşaya sebep olabileceğini sorguluyorlar. Oysa fitne ateşinin alevlendirilmesi için çok kalabalık bir nüfusa sahip olmak gerekmez. Bir tek kişi iki büyük ulusu birbirine düşürerek oluk oluk kanlar akıtılmasına sebep olabilir. Önemli olan bu konunun inceliklerini bilmek ve ahlaki sınırları aşabilmektir. Geçmişte pek çok fitne ateşini alevlendiren İsrail oğulları, dört bin yıllık tarihleri boyunca sürekli bu işle uğraştıklarından bayağı tecrübe kazanmışlardır. Ayrıca kendilerinden olmayanları insan bile saymayan, onların normalde kendilerine hizmet etmeleri ve aşağılanmaları gerektiğini kabul eden bir anlayış geliştirmişlerdir. Böylece fitne konusunda önlerine çıkabilecek ahlaki değerleri de aşmışlardır. Artık binlerce, hatta yüz binlerce. milyonlarca insanın öldürülmesine sebep olabilecek savaşların fitilini çekmek onlar açısından çok kolaydır. Çünkü insanların kitleler halinde öldürülmesine sebep olacak bombalar atmak veya atılmasına sebep olmak onlar için sivrisineklerin üzerine ilaç sıkmak kadar basittir.

Fakat her şeye rağmen, savaş çıkarmak ve bu amaçla fitne ateşini yakmak bayağı bir sa'y ü gayreti gerektirdiğinden, bunu sarf etmeği kendi açılarından anlamlı kılacak birtakım beklentilerinin olması gerekir. Çünkü onlar dünyaya, olaylara sürekli pragmatist yani çıkarcı bir anlayışla yaklaşmaktadırlar. -Allah göstermesin de- eğer vuku bulacak olursa Körfez'de son yirmi beş yıl içine sığdırılan üçüncü bir savaşa sebep olacak Amerikan saldırısını bu derece hararetle istemelerinin elbette sebepleri ve böyle bir saldırıdan büyük beklentileri bulunmaktadır. Şimdi biz bu beklentileriyle ilgili bazı özet bilgiler verelim.

Dumanlı Havadan İstifade

Siyonist saldırganlar aç kurtlar gibi dumanlı havadan hoşlanırlar. Dumanlı havalar onların içlerinde sürekli saklı tuttukları saldırı duygularının harekete geçmesi için kendi açılarından mükemmel fırsat olmaktadır. Özellikle İsrail işgal devletinin 55 yıllık tarihini incelediğiniz zaman bunu çok açık bir şekilde görürüz. Eylül 2000'in sonunda başlayan ve 29 aydır devam eden Aksa İntifadası'nın önünü kesmekte, Filistin halkının gayri meşru işgale ve gaspa karşı direnişini durdurmakta başarılı olamayan siyonistler Filistinlilere yönelik kapsamlı ve geniş çaplı bir saldırı başlatmak için dumanlı havanın oluşturulmasını bekliyorlardı. Bu konudaki beklentilerine daha şimdiden kavuşmuş ve planlarını uygulamaya geçirmiş görünüyorlar. Dünya kamuoyunun bütün dikkatlerinin Irak'a kilitlenmesinden istifade eden işgalci siyonistler, son günlerde Filistinlilere yönelik saldırılarını artırdılar. Amerika, siyonist işgal güçlerinin aç kurtlar gibi Filistinlilere saldırmaya devam etmesini sağlamak için Irak meselesiyle ilgili sürekli yeni konuları gündeme getiriyor ve devamlı havayı kızıştırmaya çalışıyor. Bu durum siyonistlerin son saldırılarıyla ABD'nin tutumu arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu açık şekilde gözler önüne sermektedir. Hatta, gündemin tamamen Irak meselesine kilitlenmesi sebebiyle uluslararası kuruluşlar, insan hakları kuruluşları vs. de Filistin'de yürütülen katliama, yıkımlara, saldırılara sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Bu sessizlik de işgalcilerin cüretkarlıklarını artırıyor. Medya organları da bu olayları basit haberlerle geçiştiriyor. Sürekli, Körfez'de çıkması muhtemel bir savaş gündemde tutulurken, bütün haber bültenleri bu konuya tahsis edilirken Filistin topraklarında fiilen devam eden, her gün onlarca insanın öldürülmesine, onlarcasının yaralanmasına, onlarcasının esir alınıp II. Dünya Savaşı'nda kurulmuş temerküz kamplarından daha kötü durumdaki esir kamplarına götürülmesine, insanların evlerinin başlarına yıkılmasına, yahut soğuk kış günlerinde evsiz barksız bir şekilde sokağa atılmalarına sessiz kalınıyor. Apaçık bir soykırım, vahşi bir saldırı ve iğrenç bir savaş dikkatlerden kaçıyor.

Aslında İsrail'in elinden gelse çok daha fazlasını yapacak. Ama siyonist devletin işgal güçlerinin savaş ve saldırı konusundaki cesaretlerini Filistinlilerin her şeyi göze alarak yürüttükleri direnişleri kırıyor. Örneğin 19 Şubat 2003 tarihinde Gazze'de Şuca'iyye ve et-Tuffah mahallelerine giren işgalcilerin altı tanklarının, iki zırhlı araçlarının, bir askeri nakliye araçlarının imha edilmesi ve birçok askerlerinin öldürülmesi onları geri çekilmeye zorladı. O gün ilerlemekte zorlanan işgal güçleri 22 Şubat Cumartesi günü Beyti Hanun'a yönelik bir saldırı başlattı. Ama orada da birkaç tankları imha edildi ve bazı askerleri öldürüldü. Ayrıca bu saldırılara cevap olarak Filistinli direnişçiler bazı yahudi yerleşim merkezlerine roket fırlattılar. Tabii tankların imha edilmesi ve bazı askerlerin öldürülmesi askerlerin, roketlerin fırlatılması da Filistinlilerden zorla gasp edilmiş arazilerin üzerine kurulu yerleşim merkezlerine iskan edilen işgalci göçmenlerin kalplerine korku saldı. Bundan dolayı Şaron yönetimi operasyonu genişletme planını uygulamakta zorlandı. Aksi takdirde dünyanın sessizliği, bütün gündemin Irak'a kilitlenmiş olması onun için bulunmaz bir fırsattı. Eğer sözünü ettiğimiz direniş eylemleri olmasaydı, Şaron söz konusu fırsatı sonuna kadar değerlendirecek ve Cenin'de gerçekleştirdiği katliamın belki iki katını belki de daha fazlasını gerçekleştirmeye kalkışacaktı.

Tehditlerin Ortadan Kaldırılması

İsrail işgal devletinin, Irak'a yönelik bir operasyondan beklediklerinin en önemlilerinden biri de bölgede kendisine yönelen tehditlerin ortadan kaldırılmasıdır. Bugün Irak her ne kadar eli kolu bağlı halde olsa da İsrail işgal devleti onu ve elinde halen var olduğu düşünülen birtakım füzelerini kendisi için ciddi bir tehdit olarak görmektedir. İşgalci siyonistleri endişelendiren en önemli tehditlerden biri de İran'dır. Ayrıca İran, ABD ile herhangi bir işbirliği yapmadığından İsrail, onun silah gücü ve operasyon imkanları hakkında yeterince bilgi sahibi olamıyor. Bu arada İran'ın nükleer enerji alanına girmiş olması da işgalci siyonistleri korkutuyor. Bu yüzden ABD'nin Irak'a girerek Saddam yönetimini tamamen tasfiye etmesini, elindeki silahları tümüyle kontrol altına almasını, ardından da İran'a yüklenerek ya onun elindeki silahları da etkisiz hale getirmesini, ya da ondan İsrail'e yönelecek tehditlere karşı bir savunma kalkanı oluşturmasını istiyor. İşgalci siyonistler Amerika'dan, sadece Irak'tan ve İran'dan değil başta Suriye olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerden de kendisine yönelebilecek tehditleri kontrol altına almasını beklemektedirler.

İsrail'i Himaye Edecek Tehdit Gücü

İsrail'in önemli bir beklentisi de Amerika'nın Irak topraklarında oluşturacağı askeri üs vasıtasıyla kendisini himaye edecek bir tehdit gücü oluşturmasıdır. İsrail, Amerika'nın Irak topraklarına yerleştireceği askeri gücün ve burada kuracağı üssün kendisinin geleceğini tehdit edecek bütün bölgesel güçlerin üzerinde bir çekiç gibi duracağını ummaktadır.

Filistin Davasını Tasfiye

İsrail'in bir beklentisi Irak'a yönelik işgal süreciyle birlikte Filistin davasını da tasfiye sürecinin başlatılmasıdır. Bu yöndeki faaliyetler fiili olarak başlatılmıştır. Bir yandan işgalci İsrail yukarıda sözünü ettiğimiz saldırıları sürdürürken diğer yandan Londra'da yürütülen görüşmelerde Filistinlilerin silahtan arındırılması ve mültecilerin yurtlarına dönüş haklarından vazgeçmelerinin sağlanması konuşuluyor. İlginçtir ki Filistin özerk yönetimi de Londra'da yapılan pazarlıkların etkisiyle Filistin'deki direniş gruplarına silahlı direnişi bırakmaları çağrısında bulundu. Oysa yukarıda da ifade ettiğimiz üzere eğer ki Filistinlilerin silahlı direnişi olmasaydı, dünya gündeminin Irak meselesine kilitlenmesi sebebiyle oluşan dumanlı havada İsrail işgal devletinin Gazze'de gerçekleştireceği saldırılarda kan gövdeyi götürebilirdi.

Londra'da ABD ve İngiltere'nin himayesinde yürütülen görüşmelerin mahiyeti ve konuşulan konular, Irak'ı işgal etmeye hazırlanan emperyalist güçlerin bir yandan da Filistin dosyasını İsrail'in arzularına uygun bir şekilde kapatma çabası içinde olduklarını gösteriyor. Bunun için öncelikli olarak mültecilerin Irak topraklarına yerleştirilmesi ve böylece yurda dönüş davalarının üstüne bir kalem çekilmesi, ardından Filistin'deki direnişçilerin silahlarının ellerinden alınması ve böylece işgalci askerleri korkutan tehdit unsurunun yok edilmesi, bir sonraki merhalede de karşılarında hiçbir silahlı güç olmadığı için kendilerini rahat hissedecek işgalci askerler vasıtasıyla geniş çaplı operasyonlar düzenlenmesi suretiyle ileride silahlanmaları muhtemel direnişçilerin sürgüne gönderilmesi, ardından da işgalci siyonist devletin istediği tarzda bir anlaşma imzalanması suretiyle Filistin dosyasının tümüyle kapatılması hedeflenmektedir. Ama inşallah Yüce Allah onlara bu fırsatı vermeyecek ve Filistinli direnişçiler de işgal devam ettiği sürece silahlarını bırakmayacak, direnişe devam edeceklerdir.

Ortadoğu'yu Yeniden Yapılandırma

İşgalci siyonistlerin bir beklentileri de Ortadoğu'da gerçekleştirilecek yeniden yapılandırma ile mevcut haritanın ve yönetimlerin değiştirilmesidir. Bu yeniden yapılandırmanın temel hedeflerinden biri İsrail'i meşrulaştırma sürecinin hızlandırılmasıdır. Bu yolla aynı zamanda ABD ve İsrail'le işbirliğine daha fazla mahkum edilmiş yönetimlerin iş başına getirilmesi ve böylece İsrail'in artık kabul edilmesi zorunlu bir realite olarak gösterilmesi hedeflenmektedir. Bu yeniden yapılandırma yoluyla İsrail işgal devletine yönelebilecek, boykot, ambargo gibi ekonomik tehditlerin de tamamen ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.

Kuzey Irak'a Yerleşme Planı

İsrail'in önemli bir beklentisi de Kuzey Irak'a yerleşme planıdır. Bu konuda bir "Alternatif İsrail" projelerinin olduğunu biz daha önce değişik vesilelerle gündeme getirmiştik. Bizim bu konudaki uyarılarımızın çok fazla yankı bulmadığını gördük. Ama gelişmeler ve özellikle son günlerde Amerika'daki bazı yayın organlarına yansıyan açıklamalar siyonistlerin Kuzey Irak'la ilgili önemli planlarının olduğunu biraz daha gün yüzüne çıkardı. Siyonistler daha şimdiden Kuzey Irak'la yahudiler arasında bir tarih ve kültür bağı kurma çabaları içine girdiler. Bu çabalar ileride o bölgeyle ilgili olarak ortaya atılacak iddiaların ve "sahiplenme" çalışmalarının alt yapısını oluşturmaktadır. Bütün bu gelişmeler bizim uyarılarımızın isabetli ve haklı olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Büyük İsrail'e Giden Yol

Siyonistlerin Kuzey Irak'la ilgili planları aynı zamanda "Büyük İsrail"e giden yolun en önemli parçasını oluşturmaktadır. Siyonistlerin bu ideallerinden vazgeçtikleri sanılmasın. Bu ideal siyonizmin canlı tutulmasında kullanılan en önemli etkendir. Bu idealden vazgeçilmesi siyonist yürüyüşte geriye dönüşün başlaması anlamına gelir.

Türkiye Bakalım Ne Yapacak?

Bütün bu saydıklarımız Irak'a yönelik operasyonun aslında Türkiye açısından da tehdit oluşturacak önemli planların uygulamaya geçirilmesine kapı açma amacı taşıdığını göstermektedir. Bu gerçekleri Türkiye'deki yönetimin anlayabilmesi, biraz uzağı görebilmesi ve tavrını da ona göre belirlemesi gerekir. Meseleyi basit bir para pazarlığına dönüştürmek Türkiye'deki yönetim açısından oldukça kötü bir imaj oluşmasına yol açmıştır.