Vahdet, Kasım 1996
Yahudiler bugünkü Mescidi Aksa'nın yerinde daha önce, Süleyman heykeli diğer adıyla Siyon mabedi adını verdikleri bir mabedin bulunduğunu ve bu mabedden bugün geriye kalan tek şeyin kendilerinin Ağlama Duvarı, Kudüs Müslümanlarının ise Burak Duvarı olarak adlandırdıkları duvar olduğunu ileri sürmektedirler. Bu yüzden Mescidi Aksa'nın mevcut şeklini yıkarak daha önce yerinde bulunduğunu ileri sürdükleri Siyon Mabedi'ni inşa etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu amaçla Mescidi Aksa'nın bulunduğu Doğu Kudüs'ü işgal ettikleri tarihten buyana bu mescide yönelik çeşitli saldırılar gerçekleştirdiler. Bu saldırılarda çok sayıda ölen ve yaralanan oldu.
Mescidi Aksa'yı yıkma girişimlerinin sebep olduğu ve geçtiğimiz Eylül ayında yaşanan olaylarda da yetmişten fazla Müslüman şehid edildi. İki bine yakın Müslüman da yaralandı. Yaralananlardan durumları ağır olanlardan bazıları daha sonra hastanelerde hayatlarını kaybettiler.
İşin gerçeğinde Siyon mabedi veya Süleyman heykeli hikayesi dini bir gerekçeyle değil dünya yahudilerinin önüne ortak bir ideal koymak amacıyla ileri sürülmüş hikayedir. Uluslararası siyonizm ve onun teşkilatlı yapısı durumundaki İsrail, dünya yahudilerini böyle bir ideal etrafında toplayarak onları daha faal hale getirmeyi ve dayanışma içine sokmayı amaçlıyor. Yani "Süleyman Heykeli İdeali" uluslararası siyonizm tarafından dünya yahudileri için bir muharrik güç olarak değerlendirilmek istenmektedir. Siyonizm aynı zamanda bu ideali Yüce Allah'ın haklarında: "Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır." (Haşr, 59/14) diye buyurduğu dünya yahudilerini belli bir ideal etrafında birleştirebilmek için kullanmayı amaçlıyor.
Siyonistlerin bu politikaları karşısında Müslümanların var olan bir gerçeğe, gün gibi ortada duran bir hakka sahip çıkmada acizlik göstermemeleri gerekir. Mescidi Aksa davasının bütün dünya Müslümanlarının ortak davaları olduğunu unutmamak zorundayız. Bu sorun sadece Filistinlileri ilgilendiren yöresel bir sorun olarak kabul edilirse bundan siyonistler cesaret alır. Ayrıca Mescidi Aksa kıyamete kadar gelecek bütün Müslüman nesillerin omuzlarında bir emanettir. Bu emanetin zarar görmesi durumunda bütün dünya Müslümanları sorumlu tutulacaklardır.
Mescidi Aksa herhangi bir cami değildir. Bu kutsal mabed Müslümanların ilk kıbleleri ve harem mescidlerin üçüncüsüdür. İslam'daki yeri ve önemi dolayısıyla Resulullah (s.a.s.) bu camiyle özel olarak ilgilenilmesini istemiştir. Yüce Allah da, Resulullah (s.a.s.)'ın bir gece Mescidi Haram'dan Mescidi Aksa'ya yürütülmesinden söz ederken de bunun sebebini şu şekilde ifade etmektedir: "Kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için..." Demek ki Mescidi Aksa, Allah'ın yeryüzündeki önemli ayetlerinden biridir ve Yüce Allah bu ayetini Peygamberine göstermek için onu bir gece Mescidi Haram'dan buraya yürütmüştü.
Mescidi Aksa'nın ilk yapılış gayesi buranın, vahyin gereklerine göre Allah'a kulluk edilmesi için bir mekan olarak kullanılmasıydı. Tarihte bazı toplumların bu yeri amacı dışında kullanmış olmaları oranın artık yapılış amacı dışında kullanılmasının doğal olduğunu göstermez. Nitekim, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamber olarak gönderilmesinden önce Ka'be de Mekke müşrikleri tarafından amacı dışında kullanılmaya başlanmıştı. Ancak Resulullah (s.a.s.) Mekke'yi fethettikten sonra burayı bütün putlardan temizleyerek ilk yapılış amacı doğrultusunda kullanılmasına imkan sağladı. Yüce Allah da kıyamete kadar müşriklerin oraya yaklaşmalarını yasakladı.
Mescidi Aksa da, Kudüs'ün Hz. Ömer (r.a.) tarafından fethedilmesiyle birlikte asıl kimliğine ve fonksiyonuna kavuşturulmuştur. Kıyamete kadar da bu kimliğini ve fonksiyonunu korumak tevhid inancına sahip Müslümanların üzerinde önemli bir sorumluluk ve görevdir. Bu görev ve sorumluluğun yerine getirilmesinde gösterilecek ihmalkarlık büyük bir vebal yükünün yüklenilmesine yol açacaktır.
Bugün Filistin topraklarında, Mescidi Aksa'yı korumak için siyonist işgalcilerin karşısında kahramanca mücadele eden ve bu uğurda canları dahil her şeylerini feda etmekten çekinmeyen Müslümanlar gerçekte ümmetin şeref ve onurunu savunmaktadırlar. Dolayısıyla ümmetin onlara sahip çıkması gerekir. Ama ne yazık ki, onlar bugün kendilerini siyonist işgalciler karşısında yalnız hissediyorlar. Belki de bu yalnızlık onların yüreklerinde, siyonist saldırganların attığı kurşunlardan daha derin yaralar açıyordur. Onların bu yaralarının sarılabilmesi ve kendilerini işgalciler karşısında güçlü hissetmelerinin sağlanabilmesi için yanlarında yer almamız gerekiyor.
En son olaylarda birçok Müslüman Mescidi Aksa'yı savunma uğrunda canını feda ederek şehadet şerbetini içti. Ancak onların geriye bıraktıkları dul hanımları ve yetim çocukları Müslümanlara emanettir. Bu emanete gereği gibi sahip çıkılmalıdır. Aksi takdirde o yetim çocuklar ve dul kadınlar Allah katında bizden hesap sorabilirler.
Bugün Mescidi Aksa ağlıyor!
Mescidi Aksa siyonist işgalciler tarafından sürekli rahatsız edilmekten, sürekli işkenceye maruz bırakılmaktan dolayı ağlıyor.
Mescidi Aksa, etrafında suçsuz günahsız çocukların kollarının kırıldığına, masum ailelerin evlerinin yıkıldığına, Yüce Allah'ın insanlık için seçmiş olduğu din olan İslam dinine mensup insanların ibadetlerini gönül rahatlığı içinde yerine getiremediklerine şahit olmak zorunda kalmasına ağlıyor.
Mescidi Aksa, birtakım kimselerin Filistin halkı adına ortaya çıkarak kendisine karşı siyonist işgalcilerle işbirliği yapmalarına, dünya Müslümanlarının da bütün bu oyunları seyretmesine, hiçbir duyarlılık göstermemelerine ağlıyor.
Hepsinden de önemlisi Mescidi Aksa, Müslümanların kendisini siyonistlerin esaretinden kurtarmak için ciddi bir gayret göstermemelerine ağlıyor.
Likud Partisi lideri Netanyahu iktidara gelmesinden sonra bu mukaddes mabedi yıkma amacına yönelik çalışmalarını açıktan yürütmeye başladı. Ancak doğrudan bu mescidi yıkma amacı taşıdığını söyleyerek değil daha başka kılıflar uydurarak. Bu çerçevede geçtiğimiz Eylül ayında Mescidi Aksa ile Hz. Ömer Camisi'nin içinde bulunduğu haremi şerif bölgesinin altından geçen tünelin açılışını yaptı. İşgal yönetiminin iddiasına göre tünel ulaşım amacıyla kullanılacaktı. Oysa 600 bin nüfuslu Kudüs şehrinde yer altından ulaşım yolları açılması için ihtiyaç olmadığı ortadadır. Üstelik nüfus ve trafik yoğunluğunun daha fazla olduğu Batı Kudüs'te yer altından ulaşım yolları açılmasına ihtiyaç duyulmazken haremi şerif altından böyle bir tünel kazılmasına sadece ulaşım amacıyla ihtiyaç duyulduğu iddiası hiç de inandırıcı değildir. Olayın çelişki oluşturan bir diğer yanı ise kazıların önce arkeolojik araştırmalar amacıyla yapıldığı ileri sürülürken herhangi bir arkeolojik esere rastlanamayınca "ulaşım" kılıfına başvurulmasıdır.
İşin gerçeğinde bu tünel Mescidi Aksa'nın altında bir oyuk oluşturarak bu mukaddes mabedin kendiliğinden yıkılmasına yolaçmak, yahut fanatik yahudilerin tünele bomba yerleştirmelerine fırsat vererek mescidi alttan yıkmaktır. Yukarıda sözünü ettiğimiz olaylarda fanatik yahudilerin girişimlerinin Müslümanların direnişleri ve mücadeleleri dolayısıyla başarısız kaldığını dile getirmiştik. İşte işgal rejiminin, bizzat bu mescidin içine girerek amaçlarını gerçekleştirme imkanı bulamayan fanatiklere, yer altından tünel kazarak bu imkanı sağlamak istemiş olması kuvvetli bir ihtimaldir.
Kudüs Müslümanları söz konusu tünelin ne amaç için kazıldığını çok iyi bildiklerinden Mescidi Aksa'ya yönelik siyonist emellerin önünü kesmek gayesiyle ayağa kalktılar. Siyonist işgal rejiminin tünel açma olayından sonra başlayan ve "Mescidi Aksa Direnişi" adını verebileceğimiz son başkaldırı hareketinde başı çeken yine İslami hareketti.
Müslümanlar mukaddes mekanlarını korumak için sokaklara dökülmekte haklıydılar. Ancak karşılarında hiçbir insani değere saygı duymayan, hiçbir kural tanımayan, ayakta kalabilmek için saldırganlık ve vahşetin her yoluna başvurmaktan çekinmeyen bir işgal saltanatı vardı. Bu yüzden Müslümanlar birbirleri ardından şehid edildiler veya yaralı olarak hastanelere kaldırıldılar.
Görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre İsrail askerleri attıkları kurşunlarıyla Müslümanların özellikle kafalarını ve göğüslerini hedef alıyorlardı. Bu da siyonist işgalcilerin ayaklanmayı bastırmaktan çok Müslümanları topluca katletmek amacıyla silah kullandıklarını gösteriyordu.
İşgal yönetimi olayların sıcaklığının devam ettiği 27 Eylül Cuma günü de Cuma namazı esnasında Mescidi Aksa'yı 4000 askerle kuşatmaya aldı. Bu kuşatma esnasında, namaz kılan Müslümanların kafalarına kurşun sıkan siyonist askerler 12 Müslümanın şehid olmasına bir çoklarının da yaralanmasına sebep oldular. Cuma günü gerçekleştirilen saldırıda şehid edilenlerle birlikte Müslümanlardan ölenlerin sayısı yetmişi aşarken yaralananların sayısı da iki bine yaklaştı. Yaralananların bazıları da daha sonra hastanelerde hayatlarını kaybettiler.
Siyonistler Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırabilmek için bu kutsal mabede yönelik çeşitli saldırılar gerçekleştirdiler. Bunlardan bazıları hakkında kısa bilgiler vermek istiyoruz:
21 Ağustos 1969'da Denis Ruhan adlı fanatik bir yahudi Mescidi Aksa'yı yakma girişiminde bulundu. Nisan 1980'de ünlü yahudi terörist Meir Kahane, Mescidi Aksa'nın bir yerine bol miktarda patlayıcı madde doldurarak bunu patlatmaya teşebbüs etti. 8 Nisan 1982'de fanatik bir siyonist terör örgütünün mensupları Kah diye bilinen diğer bir siyonist terör örgütüyle işbirliği yaparak Mescidi Aksa'nın ana girişine bol miktarda patlayıcı madde yerleştirdiler. Ancak bu patlayıcı madde cami görevlileri tarafından patlamadan ortaya çıkarıldı. 10 Nisan 1982'de Meir Kahane taraftarlarından bir grup yahudi terörist zorla Mescidi Aksa'ya girmek istedi. Cemaatin ve cami görevlilerinin engel olması üzerine çıkan çatışmada cami korumalarından iki kişi öldürüldü. 21 Mart 1983'te Mescidi Aksa'ya gizli bir yoldan girmek için tünel açıldığı tesbit edildi. Ancak tünel tamamlanamadan ortaya çıkarıldığı için teşebbüs başarılı olamadı. 27 Şubat 1984'te bir grup silahlı yahudi, caminin doğu tarafından Rahmet kapısının yakınından içeri girmek istedi. Ancak cami koruma görevlileri onların içeri girip bir katliam gerçekleştirmelerini önlediler. 14 Ocak 1986'da Knesset (İsrail parlamentosu) üyesi bazı parlamenterler askerlerin koruması altında Mescidi Aksa'ya girmek istediler. Ancak İslami Hareket mensubu gençler cami kapılarında barikatlar oluşturarak onların içeri girmelerini önlediler. Birkaç kez girişimde bulunan parlamenterler Mescidi Aksa'nın içine girmeyi başaramayınca geri dönmek zorunda kaldılar. Fakat bu olaydan sonra cami dışında işgalci askerlerin Müslüman gençlere saldırmasıyla başlayan çatışmalarda çok sayıda genç yaralandı. İsrail yönetimi bu sabotajları düzenleyenleri genellikle "deli" diye niteleyerek ilk sorgulamadan sonra serbest bıraktı.
Eylül 1996 olayları öncesinde gerçekleştirilen saldırıların en geniş çaplısı da 8 Ekim 1990 tarihinde gerçekleştirilen ve 30 Müslümanın şehid edilmesine, 800 Müslümanın da yaralanmasına yolaçan saldırıdır. Tarihe "Kudüs katliamı" olarak geçen bu saldırı, siyonist İsrail yönetiminin bazı fanatik yahudi gruplarını kışkırtması sonucu gerçekleştirildi. Siyonist devlet o dönemde Körfez krizi dolayısıyla dünya kamuoyunun dikkatlerinin Körfez tarafına çevrilmesini bir fırsat olarak değerlendirip terörist yahudileri kışkırttı. Polisler de bu yahudilere yardımcı oldu ve sözünü ettiğimiz büyük katliam gerçekleştirildi. Bu saldırının asıl amacı ise Mescidi Aksa'nın bazı bölümlerini yıkmak ve zaman içinde tamamını yıkabilmek için ilk adımı atmaktı. Ama Filistinli Müslümanlar bu kutsal mabedi canlarıyla savunarak siyonistlere orayı yıkma fırsatını vermediler.
Siyonist işgalciler son birkaç yıldır Mescidi Aksa'yı yıkabilmek için farklı bir metod izliyorlar. Eski yahudi eserlerini ortaya çıkarmaya çalıştıkları gerekçesiyle Mescidi Aksa çevresinde ve altında kazılar yapıyorlar. Bu kazıların asıl amacı ise mescidin temellerinin altında boşluklar oluşturulması, temellerinin dayandığı kayaların tahrib edilmesi ve böylece mescidin kendiliğinden yıkılmasına yolaçılmasıdır. Kudüs İslami Vakıflar Meclisi Kasım 1994 sonlarına doğru yaptığı açıklamada, Yasir Arafat'ın liderliğindeki özerk yönetimin işbaşına getirilmesinden sonra Mescidi Aksa çevresindeki kazıların daha da yoğunlaştığını ifade etmişti. Adı geçen meclisin açıklamasında Mescidi Aksa'nın bitişiğindeki Ağlama Duvarı çevresinde yapılan kazıların mescidin bazı duvarlarını tehlikeye soktuğu vurgulanıyordu. İslami Vakıflar Konseyi yetkililerinin verdiği bilgilere göre siyonist arkeoloji uzmanları Mescidi Aksa'nın dayandığı kayaları parçalamak amacıyla kazılarda kimyasal madde de kullanıyorlar ve bunu kayaları parçalama işlemlerinin dışarıdan duyulmamasını sağlamak amacıyla yapıyorlar. Kazılarda kimyasal maddelerin kullanıldığı bizzat siyonist yetkililer tarafından da itiraf edilmiştir. Bu arada şimdiye kadar yapılan kazıların, Mescidi Aksa'nın dış kısmındaki bazı duvarlarının yıkılmasına yolaçtığını hatırlatalım. Ayrıca Mescidi Aksa altında yapılan kazıların Kubbetu's-Sahra'yı da tehdit ettiğine dikkat çekmekte yarar görüyoruz.
Tanınmış tefsir alimlerinden Kasımi, Mescidi Aksa'nın ismi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Aksa kelimesi "en uzak" anlamındadır. Mescidi Aksa da Mekke'ye olan uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır."
Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa'nın ilk şekli, tarihi kayıtlara göre Hz. Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilmiş ancak tarih boyunca çeşitli değişimlere uğramıştır.
Kudüs şehri, M. Ö. 586'da Babil kralı Buhtunnasr tarafından yerle bir edildi. Bu tahribatta Mescidi Aksa'nın ilk şeklinin de yıkıldığı sanılmaktadır. O zaman burada yaşayan yahudiler de Babil'e sürgün edildiler. Kudüs'ün M. Ö. 538'de Perslerin eline geçmesinden sonra Mescidi Aksa'nın Hz. Süleyman (a.s.) zamanında yapılmış şekline uygun olarak yeniden inşa edilmesine fırsat verildi.
Kur'an-ı Kerim'den anlaşıldığına göre Hz. Zekeriyya (a.s.) ve Hz. Yahya (a.s.) burayı bir mescid olarak kullanmışlardır. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Bunun üzerine (Zekeriya a.s.) mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah ve akşam tesbih edin" diye işaret etti." (Meryem, 19/11) Burada kastedilen mescid, Mescidi Aksa'dır. Bir başka ayeti kerimede şöyle buyurulur: "Onun (Zekeriyya (a.s.)'ın) mihrabda namaz kılmakta olduğu sırada melekler kendisine, "Allah sana, Allah katından olan Kelime'yi doğrulayıcı, efendi, kendine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdelemektedir" diye seslendiler." (Ali İmran, 3/39) Bu ayeti kerimede mihrab denirken kastedilen mekan da Mescidi Aksa'dır. Hz. Meryem'in büyüdüğü mekanla ilgili olarak da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Rabbi onu (Meryem'i) güzel bir kabulle kabul etti; güzel bir şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını Zekeriyya'nın yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu mabede girse yanında yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?" derdi. O da: "Allah'ın katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir" derdi." (Ali İmran, 3/37) Burada sözü edilen ma'bed Mescidi Aksa'dır. Buradan Hz. Meryem'in çocukluğunun Mescidi Aksa'da geçtiğini anlıyoruz.
Bütün bu ayeti kerimelerden anlıyoruz ki, Mescidi Aksa da Mescidi Haram gibi sırf Allah'a ibadet görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş bir mabeddir. Ancak nasıl Mescidi Haram çevresindeki insanlar sapıtarak o mübarek mabedi amacı dışında kullandılarsa, geçmişte Mescidi Aksa çevresinde yaşayanların da vahiy çizgisinden uzaklaşarak Allah'a kulluk görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş binaları amacı dışında kullandıkları olmuştur. Fakat peygamberler, insanların inanç ve gidişatlarını düzeltmekle görevlendirildikleri gibi Allah'a kulluk görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş mekanları asıl kimliklerine kavuşturmakla da görevlendirilmişlerdi. Bundan dolayı Resulullah (s.a.s.) ilk etapta Mekke'yi fethederek Ka'be'yi putlardan temizlemek için büyük çaba harcadı. Bunu kendi sağlığında gerçekleştirdi. Mescidi Aksa hakkında ise vasiyette bulundu ve şöyle buyurdu: "Oraya (Mescidi Aksa'ya) gidin ve içinde namaz kılın." -Hadisin ravisi dedi ki: "O zaman burası Daru'l-Harb'di (yani Müslüman olmayanların hakimiyeti altındaydı)."- (Resulullah (s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti): "Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin." (Ebu Davud, Kitabu's-Salat, 14) Burada zeytinyağı bir semboldür. Yapılması istenen ise buraya tevhid bayrağının dikilmesi suretiyle o mekanın gerçek kimliğine kavuşturulmasıydı.
İşte Resulullah (s.a.s.)'ın bu vasiyyeti dolayısıyla Müslümanların ilk halifesi Hz. Ebu Bekir (r.a.) Yemen tarafındaki sorunları çözüme kavuşturduktan sonra İslam topraklarını Kudüs yönüne doğru genişletmiş ve Hz. Ömer (r.a.) de M. 638 yılında Kudüs'ü fethetmeyi başarmıştır. Hz. Ömer (r.a.)'in Kudüs'ü fethetmesiyle birlikte Mescidi Aksa da gerçek kimliğine kavuşturulmuş oldu. Vahiy silsilesinin son halkası olan Yüce İslam dinine mensup Müslümanların da kıyamete kadar bu kutsal mabedin kimliğini korumaları zorunludur.